Aynı lisanı konuşup da anlaşamayan siyasetçiler genellikle bizden çıkar.
Terör örgütünün eline kan bulaşmamış militanlarını dağdan inmeye razı edecek “Eve Dönüş Kanunu”na benzer yeni bir düzenlemenin hazırlığı ne zamandır yürüyor.
Başbakan önceki gün Lizbon yolunda, daha önceki kanunun amacına ulaşmadığını ama bu defa Silâhlı Kuvvetler ile yürüttükleri ortak hazırlıktan ümitli olduğunu belli etti.
Dağa çıkanların sayısını önce azaltmak, zamanla sıfırlamak, öte yandan şu anda dağda olanları inmeye ikna etmek...
Umutların temeli vardır. Çünkü PKK artık eskisi kadar dış destek almıyor.
Türkiye uluslararası zeminde haklılığını kabul ettirdiği için Kuzey Irak’ı hedef alan operasyonları sonuna dek yapacak, zaman ilerledikçe baskısını artıracak, o dağlar bölücü canilere dar gelmeye başlayacaktır.
İki muhalefet lideri dün Başbakan’ın açıklamalarına ateş püskürdüler. Baykal ve Bahçeli “Eve Dönüş”ü konuşmanın aymazlık ve teslimiyet olduğunu söylediler.
Terör, Türkiye’yi bölmeye yönelik siyasi bir proje ise böyle bir tehdide karşı daha başka ne yapmak gerekiyor?
TSK yetkilendirilmiştir. Mücadelenin askeri safhası yürümektedir. Bu gücün kullanılmasıyla sağlanacak moral avantaj, terör örgütünü zayıflatacak bir af için niye değerlendirilmesin?
Son itirafçıların anlattıkları operasyonların hızlanmasından sonra PKK içinde panik yaşandığını gösteriyor. Uluslararası alanda ve dağda oluşan yeni şartlardan yararlanmak için liderler niçin buluşup birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar?
Zirvelerdeki gerginlik aşağı katlanarak iniyor.
MHP lideri Bahçeli dün “Büyük şehirlerin bazı semtleri PKK’nın eylem alanı haline dönüştürülmüştür” dedi.
Polisin PKK sempatizanı dediği gruplar İstanbul’da gece 12 özel aracı ateşe verdiler.
Şiddet tohumunun hızlı büyümesi için ne lâzımsa hepsi var bizde. Ayrılıklar üstüne siyaset, cephanelikte ateş dansı yapmaktır.
Partiler uluorta suçlamalar yapacak yerde istedikleri ne; onu söylesinler!
Haksızlık!
Cumhurbaşkanı Gül ne demek istemiş anlayamadık!
Babası Kayseri’de işçiyken kendisinin cumhurbaşkanı olmasını “Türkiye’de sınıfların kırıldığına, eskiden olan ayrımların kalmadığına, Türkiye’nin açık bir toplum haline geldiğine ve demokrasinin sağlamlaşmasına” örnek göstermiş.
Tuhaf... Türkiye’yi şimdiye kadar hanedanlar mı yönetti, yoksa azınlık rejimleri altında mı inliyorduk?
Atatürk’ün babası bir gümrük memuru, sonraki cumhurbaşkanı İnönü’nün babası sorgu hakimi, Bayar’ınki fıkıh hocası, Özal’ınki banka memuru, Demirel’in babası savaş gazisi bir köylü, Sezer’in babası öğretmen değil miydi?
Görüldüğü gibi içlerinde hanedandan biri veya paşa, nazır çocuğu kimse yok.
Seleflerini olduklarından farklı göstererek kendini yüceltmek eski hastalığımızdır ama bir Cumhurbaşkanı’na yakışmıyor.
Gül halkın gözünde ve gönlünde farklılaşmak istiyorsa gerçek başarılara talip olsun!

