Bütün hakların başında yaşama hakkı gelir.
Yaşama hakkının sigortası da güvenliktir.
Tarih kadar yaşlanmış bir denge var: İnsanlar ne kadar güvenlik isterlerse özgürlüklerinden o ölçüde fedakârlıkta bulunacaklardır.
Biz bu teraziyi bile bozduk!
Paslı tüfek elimizde geri tepti!
Terör, gasp, kapkaç gibi suçların korkunç hale getirdiği şehirleri zapturapta alma ihtiyacı bu yılın başında iyice kendini göstermişti. Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu’nda yapılan değişiklikler, AB sayesinde kazanılan iyileştirmeleri aldı götürdü.
Çünkü bir uçtan öbürüne savrulmak bizim huyumuzdur.
Ülke seçim atmosferine girdiği için demokratik savunma reflekslerimiz çalışmadı ve demir yumruk düzeni getiren değişiklik haziran ayında kanunlaştı.
Peki polisin yetkilerini artırmak için özgürlüklerimizden verdiklerimiz bize asayiş olarak geri döndü mü?
Hayır... İstanbul’un bir karakolunda, gözaltında ölüm olarak geri döndü.
İstanbul’un bir parkında içki içilmesine kızan bir polisin ölümcül tekmesi olarak geri döndü.
Dün de İzmir’de gösterdi meşum yüzünü... Kızgın bir polisin tabancasından çıkan mermi oldu ve yirmisinde bir gencin hayatını söndürdü.
İktidar bu yasanın “Avrupa ve öteki gelişmiş ülkelerdeki uygulamalar paralelinde polisin etkinliğini artıracağını” söylüyordu.
Dur-vur olur mu?
Sözde polisin yolda vatandaşı durdurma yetkisini kullanabilmesi için makul bir sebebin bulunması gerekecekti. Ama öyle olmadı.
İstanbul’daki parkta göğsüne polis tekmesi yiyen genç adam ölümü ne kadar hak etmediyse, İzmir’de beynine polis kurşunu yiyen delikanlı da bu muameleye müstahak değildi.
Dur ihtarına uymayan bir araç, hangi gelişmiş ülkede kurşun yağmuruna tutuluyor?
Ağır suçlama ile plakası ihbar edilmiş bir araç olsa neyse; bu öyle de değil.
Durmaması, içkili yakalanma korkusu olabilirdi, nitekim o ihtimal ağır basıyor. İçkili araç kullanmanın cezası da ölüm değildir!
Üst üste gelen talihsiz olaylar bize, özgürlüğümüzden katlanacağımız fedakârlığın güvenlik ve asayiş getirmediğini öğretiyor.
Polis suç işlerse
Hatayı, enine boyuna düşünmeden polisin yetkilerini haziran ayında artırmakla yaptık.
Şimdi yeni bir tepki düzenlemesi ile verilen yetkilerin geri alınması yoluna gitmek yanlışı katmerli hale getirmek olacaktır.
Benimsenmesi gereken yol, yetkilerini aşan, suç işleyen polislerin mutlaka ibret verecek şekilde cezalandırılmalarıdır.
Oysa biliyoruz ki polis amirleri astları üstünde disiplinle değil, çoğu zaman suçları örtbas etmek suretiyle otorite kurabiliyorlar.
Bir önemli tedbir de, silâh taşıyan bu kamu görevlilerinin işe alınışında kişilik bozukluğu ile ilgili sorunları var mı, çok iyi araştırmak...
Hukukun üstünlüğü çağında yaşıyoruz. Kanun devleti bile ayıp sayılıyor. Biz polis devleti mi olacağız!
Polis devleti çok ayıp olur!
Haberin Devamı

