Sınıra sevkedilen askerlerden biri gazetecilere el sallıyordu. Avcunun içinde kına...
Kına adanmışlığı simgeler. Eline kına yakarak askere giden bu gençleri Allah korusun.
Onlar var oldukça bu vatan sapasağlam, tek parça kalacak, bu bayrak da sonsuza dek inmeyecektir.
Geride kalanlara düşen vicdan borcu, bu fedakâr vatan evlâtlarına lâyık olmanın gerektirdiği erdemleri, sorumlulukları sahiplenmektir.
Kendini savunan devletle insanlara boyun eğdirmek uğruna bebekleri bile öldürebilen terör unsurları arasında demokratlık adına tarafsız rolü oynamaya kalkanlar, bırakın öteki değerleri, her şeyden önce insanlık değerlerine ihanet içindedirler.
Teröre karşı hiç fire vermeden tek yumruk haline gelmek, bu milletin herhangi bir uyarı beklemeden gerçekleştirdiği doğal tepkisi olmalı.
Mesela bebek katili, dağdaki avanesini yönetecek talimatları ulaştırmak için haberci ararken posta güvercini bile bulamamalı.
Ama bulmuş... Adalet Bakanı Şahin, bebek katiline cezaevinden örgüte talimat gönderdiği gerekçesiyle iki kez hücre cezası verildiğini açıkladı.
Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar ağır bir ihmal, bu kadar korkunç bir günah, bu kadar utanç verici bir rezalet yaşanamaz.
Kırk bine yakın insanın hayatını yitirmesinden sorumlu bir katil, eğer lânetli örgütünden izole edilemeyecekse Marmara Denizi’nin ortasında niçin “özel emanet” muamelesi görerek bakılıyor?
Orada, örgütüne avukatları eliyle talimat göndermesine mani olacak bir devlet mutlaka bulunmalı.
Eğer yoksa, kınalı kuzularını sınıra gönderen annelere söylenecek söz de olamaz.
Siyasetçiler şehit cenazelerine gidecek yerde bu görevlerini yapsınlar!
Seçkin savaşçı
Başbakan’ın bir dediği bir dediğini tutmuyor.
Başbakanlar kritik dönemlerde bazen bilgi ile oynarlar ama bizimki dün bu hakkını abarttı. Neyse...
Birbiri ile çelişen açıklamaları, sınır ötesi operasyon için bilgi ve iznini beklemeyi kabul ettiğimiz Amerika’nın bizi oyalamaya devam ettiğini düşündürüyor.
Çok yakında “Kış bastırdı baharı bekleyelim” derlerse şaşmayalım.
Bizce bundan daha kötüsü, önümüzdeki beş ayı boşa geçirmektir.
Hakkâri’de görev yapan Emekli Tümgeneral Pamukoğlu dün Neşe Düzel’e “Sonunda PKK’yla mücadeleyi seçkin savaşçılar yapacak. Bu iş düzenli orduyla olmaz. PKK’yı otuz yıldır aynı adamlar yönetiyor. Karşısında senin yeni askerin var” diyordu.
Bu tespitler yürünecek yolu da gösteriyor.
Önümüzdeki bahara kadar profesyonellerden oluşan özel birlikler hazır olmalı, savaş kazanılana kadar savaşçılar da, komutanları da değiştirilmemelidir.
Çünkü sonuçta bu iş sınırlarımızın dışında değil içinde bitirilecek.

