İstemeden...

Haberin Devamı

Terörist başı Marmara’nın ortasındaki adadan aylardır “gel gel taktiği” uyguluyor.
Hükümeti toplumsal öfkenin önüne katıp ABD ile kafa kafaya getirmek amacıyla Kuzey Irak’a asker göndermeye tahrik ve teşvik ederken bir yandan da DTP’yi kapattırmak için uzaktan kumanda ettiği parti yöneticilerine suç işlettiriyor.
Irak’a girmek iktidarın iradesine bağlı olduğu için “gel gel taktiği” o alanda işe yaramamıştır. Ama öbür tuzağı geçersiz kılmak tek başına iktidarın elinde değil.
Nitekim gördük... Başbakan bir gün önce “Seçimle gelmiş milletvekilleri parlamento dışı kalırlarsa onları da dağa gönderirsiniz” demişken dün Yargıtay Başsavcısı, DTP’yi kapattırmak için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.
DTP yöneticileri uzun zamandan beri izleniyor ve partinin başına böyle bir dert açılacağı bekleniyordu.
İddianame DTP’nin, ülkenin ve milletin bütünlüğüne karşı eylemlerin odağı haline gelmiş olduğunu belirtmekle kalmıyor partinin İmralı’da yatan Öcalan tarafından yönetildiğini de söylüyor.
Bu iddiaların gerçeği yansıttığından neredeyse kimsenin şüphesi yok.
Çünkü ülke bütünlüğünü garanti eden Anayasa maddesi “değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler arasında” yer almasına rağmen DTP yöneticileri ve bazı milletvekilleri bu “mukaddes”i devamlı çiğnemişler, deyim yerinde ise “cami duvarını kirletme” ısrarından hiç vazgeçmemişlerdir.
Devlet, “olmak veya olmamak” tercihi ile karşı karşıya getirilmiştir.
Nitekim Başsavcı da bu davayı demokratik hukuk devleti olmanın gereği diye nitelemiştir.
İddianamede bir “mecbur edenler utansın” sitemi eksik!
Oysa son seçimle DTP’nin meclise girip grup kurması ümit yaratmış, sorunlara demokratik tartışma ortamında çözüm aranacağı, böylelikle terör şantajından halkın korunacağı hayal edilmişti.
DTP’li siyasetçiler ne yazık ki bu tarihi fırsatı değerlendirecek onurlu rolü taşıyamadılar.
Ama bebek katilinin şunu bilmesi lâzım:
Hesabı tutmayabilir.
Terör baronlarının “Türkiye’de sistem demokratik diyalogdan anlamaz, güçten, şiddetten anlar” propagandası PKK’nın varlığını meşrulaştırmak amacında eskisi gibi işe yaramayacaktır.
Türkiye PKK’nın terör örgütü olduğunu yirmi yıl Avrupa’ya anlatamadı. Ama AB’ye uyum reformları çerçevesinde tanınan haklara rağmen PKK’nın silâh bırakmaması önemli bir uyanış sağlamıştır.
Tabii asıl kurtuluşu, PKK’nın gerçek yüzünü Kürt kökenli Türk vatandaşlarının görmesi sağlayacaktır.
Çifte standart
Adalet Bakanı Şahin DTP hakkında kapatma davası açıldığını gazetecilerden duymuş.
“Böyle bir haberi almış olmaktan mutluluk duymadım” demiş.
Sekiz erin iade edildiğini öğrendiğinde de “sevinemedim” demişti.
Bundan sonraki günler kendisine müjdeli haberler getirir inşallah!
Neyse, burada önemli olan, haberin dışarıda yaratacağı yankıların bizi ne kadar mutlu veya mutsuz edeceğidir.
Malum, Avrupalılar kuvvetler ayrılığı ilkesini savunurlar. Böyle bir durumda “Bravo Türkiye’ye.. Yargı o kadar bağımsız hale geldi ki Adalet Bakanı bile bir partinin kapatılacağından iddianame çıkmadan haberdar olamıyor” demeleri lâzım.
Ama öyle mi olacak yoksa “Yürütme ile yargı arasındaki ayrılık bu noktaya geldiyse Türkiye’nin iki yakası bir araya gelmez” mi diyecekler? Bekleyelim.

DİĞER YENİ YAZILAR