Amerika işgal ettiği bir toprağa üçüncü bir ülkenin askeri harekât yapmasına rıza gösterebilir mi?Hayır... Çünkü öyle bir durumda “süper güç” iddiasından vazgeçmiş olur.Bunu yapmaz ama Türkiye’nin dostluğundan da vazgeçemez.İşte bu iki tespit, durumu kurtaracak asgari çözümün çerçevesini çizmektedir:Washington Türk özel kuvvetlerinin hava desteğinde, ABD’nin vereceği nokta hedeflere operasyonlar yapmasına yeşil ışık yakacak, yanı sıra Kuzey Irak’taki 10 dolayında PKK elebaşısını Öcalan’a yaptıkları gibi paketleyip Türkiye’ye teslim edecektir.Haberi güvendiğim bir kaynaktan aldım.Mesut Barzani’nin “Hiçbir Kürt’ü vermem” dediğini hatırlattığımda kaynağım o sorunun geride kaldığını anlattı.Kendini Kürt Padişahı olarak görmeye başlayan Barzani, bu cüretinin kaynağı olan Amerika tarafından nihayet uyarılmıştır.Barzani “Hiçbir Kürt’ü vermem” diyor ama Türkiye onları Kürt oldukları için değil terör, cinayet, gasp, haraç, eroin kaçakçılığı, ırza geçme suçları işlemiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları oldukları için istiyor.Bu yaklaşım tarzının etkili olduğu bildiriliyor. İşaretleri de gelmeye başladı dün.ABD Dışişleri Bakanı Rice “Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin sorumluluğunu kullanmasını istiyoruz. Bu bölgeden terör saldırısı yapılması kabul edilemez” dedi.Bir gün önce Mesut Barzani PKK’yı terör örgütü olarak görmediklerini tekrarlamışken dün ikinci adam Neçirvan Barzani “modern dünyada PKK teröristlerinin uyguladığı türden şiddetin yeri olmadığını” belirterek büyük bir tavır değişikliği sergiledi.Amerika, iyi şeyler yapabileceği konusunda güven duyulmayı artık pek hak etmiyor.Ama 5 Kasım her şeye rağmen beklenmeye değer bir umut durağıdır.Dikkat tehlike!Biliyorsunuz, hükümet Hakkâri’deki terör saldırısı ardından yayın yasağı getirmişti.Kanal Türk televizyonu itiraz etti. Danıştay 13. Dairesi itirazı haklı buldu. Yasağın sınırları belirli olmadığı için yayın yasağı iptal edildi.Başbakanlık ısrar etti, yeni bir başvuruda bulundu. Toplanan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Başbakanlık’ın bu başvurusunu da reddetti.Vay sen misin?..Başbakan dün parti merkezinde il başkanlarına hitap ederken, ileride çok pişman olacağından emin olduğumuz korkunç berbat şeyler söyledi.“Hükümetimiz yayın konusunda yasak getirmek istiyor. Hukuki yolları çalıştırıyor. Ama bakıyorsunuz ki bir müracaat bir TV kanalından yapılıyor, malûm (Kanal Türk). Onun üzerine farklı bir kurum (Danıştay) bakıyorsunuz o müracaat doğrultusunda karar alıyor.Bunlar bizi düşündürüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde bunun benzerini göremezsiniz. (...) İşte biz burada başka türlü düşünmeye başlarız. Yani bu, hükümete karşı tavır takınma anlamına gelir!” Başbakan’ın konuşmasındaki en doğru tespit “Dünyanın hiçbir yerinde benzerini göremezsiniz” sözüdür.Evet doğru, bir yüksek mahkemenin başbakan tarafından bu kadar açıkça suçlandığı bir hukuk devletini dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz.Çağdaş bir devlette yargı niçin bağımsız olmalı?.. Başbakan’ın saldırgan tutumu, bağımsız yargının hayati gerekliliğini, dehşet saçan bir inandırıcılıkla ispatlamaya yetiyor.Yargıdan, hukuk devletinden böylesine isyan içinde şikâyetçi bir iktidar, demokrasi güçleri tarafından aralıkssız takibe alınmalıdır.Çünkü bu cüretin biz uyurken ne yapacağını kimse bilemez!
Gençlerimiz bu haksızlığın farkına varmaya başladı. Onlara karşı uygulanan hile, ateşle oynamaktır!Yeni personel alan belediyeler ve birçok kamu kuruluşu, yaş sınırı uyguluyor. Neymiş?.. 27 yaşından gün almamalıymış başvuruda bulunanlar.Eğer aranan yüksek öğrenim görmüş elemansa, bu şart daha Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) kapısında adayların yarısını ıskartaya ayırmayacak mı?İlk ve orta öğretim, o arada dershane, ÖSS, kayıp yıllar, üniversite, erkeklerin askerliği derken KPSS sınavına ulaşabilenlerin çoğu aday niteliğini yaş haddinden kaybediyor.Sınava girip de kazananlara, başvurdukları kurumların önemli bir kısmı sözlü sınav (mülâkat) uyguluyorlar.KPSS sınavına girerken yaşı 25 iken mülâkat basamağına 27’sinde ulaşabilenler, o fırsatı bile kullanamıyor, yaş haddinden dolayı kapıdan çeviriyorlar.Okumuş işsizlerin oranı devamlı yükseliyor. Devlet bu gençleri delikanlılık çağlarında iş talep etmesinler, umutlarını yavaş yavaş yitirsinler, yorulsunlar, kaderlerine razı hale gelsinler diye mi üniversitelerde okutuyor.Yoksa buna okutmak değil de oyalamak mı dememiz gerekiyor?Nüfus kontrolünü dini tutuculuk nedeniyle reddederek halka inadına “Allah ne verdiyse çoğalın” çağrısı yapan sorumlusuzluk böyle bir hileden medet umabilir ama toplumsal vicdanı kandıramaz.Hangi demokratik toplum, kamu kuruluşlarının 27 yaşından büyük vatandaşlarına kapatılmasını kabul edebilir?O zaman 27 yaşını geçenleri askere de almayın!Belediye başkanı, milletvekili, bakan da yapmayın!Danıştay eylül ayında bu uygulamayı hukuka aykırı bulup iptal etmişti.Ama rezalet sürüyor.Galiba iktidarın yalnız yargı ile değil, hakla, hukukla da sorunu var!*****5 KasımÖnümüzdeki dört kritik günün neler getireceğini tahmin edebiliriz.Washington’dan dün gelen haberler Rice’ın tatmin edici bir paket getirmeyeceği gibi Başbakan Erdoğan’ı Beyaz Saray’da büyük hediye paketlerinin beklemediğini de gösteriyor.Buna rağmen Bush yönetimi kamuoyu baskısını hesap ederek AKP hükümetine bir kanal açmıştır.Pentagon sözcüsü dün “Türklere PKK ile savaş çabalarında bol bol istihbarat vererek yardımcı oluyoruz” dedi. Dışişleri sözcüsü de Türkiye’nin tek başına kara operasyonu yapmasına ABD hükümetinin karşı olduğunu tekrarladı.Bu iki bilgi, Erdoğan’ın 5 Kasım’da Bush’tan ne dinleyeceğinin ipuçlarını veriyor. Başkan Bush “Bizim sağlayacağımız istihbaratla nokta hedeflerine hava harekâtları düzenleyerek terör örgütü üstünde baskı kurun, sonuç alınamadığı takdirde yeni çareler arayalım” diyecektir.Bazıları “aspirin tedavisi” diye itiraz edebilir ama bu imkânı etkili kullanmanın önemini küçümsememek lâzım.Yeter ki samimi olsunlar, doğru bilgileri versinler!
Siyaset ve bilim dünyamız, seçkin ve son derece renkli bir simasını kaybetti.Tedavi gördüğü Amerika’da dün 81 yaşında vefat eden Erdal İnönü’ye Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.Batılı bir ülkede olsa şöhretini uluslararası takdir görmüş bilim adamı kimliği ile yapardı. Ama o, İstiklâl Savaşı kahramanı, Garp Cephesi Komutanı, Milli Şef İnönü’nün oğlu olduğu için “dağılmış solu toparlama” misyonu ile çağırıldığı siyasi rol sayesinde popüler gündemin üst sıralarına çıktı.Yirmi yıl kadar önce yaptığımız bir mülâkat sırasında, siyaset havuzuna hınzırca itilmiş gönülsüz kurtarıcı konumunda biri olduğunu, kendine has zekâsı ve espri anlayışı ile hissettirmişti bana.Buna rağmen partilerin yasaklandığı dönemde dağınık haldeki sosyal demokrat hareketin toparlanıp güçlenmesini sağlamak için çalıştı ve başarılı da oldu.Liderler örnek alınan kişilerdir. Ve aynı zamanda onlar, kendilerini takip edenlere doğru işler yaptırırlar.Bu ölçüden bakınca Erdal İnönü’nün sahip olduğu özel yeteneklerin Türkiye modeline uygun bir siyasi lider yarattığını söyleyemeyiz. Siyaseti çok sevmedi. O nedenle koltuğa ihtirasla sarılmadı. Zaten siyaseti de genel başkan koltuğunda otururken bıraktı.İhtirası olsa ve lider olarak partisine damgasını vurabilse siyasetçilere kaynaklık eden sosyal ve kültürel çevre herhalde bugünkünden daha kaliteli olurdu. Nezaket, zarafet ve zekâ horlanmazdı.Eleştirilerinde zarif bir alaycılık İnönü’nün en ayırıcı özelliği olmuştur hep.Biri bir gün lâf dokundurmuş:- Sayın İnönü, sizin için “Norveç’e iyi Başbakan olur” diyorlar.İşte ona yakışan cevap:- “Türkiye’de bu işi beceremiyor” demenin kibarcası herhalde!***Bedelini ödetmek!Talabani meydan okurken kedi gibi, mazeret üretirken fare gibi...Demiş ki: “Yapabileceğimiz şeyi isteyin. Biz Kandil’e gidip 5 bin PKK’lıyı nasıl yakalayalım?” Egemen bir ülke olma iddian varsa, komşu ülkenin canına kastetmiş canileri toprağında barındırmayacaksın. Bunu başaramıyorsan sonuçlarına katlanacaksın!Barzani ile Talabani kadar bizimkilerin de doğruları yerli yerine koymaya ihtiyaçları var. Meselâ Başbakan’ın danışmanı Egemen Bağış da aynı hataya düşüp partinin kitapçığına şunu yazdırmış:“Türk Ordusu Kuzey Irak’a daha önceki yıllarda defalarca girmiş ve maalesef terör belâsı son bulmamıştır.” Olsun...Türkiye’ye yönelik teröre ev sahipliği yapmanın çok ağır bir bedeli olduğunu öğretmek, her saldırıdan sonra bu dersi tekrar tekrar vermek, hem onurumuzu hem güvenliğimizi korumanın şartıdır.PKK’yı Kuzey Irak’tan biz çıkarmayacağız.Her eylemde katil beslemenin bedelini öyle ağırlaştıracağız ki katilleri sonunda Barzani kovacak. Çare budur!
Kriz yönetmekte iktidarın hiç başarılı olmadığını üzülerek izliyoruz.Baksanıza, teröristleri koyunlarında besleyen irili ufaklı muhataplarımız bile yavuz hırsız örneği bize kusur yöneltebiliyor, kendi sorumluluklarını gözlerden kaçırabiliyorlar.Çünkü Türkiye terörün hamilerini resmen itham etmiştir ama kararlılığını tam gösterememiştir.Gösterse, 70 milyonluk bir milletin öfkeyle ayağa kalktığı dönemde bir aşiret reisi böyle küstahlık yapamazdı!Barzani Türkiye’nin kendisini muhatap almamasından gocunuyor. Sahibi olduğunu söylediği topraklarda PKK’nın varlığına katlanan bir yönetim meşru muhatap sayılmayı nasıl isteyebilir?Kozları kullanmakBaşbakan dün 5 Kasım’da buluşacağı ABD Başkanı Bush’a gereken her şeyi söyleyeceğini tekrarladı.Bunu yapabilecek kozlara fazlasıyla sahiptir. Çünkü Türkiye’nin diplomatik kanalları sonuna kadar zorladığını kimse inkâr edemez.Başbakan Türkiye’nin artık “kendi göbeğini kendi kesme noktasına geldiğini” belirttikten sonra PKK terörünün herkes için samimiyet testi olacağını söyledi.Kriz yönetmek iyi yetişmiş devlet adamları ister. Başbakan konuşurken tutarlı bir bütünlük içinde olamıyor.Arkasında bin yıllık devlet geleneği var. “Yeterli danışmanlık alamıyorum” diyemez. Büyük ihtimalle dar çevresindeki adamlarla yürümeyi tercih ediyor ve eksikli kalıyor.Casus gerekmezDünkü konuşması çelişkiler taşıyordu. Bir yerde eyleme geçme noktasına geldiğimizi anlatıyor, hemen sonra “İktidar sorumluluğu hamaset, acelecilik ve dar görüşlülük kaldırmaz” diyordu.Elbette hedefimiz, komşuda beslenen ihanetin asker kullanmaya gerek kalmadan yok edilmesidir. Bu sınavı biz bebek katili Suriye’de beslenirken yaşamış ve başarmıştık.Aynı sonucu elde edebilmek, o zamanki kararlılığın şimdi de gösterilmesine bağlı değil mi?Öyle ama Başbakan konuşmanın başında bu kararlılığı yansıttığı halde sonraki sözleriyle şüpheli bir durum yaratıyor.Türkiye’nin gerçek niyeti ne?Düşmanın elde etmek için çırpındığı bilgi budur. Ama biz gizlilik silâhının gücünü kullanamıyoruz. Düşmanların bizim için casus beslemesine gerek yok!AKP’nin eğitim amaçlı bir belgesinde “Türkiye Kuzey Irak’a girecek mi?” sorusu, Başbakan’ın en yakın danışmanı olan Egemen Bağış tarafından bakın nasıl cevaplanmış:“Halkımız son zamanlarda verdiğimiz şehitlerden sonra duygusal bir hava içine girdi(...) Bu aşamada bunu (sınır ötesi operasyon) öncelikli görmüyoruz.” İnanılır gaf değildir bu.İyi tarafından alırsak... Muhataplarımız, operasyonun baskın etkisini artırmak amacıyla Türkiye’nin rehavet yaratma taktiği uyguladığından şüphe edebilirler.Bin yıllık bir devlet geleneğine bu büyüklükte bir gafı yakıştırmazlar. İnşallah yakıştırmazlar!
Amerika’nın iki, İngiltere’nin üç büyük gazetesi dünkü haberlerini PKK’nın ini olan Kandil Dağı’ndan verdi.Komşu toprağı Türkiye’ye düşmanlığın kaynağı olmuştur. Bu fesat yuvasını “güvenilir bölge” olmaktan çıkarmak yalnız hukukun verdiği bir hak değil ulusal varlığımıza düşmanlık yapmanın bedelini göstermek bakımından haysiyet borcumuzdur.Ama korkumuz o ki geç kalıyoruz.Her geçen gün, katil sürüsünün olduğundan farklı tanıtılmasına yarıyor.PKK’yı maşa olarak kullanan aşiret reislerinin cüretlenmesini sağlıyor.Amerikan ve İngiliz medyasındaki haber ve röportajlar teröristi sempatik gösteriyor. Bu hep böyledir. Gazeteci tekrar geleceği zaman kapı kendisine açık dursun ister, bu yüzden katile katil, teröriste terörist demez.Güneydoğu kırsalında son birkaç gündür süren operasyonlar, terörle mücadele politikasının en isabetli hamlesi olarak görülmelidir.Mesut Barzani İngiliz gazetecilere “PKK sorunu Türkiye’nin kendi meselesidir. Bu meseleyi çözemiyor bahanesiyle bizi suçlamalasını kabul edemem” dedi.CNN yorumcusu Wolf Blitzer de geçen akşam Washington’daki Büyükelçimiz Şensoy’a, Barzani tezine hak veren bir soru yöneltti:“Kendi tarafınızdaki PKK faaliyetlerine son verememişken niçin PKK ile mücadele için Irak’a girmeyi düşünüyorsunuz?” Bu hafta çok önemli.Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush’la görüşeceği 5 Kasım’a kadar yurt içindeki operasyonlarda düşmanın ve iki yüzlü dostların kozlarını kıracak başarılar elde etmek zorundayız.Aksi halde “Türk Başbakanı ‘tutun beni yoksa elimden bir kaza çıkacak’ demeye gelmiş” diye alay ederler bizimle. Başbakan danışmaya değil öneride bulunmaya geldiğini bildirmelidir Bush’a:“Terörün kaynağına darbe indirmeye karar verdik. Kabul ederseniz beraber, yoksa tek başımıza!” *****Şok tedavisi Başbakan bayram mesajında şehitler için şöyle dedi:“Vatanın bağımsızlığı uğruna cephelerde can veren şehitlerimiz neyse terörle mücadelede canlarını feda eden şehitlerimiz de bizler için aynıdır!” Başbakan’ın haberi yok herhalde; bu iyi bir haber değil.Gazilerin maaşları yıl başında yüzde 3 artacakmış. Bu artışla ne alacaklar biliyor musunuz? Ayda 286 YTL. Bozdur bozdur harca!.İki gün önce VATAN’da “Eli öpülecek şehit anası” başlıklı haberi görmüşsünüzdür. Adalet Bakanı Şahin, Dağlıca’da şehit olan Mustafa Uysal’ın Antalya’da oturan ailesini ziyaret etmiş.Ev o kadar harap ve derme çatma ki bakan “Size devlet olarak bir ev verelim” demiş şehidin anasına.Aldığı cevabın soyluluğuna bakın:“Bu köye bir okul yapın yeter!” İktidarı “almak ve dağıtmak” zanneden bir siyasi kültüre bundan daha etkili şok tedavisi uygulanamazdı.Devlet, her şehit ailesine ev alacağı maddi gücü zaten sağlamalıdır.Onlar, iktidar sahiplerinin merhametine ve ihsanına mahkûm edilmemeliler!
Cumhuriyet yağmalanmış vatanı kurtaran, yere düşen onuru ayağa kaldıran kahramanların ödülüdür.Mirasçıları olarak bu en büyük bayramın yaratıcılarını sevinç ve gurur içinde minnetle anmamız gerekirken bugün biraz şüphe, biraz suçluluk duyuyoruz.Çünkü Cumhuriyet rejimi, 84 yıllık geçmişinde benzeri görülmedik tehlikelerle karşı karşıyadır.Dikkatimiz bugünlerde bölücü terör ekseninde gelişen fesada yönelmiş durumdadır ama irtica da en az onun kadar vahim bir tehlike oluşturuyor.PKK terörünün toplumda yarattığı öfke ve nefret gerici örgütlenme ile büyüyen tehlikeyi dikkatlerden uzak tutuyor. Şu uyarıcı tespitler Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı olarak yaptığı son önemli konuşmada yer almıştı:“Toplumsal ve bireysel yaşamda sergilenen çağ dışı görüntüler, dinci fetvalar, saldırılar, kamusal alanlarda türban kullanılmamasına ilişkin tüm yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, görevi din adamı yetiştirmek olan okulları bitirenler ile tarikat ve cemaat mensuplarının devletin her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye’nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır.” Bu cüret nereden?Dün Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, milli eğitime Diyanet’ten eleman taşındığını, yönetici atamalarının da yüzde 80’inin 2-3 yıllık din öğretmenleri arasından yapıldığını söylüyordu.Eskiden “Atam, izindeyiz” demek bir övünçtü. Şimdi onu inkâr etmek marifet sayılır oldu.Türkiye fiziki olarak büyümesine rağmen niçin ruh olarak düşmana korku, dosta güven veren bir gücü yansıtamıyor; sebebini burada aramak lâzım.Günümüz siyasetçileri, bölücülerin aklını çelerim hesabıyla “Türk Milleti” kavramının içini boşalttılar. Milletin yerini hiç “vatandaş” alabilir mi?Yığınları millet yapan değerleri harcadığınız zaman geriye kuru kalabalık kalır. O zaman da bugünkünün yarısı kadarken Türkiye dendiğinde dizleri titreyen aşiret reisleri “Türkiye benimle masaya otursun” diye meydan okumaya başlar!“Nutuk”u okusunlar“Ilımlı İslâm Cumhuriyeti” diyorlar Türkiye’ye... Bu patentin sahibi Amerika’dır. Amerika bu patentle iktidarına destek verdiği AKP’ye gerçekten dost olsaydı onun sorumluluk döneminde 3-5 bin bölücü teröristi bu kadar kollayarak Türkiye için tehdit konumuna getirmezdi.Düşüş, “Ilımlı İslâm Cumhuriyeti” benzetmesi yapılır yapılmaz Başbakan Erdoğan’ın bir Atatürk genci gibi tepki göstermemesi ile başladı.Sonra petrole tapan Bush yönetimi Türk Milleti’nin onuruna saygı gösterecek yerde AKP iktidarına “bizim çocuklar” gözüyle baktığı için Irak Kürtleri ile Kore’den beri silâh arkadaşı olan 70 milyonluk Türkiye’yi bir tuttu.Bu ülkenin geçmişi, bugünü, yarını var. Her şeyi, her şeyi var. Sorunu, tek eksiği, yönetenlerinin ruhundaki sapma ve bozulmadır.İktidar sahiplerine, ihtiyaçları olan en önemli şeyleri Atatürk’ün “Nutuk”unda bulabileceklerini söyleyebilirim.Nutuk’u okul kitaplarından çıkaracakları yerde kendileri bir okusunlar. Okurlarsa eminim, çocuklarına da okutacaklardır!
Başımızın derde girdiği dönemlerde medyada görüp izlediğimiz şeyler çoğumuzu şaşırtır.Çünkü akıllı, birikimli, tutarlı insanlar ekranda “neden böyle oldu, nasıl düze çıkarız?” sorularına ikna edici cevaplar verirler.Öyle ki izleyenler “madem bilenimiz bu kadar çoktu, niye bu hallere düştük?” diye meraka kapılırlar.Türkiye’nin siyaseti, iyi yetişmiş insan gücünü yönetim kademelerine taşıyabilse, PKK’nın alçak şantajı ile Kuzey Irak’taki bağımsız Kürt devleti fırsatçılığı el ele verip böyle meydan okuma aşamasına gelebilir miydi?Internet iletişimi sayesinde halkın duygularını, meraklarını, isyanlarını önümüzde gürül gürül akarken görüyoruz.İktidar seçim zaferine güvenmesin, düşünme yeteneğine sahip yığınların eleştirileri, köpürmüş bir ilkbahar deresini andırıyor. Şu eleştirilere hak vermez misiniz?Hatalar zinciri“Sen kalk Irak’a beraber girelim dediğinde neler olacağını göremeyip Amerika’ya hayır de;Sen kalk HAMAS liderini Türkiye’ye çağır, muhatap kabul et ve İsrail’i küstür;Sen kalk elinde tecrübe kazanmış bir dışişleri bakanı varken onu cumhurbaşkanı yap ve yerine deneyimsiz bir Sultanhamam tacirini dışişleri bakanı yap;PKK terörü Irak topraklarında büyürken ülkeyi anayasa değişiklikleri ve referandumlarla meşgul et;Elinin altında muhteşem bir ordu ve yüzyılların deneyimine sahip bir dışişleri örgütü varken bunları kullanmayı becereme;Irak’ta yönetime gelen kişilerin PKK’yı terörist ilân etmekte çekince gösterdikleri daha ilk gün ‘Ya teröristlere karşısınız ya da bizim düşmanımızsınız’ diyecek basiret ve cesareti göstereme...Biz hep böyle cahil ve acemi yöneticilere mi mahkûm olacağız?” Oyun ortada...Başı terörle derde sokulmamış bir Türkiye’nin gözü önünde Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurmak mümkün değildir.Barzani PKK terörünü bu nedenle evinde besliyor.Terör taşeronluğunun PKK’ya sağladığı fırsat da İmralı’daki bebek katilini gündeme getirmek ve kan dökme şantajı ile serbest bırakılmasını sağlayacak bir teslimiyet duygusunu yaratmak amacıyla kullanılıyor.Eski DEP milletvekili Leyla Zana DTP toplantısında önce PKK katillerini iade etmeye kalkmasın diye mesaj yollamış, ardından da dilinin altındaki baklayı çıkarmış:“Tek başına denize atmışsın. (İmralı’daki Öcalan’dan bahsediyor) Belki af diyeceğim ama affı o da kabul etmez. Ancak şöyle olur: Onu bir yere bırakırsın, halktan koparamazsın. O zaman söz veriyoruz hepimiz silâh tutanın önünde duracağız, onlara terörist diyeceğiz!” Barzani’ye verdiğimiz dikkatin hiç değilse yarısını İmralı’daki mahkûm da hak ediyor.Çünkü terörün başı halâ odur. İyi ki Zana hatırlattı!
Türkiye büyük bir imparatorluğun mirasçısıdır. O nedenle yaşamımız bu derin tecrübenin vakur ayrıcalığını yansıtmalı değil mi?Ama hayır; buna rağmen sık sık nevzuhur devletlerin düşebileceği hatalara düşüyoruz.Sadece son terörist saldırıların ardından sürüklendiğimiz rüzgârda ne hatalar yaptık; onu düşünmek bile yeter...Medyanın rekabeti ülkenin terörle mücadelesinde zaafa sebep olmamalı, gücünü artırmalı.Vatanseverliği, insanseverliği kanıtlanmış bir meslektaşımız dün PKK’nın bir “Kürt 6-7 Eylül’ü yaratmak” peşinde olduğunu yazdı. Bu bir uyarıydı; ölçüyü kaçıran meslektaşlarına, düşebilecekleri tuzağı ihbar ediyordu.Ama düşünmek lâzım.. “Şeytanın aklına taş düşürmek” diye bir söz vardır. Gazeteci gece gördüğü kâbusu sabah kalkıp köşesine yazamaz.“Hayırdır inşallah” diye birine anlatsa, anlatırken kendisi gerçeği fark edip vazgeçerdi.PKK dağa kaçtıPKK 90’lı yıllarda Doğu’nun bir çok kentini, kasabasını fiilen ele geçirmişti. O zaman bile yapamadılar. Sökülüp atıldılar.Halkın desteği olmasaydı devletin gücü tek başına bu sonucu almaya yetmezdi.Büyük kentlerdeki Kürt kökenli gençler hayat kurmaya çalışıyor. Vatan hainlerinin peşinde cehenneme gideceklerini biliyorlar, gitmezler. Ayrıca PKK’nın ne onları ikna edecek tezi, ne de baş eğdirecek gücü var.Milliyetçilere gelince, geçmişin meşum anıları kulaklarında küpedir. Siyasi önderleri de böyle tuzaklara karşı onları koruyor.Şehit cenazeleri ile ilgili haberlere gelince... O haberleri de artık kazanıncaya kadar savaşa devam etmeye kararlı bir toplumun vakarıyla vermeliyiz.Hem şehitliği askerin son rütbesi sayan kültüre sahiplik iddia-sında olacaksın hem ateş düşmüş yuvaların yıkımını feryatlar eşliğinde TV ekranlarından dünyaya vereceksin; olmaz.Borç nasıl ödenir?Düşmanı mutlu edecek bir atmosfer, toplumun terörle mücadelesine katkıda bulunamaz.Şehitlerin aziz hatıralarına saygı deseniz, hiç olmaz!Şehitlere minnetini göstermek bu milletin ortak arzusudur. Dün sona eren yardım kampanyasına katılımın genişliği bunu kanıtlıyor.Ama şehitlerin geride bıraktığı emanetlere devlet, en yüksek rütbeli askerin duluna yetimine nasıl bakıyorsa öyle bakabilmelidir.Halkımızın minnettarlığı ve cömertliği övgüye değerdir ama, devletin şehit ailelerini yardım kampanyalarına muhtaç etmesi ayıptır.Ödediğimiz vergiler eğer bu amaca değilse nereye harcamak için lâzım?Çankaya Köşkü’ne tamirat koymak, devletilere lüks uçaklar almak için mi?