Yumruk kalktı

18 Ekim 2007

Sınır ötesi operasyon için hükümete yetki veren tezkereyi meclis büyük bir çoğunluk oyu ile kabul etti.Hükümet her an Türk askerini Kuzey Irak’a gönderebilir artık!Bu karar hemen savaşa giriyoruz anlamına gelmiyor tabii. Türkiye’nin kararlılığını gösteren bu adım, maceracı eğilimler üstünde caydırıcı etki yaratacağı için savaşın ihbarı değil barışın şansı olacaktır.Çünkü artık kumarın bedeli vardır. Bakın Kuzey Irak’ta düne kadar şahin taklidi yapan kerkenezler dut yemiş bülbüle döndü.“Biz Bağdat’a sahip değiliz, Kürtlere nasıl söz geçireceğiz?” bahanesine yaslanan Irak Başbakanı Maliki hemen PKK’nın Irak’taki varlığına son verme konusunda kesin kararlı olduklarını söylemeye başladı.Devlet Başkanı Talabani Paris’ten yetişti:“PKK’nın eylemlerine son vermesini aksi halde Irak’ı terk etmesini istedik.” Amerikan Dışişleri Bakanlığı, sınır ötesi operasyonun PKK’yı bitirmeyeceğini öne sürdü.Bunu nereden biliyorlar belli değil ama Amerika terörle mücadele yeminine sadık bir ahlâkın liderliği altında olsaydı işbirliği yapardı ve PKK da bir daha eylem yapamayacak biçimde bitirilebilirdi.O nedenle telkinleri artık Türk halkının gözünde değer taşımıyor.Evet, operasyon büyük ihtimalle PKK’yı bitirmeyecektir ama koynunda yılan besleyenlere bunun bedeli olduğunu öğretecektir. Bu bile çok şeyi değiştirecektir.Ayrıca şuna cevap versinler:Askerleri öldürüldüğü zaman misliyle karşılık veren İsrail’e Amerika “dur” diyor mu?Amerika “terör var” bahanesiyle Irak’ı işgal etmedi mi?El Kaide Meksika’da kamplar kursa, Teksas’a saldırıp kaçsa, Amerika “Sınır ötesi harekât yapılmasına olumlu bakmıyoruz” diyecek olan bir yabancı büyükelçinin yüzüne tükürmez mi?Neyse, artık kartlar açılmıştır. Türkiye ulusal onuru ile garanti ettiği bir angajman altındadır: Saldırıya uğradığı takdirde kuvvetle tepki verecektir.Buna rağmen büyük bir tahrik olmazsa Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki ay Başkan Bush ile yapacağı görüşmeye kadar askeri bir eylem beklenmemelidir.Ama hukuki ve ekonomik kısıtlamalardan oluşan yaptırımlar o güne kadar korku verici bir kararlılık yansıtacak biçimde işletilmelidir.Bu saatten sonra “blöf yapan bir Türkiye” görüntüsünden daha büyük bir kötülük yapılamaz ülkeye.Çünkü işte o zaman savaşsız çözüm şansını yok ederiz!İyi haberlerKongrede rüzgâr tersine döndü.Ciddi bir tehlike, fırsata dönüşmeye başladı.Ermeni tasarısının genel kuruldan geçmesine izin vermeyecek oy kaymaları yaşanıyor.Ermeni tasarısı genel kurulun gündemine alınmayabilir.Bu elbette bizim için kazançtır ama asıl kazanç, gerilim sayesinde aklıselimin egemen olmaya başlamasıdır.Dünkü Wall Street Journal, Meclis Başkanı Pelosi’yi siyasi çıkar uğruna ülkenin dış politikasına zarar vermekle suçladı.Gazete “1915 olaylarına ilişkin tasarının ABD dış politikasına ait olmadığını” yazdı.Times da “Son derece tartışmalı olan tarihi bir mesele Kongre’yi hiçbir şekilde ilgilendirmez” dedi. Kongre’nin “1915 katliamını tarihçilere bırakmasını” ve Amerika’nın kendi günahlarını sorgulamasını önerdi.Ermeni iddialarını Amerika’da çürütmek için çok elverişli bir psikolojik ortam oluşmaktadır. Bu fırsatı vakit yitirmeden değerlendirmeliyiz.Amerika’nın Irak nedeniyle Türkiye’ye bağımlılığı sonsuza kadar devam etmeyecek!

Devamını Oku

Kararlılık iyidir

16 Ekim 2007

Barışı hiçbir tedbir haklılığı olan bir savaş kararlılığından daha iyi kurtaramaz.Şartları var tabii... Savaş öldürmek için değil, ölmemek için yapılacak. Savaşı önlemeye dönük ahlâki mecburiyetler sonuna kadar yerine getirilecek. Mazlum olmak yetmiyor, güçlü de olunacak.Tüm bu şartları taşıyoruz.Hükümetin, sınırötesi harekât için meclisten ne kadar haklı nedenlerle yetki istediğini dünya biliyor. PKK terör örgütü, sivillere bile pusu kurup katliam uyguluyor, sonra Kuzey Irak’a kaçıyor.Türkiye bu alçaklığa karşı Irak yönetiminin ve işgal otoritesi ABD’nin işbirliğini sağlamak için gereğinden fazla beklemiştir.Ama 13 Mehmetçik’i şehit eden kalleşlik bardağı taşırmıştır. Çünkü bu saldırı, aynı zamanda devletin, milletin onurunu hedef almıştır.Türkiye buna rağmen kont-rolsüz tepki göstererek kahredici gücünü intikam amacına seferber etmemiştir.Tezkere ile alınacak yetkinin kullanılıp kullanılmamasının karşı tarafların irade ve çabalarına da endekslenmesi önemlidir.Türkiye’nin kararlılığı etkilerini göstermeye başlamıştır. Irak Devlet Başkan Yardımcısı dün Ankara’ya geldi.Washington’daki tanınmış düşünce kuruluşlarından CSIS, Türk askeri Irak’a girerse Bush yönetiminin buna aşırı tepki vermemesi konusunda çağrıda bulundu. Bölge ile ilgili bir raporda “Operasyon olumlu etki bile doğurabilir. Kürtler bağımsızlık hayalinden vazgeçer” denildi.İsrail’de çıkan Jarusalem Post gazetesi ise ABD imajını kurtarmak istiyorsa, Türkiye’nin yapacağı askeri operasyonun dışında kalamayacağını, zaten bu amaca dönük görüşmelerin de sürdüğünü yazdı.Tezkere meclisten bugün geçebilir.Dileğimiz şartların bizi bu tezkereyi kullanma mecburiyetinde bırakmamasıdır.Bu şans dünden daha fazladır! *****İmajımız neden kötü? Ermeni tasarısının ABD’deki seyri, adalete güvenerek bir yere varamayacağımızı öğretti.Financial Times gazetesinin yazdığı gibi tarihçilere bırakılacak bir iş kalmadı.Ermeni diasporası sayesinde mesele siyasi bir inatlaşmaya dönüşmüştür. Bizim de aynı alanda güçlenmeye ve dünya kamuoyunu kazanmaya ihtiyacımız var.Avrupa’daki Türklerin eğitim düzeyleri düşük, çoğu kırsal kökenli, uyum sorunları yaşıyorlar. Ama Amerika’da Türkler çoğu iyi eğitim almış, iş güç sahibi insanlar.Oradaki sorunumuz ne?Uzun yıllar Amerika’da yaşamış bir Türk (adı saklı) şu cevapları bulmuş:1. Geceyarısı Ekspresi filmi başlı başına bir sebep;2. Ermeni lobisinin büyük bütçe ile etkili çalışması;3. Yunan göçmenlerinin düşman tutumlarını sürdürmesi;4. Irak savaşında yaptığımız para pazarlığı ve on binlerce Amerikan askerini açık denizde üst üste haftalarca bekletmemiz;5. Türkiye lobisinin yetersizliği.Çok çalışmamız lâzım, çooook!..

Devamını Oku

Bush’un borcu

15 Ekim 2007

Amerika Türkiye’yi göz göre göre kaybediyor. İki ülkenin de menfaati bu gidişi önlemektir.Tarihin akışını etkileyebilecek önemdeki bu olumsuzluğa, hakikati ve adaleti aramak adına kimse müdahale etmeyecek mi?Amerikan medyası elinden geleni yapıyor. Mesela Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’ye ABC televizyonu şu soruyu sordu:- Başkan Bush sizi arayıp Ermeni yasasını oylatmamanızı istese yine de oylama yapılır mı?Nancy Pelosi şu karşılığı verdi:- Başkan beni bu konuda hiç aramadı. O yüzden sorunuz varsayıma dayanıyor.New York Times ve Financial Times gazeteleri bu cevabı “Pelosi Başkan’dan gelecek bir telefonun, yasayı oylatıp oylatmama kararını etkileyeceğini ima etti” şeklinde yorumladı.Başbakan Erdoğan, Amerika’ya gitmeden önce Başkan Bush’u arayarak Türk halkının böyle bir jesti kendisinden beklediğini, bu samimiyet sınavının kaybedilmekte olan dostluğu kurtaracağını söyleyebilir.Müzelik yalan!Başbakan Erdoğan bir şey daha istemeli Başkan Bush’tan.İkinci Dünya Harbi boyunca katledilen altı milyon Yahudi’nin anısına Washington’da kurulmuş olan Holocaust Müzesi doğrudan Başkan’a bağlıdır... Müzenin bir duvarında Hitler’in Polonya işgali öncesi verdiği “çoluk-çocuk katliam emri” yer alıyor.Emir, sonradan eklendiği bilinen “Ermenilerin katledilmesinden bugün kim bahsediyor ki” sözleriyle tamamlanıyor.Kongre’de tasarıyı savunan üyeler, toplumu etkilemek amacında bu yalanı sık sık kullanmışlardır. Hitler’e soykırım ilhamını Türklerin verdiğini bu şekilde anlatmaya çalışmışlardır. Duvardaki sözlerin uydurma olduğu defalarca ispat edilmiştir ama ne gam; hiçbir şey o yalanı aşağı indirememiştir.Olay Ermeni diasporasının politikasını çok iyi özetliyor:“Yalan uydur, onu saygın yerlerden geçir, mümkünse duvara yazdır, öylesine duyur ki artık sorgulanmasın...” En pahalı duvarHiçbir belgeye dayanmayan bir sözün, nasıl Yahudi Soykırımı Müzesi’nin duvarına yazıldığını, Haliç Rotary’nin başkanlığını yapmış olan Melih Berk yıllar önce müze yetkililerine sormuştur.Sorarken de, müzeyi düzenleyen küratörlerden Edward T. Linenthal’in anı kitabında geçen şu bilgiyi aktarmıştır:“Ermeniler müzede Başkan Carter’ın danışmanı Set Momjian tarafından temsil edildi ve bu zat, Hitler’e atfedilen sözlerin müzede yer alması karşılığında bir milyon dolar bağışta bulundu.” Müze yetkililerinin Melih Berk’e “Hitler’in söylevinin doğruluğunu tahkik ediyoruz” diye gönderdikleri e-postanın üstünden yıllar geçmiştir.Bu sürede gerçeğe ulaşılamamıştır ama insanlığın geleceğini şaşırtmaya dönük sahtekârlık uğursuz hükmünü yürütmektedir.Başkan Bush, Pelosi’ye değilse bile Müze Müdürü’ne “Türkler o emir için sahte diyorlar. İnceletin, gerçeği bulun” diye talimat vermelidir. Başbakan Erdoğan bunu istemelidir!

Devamını Oku

Neymiş?

14 Ekim 2007

Başbakan Erdoğan halkın zekâsını hor görme yanlışına sık düşüyor.Geçen gün “AK Parti Anayasası değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hazırlıyoruz” dedi. Teminatı da şu:“Taslak meclise geldikten sonra iş bizden çıkmış olacak. Orada bütün partilerin temsilcileri var!” Başbakan’ın ağzına bakan ezici bir çoğunluk karşısında onlar ne yapabilir?Taslağı yazan bilim kurulu bile birçok konuda -zorunlu din dersi ve türbanda görüldüğü gibi- son tercihi Başbakan’a bırakıyor. Başbakan’ın uygun bulduğu tercihe AKP grubundan itiraz geleceğini kimse hayal edemez.Mazallah bu gidiş “AK Parti Anayasası”nı geçip “Tayyip Erdoğan Anayasası”na varabilir!Önceki gün laikliği “bütün inanç gruplarına eşit mesafede olmak” diye tarif etti Başbakan. “Laikliğin âmir hükmü budur” dedi.Kaidelerini topallar koysaydı futbol koşarak oynanan bir oyun olmazdı.Başbakan laiklik için “kutsal din duygularını devlet işlerine ve politikaya karıştırmamak” diyen tarifi benimsemediği sürece laiklik devamlı aşınacaktır bu ülkede.“İnancını yaşamak” başkaları üstünde egemenlik kurma sonuçları getirmeye başlamışsa laiklik tehlikeye girmiş demektir. Laiklik kimsenin ibadetine karışmaz. Ama ibadeti (tabii bu arada türbanı) dinci ideolojiyi yayma amaçlı şartlandırma vasıtası yapanlara da izin vermez.Laik rejimin dindarla sorunu yoktur, dinci ile vardır.Kamuda tayin yaparken, eşi türbanlı olanlara avantaj tanıyan zihniyete Anayasa yapma yetkisi tanımak kumardır!*****TebriklerCumhurbaşkanı Gül’ün kızı pek çok genç kızın hayalini kuracağı bir düğünle evlendi.Kübra ve Mehmet Sarımermer çiftine mutluluklar diliyoruz.İki aileyi ve gençleri, verdikleri bir karar nedeniyle de ayrıca kutluyoruz.Bizde imtiyaz avcısı tipler verdiklerinin bin misli ile geri döneğini umarak iktidar sahiplerine suç olmayan yollardan rüşvet verme fırsatlarını kaçırmazlar. Siyaset dünyamızda düğünlerin sağladığı servetlere konmuş şahsiyetler az değildir.Cumhurbaşkanı Gül o kötü örnekler arasına girmemeyi başardığı için övgüyü hak ediyor. Önerisini kabul ettikleri için kızı ve damadı da bu onura ortak oluyorlar.Aile, düğün için sunulan takıların “büyük bölümü”nü şehit ailelerine bağışlamayı kabul etmiştir. Hediyelerin “büyük bölümü”nden murat, “Yakın akrabaların getirdikleri dışında kalanlar” olacak herhalde. Bu da doğaldır.Düğün hediyelerini şeffaf hale getiren bu karar, devlet hayatına iyi bir örnek yanında Gül’e de çok daha değerli manevi zenginlik kazandıracaktır. Tebrikler...

Devamını Oku

Kriz kontroldan çıkabilir, dikkat!

13 Ekim 2007

Amerika ile ilişkiler hiç bugünkü kadar kritik bir aşamaya dayanmamıştı.Durum, Kıbrıs nedeniyle uygulanan silâh ambargosu döneminden bile vahimdir.Çünkü Türk halkı, hem canına kasteden ve hem onurunu hedef alan iki düşmanlığa hedef olduğunu bilmekle kalmıyor, iki fesadın da Amerika ile bağlantılı olduğunu görüyor.Amerika, terörle mücadele bahanesiyle işgal ettiği Irak’ta müttefiki Türkiye’yi hedef alan PKK terör örgütünü yok etmek şöyle dursun, onu koruduğu töhmetinin bile altına girmiştir. O kadar mı, değil...Öbür yandan da 200 bin dolayında Ermeni seçmene yaranmak isteyen çirkin siyasetçilerinin tarih yazmaya heves eden komiklikleri yüzünden ikinci bir haksızlığa zemin yaratmıştır.Amerika’nın telâşıTürkiye’nin Irak’a girmesini önlemenin her gün artan zorluğu yetmiyor gibi Bush yönetimi şimdi Ermeni tasarısının bir aşama ilerlemesi ile büyüyen risklerin tedirginliğine sürüklenmiş görünüyor.Başbakan son olarak iki dramatik cümle sarfetti. Sınır ötesi harekât için “Bedeli neyse öderiz” dedi; Ermeni tasarısı için de “İnceldiği yerden kopar!” Erdoğan’ın bu sözleri hemen yankı buldu:ABD Dışişleri Bakanı Rice, Cumhurbaşkanı Gül’ü, Başbakan Erdoğan’ı ve Dışişleri Bakanı Babacan’ı arayarak itidal çağrısı yaptı.Çok seçenek yokKrizin yönetilmesi bizim tarafta da git gide zorlaşıyor. Başbakan’ın ABD’yi uyarmak için seçtiği cümleler bile, kaderin ve onurlu bir politikanın emrine boyun eğmekten başka yol kalmadığını ima ediyor.Türkiye artık İncirlik’i de kapatır, Kuzey Irak’a da girebilir. Kimse yadırgayamaz. Ermeni tasarısını durdurmak için üyeleri ikna etmeye çalışırken Türkiye’nin bu mukabil tedbirleri alacağını Bush yönetimi söylemedi mi?Haksızlığa uğrayan Türkiye’nin neler yapabileceğini bizden önce Amerikalılar söylemiştir.Bütün bu olan bitenden sonra hiç değilse Amerikan yönetiminin beklediği kadar haklarımızı savunmak ve onurumuzu korumak zorundayız, değil mi?Olaylar bizi fazla seçeneği olmayan bir koridora soktu.Bu durumu Washington’un görmesi ve bir süper devletin ahlâki sorumluluklarını kabullenerek hareketlenmesi her şeyi değiştirebilir.Aksi halde İncirlik’i kapatmak, PKK’yı temizlemek üzere Kuzey Irak’a girmek veya ikisini birden yapmak...Mecbur kalırsak...Amerika bizi tedbir aramaya mecbur bırakırsa ilk adım sınırötesi operasyonla atılmalıdır. Çünkü İncirlik’ten yararlanmaya devam eden bir ABD ile o imkânı elinden alınarak hırçınlaşmış bir ABD arasında çok fark olacaktır.İncirlik kapatıldığı için Amerikan askerlerinin Irak’taki zorluklarının artması sadece Türkiye’nin düşmanlarını sevindirir.Ve onlara yeni kışkırtma fırsatları yaratır!

Devamını Oku

Akılla sevmek

13 Ekim 2007

Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’nin tahmini yüzde yüz isabetle gerçekleşti.Bu kahraman adamın yıllar önce İstanbul’da verdiği bir konferansı kapatırken yaptığı uyarıyı dün yazmıştım. Şöyleydi:“Olay Osmanlı döneminde olmuş; kabul edin, onlar adına bir özür dileyin, kapansın bu iş... Size bunu telkin edecekler.Sakın razı olmayın. Bencillik edersiniz, dedelerinize iftira edenlerin suç ortağı olursunuz. Atalarınız soykırım yapmadı!” Yirmi yıldır süren Kongre üyeliğini Ermeni diasporasının rüyasına adadığını söyleyen Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi dün şunu demiş:“Bu, Erdoğan hükümetiyle ilgili değil, Osmanlı Devleti ile ilgili bir tasarıdır!” Amerikalı tarihçi Justin McCarty’in uyarısını yaptığı uyutma taktiği, ilk kez bu seviyede bir siyasetçi tarafından uygulanıyor.Ama Türk milleti için saygı duyulacak uyarı, elbette Ermeni tehditlerine rağmen tunçtan bir adalet heykeli gibi dimdik duran Amerikalı tarihçinin sözleridir.Oylarını aldığı Ermenilere yaranmak için tarihi yargılamaya kalkan sersem bir siyasetçinin sözleri değil!..Bush’a şans tanımakDün belirttiğim gibi Ermeni iftirasına karşı kendimizi savunmak için harcadığımız çabaların yeterli olmadığı görülüyor.Bu eksiğimizi gidermek için yeni ve daha etkin bir tanıtım seferberliği açalım.Ama şunu da düşünelim:Acaba gösterdiğimiz hassasiyet ve aşırı tepki, Ermeni girişimlerini olduğundan daha dikkat çekici ve etkileyici hale getirmiyor mu?Ayrıca... İncirlik’i hemen kapatmak acaba doğru bir tedbir midir? Onu da iyi hesap etmek gerekir. Aceleci bir adım bize daha çok zarar vermez mi?Bush yönetimi soykırım tasarısına karşı çok çaba harcadı. Başkan Bush, oylamadan önce telefonla aradığı komitenin Porto Rikolu üyesine kötü İspanyolcası ile şirinlik yapmayı göze alıp ricada bulunacak kadar bu işe dahil oldu.Dışişleri ve Savunma bakanları yapılabilecek en sert mücadeleyi yürütüyorlar.Erken bir tepki, Ermenileri savunanlara değil Türkiye’yi savunanlara zarar verecektir.Çoktan hak ettiler amaBush yönetimine Ermeni tasarısı karşısında başarılı olması için zaman tanımak... Evet, menfaatimiz bundadır.Aslında İncirlik üssü ile ilgili ambargoyu Amerika, PKK’nın Irak’taki varlığına kol kanat gerdiği, terörle savaş taahhüdünü inkâr ettiği ve bu görevi meşru savunma hakkı olarak kendi yapmak isteyen Türk askerine de engel olduğu için çok daha öncesinden hak etmiştir.Ama bu tedbiri öfkeye yenilip şimdi yürürlüğe koymak bizi Amerikan Kongresi’ndeki Ermeni girişimi konusunda savunmasız ve güçsüz bırakacaktır.İki sorunu da birlikte yönetmeye ve birini öbürüne feda etmemeye mecburuz.Bunu başarabiliriz.Bir okurum dün “vatan akılla sevilir; ona zarar verecek sevgi de, sevgili de istemiyoruz” diye yazmış.Katılıyorum.

Devamını Oku

Adalet için

11 Ekim 2007

Amerikan Temsilciler Meclisi’ndeki karar, suçlanan atalarımızın mahkûmiyeti değil, bizim kuşakların başarısızlığıdır!Dış İlişkiler Komitesi’nde Ermeni tasarısının kabulünden önce yapılan müzakereleri izlediyseniz görmüşsünüzdür; hiçbir üye “Acaba Türkiye’ye haksızlık ediliyor mu?” merakı içinde olmadı.Mesele tamamiyle Amerika’nın güvenlik çıkarları açısından değerlendirildi ve Türkiye’yi öfke krizine sokmanın bedelini Irak’taki Amerikan askerlerinin ödeyeceği kaygısı dile getirildi.Zaten hepsi Amerika’daki azgın diasporanın propaganda bombardımanı altında kafalarına doldurulmuş yalanların ve yarım doğruların esareti altındadır.Eminim, 1915’te Osmanlı hükümetini tehcir kararı almaya, Rus işgalcilerle işbirliği yapıp Türk askerini sırtından vurduğu için Ermeni isyancıların mecbur ettiğini komitedeki üyelerden pek azı biliyordur.Ve sanırım İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japon kökenli Amerikan vatandaşlarının bir güvenlik önlemi olarak Pasifik kıyılarındaki kentlerden orta Amerika’ya göç ettirildiklerini de hiçbiri hatırlamamıştır.Bu tasarı yasalaşmazErmeniler yıllardan beri çalışıyorlar, aleyhlerindeki tarihi belgeleri inanılmaz bir utanmazlıkla ele geçirip imha ediyorlar.Amerika’nın bütün üniversitelerinde, Batı’daki üniversitelerin de çoğunda Ermeni kürsüleri yıllardır beyinleri yıkıyor. Artık bu çabalarının meyvelerini topluyorlar.Irak’taki işgal nedeniyle Amerika Türkiye’ye muhtaç durumda olmasa komitede Ermenilerin 27 oyuna karşı bizi savunan 21 üye bulamazdık.Bush yönetiminin çabaları ancak bu kadarına yetebilmiştir.Ama dikkat, geçmişteki oylamalara oranla daha olumlu görülen bu sonucun nedeni, Türkiye’nin iftiraya uğradığına inananların çoğalması değil, Amerika’nın Türkiye’yi incitmekten zarar göreceği korkusudur.Bu gerçek önümüzdeki dönemin stratejisine ışık tutmalıdır.Büyük ihtimalle bu tasarı Temsilciler Meclisi genel kurulundan geçse bile Senato’dan geçmeyecek, Başkan Bush tarafından da onaylanmayacaktır.Ama sadece bu “pamuk ipliği”ne bağlanırsak Amerika’nın Türkiye’ye dönük güvenlik riskleri azaldığı ölçüde Ermeni soykırımı tasarısının Kongre’den geçmesi tehlikesi o kadar büyüyecektir.Bir kahramanın öğüdüAnkara’yı yatıştırmak çabası içinde Temsilciler Meclisi çoğunluk lideri Steny Hoyer şunu demiş: “Türkiye’nin, bugünkü yönetiminin değil, başka bir yönetimin, başka bir devrin kınandığının farkına varmasını umut ediyorum.” Yani “Siz alınmayın, biz Osmanlı’yı suçluyoruz” demek istiyor.Bu bir çakallıktır ve asla kabul etmemek zorunda olduğumuzu bize, Ermeni tehditlerine rağmen gerçeği ve adaleti kahramanca savunan bir Amerikalı tarihçi, Justin McCarthy söylemişti:“Olay Osmanlı döneminde olmuş. Kabul edin ve onlar adına bir özür dileyin, kapansın bitsin bu iş. Size bunu telkin edeceklerdir... Sakın razı olmayın. Bencillik edersiniz, dedelerinize iftira edenlerin suç ortağı olursunuz. Atalarınız soykırım yapmadı!” Tabii ki ulusal çıkarlarımızı savunurken güç ve konumumuzun bize tanıdığı kozları kullanacağız, kullanalım.Ama adalete inanmaktan ve onun için çalışmaktan hiç vazgeçmeyelim!

Devamını Oku

Hesap versin!

10 Ekim 2007

Başbakan dün “Tezkere hazırlıkları başladı, devam ediyor” dedi.Fakat PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığını sona erdirmeye yönelik kararın hayata geçirilmesi sürecinde neler yapıldığı ve nereye varıldığı hakkında hiç bir ayrıntı vermedi.Bakanlar Kurulu toplantısı ardından “Sözün bittiği noktadayız” demişti ya Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek; o dramatik tanımlamanın etkisinden yararlanmaya çalışıyor belki.Belki biraz da muhalefeti susturmak ve kamuoyunun gazını almak dışında ciddi bir seçeneğe sahip bulunmadığını bildiğinden dolayı böyle telgraf metni tadında açıklamalar yapmak zorunda kalıyor.Haber kaynakları dün, bürokratların alternatifli tezkereler üstünde çalıştıklarını, hükümetin bayramdan sonra bir tercih yapabileceğini haber veriyordu.Amerika ikna edilmeden Kuzey Irak’ı hedef alan bir askeri harekâta girişmenin yararlı olacağından biz de emin değiliz.Hatta PKK’nın Türkiye’yi Irak bataklığına çekmek için bu son kalleş pusuyu gerçekleştirmiş olabileceğini düşünenler arasında biz de varız.Beterin beteri varTecrübe eksiği olan bir iktidar yanında geleneği köklü ve güçlü bir orduya sahibiz. Devlet işleyişi içindeki işbirliğinin Türkiye’yi maceralara karşı koruyacağına güvenebiliriz.Ama eğer sınır ötesi harekâttan vazgeçilecek olursa bunun “ABD ile hasım hale gelmekte yarar yoktur” veya “İçeri girsek bile teröristleri yabancı bir ülkenin topraklarında bulup imha etme olanağı yoktur” veya “girişeceğimiz harekâtın psikolojik etkileri Irak’ta Kürt devletinin kurulması sürecine yardım eder” gibi sebeplere dayanmasını dilerim.VATAN’da dün Yiğit Bulut, ekonomisi IMF’ye, dış siyaseti AB’ye ve ABD’ye endekslenmiş olan, sermaye piyasasının yüzde 72’si yabancıların elinde, bankacılığın yüzde 51’i yabancı kontrolünde olan bir ülkenin “piyasa devleti” sayılacağını, Türkiye’nin de bir piyasa devleti olarak sınır ötesi harekât yapamayacağını savunuyordu.Bu durumu bile “bedelini öder onurumuzu kurtarırız” diyerek sindirmek belki mümkündür ama AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın çıkışı “Biz ne konuşuyoruz” dedirtecek bir felâketli son ihbarıdır. Ve asla kabul edilemez.Tehdit mi, ihbar mı?Başbakan’a yakın biri olarak tanınan İhsan Arslan şöyle diyor:“Kuzey Irak’a girdiğimizde hep dış tepkileri konuştuk ama içerde halkımızın göstereceği tepkileri ifade etmedik, etmekten kaçınıyoruz... İstanbul, İzmir, Antalya, Diyarbakır ve Şırnak’ta ne gibi tepkiler olacağının hesap edilmesi gerekiyor. Ne demek istediğimi çok iyi anlattığımı tahmin ediyorum...” İhsan Arslan kendi partisinin iktidarını mı tehdit ediyor, yoksa tehlike saklanamaz boyutlara ulaşmıştır da bunu ihbar mı ediyor?Büyük kentlere göç etmiş Kürt kökenli vatandaşların, PKK terörüne karşı yürütülecek mücadeleye tepki göstereceğini söylemek, birbirinden beter iki felâkettir:Ya bu vatandaşlara iftira edilmiştir ve iftira onların göç ettikleri kentlerdeki huzur ve güvenlerini bozacak, yaşamlarını zorlaştıracaktır veya gerçektir ve bu tehlikenin oluşması sorumsuzca seyredilmiştir.Son beş yılın sevabını ve günahını taşıyan Başbakan bu rezaletin hesabını millete vermelidir!

Devamını Oku