Başbakan dün “Tezkere hazırlıkları başladı, devam ediyor” dedi.
Fakat PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığını sona erdirmeye yönelik kararın hayata geçirilmesi sürecinde neler yapıldığı ve nereye varıldığı hakkında hiç bir ayrıntı vermedi.
Bakanlar Kurulu toplantısı ardından “Sözün bittiği noktadayız” demişti ya Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek; o dramatik tanımlamanın etkisinden yararlanmaya çalışıyor belki.
Belki biraz da muhalefeti susturmak ve kamuoyunun gazını almak dışında ciddi bir seçeneğe sahip bulunmadığını bildiğinden dolayı böyle telgraf metni tadında açıklamalar yapmak zorunda kalıyor.
Haber kaynakları dün, bürokratların alternatifli tezkereler üstünde çalıştıklarını, hükümetin bayramdan sonra bir tercih yapabileceğini haber veriyordu.
Amerika ikna edilmeden Kuzey Irak’ı hedef alan bir askeri harekâta girişmenin yararlı olacağından biz de emin değiliz.
Hatta PKK’nın Türkiye’yi Irak bataklığına çekmek için bu son kalleş pusuyu gerçekleştirmiş olabileceğini düşünenler arasında biz de varız.
Beterin beteri var
Tecrübe eksiği olan bir iktidar yanında geleneği köklü ve güçlü bir orduya sahibiz. Devlet işleyişi içindeki işbirliğinin Türkiye’yi maceralara karşı koruyacağına güvenebiliriz.
Ama eğer sınır ötesi harekâttan vazgeçilecek olursa bunun “ABD ile hasım hale gelmekte yarar yoktur” veya “İçeri girsek bile teröristleri yabancı bir ülkenin topraklarında bulup imha etme olanağı yoktur” veya “girişeceğimiz harekâtın psikolojik etkileri Irak’ta Kürt devletinin kurulması sürecine yardım eder” gibi sebeplere dayanmasını dilerim.
VATAN’da dün Yiğit Bulut, ekonomisi IMF’ye, dış siyaseti AB’ye ve ABD’ye endekslenmiş olan, sermaye piyasasının yüzde 72’si yabancıların elinde, bankacılığın yüzde 51’i yabancı kontrolünde olan bir ülkenin “piyasa devleti” sayılacağını, Türkiye’nin de bir piyasa devleti olarak sınır ötesi harekât yapamayacağını savunuyordu.
Bu durumu bile “bedelini öder onurumuzu kurtarırız” diyerek sindirmek belki mümkündür ama AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın çıkışı “Biz ne konuşuyoruz” dedirtecek bir felâketli son ihbarıdır. Ve asla kabul edilemez.
Tehdit mi, ihbar mı?
Başbakan’a yakın biri olarak tanınan İhsan Arslan şöyle diyor:
“Kuzey Irak’a girdiğimizde hep dış tepkileri konuştuk ama içerde halkımızın göstereceği tepkileri ifade etmedik, etmekten kaçınıyoruz... İstanbul, İzmir, Antalya, Diyarbakır ve Şırnak’ta ne gibi tepkiler olacağının hesap edilmesi gerekiyor. Ne demek istediğimi çok iyi anlattığımı tahmin ediyorum...”
İhsan Arslan kendi partisinin iktidarını mı tehdit ediyor, yoksa tehlike saklanamaz boyutlara ulaşmıştır da bunu ihbar mı ediyor?
Büyük kentlere göç etmiş Kürt kökenli vatandaşların, PKK terörüne karşı yürütülecek mücadeleye tepki göstereceğini söylemek, birbirinden beter iki felâkettir:
Ya bu vatandaşlara iftira edilmiştir ve iftira onların göç ettikleri kentlerdeki huzur ve güvenlerini bozacak, yaşamlarını zorlaştıracaktır veya gerçektir ve bu tehlikenin oluşması sorumsuzca seyredilmiştir.
Son beş yılın sevabını ve günahını taşıyan Başbakan bu rezaletin hesabını millete vermelidir!
Hesap versin!
Haberin Devamı

