Terör haberlerine hükümetin RTÜK eliyle koymaya kalktığı sansür şükür ki yargıdan döndü.
Danıştay Türkiye’yi sadece büyük bir ayıptan kurtarmakla kalmadı, ulusal menfaatlerimize sansür gibi bir ilkelliğin vereceği zararları da önledi.
İktidar şunun farkında değil:
Özgür bir medya ülkenin çıkarlarını dar görüşlü, kalın kafalı sansür memurlarından daha iyi düşünür, korur.
Çağdaş yönetimler de toplumun haber alma ihtiyacını karşılamakla yükümlü olduklarını bildikleri için yeterli ve sağlıklı bilgi kanallarını sürekli açık tutmaya özen gösterirler.
Toplumun duygusal dalgalar üstünde yalpalandığı dönemlerde medyanın haber ihtiyacı artacaktır.
Çağdaş devletler böyle durumlarda medyayı habere boğarlar, dar kafalı olanlar ise sesini kısıp toplumu düşman güçlerin yalanlarına ve kışkırtmalarına açık hale getirirler.
Danıştay sansür girişimini derhal püskürterek yargının denetim yetkisini övgüyü hak edecek bir sürat ve kararlılıkla korumuştur.
Türkiye bir hukuk devleti ise -ki son Danıştay kararı bunun böyle olduğuna inanmamız için yeni bir sebeptir- ulusal çıkarlarını ilkel yasaklara muhtaç olmadan koruyacak yasalara sahiptir.
Bu sınırların çerçevelediği özgürlük alanı, doğru kararlar vermek isteyen yöneticilerin de vazgeçilmezidir.
Hataya düşüp sonra pişman olanların yakın tarihteki en ünlüsü ABD Başkanı Kennedy’dir.
Daha önce de yazdım ama hatırlatmakta yarar görüyorum:
Kennedy 1961’de Castro’yu devirme amaçlı CIA destekli Domuzlar Körfezi çıkarması girişimini haber alan Washington Post ve New York Times gazeteleri üstündeki nüfuzunu kullanarak haberin yayınlanmasını önlemişti.
Çıkarma bozgunla bitti, Amerika ve Kennedy rezil oldu.
Kennedy daha sonra Washington Post’u ziyaretinde şöyle dedi:
“Keşke beni dinlemeyip haberi bassaydınız ve Domuzlar Körfezi çıkarması gerçekleşmeseydi. Ulusal menfaatimiz meğer sizin çizginiz tarafından temsil ediliyormuş...”
İktidar, Danıştay kararını yenilgi kabul ederek yeni bir sansür hamlesine kalkışmamalıdır.
Nasıl olur?
Terör sorunları Anayasa Mahkemesi’ndeki seçime hak ettiği dikkatin verilmesini önledi.
Oysa Haşim Kılıç’ın başkan seçilmesi yargı çevrelerinde itirazlara sebep olmuştu. Ve bu itirazların tümü, eşinin başörtüsü takması ve kendisinin laikliğe karşı suç işlediği gerekçesiyle haklarında kapatma kararı verilen partilerle ilgili kararlara muhalefet etmesi gibi sebeplere dayanıyor değildi.
Mesela İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan “Mahkemenin Yüce Divan görevi de yürüttüğü düşünülürse hukukçu olmayan (Eskişehir İTİA mezunu) Kılıç’ın başkanlığa getirilmesi bir hukuk devleti için inanılır şey değildir” diye açıklama yaptı.
Avukat Kazan açıklamasında Turgut Özal’ın Haşim Kılıç’ı mahkeme üyeliğine atarken Sayıştay Yasası’na geçici madde eklettiğini, bu maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği halde “iptal kararları geriye yürümez” denilerek Kılıç’ın üyeliğinin sürdürülmüş olduğunu hatırlatıyor.
Bu hatırlatma neyi aydınlatıyor?
Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırılık kararına konu olmuş bir kişiyi yıllarca üye olarak taşıdıktan sonra şimdi bir de başkan yapmıştır!
Peki şimdi ne olacak?
Başkan Kılıç’ın Anıtkabir ziyaretine kendisine oy vermeyen mahkeme üyeleri katılmadılar. Bu protesto mahkemede bölünmeyi işaret ediyor.
Bakacağı davaların sonucu önceden tahmin edilecek bir yüksek mahkeme?..
Olmaz!.. Buna çare bulunmalı!

