Türkiye PKK konusunda savaşı bile göze aldığını meclis kararı ile dünyaya ilân etti.
Ama dileğimiz, bu kararlılığın işe yaraması ve savaşı önlemesidir.
Bu etkiyi nasıl sağlayabiliriz?
Kuzey Irak’taki terör tehdidi diplomatik yollarla ortadan kaldırılmadığı takdirde hükümetin Türk Ordusu’nu oraya göndermekte tereddüt göstermeyeceği inancını zayıflatmamak ve bu kararlılık görüntüsünü zekice jestler, hatta şaşırtmalar yaparak güçlendirmek suretiyle...
Meselâ meclisin sınır ötesi operasyon konusunda hükümete yetki vermesinden sonra az konuşan bir tutum mu yararlı olur yoksa her gün tehditler kokan demeç bombardımanları yapmak mı?
Başbakan Erdoğan önceki gece bir TV mülâkatı sırasında ABD Başkanı Bush’la 5 Kasım’da yapacakları görüşmenin sınırötesi operasyon da dahil karar bekleyen bir çok sorun için milât olacağını anlattı.
Bu tamam, ama ya sonra söyledikleri:
Başkan’a fırça mı?
“Ben ABD’ye şunu soruyorum. Onbinlerce kilometre uzaktaki Irak’a niye geldiniz? Benim yanı başımda terör örgütü beni vuruyor. Amerikan silâhları ellerinde, bunu görüyoruz, size ihbarını yapıyoruz. Siz buna karşı bir yaptırım yapmıyorsunuz.
Bunu söyleyecek dil bende var yani. Başkan’a bunu söylerim.”
Başbakan’ın sözleri, Amerikalı yetkililere her zeminde defalarca söylenmiş, yine defalarca cevabı da alınmış şeylerdir.
Yaşadığımız aşama yeni bir durumdur.
Başbakan Erdoğan oraya Amerikan Başkanı’nın kabahatlerini yüzüne vurmaya mı, yoksa “Ok yaydan çıktı. PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiyesi konusundaki zorluklarınızı Türk halkına anlatıp sabır istemek imkânına artık sahip değiliz. Ya bu işi siz üstünüze alacaksınız veya biz yapacağız, siz yardımcı olacaksınız. Müttefik olarak bunu istiyoruz” demeye mi gidecek?
Savunma bütçesi
Bu saatten sonra iç tüketime dönük tehditkâr tonda konuşmalar yapmaktan sakınmak lâzım.
ABD Savunma Bakanı Gates “Türklerin blöf yaptıklarını sanmıyorum. Bence bu konu onlar için blöf kaldırmayacak kadar büyük manalar taşıyor” dedi.
Washington yönetimi ikna olmuştur. Böyle durumlarda vakur duruşlar, gereksiz meydan okumalardan daha etkileyici olur.
“Başkan’ı fırçalarım gerekirse” anlamına gelecek bir babalanma Türkiye’nin caydırıcılığını ne kadar arttırır bilinemez ama kullanmaya niyetli olmasak bile 2008 bütçesindeki savunma ödeneklerini yüzde 50 artmış göstermek eminiz ki çok daha caydırıcı olurdu Türkiye’yi oyalamak ve hırpalamak isteyenler üstünde.
Oysa yeni bütçede Diyanet İşleri’nin ödenekleri yüzde 21 yükseltilirken savunma bütçesi sadece yüzde 1,6 oranında artmıştır.
İktidardaki kıdemi beş yıla ulaştığı halde AKP’nin siyasetteki yaratıcılık yeteneği sadaka kültürü ile oy devşirmenin ötesine pek geçemedi!
Çok lâf zarar...
Haberin Devamı

