Fuzuli masraf

Haberin Devamı

Bizde siyaset genellikle “incir çekirdeği doldurma tesisi” gibi çalışır.

Bu da bize üzüntü verir.

Şükür ki dün bir istisna yaşandı ve partiler Çankaya üstüne yeni bir siyasi kavga doğmasına sebep olacak yanlışı önlediler.

Önümüzdeki hafta Meclis’ten geçirilmesi tasarlanan iki maddelik anayasa değişikliği teklifi, “11’inci cumhurbaşkanının halk oyu ile seçileceğini” söyleyen daha önceki anayasa değişikliğinin geçici maddelerini iptal ediyor.

Yani 21 Ekim’deki referandum, bundan sonraki cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesi için yapılacak. Meclis tarafından seçilen 11’inci Cumhurbaşkanı Gül’ün tartışmalı hale gelmesi riski böylelikle önlenmiş oluyor.

İktidar çözüm arayışını niçin bu kadar geciktirdi? Referandumu tümden iptal etmeyi niçin düşünmedi?

Cevabını vermek kolay değil.

Bu referandum, 367 engelini çıkaranları halka dövdürmeye dönük öfkenin ürünü idi. Seçimden sonra meclis Gül’ü Çankaya’ya çıkarınca işlevi kalmamıştır.

21 Ekim’de halkı sandığa çağırmanın artık anlamı ve amacı yoktur.

Abdullah Gül en az 5 yıl görev yapacağına göre, iktidarın tezgâha koyduğu yeni anayasa bu süre içinde bitmiş olmayacak mı? Yoksa AKP yeni anayasayı çıkaracağından mı emin değil?

Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığımız öneriyi CHP de sahiplenmiş, referanduma konu yasanın yalnız geçici maddelerini değil, yasayı, yani referandumu tümden iptal etmeyi teklif etmiştir.

Baykal haklı: Görünen hiçbir meşru amaca hizmet etmeyecek bir referandum için devletin 200 milyon YTL’yi aşkın parası çarçur olacaktır. Yazık değil mi?

AKP iktidarı eğer bu referandumda “evet”leri sahiplenip fiyaka yapmak için ısrar ediyorsa, devlet kesesinden hovardalığın ayıbını, günahını vicdanında iyi tartmalıdır.

Henüz vakit var. Yarım doğruda uzlaşabilen siyaset kurumu “toptan çözüm”ü de başarabilir.

Cumhurbaşkanını halkın seçmesini yeni anayasa zaten öngörecektir. 21 Ekim’deki referandum fuzuli eylem, fuzuli masraftır.

Türk halkı sandığı ciddiye alıyor.

Kapris referandumu bu duyguya zarar verecektir!

*****

Bayrağı vermeyin

Çocuk katillerin ellerine bayrak tutuşturmak veya onları bayrakla buluşturmak neyi nesi?

Herhalde yakalandıkları zaman kendilerini lânetli bir silâhın tetiği gibi kullanan kişiler tarafından kandırılmış olduklarını anlayıp çöküntüye uğruyorlar.

Yaptıkları işin, ruhlarını ele geçiren melânet bezirgânlarının söylediği gibi vatan sevgisiyle ilgili olmadığını, hatta vatana ihanet sayılacak derecede kötülük olduğunu kavradıkları an panikliyorlar.

Bayrağa sarılmak, belki bu çaresizliğin ilham ettiği bir savunma refleksidir.

Rahip Santoro’nun katili de gazeteci Hrant Dink’in katili de bir şekilde bayrakla buluşturuldu. Biri karakolda, öbürü cezaevinde Türk bayrağı ile fotoğraflandı.

Irk ve din ayrımına dayalı nefreti körüklemek isteyen melânetin, devletin güvenlik ve adalet uzvu içinde destekçiler bulabilmesi Türkiye için ne kadar vahim ve utandırıcı bir durumdur!

Devlet buna izin verenleri bulup cezalandırmalıdır. Bayrağa yapılan saygısızlık millete ve devlete de yapılmış demektir.

Bu resimler, katillerin devlet içinde koruyucular bulduğu inancına hizmet ederse Santoro ve Dink’in katillerine benzer bir yığın çocuğu ırkçı çetelerin tuzağına karşı korumak zorlaşacaktır.

Katiller çocuk bile olsa, kahramanlık, temizlik, şan ve şeref simgesi olan bayrağımızın manevi korumasına lâyık değildir!

DİĞER YENİ YAZILAR