Bile bile lâdes...

18 Eylül 2007

Türban yasağını kaldırmak, yargıyı ve YÖK’ü kontrol altına almak, askeri pasifize etmek...İktidarın önüne koyduğu bu hedefler, yenilip yutulması kolay olmayan demir leblebilere benziyor.Düşünüp taşındılar ve bu demir leblebileri ancak büyük bir pastaya yedirerek millete yutturabileceklerine karar verdiler.AB’ye uyum yolunda zaten yarısı değişmiş bir anayasa varken sil-baştan yenisini yapmanın sebebi budur.Ama işe yaramadı.Çünkü demirin fark edilmesi önlenemez.İlk itirazların türbana yönelmesi, rejimin laik karakterini riske sokmasındandır.Türban yasağını kaldırma hazırlığı, uluslararası zeminde bile tedirginliğe sebep oldu.Avrupa Parlamentosu’ndaki bir panelde “Türkiye’de siyasi İslâmla karşı karşıyayız. Adım adım özgürlükleri yontacaklar” tespiti yapıldı.İngiliz Financial Times gazetesi türban yasağı kalktığı takdirde “devlet ile din arasındaki ayrımın zedeleneceği”ni yazdı dün.Üniversite rektörleri bugün toplanacak. ODTÜ Rektörü Akbulut’tan sık duyduğumuz bir uyarı tekrar geldi:“Yasak kalkarsa türban takmayanların üniversitelere girmesi zorlaşır..” İktidar sözcüleri türbanın inanç özgürlüğü sorunu olduğunu savunuyorlar. Kendilerini değil bizi kandırıyorlar!Çünkü yaptıkları şeyi bile bile yapıyorlar. İşte örneği:Taslağı hazırlayan karma komisyonda “Türbanı serbest bıraktığımızda çarşaf, cüppe ve sarıkla girmek isteyenleri nasıl önleyeceğiz?” sorusuna cevap aramışlar.“Devrim yasalarına aykırı kıyafetle girilemez şartı koyar öyle engelleriz” derken biri hemen itiraz etmiş:“Türban da devrim yasalarına aykırı değil mi?” AKP seçimde elde ettiği gücü niçin böyle israf ettiğine bir gün pişman olacaktır.Dileriz o gün iş işten geçmemiş olur!*****Sakıncalılar“Çankaya Noteri” çalışmaya başladı.Sezer’in kararnamelerini imzalamadığı için görevlerini vekâleten yürüten bürokratların asaleten tayinleri Resmi Gazete’de kim bilir kaç gün tefrika olacak...Hepsinin başarılı olmasını dileriz ama bu bürokratların tümü şüphelerin odağında oturacaklardır.Sezer’in veto nedeni o aşamada gizli kalsa da olurdu. Ama şimdi bilmeye hakkımız vardır.Tayini yapılan bürokrat, saygın ve başarılı olmak istiyorsa bu ihtiyaç onun için daha bile önemlidir.Sezer niçin veto etmiş? Gül asaleti onaylarken Sezer’in gördüğü sakıncalar aşılmış mı?Devletin devamlılığı esastır. Bir cumhurbaşkanının sakıncalı gördüğü tayini öbürünün gerekli görmesi düşünülemez.Böyle bir şey olursa halk tedirgin olur, kendi kendine sorar: “Hangi taşlar sökülüyor? Başımıza çorap mı örülüyor?”

Devamını Oku

Hocanın borcu

17 Eylül 2007

Yandaşları Fethullah Hoca’nın kerametlerine İngiliz üniversiteleri ile parlamentosunu bile inandırdı. Bravo!Ekim sonunda Londra’da bir araya gelecek olan 45 bilim adamı, Gülen’in İslâm yorumunu ve dünyadaki etkilerini tartışacak.Batı dünyası, İslâm’ı terörle özdeş hale getiren örgütlere ve akımlara karşı kendini savunmaya çalışıyor. Çarelerden biri “Ilımlı İslâm” modelidir.Gülen cemaatini tanıtım yoluyla güçlendirmeye çalışan profesyonel ekip fırsatı değerlendirmeyi bilmiştir. Kendi açılarından büyük başarıdır. Konferans “Değişen İslâm dünyası ve Gülen hareketinin katkıları”nı araştıracak. Önceki toplantılarda olduğu gibi Hoca’yı konuşmacılar yere göğe koyamazken o yine orada olmayacak.Merak ediyoruz, bu “tavşana kaç, tazıya tut” oyunu daha kaç yıl sürecek?Sekiz yıl önce Amerika’ya giderken bir kaseti ortaya çıkmış, o kasette Hoca’nın bağlı olduğu söylenen değerlere ihanet ettiği şüphesi doğmuştu.Gitti, arkasından gelen sorulara dönüp bakmadı.Herhalde etkileyici konukseverliği, konferansa katılan bilim adamlarının sorularına muhatap olmaktan onu koruyor.Fethullah Gülen o kasette müritlerine “başta mülkiye ve adliye tüm hayati müesseseleri” ele geçirmelerini, “sezilmeden çoğalmalarını” ve “denge oluşana kadar kuvvete başvurmaktan sakınmalarını” öğütlüyordu.Türkiye’ye dönmesini acaba şu son sözleri mi önledi:“Müslümanlar erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır!” Bu önerme radikal İslâm’ın alternatifi değildir. Olsa olsa şiddeti hesaplı kullanan bir dinci siyasettir.Fethullah Hoca, en azından sevenlerine borçlu olduğu saygıdan ötürü, bu kasetin yüklediği günahtan artık kurtulmalıdır.Ya özür dileyerek veya sekiz yıl önceki gibi düşünmediğini söyleyerek konferansı açmalıdır.*****Bir ümit... Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin çok değerli bir uyarıda bulundu.Son görevinden önce 26 yıl türban davalarına bakan Danıştay dairesinde görev yaptığı için hem toplumu, hem sorunun sosyal ve hukuki boyutlarını iyi biliyor.“Saf duygularla anayasa taslağını hazırlayan akademisyenler Türkiye gerçeğini bilmiyor ve göremiyor” diye konuşmuş.Türban yasağını kaldırmanın sorunu daha da büyüteceğini söylemiş.Bumin, türban hakkını elde eden siyasal İslâmcıların susup oturmayacaklarını anlatmaya çalışıyor. Gerçekten de sömürü siyaseti için her kazanım, daha büyük bir hedefe hamle sebebidir.Türban serbestisi kara çarşafa genişletilecek, ardından da mücadele kamuda çalışan kadınlara doğru tırmandırılacaktır.Taslağı hazırlayan karma komisyon tıkandığı için kararı Başbakan Erdoğan’a bırakmış. Hiçten iyidir.Çünkü Tayyip Erdoğan türban serbestisinin açacağı yeni dertleri öngörmekte romantik akademisyenlerden daha gerçekçi olabilir!

Devamını Oku

Çıkmaz sokak

16 Eylül 2007

Anayasaların birinci hedefi demokrasinin temeli olan güçler ayrılığı ilkesine tartışmasız bağlı kalmaktır.“Sil baştan anayasa”ları mutlaka çıkar gruplarının iyi dengelendiği “kurucu meclis”lerin yapması fikri buradan türemiştir.Aksi takdirde devleti oluşturan üç erkin birbirlerini denetleyecek biçimde ayrılması sağlanamıyor. Tecrübeler hep bunu öğretmiş.Anayasa Mahkemesi’nin hafızasını oluşturan bilimsel tebliğler de aynı şeyi söylüyor: Yeterli tarafsızlığa sahip bir irade yaratamazsanız, iyi bir anayasa da yapamazsınız. Yetkiyi üç erkten hangisine verirseniz sistem onun tercihleri doğrultusunda şekillenecektir.Yetki yasama organına verilirse güç mecliste ve iktidarda, yargıya verilecek olursa bu defa yargı organında toplanacaktır.İktidar bu temel sorunu, içerikle ilgili bombardımanın gürültüsüne getiriyor. Çünkü iktidarın derdi gündemindeki hedeflere ulaşmaktır, sistemin doğru kurulmasını sağlamak değil.Gürültüye getirmek...Bizdeki hazırlık daha önceki yanlış örneklere rahmet okutuyor. “Bu iş asla siyasetçi ağırlıklı yasama meclislerine verilmemeli” denirken bizde daha fenası yapıldı: Baştan sona her şey iktidar partisinin kontrolüne sokuldu. Akademisyenlerle AKP’li hukukçuların oluşturduğu çalışma grubu Sapanca kampında türban yasağı ile ilgili madde üstünde görüş birliği sağlayamamışlar ve “son kararı Başbakan versin” demişler.Bunda şaşılacak bir şey yok. Anayasa, AKP’nin stratejik saydığı birkaç hedef gözetilerek yeniden yazılmak istenmektedir.Sadece o maddeler değiştirilecek olsa dikkat ve tepki çekeceği için operasyonun hedefi, yeni anayasa bütünü içinde gözlerden kaçırılacaktır. Oyun bu!Kaçmak çare değilBir ülkede durduk yerde anayasanın toptan değiştirilmek istenmesi, yürürlükteki anayasada belirtilen kurucu felsefenin de değiştirileceğine işaret sayılır.Bu ihtiyaç nereden doğdu? Yetkiyi kim, ne zaman istedi, kimden aldı?İktidar bizi ikna etsin.Diyanet İşleri’nde oluşturulan deponun devlet kadrolarındaki değişim için kullanıldığını öğrenmek (TÜSİAD açıkladı) gözümüzü açmadı ise belki yardımcı olur; bir haber daha:Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkan Yardımcısı olan Prof. Ali İlker Gümüşeli istifa ederek görevini bıraktı.Talim Terbiye Kurulu, eğitim sisteminin beynidir. Prof. Gümüşeli “Sistemi düzeltmek için mücadele verdim. Ama oraya getirdiğimiz doktoralı insanları bir günde görevden aldılar, yerlerine kendilerine yakın kişileri getirdiler” dedi.Çocuklarımızı ve hayatımızı savunmalıyız. Bırakıp gitmek çare değil.Cumhuriyet değerlerini koruma sorumluluğu taşıyan herkesin bilinçli, dirençli ve uyanık olması gerekiyor.

Devamını Oku

Korumasız

15 Eylül 2007

Türkiye’nin düzeni çocuklarımızı korumuyor. Neden korumuyor?Çünkü kültürümüz ve yasalarımız yetişkinleri sorumlu davranmaya mecbur etmiyor.Türkücü İsmail Türüt, Hrant Dink suikasti ekseninde “Karadeniz’de oynanan oyunlar”a dikkat çekmek üzere bir şarkı yapmayı düşünmüş. Ozan Arif’e teklif götürmüş.Ozan Arif’in, Dink suikastinden tutuklu kişileri bir anlamda kutsayan ve yücelten şiirini Türüt dediğine göre “severek” okumuş.Derken 20 yaşında bir internet cambazı türküyü video klip haline getirip iletişim dünyasının en büyük denizlerinden biri olan YouTube platformuna salınca bomba patlamış!Çünkü görüntüler eşliğinde tam bir ırkçı mesaja dönüşen klip izleyen herkesi dehşete düşürmüş.Türkünün “Vatan satsa bir kişi / Anında biter işi” bölümünde Dink’in cansız görüntüsü ekranı kaplıyor.“O gün öyle desinlerBugün böyle desinlerFatihalar YasinlerBitmez Karadeniz’de” dizeleri, suikast sanıklarını kahraman katına çıkarırken acaba kaç masum çocuğu şiddete özendiriyor?Türkücü Türüt de Ozan Arif de klibe Sezer ve Tayyip Erdoğan görüntülerinin dahil edilmesinden dolayı üzüldüklerini belirtiyorlar.Oysa asıl bu çağrının beyinlerini zehirleyeceği çocuklara üzülmeliydiler. Neyse, yine de teselli veren bir yanı vardır bu tecrübenin.Çünkü toplumdan gördüğü şiddetli tepki, video klibi yapan genci ürkütmüş olmalı ki öğleden sonra silmek zorunda kaldı.Medya özgürlüğünden üreyen bir yanlışı yine özgür medya ortamının halletmesi iyi bir şey ama tahrik nitelikli bu tür suçlar daha erken müdahale görmeli.Hukuk düzeni bu suçlarda cezalandırmaya değil önlemeye öncelik vermeli ve ona göre örgütlenmeli.*****SoğumasınCumhurbaşkanı Gül’ün Diyarbakır’da öteki kentlerdeki kadar coşkulu karşılama göremediği söyleniyor.Bunun ölçüsü yok. Bazen bir kişinin davranışı, yığınların gösterilerinden daha anlamlı, daha değerli olur.Diyarbakır’da kalabalıktan sıyrılan bir kadın, bölgede şeyhlere ve aşiret reislerine yapıldığı gibi Gül’ün kolunu öpmüş. Oralarda bu jest “Yanındayım, yolundayım” demek yerine geçiyormuş.Bizce asıl bu jestin mesajını deşifre etmek lâzım. Bizce bu mesaj halkın devletine hasretini, özlemini, belki biraz da haydutlar eline terkedilmişliğe sitemini yansıtıyordur.“Gül Güneydoğu’da halkın sevgilisi oldu” diyorlar.Olmuştur ama Cumhurbaşkanı Gül sıfatıyla oraya gittiği içindir.Bu ziyaret bölgenin sorunlarına devletin çare bulmak amacıyla daha fazla şefkat göstereceği, daha fazla kaynak ayıracağı vaadi olarak değerlendirildiği içindir.Cumhurbaşkanı bu kucaklaşmayı arasını soğutmadan tekrarlamalı...

Devamını Oku

Anayasa oldu bittisi

14 Eylül 2007

Cumhuriyet değerlerine bağlı insanlara AKP ilk iktidar döneminde sürekli tedirginlik yaşattı.“Laiklik, türban, imam hatip, YÖK gibi konularda çatışma doğuracak bir macerayı göze alırlar mı?” korkusu hep var oldu.Ama korkulan olmadı, en azından beklenen çapta olmadı.AKP oylarını şaşırtıcı oranda yükselten dalgada acaba bu gerçeğin payı yok mudur?Bizce vardır.AKP açıkça söylemese de tutumu ile şu mesajı millete vermiştir:“İşte gördünüz; bize yöneltilen şüpheler önyargı imiş, kuruntuymuş, iftira imiş!” Baskın yapar gibiİktidar partisinin oylarını yüzde 46,6 düzeyine tırmandıran dinamiğin bu tespitten epey etkilendiğini kimse inkâr edemez.Ama AKP ne yapmıştır?Şapkasından tavşan çıkaran sihirbaz gibi o da seçim sandığından yeni bir anayasa çıkarmaya kalkışmıştır.Kandırmıştır insanları.Çünkü iktidar partisi laikliğe, türban yasağına dokunmadığı için kazandığı desteği şimdi suiistimal etmeye, “AKP’nin gizli gündemi” diye dört yıldır dolaşan efsaneyi yeni bir anayasa ile gerçekleştirmeye hazırlanıyor.AKP “Tekrar iktidara gelirsem bu anayasayı atıp yenisini yapacağım” deseydi aynı oyu alır mıydı?Bunu bilmeye imkân yok ama her halükârda iktidar partisinin halkı bu niyetinden haberdar etmesi gerekirdi.Şu anda yapılan, güvenin kötüye kullanılmasıdır.Güven zeminini yitiren sürecin verimli olması ve doğru hedefe ulaşması kolay değildir.Nitekim taslağın “Din ve inanç hürriyeti” başlığını taşıyan 24’üncü maddesinin ilk fıkrasındaki ifadeyi bazı hukukçular tarikatları, cemaatleri, kaçak Kur’an kurslarını ve Işık Evleri gibi yasadışı dini oluşumları anayasa güvencesine kavuşturan bir hile olarak değerlendirmişlerdir.Metinde şu ifade var:“Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama veya bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.” AKP’ye güven duymayan görüş sahiplerine göre yukarıdaki metin tarikatleri ve dini cemaatleri resmi hüviyete kavuşturmuş olacaktır.İtiraz hakkımızAKP’nin yaratacağı tedirginlik ilk iktidar dönemini aratacak gibi gözüküyor.Çünkü sorun niyet ve şüphe evresinden eylem zeminine intikal etmiştir.Laik cumhuriyeti maceradan koruyacak bir çıkış yolu yok mu?Mutlaka olmalıdır.İktidarda kalsın ve icraat yapsın diye AKP’ye oy verenler, desteklerinin rejimle rövanşa oynayan bir anayasa değişikliği için kullanıldığını, yani kötüye kullanıldığını fark eder ve bunu belli ederse çok şey değişir.Seçim kazanmanın iktidarlara kendi başına anayasa değiştirme hakkı tanımadığını öğretmemiz mümkündür!

Devamını Oku

Uyanış başladı

13 Eylül 2007

Üniversite evrensel rolünün çağrısına uyarak sesini yükseltti.İktidarın yeni anayasa sipariş ettiği bilim kurulunda Türkiye’nin en kıdemli, en büyük hukuk fakültesinden kimse yok.AKP’nin ısmarladığı yeni anayasa “gizli örgüt faaliyeti” havasında hazırlanıyor.Taslağı yazan bilim adamları ile iktidar partisi heyeti, sürecin en kritik aşaması için Abant’ta kampa gireceklerdi. Medya ilgisi korkuttuğu için kampı Sapanca’daki bir otele aldılar.Oysa millet olarak bizim korkmamız lâzım. Hayatımızı düzenleyecek olan “toplumsal sözleşme”yi bizim merak etmemizde korkulacak bir şey yok.Asıl korkunç olan bu hazırlığı gizli kapaklı yürütenlerin eylemleri ve niyetleridir!İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Mesut Parlak üniversite senatosunun yeni anayasaya ilişkin değerlendirmelerini dün kamuoyuna duyurdu.“Ödün vermeyiz”Prof. Parlak’ın sözleri üniversite senatosunun ciddi endişeler taşıdığını gösteriyor. Meselâ:“Bu anayasanın Türk ulusunu geleceğe taşıyabilmesi, Atatürk ilkelerini, laikliği, cumhuriyet kazanımlarını tartışmasız bir şekilde temel alması ile sağlanabilir... Ulusu 80 kusur yıldır birlikte tutan, yaşatan, komşularından farklı kılan bu değerlerdir. Cumhuriyet kazanımlarından ödün vermeyiz.” Medyaya sızdırılan haberlerin işaret ettiği niyetler belli ki üniversite senatosunu tedirgin etmiş ve alârm verme ihtiyacı doğurmuş.Bizce bu çıkış, geç bile kalmış doğru bir harekettir.Rektör yanlışlara karşı uyarı görevini yaparken oldukça sert ifadeler kullanmıştır:“Bu çalışmalar kapalı kapılar ardında yapılmamalı. Üniversiteler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları bu sürecin içinde yer almalı... Herkes yeminine sadık kalsın. Türkiye’yi bugünlere getiren temel ilkelere dokunmasınlar. Böyle bir tehlikeye tüm gücümüzle ve hiç tereddüt etmeden karşı çıkacağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz!” Muhalefet uyansaİlk hukuk fakültesini içinde barındıran en köklü üniversitenin dünkü çıkışı, bu hazırlığın doğal tarafı olması gereken öteki üniversitelerin üstündeki ölü toprağını kaldıracaktır.Anayasa hazırlığı, mahrum kaldığı katılım çeşitliliğine belki bu sayede kavuşacaktır.Şimdi sıra “yaz uykusu”ndaki muhalefet partilerini uyandırmaya geldi.Birileri anayasanın değiştirileceğinden onları haberdar etmeli.Biz denedik; CHP lideri Baykal torunlarının okul hazırlıkları için Antalya’ya gitmiş.Bu zamanı Ankara’da oturup yeni anayasa için harcasa, bizim torunlarımız da mesaisinden istifade etse, daha iyi olmaz mıydı?!

Devamını Oku

Niye bu acele?

12 Eylül 2007

Seçimden güçlenerek çıkacağının işaretini alır almaz AKP anayasayı değiştirme planını yürürlüğe koydu.Seçim sonuçlanmadan roller dağıtıldı ve oyun başladı.İki aydan beri sadece anayasa konuşuyoruz.Neden? Nedir bu acele?Dünyadaki örnekler aynı şeyi gösteriyor, otoriteler hep aynı şeyi söylüyor:Doğru anayasaları sadece bu amaçla oluşturulmuş meclisler yapabilir.Geçen gün eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, bir gazetedeki makalesinde “Şimdi soğukkanlı, sağduyulu olma zamanı. Partiler üstü düşünme vakti” diye uyarısını yapmıştı.Ama doğru yol zaman istiyor.Sadece anayasa yapmakla görevli bir kurucu meclisin oluşturulması, temsil yeteneği yüksek bir katılım sağlanarak “toplumsal mukavele” demeye lâyık bir belgenin hazırlanması, nereden baksanız 2-3 yıllık bir iş.Halbuki AKP, iktidar aşınması başlamadan önce bu işi bitirmek hevesinde.Hedefler belli...Hedef türban yasağını kaldırmak, YÖK’ü dağıtmak, imam hatiplerin önünü açmak, laikliğin tarifini değiştirmek ve Silâhlı Kuvvetler’in rolünü küçültmektir.Sadece bu hedeflere yönelmek, niyet deşifre edeceği için tercih edilmemiş, 1982 Anayasası “asker anayasası” diye karalanmak suretiyle stratejik değişiklikler “sivil anayasa” yaldızlı ambalajı içinde işleme konulmuştur.Yüksek tempoda hazırlanacak anayasanın halk oyuna sunulacak olması acaba kalitesini garanti eder mi; hayır etmez.Çünkü şu anda AKP’nin seçmen desteği, yanlışlarına bile onay sağlayabileceği bir düzeyde bulunuyor. Partinin hedeflerine ulaşmak uğruna halkın güvenini kötüye kullanması acaba kaç milletvekili veya parti yöneticisinin umurunda olur?Böyle bir sigorta yok. O nedenle siyasi muhalefet yanında toplumsal muhalefetin de uyanık ve enerjik olması gerekiyor.Üniversiteler toplumun aklı ve vicdanıdır. Türkiye’deki üniversiteler yıllardır unuttukları bu görevi hatırlamalıdırlar.Çıkmaz sokaklarTabii daha makbul olan, daha yüksek bir oy desteğine sahip olmanın bile iktidarlara anayasa yapma hakkı vermediği gerçeğini AKP’nin, pişman olacağı hatalar yapmadan anlamasıdır.Meselâ bir “inancını yaşama hakkı” tutturulmuş gidiyor. Laiklik bu mudur?Çok hukuklu bir düzen savunulamayacağına göre laikliğin kişilere tanıdığı hakkın ibadet özgürlüğü ile sınırlı olduğunu niye kabul edemiyoruz?Bir şey daha: Askeri darbelerin önünü hukuk kapatabilir mi?Askerlerin rollerini daralttıkları oranda gücünü sınırlandıracağını zannedenler hesap hatası yapıyor muyuz diye düşünmeliler. Askerin sesi biraz yüksek çıkıp darbe korkularını tahrik ettiği zamanlar nasıl tepki gösterdiğimizi hatırlayalım:“Bağırıp istikrar riski yaratacak yerde sıkıntıları neyse MGK’da söylesinler!” Demokratik zeminleri daraltmak tehlikeyi önlemez, artırır.Güç ihtiras üretir.Ve demokrasiyi sindirmemiş başları derde sokar!

Devamını Oku

İmparator!

11 Eylül 2007

Fatih Terim “Arkadaşlar ben bundan sonra ders almam, ders veririm” demiş.Basın toplantısında gazetecilere derslerini vermiş!Keşke pek merak ettiğimiz bir soruyu da o arada cevaplayıp Malta adlı mahalle takımının sahasında iki puan bırakırken kime ders vermiş ve ne dersi vermiş; onu da söyleseydi...Sen ülkenin en yüksek profesyonel maaşını, kazandırdığın zaman en yüksek primlerini al üstüne övgülerle göklere çıkarıl ama başarısızlığın hesabını vermeye sıra gelince efelen, kabadayı kesil!Olmadı sayın hocam!Biz millet olarak küçük bir yakınmayı “Al ananı da git” diye püskürten başbakan da gördük ama o orada kalsın.Kötü örnek emsal olmaz.Taşıdığın unvan milli takımın sahipliği değildir.Takımın sadece sorumluluğu sana verilmiştir.Maddi karşılığını fazlasıyla aldığına göre başarı durumlarında göklere çıkarılmayı nasıl tevazu gösterme zahmeti bile duymadan kabul ediyorsan başarısızlıkta eleştirilere saygı ve sabır göstermeye de o kadar mecbursun.“Gazetecilik diye bir meslek var ama vicdansızlık gibi bir meslek yok” demişsin.Peki bu işte imparatorluk diye bir meslek var mı? Yok... O zaman sen de “imparator” lâfını fazla ciddiye alma! Ne bize, ne başkalarına, hiç kimseye tebaanmışız gibi muamele etmeye kalkma.Hayat herkese her yaşta yeni bir şey öğretebilir.Kusursuzluk yalnız Allah’a mahsustur! Bugünkü maçta başarılar diliyoruz!*****“Nasıl olsun?” değil “kim yapsın?” Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk’un anayasa hazırlığı ile ilgili görüşleri çok noktada Ali Rıza Bozkurt’la örtüşüyor.Star’da çıkan yazısında Sami Selçuk da salt anayasa yapmakla yükümlü bir “kurucu meclis” şartı öngörmüş...“Parlamentomuz, isterse yüzde 84 temsil gücü olsun, anayasa yapmamalı” diyor.“Anayasayı yapanların hiçbir beklentileri olmamalı, işleri bitince köşelerine çekilmeli” diyor.Bizde yapılmak istenen ne?Bu işi halkın değil, parti liderlerinin seçtiği milletvekillerine yaptırmak!Yanlış bir gündemle havanda su dövüyoruz.“Nasıl bir anayasa” sorusuna sıra gelmesi için önce anayasayı kime yaptıracağımız sorusunun doğru cevabında birleşmek zorundayız.Cindoruk VATAN’a 1992’de Meclis Başkanı sıfatıyla yeni bir anayasa için oluşan partilerarası uyum komisyonunun, laikliği koruyan 24’üncü maddeyi değiştirmek isteyen Refah Partisi’nin ısrarı nedeniyle dağıldığını hatırlatıyor.Gül o zaman Refah heyetindeyken ne istiyorsa, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra yaptığı teşekkür konuşmasında da yakın şeyler söylüyor.Evet evet, siyasi meclis anayasa yapmamalı.Sonra şey...Beş yüz kırk dokuz milletvekilinin bir ay kadar önce bağlı kalacaklarına namus-şeref yemini ettikleri anayasa hangi anayasaydı?!

Devamını Oku