Türban yasağını kaldırmak, yargıyı ve YÖK’ü kontrol altına almak, askeri pasifize etmek...
İktidarın önüne koyduğu bu hedefler, yenilip yutulması kolay olmayan demir leblebilere benziyor.
Düşünüp taşındılar ve bu demir leblebileri ancak büyük bir pastaya yedirerek millete yutturabileceklerine karar verdiler.
AB’ye uyum yolunda zaten yarısı değişmiş bir anayasa varken sil-baştan yenisini yapmanın sebebi budur.
Ama işe yaramadı.
Çünkü demirin fark edilmesi önlenemez.
İlk itirazların türbana yönelmesi, rejimin laik karakterini riske sokmasındandır.
Türban yasağını kaldırma hazırlığı, uluslararası zeminde bile tedirginliğe sebep oldu.
Avrupa Parlamentosu’ndaki bir panelde “Türkiye’de siyasi İslâmla karşı karşıyayız. Adım adım özgürlükleri yontacaklar” tespiti yapıldı.
İngiliz Financial Times gazetesi türban yasağı kalktığı takdirde “devlet ile din arasındaki ayrımın zedeleneceği”ni yazdı dün.
Üniversite rektörleri bugün toplanacak. ODTÜ Rektörü Akbulut’tan sık duyduğumuz bir uyarı tekrar geldi:
“Yasak kalkarsa türban takmayanların üniversitelere girmesi zorlaşır..”
İktidar sözcüleri türbanın inanç özgürlüğü sorunu olduğunu savunuyorlar. Kendilerini değil bizi kandırıyorlar!
Çünkü yaptıkları şeyi bile bile yapıyorlar. İşte örneği:
Taslağı hazırlayan karma komisyonda “Türbanı serbest bıraktığımızda çarşaf, cüppe ve sarıkla girmek isteyenleri nasıl önleyeceğiz?” sorusuna cevap aramışlar.
“Devrim yasalarına aykırı kıyafetle girilemez şartı koyar öyle engelleriz” derken biri hemen itiraz etmiş:
“Türban da devrim yasalarına aykırı değil mi?”
AKP seçimde elde ettiği gücü niçin böyle israf ettiğine bir gün pişman olacaktır.
Dileriz o gün iş işten geçmemiş olur!
Sakıncalılar
“Çankaya Noteri” çalışmaya başladı.
Sezer’in kararnamelerini imzalamadığı için görevlerini vekâleten yürüten bürokratların asaleten tayinleri Resmi Gazete’de kim bilir kaç gün tefrika olacak...
Hepsinin başarılı olmasını dileriz ama bu bürokratların tümü şüphelerin odağında oturacaklardır.
Sezer’in veto nedeni o aşamada gizli kalsa da olurdu. Ama şimdi bilmeye hakkımız vardır.
Tayini yapılan bürokrat, saygın ve başarılı olmak istiyorsa bu ihtiyaç onun için daha bile önemlidir.
Sezer niçin veto etmiş? Gül asaleti onaylarken Sezer’in gördüğü sakıncalar aşılmış mı?
Devletin devamlılığı esastır. Bir cumhurbaşkanının sakıncalı gördüğü tayini öbürünün gerekli görmesi düşünülemez.
Böyle bir şey olursa halk tedirgin olur, kendi kendine sorar:
“Hangi taşlar sökülüyor? Başımıza çorap mı örülüyor?”

