Yeni tarif gerekmez

2 Eylül 2007

Doğu’da Malezya’dan Batı’da Fas’a kadar “ılımlı” denilen İslâm rejimlerinin aşırılığa doğru kaydığını izliyoruz.Radikal İslâm korkusu taşıyan Batılı toplumların kendi güvenlikleri için “ılımlı İslâm”ı savunmalarında anlaşılmayacak bir şey yok.İslâm ile demokrasinin pek âlâ bir arada olabildiğini kanıtlamak için Türkiye’yi model göstermeleri de doğru.Ama bu bileşimin ruhunu, tutkalını fark edememeleri kendilerine de, Türkiye’ye de, Türkiye tecrübesinden yararlandırmayı düşledikleri İslâm toplumlarına da zarar veriyor.Bazı siyasetçiler ve düşünce kuruluşları, inanç ve ibadet özgürlüklerine geniş anlamda saygının, aradıkları sihirli formülü yarattığını sanıyorlar. Büyük yanılgıya düşüyorlar.Özellikle bir İslâm toplumunda demokrasinin yaşamasını sağlayacak en önemli güvence laikliktir.Laikliğin ılımlısı, aşırısı olmaz; laiklik laikliktir. “İslâm” özel yaşam alanından siyasete, oradan kamu hayatına girdiği andan itibaren önce laiklik gider, sonra demokrasi.Laikliğe yeni tarif telkinleri toplumu tuzağa düşürme oyunudur. Özgürlük gösterip din devletinin karanlığını getirmek için aydınlığın kaynaklarını birer birer söndürmektir bu.Anayasa’nın 24’üncü maddesi laikliğin özgürlük tarafını da, yasaklar yönünü de gayet açık anlatıyor. Yeni tarif niçin?“Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmak amacıyla... Siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla...Dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez” diyor anayasa.Bu tarifi anlaşılmıyor diye değiştirmek istiyor olamazlar. Kasıt var, uyanık olalım.Müslüman dünyasının niçin tek demokratik ülkesi Türkiye’dir sorusunun cevabını asla unutmayalım.Laikliğe dokundurmayalım! *** İbretlik!O benzersiz afla anılmanın Rahşan Ecevit’i üzdüğünü tahmin edebiliriz.Ama onun çektiği vicdan azabı, çıkmasında etkili olduğu affın sebep olduğu acılı yıkımlar yanında hiç kalır.İşte bir taze örnek:“Rahşan affı” küçük bir kız çocuğunu kaçırıp tecavüz ve iğfal eden, cezaevine girip çıktıktan sonra bir diş hekimine, ardından bir doktor muayenehanesinde sekreter kıza tecavüz etmekten ömür boyu hapse mahkûm bir canavarı sokağa saldı.2005 Eylülü’nde serbest kalan bu melun bir yıl bile geçmeden İzmir’de Dişhekimi Zekiye Gökşin’in muayenehanesine gitti ve zavallı kadını tecavüz ettikten sonra hunharca öldürdü.Zekiye Gökşin’in babası şimdi haklı olarak şunu diyor: “Rahşan affı çıkmasaydı o cani hapiste, kızım da yaşıyor olacaktı.” Acılı baba affı çıkaran meclis adına TBMM Başkanlığı’nı dava etti. Sonuç alamazsa AİHM’e de gidecek.Böyle suçlar için af çıkarma yetkisi meclisin elinden alınana kadar bu mücadelenin peşi bırakılmasın!

Devamını Oku

Kaderin cilvesi

1 Eylül 2007

Profesör Özbudun hazırladıkları anayasa taslağı için “laiklik fazlasıyla korunuyor” demiş.Bu işin fazlası nasıl oluyor?Eğer zorunlu din derslerinin isteğe bağlı hale getirilmesini kanıt gösteriyorsa, dereyi görmeden paçayı sıvamamak gerekir.Korkarız AKP çoğunluğu, milletvekili dokunulmazlığını nasıl kaldırmayacaksa, din derslerini zorunlu tutan kuralın değişmesine de izin vermeyecektir.Dilerim ben mahcup olurum!AKP’nin iktidarını, Gül’ü de Çankaya’ya çıkararak güçlendirmesi içerde ve dışarda tedirginlik yaratıyor. Bu durumdan memnun olanlar ise teselliler üretmeye çalışıyor.Meselâ geçen gün Reuters haber ajansı Georgetown Üniversitesi İslâm tarihi uzmanı John Voll’un şu sözlerini dünyaya yayıyordu:“Gül ve Erdoğan ile görülen şey, dürüst ve devletten bağımsız bir politik İslâm’dır.” Amerikalı bilim adamı “Korkmayın bir şey olmaz” demeye getiriyordu özetle.Oysa siyaset bir araçtır. Neyle yüklü ise iktidara geldiğinde devlete onu taşır.Devletin bağışıklığı olsaydı tarikatlar, cemaatler eğitimi ele geçiremez, yüksek bürokrasideki tayin kriterleri türbanlı eşe endekslenmez iktidarla devletin bağımsız kurumları çatışma haline düşmezdi.Cumhurbaşkanı Gül bir davet vermek zorunda. Ama AKP’nin kamburları var: İçki içilmemesi lâzım, türbanlı eşlerin gücendirilmemesi lâzım. Bu yüzden davet 5 Eylül öğle öncesi saat 11’e alındı ve düzenleme eşsiz yapıldı. Ucube davete “çalışma resepsiyonu” denildi.Kendilerini iktidara getiren din sömürüsünün bayrağı türban AKP’nin ayağına dolanmıştır. Çalışsınlar, çözsünler şimdi.Sorunu üreteni çözüm bulmaya mecbur eden kader şansımızdır.Allah zihin açıklığı versin!***** CHP’nin haliDaha çok umut ve heyecan veren bir ana muhalefete duyulan ihtiyaç tartışma götürmüyor.Ama düzenimiz, başarısız lideri değiştirmeye izin vermiyor.Sarıgül muhalefeti 9 Eylül’e hazırlanırken Parti Meclisi kaynaklı bir grubun yeni bir ateş yaktığını izliyoruz.CHP’nin değişime ihtiyacı var mı?Muğla Üniversitesi Anayasa Hukuku hocası Doç. Mehmet M. Hekimoğlu’nun bir makalesindeki bazı tesbitlerini okuyunca değişim gereğine ikna oluyorsunuz.Doç. Hekimoğlu “İki sol partinin CHP çatısı altında aldığı oy oranı, siyasi tarihimizin gördüğü en düşük orandır” diyor.Aynı şekilde “2002 seçiminde 17 ilde milletvekili çıkaramayan CHP, bu defa DSP ile ittifaka rağmen 36 ilden meclise vekil sokamadı.” “CHP 13 ilde birinci parti idi, son seçimde bu başarıyı sadece 5 ilde yakaladı. Toplumun bütün katmanlarından ve tüm bölgelerden oy alan kitle partisi vasfını bile yitirdi.” Ve partinin yönetimi bu durumu seçmenin akılsızlığına yordu!CHP için dışardan seçmen getiremeyeceğimize göre partinin başındakileri götürmek gerekiyor.Başka çare yok!

Devamını Oku

Beterin beteri

31 Ağustos 2007

Haftalardan beri bir anayasa taslağı kamuoyunun gündeminde hayalet gibi dolaşıyor.İki bilineni var: Hazırlayan kurulun sadece bir üyesi (Prof. Ergun Özbudun) sahnenin önündedir ve taslağın kışkırtıcı derecede bir Atatürk alerjisi yansıttığı dikkati çekmektedir.“Müthiş Türk” başlığı ile yerli ve yabancı medyada pek çok röportajını gördüğüm Ali Rıza Bozkurt’un perşembe gecesi Kanal Türk’te konuşmasına rastladım ve takılı kaldım.Kimler yapmalı?İTÜ mezunu bir mühendis olan Bozkurt, 40 yaşından sonra Amerikan vatandaşı olan ve yirmiden fazla ülkede yatırımlar yapan bir iş adamı. 60’ından sonra yeniden okuma isteği ile Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu’nda araştırmacı olan ve yirmi yıldır Amerikan siyasetinin içinde pratiğini geliştirmiş bir siyaset uygulayıcı...Üstüne basa basa politikacıların, yasama meclislerinin anayasa yapamayacağını, bu yanlışa saplanan toplumların döne döne kayalara tosladığını anlatıyordu.“Anayasayı sadece anayasa yapmak üzere seçilmiş, hayatının sonraki döneminde seçimle gelebileceği tüm makamlardan resmen vazgeçmiş insanlar hazırlayabilir” diyordu.İki çarpıcı örnek verdi.Biri Amerika... “ABD anayasası hazırlanırken devlet yoktu. Olsa anayasayı parlamento hazırlayacaktı ve o durumda ABD olmayacaktı” dedi.İkinci örnek Fransa idi. Fransa 1789 devriminden sonra niçin dengeli bir anayasaya kavuşamadı?Niçin 17 defa değiştirdiği halde aradığını bulamadı?Sebep aynı: Anayasaları meclisler yaptı. Partilerin ve politikacıların menfaatleri halkınkilerle daima çatışır. Tarafsızlaştırılmış uzmanlardan ve vatandaşlardan kurulu meclisler eliyle yapılmadığı takdirde hiçbir anayasanın ötekinden farkı olmuyor.Hürriyetlerin beşiği Fransa bile bu yüzden 5 cumhuriyetini eskitmiştir!Bizdeki heyet...Bozkurt’u izlerken, bizdeki taslağı hazırlayan bilim heyetinin tarafsızlık şartına ne kadar uyduğu sorusunun önem kazandığını düşündüm.Ve hoş bir rastlantı, Prof. Özbudun dışındaki hocalar dün deşifre oldu.Eğer Ali Rıza Bozkurt’un kriterleri iyi bir anayasa yapmanın şartı ise, bizim takımın elinden iyi bir anayasa asla çıkmayacaktır!Çünkü çoğu Atatürk dahil birçok konuda AKP görüşlerine çok yakın duruyorlar.Mevcudu ararızAyrıca... “Ismarlama” olduğu şüphesi taşıyan bu taslak “şah” ise siyasetçilerin elinde “şahbaz” olacaktır.Dün görüştüğüm Bozkurt şu değerlendirmeyi yaptı:“Mevcudu kötülemek için askeri anayasa diyorlar. Evet Atatürk’ü koruma endişesi ile hürriyetlerin bir ölçüde kısıtlandığı söylenebilir. Ama siyasetçilerin hazırlayacağı anayasa bugünkünü bile aratacaktır. Çünkü siyasetçi kendi menfaatini kollayacaktır, milletinkini değil.” Dikkat! Önümüzdeki tehlike sanılandan daha büyük. Çünkü anayasayı yalnız politikacılar yapmakla kalmayacak.Laik rejimle barışık olmayan politikacıların oluşturduğu bir çoğunluk yapacak!

Devamını Oku

Devlet fotoğrafı

30 Ağustos 2007

Askerler dün Gül’e “Cumhurbaşkanım” da dediler, gereken saygıyı da gösterdiler.Bu durum, Zafer Bayramı’nın havasını bozmama özeniyle ilgili tek günlük bir tutum değişikliği midir, yoksa “mesaj verildi, tarihe kayıt düşüldü” kanaati ile “teyakkuz halinde bir normalleşmeye geçiş”in işareti mi?Asker Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına yönelik itirazını açık beyanlar ve tutumlarla belli etmiştir.Bunun demokratik terbiye kurallarını aştığını düşünenler yanında Türkiye’ye özgü gerçeklerin emri olduğunu savunanlar da vardır. Bu çevreler AKP önderlerinin demokrasiyi amaç değil bir araç olarak gördüklerini unutmuyorlar ve komutanların uyarı içeren tutumlarını yerinde buluyorlar.Dünkü yazımızdan kaynaklanan yankılarda, komutanları onaylayanlar ile aşırı bulanlar arasında neredeyse seçim sonuçlarına benzer bir denge ortaya çıkıyordu.Bu denge, bir aday için kabul edilebilir ama seçilmiş bir cumhurbaşkanı için hoş bir durumu ifade etmiyor.Kızının dört yıl peruk giyerek gittiği üniversitenin diploma töreninde ona türban taktırması, tepkilerden anlaşılıyor ki Gül’ün güven puanını dibe vurdurmuş.Cumhurbaşkanı yemini ettikten sonra yaptığı konuşmada laiklik ilkesine getirdiği dar tarif de bu konuda tarafsız olamayacağı endişelerini artırmıştır.Gül o konuşmada laikliğin din ve devlet işlerini birbirinden ayıran kanadını hiç anmamış, sadece inanç ve ibadet özgürlüğü tarafını tarif diye ortaya koymuştur.Eşinin türbanına Çankaya vizesi uydurmak uğruna göze alacağı zorlayıcı çıkışlar sorunu daha girift hale getirecek, daha fazla çatışma alanına sokacaktır.Dünkü törenler gösterdi: Devleti yansıtan fotoğraflarda kadınlar sistematik olarak azalıyor, kayboluyor. Gül buna çare bulmak zorundadır.Geriye doğru işleyen bir değişimin temsilcisi olarak Çankaya’da huzur içinde yaşayamaz, millete de huzur veremez!*****Mayın döşemekten beter! DTP’nin mecliste temsil edilmesi, demokrasinin sunduğu şanstır.Ama bu şansı kullananlar değerini bilmiyor.DTP Genel Merkezi dün yayınladığı mesajla “Barışın yolunu döşemek için geliştirdiğimiz tüm çabalarımız askeri operasyonlarla tahrip edilmektedir” dedi.Bizim bildiğimiz Güneydoğu’da yollara mayın döşeyenler var, bir de onların melânetini durdurmak için savaşan Mehmetçik var. DTP barış yolunu döşemek için ne yapmış?Milletvekilleri daha meclis sıralarına oturmadan bebek katilinin cezaevi koşullarını gündeme getirdiler. Dün de askerin teröristlerle çatışmada kimyasal silâh kullandığı iftirasını attılar.Kanıtı olmayan böyle bir iddia Türkiye’ye düşmanlıktır. DTP Kürt kökenli vatandaşlara korku ve hınç salarak mı onlara hizmet edeceğini sanıyor?30 Ağustos kutlamalarına çağırılmadıkları için bir gün önce sitemde bulunmuşlardı.Dünkü iftiraları ile “yok sayılma”yı fazlasıyla hak ettiklerini kendileri göstermişlerdir!

Devamını Oku

Bu vatan hepimizin

30 Ağustos 2007

Gül’ün seçilmesini Washington Post “Ordu darbe yapacak ya da siyasi İslâm’a alışacak” diye duyurdu!Bu haber midir, demokrasimize ve askerimize hakaret mi?Gazete şimdi GATA’da yaşananları herhalde manşetini doğrulayan gelişme olarak aktaracaktır.Dün askeri doktorların diploma töreni vardı ve Cumhurbaşkanı Gül, bir gün önce yemin törenine katılmayan komutanlarla burada karşılaştı. Ama Başkomutanlığı temsil eden kişinin görmeye hakkı olan saygıyı maalesef görmedi.Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin Cumhurbaşkanı’na hitap şekli ve selâmlama konusunda mevcut gelenekleri ihmal edildi.TV’de bu görüntüleri izlerken üzüldük.Gül’den şüphe ve tedirginlik duyulmasını anlıyoruz. Çünkü aynı duyguyu biz de paylaşıyoruz. Gül’ün laiklik ve cumhuriyet üzerine geçmişte söyledikleri ona itiraz edenlere haklılık kazandırıyor.Ama demokrasi varsa ona fırsat verilmeli, kredi açılmalıdır.Meşru nedenler varGül’ün ilk teşebbüsündeki itirazlar 22 Temmuz’da ortadan kalkmıştır. Çankaya’ya çıkması, yenilenen seçimle oluşan meclis iradesinin sonucudur.Evet kökleri siyasi İslâm olmakla beraber son beş yıl liberal ve Batı yanlısı bir icraatın ortağı olmuş, üstüne de laik cumhuriyete bağlılık yemini etmiştir.Kendisine kefil olamayız fakat borcumuz, meclisin iradesine saygı göstermek ve sözünü tutması için ona şans tanımaktır.Öyle sanıyoruz ki askerin kendi başkomutanına dün reva gördüğü muamele sadece AKP’ye oy veren vatandaşları değil Gül’den en az askerler kadar endişe duyan laik demokrat çevreleri de rahatsız etmiştir.Çünkü cumhuriyeti korumak münhasıran Silâhlı Kuvvetler’e tevdi edilmiş bir görev değildir.Hatta askerlerin sık sık “darbe yapmayı göze alacak noktaya geldiği” algısı uyandırması, “dikta özlemcisi” diye damgalanma korkusu duyan sivil güçleri pasifize etmekte, zarar vermektedir.Bugün tam günü...Bu vatan hepimizin. Savunulmasının sorumluluğunu hepimiz paylaşacağız.Vatanseverliğin, fikirlerimizi başkalarına zorla kabul ettirmekten değil, hür seçimle ortaya çıkan millet iradesine saygı göstermekten geçtiğini bileceğiz.Gül’ün yeminine bağlı olup olmadığını denetleyen demokratik güçlerin etkin oyuncularından biri tabii ki yine VATAN olacaktır.Bu görevimizin, mağdur iktidar görüntüsü yaratarak zorlaştırılmasını istemiyoruz.Silâhlı Kuvvetlerimizin ilişkilerini, Cumhurbaşkanı Gül’ün laik cumhuriyete bağlılığı konusundaki taahhüdünü kanıtlamasına yardımcı olacak biçimde düzeltmesini diliyoruz.Özgür ve modern Türkiye’nin temeli olan büyük zaferin yıldönümü olan bu bayram gününden daha anlamlı bir fırsat bulunamaz!

Devamını Oku

Gül kokusu

28 Ağustos 2007

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçildiğini duyuran açıklama meclisi yerinden oynatan bir coşku ile karşılanmadı.AKP grubu ayakta alkış tuttu ama Başbakan ve bakanlar Gül’ün seçilmesini laik rejimin yenilgisi gibi görenlerin korkularını körüklemekten sakınan bir hassasiyetle yerlerinden kalkmaksızın, abartılı bir sevinç göstermeden kutladılar.Siyasi ikbalin yozlaştıran etkilerinden insanları koruyan şey ikbal basamaklarını tek tek çıkmak alışmak, sindirmektir.AKP’nin birinci dönem iktidarını Sezer gibi bir Cumhurbaşkanı ile geçirmesi şans olmuştur. Sezer’in vetoları iktidarı birçok hatalı yasanın ve sakıncalı tayinlerin zararlarına karşı korumuştur.Siyasi İslâm çıkışlı bir parti olarak AKP iktidar döneminin başında Çankaya’yı ele geçirmiş olsaydı ülkeye kötü bir macera yaşatabilirdi.Yani hem Sezer’e, hem onu önlerine çıkaran kadere teşekkür borçludurlar.Üçüncü şansTabanının genişliği ve kökleri nedeniyle AKP radikal İslâmcı eğilimleri de barındırıyor. Silâhlı Kuvvetlerin rejime bağlılığını sıklıkla ifade eden bir geleneğe sahip olması, belki de iktidar partisinin başka bir şansıdır.AKP aşırı eğilimlerin taleplerine boyun eğmeden onların oylarını alabiliyorsa sebebi, askerin bu kararlılığıdır. Genelkurmay Başkanı 30 Ağustos mesajında “Cumhuriyetin laik ve demokratik düzenini bozmak ve çağdaş kazanımlarını ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen sinsi planlar”dan söz etti, TSK’nın bu tehlikeyi görecek ve üstesinden gelecek güç ve yeteneğe sahip bulunduğunu belirtti.Orduyu değil asıl bu mesajları siyasi iktidara yönelik tehdit biçiminde değerlendiren çevreleri sorgulamak lâzım.Bu çıkışlara, rejim düşmanı çevreleri caydıran, dolayısıyla siyasi iktidarın elini güçlendiren kozlar olarak bakmak niçin akıllarına gelmiyor?Laiklik bu mu?Türkiye yeni bir tarih sayfası açıyor. İyi bir gelecek, bizi bugünlere getiren doğru temelleri korumakla yakından ilgilidir.Cumhurbaşkanı Gül teşekkür konuşmasında özgürlükçü ve ilerici bir çerçeve çizdi. Ama konuşmasının laikliğe dar bir tanım getiren bölümü, kendisine güven duymayanlara koz sunmuştur.Laikliğe, cumhuriyetin öteki ilkeleri ile eşit ağırlık tanıdı. Oysa laiklik ne kadar zaafa uğratılırsa cumhuriyeti var eden öteki değerlerin gücünü ve önemini o kadar kaybedeceğine dayanan Sezer yaklaşımı daha güven verici olabilirdi.Komutanların dünkü törene katılmamaları belki de bu Gül kokusunu erken duymalarından doğan hoşnutsuzluğa tepki idi.Abdullah Gül herkesin cumhurbaşkanı olma kararlılığını dün meclis zaptına geçirdi.Bunu samimi olarak istiyorsa rejimin laik karakteri için bir tehlike değil güvence olduğunu kanıtlamaya çalışacaktır.Başarmasını diliyoruz.

Devamını Oku

Büyük sınav

27 Ağustos 2007

Abdullah Gül 11’inci Cumhurbaşkanı olarak bugün Çankaya’ya çıkıyor.Tarihî bir dönüm noktasındayız.Kimileri AKP’nin Sezer nedeniyle ertelenen gizli gündeminin Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile birlikte hızla hayata geçirileceğini, bunun Türkiye’yi İslâmi bir totaliter rejime sürükleyeceğini düşünüyor ve korkuyor.Kimileri de şüphelerin vehim olduğunu AKP’nin 4,5 yıllık iktidar icraatı ile bu güvensizliği hak etmediğini savunuyor.Tartışmaların konusu olan senaryolar gerçeklik taşıyor mu?Bunun daha fazla gecikmeden sınanması Türkiye için önemlidir.Eğer enerjimizi hayali felâket senaryoları nedeniyle israf ediyor ve kutuplaşmalar yolunda boşa harcıyorsak bu gidişe son verecek riskleri göze almak hayırlıdır.Ülkenin dinamiklerini hayaletlerin rehininden ancak böyle kurtarabiliriz.Saygı göstereceğizKorkuların kuruntu olduğunu söyleyen bugün Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıkacak olan Abdullah Gül’dür.İddiasını kanıtlayacağı yere geldi işte!Türkiye büyük devlettir. Hukuk devletidir.Düne kadar Sezer’in mani olduğu zannedilen dinsel içerikli birçok teşebbüsü aslında hukuk durdurmuştur. Devletin geleneğini oluşturan ilkeler ve kurallar durdurmuştur.Sezer’le beraber gitmeyecek bunlar!Evet AKP bu gerçeği saptırarak ürettiği mağduriyeti oya dönüştürürken ahlâkî davranmadı ama oy demokrasinin temelidir, ona saygı göstereceğiz.Şimdi AKP Çankaya Köşkü’ne de içinden birini getirerek zor bir sınavın eşiğine gelmiştir. Artık “hükümet olduk ama iktidarı vermiyorlar” bahanesi geçerli değildir.Seçimden önceki gerginlik yavaş yavaş azalıyor. Bunda Gül’ün “anayasanın tarif ettiği cumhurbaşkanı” olacağı konusunda sürekli tekrarladığı taahhüdün de etkisi vardır.Korkuların panzehiriDün Washington Post “Eğer askerî darbe gibi bir sürpriz olmazsa, liberal ve Batı yanlısı siyasetçi Abdullah Gül, parlamento tarafından Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak seçilecek” yazdı.Darbe ihtimalini sürekli tekrarlamak Türkiye’ye ve ordusuna hakaret, hatta tahrik kastı taşıyor. Yeni bir seçimden çıktık. Seçimin sonuçları ne gerektiriyorsa şimdi onlar yaşanıyor, yaşanacak.Korkuların panzehiri demokratik siyaset ve hukuktur, askeri darbe değil.Gül bugün mecliste “Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına” namusu ve şerefi üzerine and içecek.Bu yemine ne kadar sadakat gösterirse sahip olduğu onura o ölçüde lâyık olacaktır.Güvenini kazandığı yığınları genişletmek konusunda gereken cesareti gösterir, eşini de “Batı tipi modernliğin Türkiye’ye veda ettiği” propagandalarını susturacak özveriye ikna edebilirse, Türkiye’nin toplumsal kör düğümünü çözen devlet adamı olarak tarihe geçebilir.Kredisini doğru kullanmasını, Cumhurbaşkanlığının hayırlar getirmesini diliyoruz.

Devamını Oku

Aman dikkat!

26 Ağustos 2007

Siyaset gündemimizi birkaç ay yeni anayasanın tartışmaları dolduracak görünüyor.Zararı yok. Yeter ki anayasa ile ilgili tartışma aşamalarını en yüksek faydayı sağlayacak biçimde sıraya koyabilelim.Meselâ partileri, taslağın kamuoyunda ve AKP’de tartışılmasından sonra sürece dahil eden sıralama yanlıştır.Partilerarası komisyondaki çalışmayı en başa almak, kamuoyundaki tartışmalara daha bir gerçekçilik ve derinlik kazandıracaktır.Bir toplumsal mukavele hazırlanıyor. Ülkenin partileri, üniversiteleri, baroları, sivil toplum örgütleri var.Niçin perakende aşırmalar halkın önüne getirilip bir bardak suda fırtına kopartılıyor da bu taslak bütünlük içinde bilimsel zeminlerde irdelenmiyor?Başbakan’ın “ellerine çelik çomak verdim, oynuyorlar” politikası bu işte de mi geçerli olacak?Hiç değilse bu konuda ciddiyet talep ediyoruz!Ankara’daki arkadaşımız Kemal Göktaş, sistemin önemli bir denetim kanalını yeni anayasa taslağının devreden çıkardığını bildirdi.Yürürlükteki anayasa, kanunların anayasaya aykırı olduğunu iddia ederek Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma hakkını cumhurbaşkanına, iktidar partisine, ana muhalefet partisine ve (meclisin beşte biri) 110 milletvekiline tanıyor.Taslakta bu hak iktidar ve ana muhalefetten alınmış. Sahte bir eşitlik görüntüsü yaratılmış ama iktidarın bu hakkı kullanmaya ihtiyacı yoktur zaten.Söz konusu olan önemli bir denetim aracıdır ve ana muhalefet adetâ iğdiş edilmektedir. Bugünkü mecliste ana muhalefet Anayasa Mahkemesi’ne başvuramayacaktır.Ana muhalefetin kurumsal fonksiyonları, özellikle bizdeki gibi yüksek barajlı seçim sistemleri uygulanan rejimlerde sayısal şartlara bağlanmamalıdır.Ana muhalefetin gücü bu şekilde sınırlandığı zaman rejim, baskıcı eğilimler karşısında savunmasız duruma düşer.Taslağı hazırlayan bilim heyeti, demokratik ve hukuksal denetim mekanizmalarına rejimin en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçtiğimizi nasıl göremedi, gördüyse niçin böyle davrandı?Merakım şaşkınlıkla at başı gidiyor! Garantisi var mı?Yeni anayasa taslağını hazırlayan kurulun başı Prof. Özbudun, türban yasağını kaldırmayı öngören düzenlemeyi savunmuş...Şöyle diyor: “Yasağın üniversitelerde kaldırılmasının daha sonra kamu kurumlarında veya orta öğretimde kaldırılmasının yolunu açacağı iddiaları vehimden ibarettir!” “Kuruntu üretip içinizi karartmayın” demeye getiriyor hoca.Ama vehimler bu kadarla bitmiyor. Meselâ yasak kalktıktan sonra üniversite kapısına dayanacak olan kara çarşaflı veya takkeli öğrencilere kim, nasıl “dur” diyecek?Erbakan’ın bir vaadi vardı hani, “Rektörler türbana kapıda selâm duracak...” Bu vaadin beterini Gül-Erdoğan işbirliği mi gerçekleştirecek?Türban yasağı kalktığında üniversiteler, tarikatların ve cemaatlerin av sahası haline gelecek... Kimi kızlar maddi yardımla, kimi baskı ile türbana, mümkünse çarşafa sokulacak.Prof. Özbudun ve arkadaşları, bu evhamlarla tedirgin vatandaşları rahatlacak garantilere de sahip mi acaba?Birçok din bilgini kızlara şunu söylüyor: “Kadınlar kişiliklerini erkeklere karşı korumak için İslâmdan önce de örtünürlerdi. Kur’an’ın emri olan örtünme de aynı amacı güdüyor. Ama şimdi korunmanın yolu okumaktır. Gerekirse başınızı açın ama mutlaka üniversite okuyun.” Anayasa yapan hocalar, keşke kızlarını üniversiteye göndermek için bu yol göstericiliğini yapan eski Diyanet İşleri Başkanları ile konuşsalardı!

Devamını Oku