Aman dikkat!

Haberin Devamı

Siyaset gündemimizi birkaç ay yeni anayasanın tartışmaları dolduracak görünüyor.
Zararı yok. Yeter ki anayasa ile ilgili tartışma aşamalarını en yüksek faydayı sağlayacak biçimde sıraya koyabilelim.
Meselâ partileri, taslağın kamuoyunda ve AKP’de tartışılmasından sonra sürece dahil eden sıralama yanlıştır.
Partilerarası komisyondaki çalışmayı en başa almak, kamuoyundaki tartışmalara daha bir gerçekçilik ve derinlik kazandıracaktır.
Bir toplumsal mukavele hazırlanıyor. Ülkenin partileri, üniversiteleri, baroları, sivil toplum örgütleri var.
Niçin perakende aşırmalar halkın önüne getirilip bir bardak suda fırtına kopartılıyor da bu taslak bütünlük içinde bilimsel zeminlerde irdelenmiyor?
Başbakan’ın “ellerine çelik çomak verdim, oynuyorlar” politikası bu işte de mi geçerli olacak?
Hiç değilse bu konuda ciddiyet talep ediyoruz!
Ankara’daki arkadaşımız Kemal Göktaş, sistemin önemli bir denetim kanalını yeni anayasa taslağının devreden çıkardığını bildirdi.
Yürürlükteki anayasa, kanunların anayasaya aykırı olduğunu iddia ederek Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma hakkını cumhurbaşkanına, iktidar partisine, ana muhalefet partisine ve (meclisin beşte biri) 110 milletvekiline tanıyor.
Taslakta bu hak iktidar ve ana muhalefetten alınmış. Sahte bir eşitlik görüntüsü yaratılmış ama iktidarın bu hakkı kullanmaya ihtiyacı yoktur zaten.
Söz konusu olan önemli bir denetim aracıdır ve ana muhalefet adetâ iğdiş edilmektedir. Bugünkü mecliste ana muhalefet Anayasa Mahkemesi’ne başvuramayacaktır.
Ana muhalefetin kurumsal fonksiyonları, özellikle bizdeki gibi yüksek barajlı seçim sistemleri uygulanan rejimlerde sayısal şartlara bağlanmamalıdır.
Ana muhalefetin gücü bu şekilde sınırlandığı zaman rejim, baskıcı eğilimler karşısında savunmasız duruma düşer.
Taslağı hazırlayan bilim heyeti, demokratik ve hukuksal denetim mekanizmalarına rejimin en çok muhtaç olduğu bir dönemden geçtiğimizi nasıl göremedi, gördüyse niçin böyle davrandı?
Merakım şaşkınlıkla at başı gidiyor!
Garantisi var mı?
Yeni anayasa taslağını hazırlayan kurulun başı Prof. Özbudun, türban yasağını kaldırmayı öngören düzenlemeyi savunmuş...
Şöyle diyor: “Yasağın üniversitelerde kaldırılmasının daha sonra kamu kurumlarında veya orta öğretimde kaldırılmasının yolunu açacağı iddiaları vehimden ibarettir!”
“Kuruntu üretip içinizi karartmayın” demeye getiriyor hoca.
Ama vehimler bu kadarla bitmiyor. Meselâ yasak kalktıktan sonra üniversite kapısına dayanacak olan kara çarşaflı veya takkeli öğrencilere kim, nasıl “dur” diyecek?
Erbakan’ın bir vaadi vardı hani, “Rektörler türbana kapıda selâm duracak...” Bu vaadin beterini Gül-Erdoğan işbirliği mi gerçekleştirecek?
Türban yasağı kalktığında üniversiteler, tarikatların ve cemaatlerin av sahası haline gelecek... Kimi kızlar maddi yardımla, kimi baskı ile türbana, mümkünse çarşafa sokulacak.
Prof. Özbudun ve arkadaşları, bu evhamlarla tedirgin vatandaşları rahatlacak garantilere de sahip mi acaba?
Birçok din bilgini kızlara şunu söylüyor:
“Kadınlar kişiliklerini erkeklere karşı korumak için İslâmdan önce de örtünürlerdi. Kur’an’ın emri olan örtünme de aynı amacı güdüyor. Ama şimdi korunmanın yolu okumaktır. Gerekirse başınızı açın ama mutlaka üniversite okuyun.”
Anayasa yapan hocalar, keşke kızlarını üniversiteye göndermek için bu yol göstericiliğini yapan eski Diyanet İşleri Başkanları ile konuşsalardı!

DİĞER YENİ YAZILAR