Suçüstü!

10 Eylül 2007

PKK ile bağlantılı bütün şüpheli soruların cevaplarını sanki bir gazete haberi tek başına veriyor!İngiliz Daily Telegraph gazetesi muhabiri Daimen McElroy’un PKK’nın başı Karayılan’la Irak’ın Kandil Dağı’nda yaptığı görüşme ve kaleme aldığı izlenimler, Amerika hesabına utanç verici bir tanıklığı dün tarihin zaptına geçirmiştir.Amerikan silâhlarının bölücü terör örgütünün eline tesadüfen geçmediğine emin olabiliriz artık.Yüksek insani değerler konusunda Washington’ın samimi olduğuna güvenmemiz için de sebep kalmamıştır.Amerika’nın bugünkü yöneticileri eğer menfaatleri varsa, terör örgütleri ile her an işbirliği yapmaya hazırdır!İngiliz gazetesi, askeri helikopterlerin Amerikalı subayları örgütle düzenli toplantılara taşımak üzere kullanıldığını yazıyor.Haberde terörist elebaşı Karayılan’ın “2003’ten beri koalisyon güçlerine destek veriyoruz. Böylece doğru tarafta olmaya çalışıyoruz” dediği anlatılıyor.Bu ifade bile Amerika’nın elli yıllık müttefiki Türkiye’ye ihanet pahasına PKK ile işbirliği yaptığını ilân ediyor.Koca süper devlet, bir cinayet örgütü ile çete ilişkisine girmiş, mukaddesini çiğnemiş, kendisinden tiksineceği bir insanlık suçu işlemiştir.“Biz PKK’yı Türkiye’ye kötülük yapmak için beslemiyoruz, onları İran’a karşı kullanıyoruz” diyeceklerdir şimdi. Gazetedeki haberde bunun izleri görülüyor. Ama fark etmez...Türkiye’ye sızıp masum insanları öldüren katillerin kime karşı kullanılıyor oldukları tali bir meseledir.Asıl sorun Amerika’nın terörist ilân ettiği bir katil sürüsü ile işbirliği yaparken Türkiye’yi yalanlarla oyalaması, bu uğurda emekli generalden koordinatörler atayacak kadar zavallı durumlara düşmesidir.Amerika’ya güven duymayan halkların başında birkaç yıldır hep Türkler var. Sebebi merak ediliyordu. Cevabı ortada:Müthiş bir önsezisi var bu milletin!***** “Türban AKP’ye yaramaz” Tarhan Erdem Radikal’de Neşe Düzel’e önemli bir şey açıkladı dün.“Ben yakın zamana kadar türban takanların sayısının azaldığını düşünüyordum. Ama şimdi türbanın arttığı izlenimine sahibim. Son zamanlarda duyduklarım hep arttığı yönünde...” Tarhan Erdem, AKP’nin seçim zaferini tam isabet tahmin eden bir araştırmacıdır; gözlemleri de itibar görmeyi hak ediyor.Bu tespitten yola çıkarak bir uyarı da yapmış:“AKP türbanı serbest bırakırsa iki yıl içinde hiçbir üniversitede başı açık kız kalmaz!” Aynı kaygıyı beslediğim için uyarısını önemsedim. Çünkü bu sütunda en az iki defa tekrarlandığı gibi üniversitelerdeki türban yasağı başını örtenleri çaresiz bırakmıyor. Onlar peruk takıyorlar.Ama yasak kalktığı zaman başı açık kızlar “türban tak” baskıları karşısında tamamiyle savunmasız kalacaklardır.Telkinle, olmazsa parasal teşvikle, o da olmadı tehditle bastıracak, istediklerini alacaklardır.Tarhan Erdem, örtünmedeki artışın AKP’ye yaramayacağını söylemiş.Tek ümit buna inanmalarıdır. İnşallah inanırlar!

Devamını Oku

Değişimin çanları çalıyor

9 Eylül 2007

Gecikmiş iktidar değişiklikleri demokratik seçimlerden bile darbelere özgü hatalar ve kazalar çıkarabiliyor.Demokrasiye inanan insanlar bu kazaları önleyebilmeli!Siyasetteki başarısızlık büyük kitlelere mutsuzluk verir. Başarısızların direnişi ise dizginlenmesi gitgide zorlaşan öfkeler yaratır.Toplumsal öfke dinamit gibidir. Ortamını bulduğu anda patlar!Blair bizde olsaydıDeğişimin dinamiği bizde Batılı toplumlardaki gibi çalışmıyor.Mesela Tony Blair İngiltere’nin değil de Türkiye’nin başbakanı olsaydı, aynı şartlarda hem partisindeki lider koltuğunu, hem hükümet başkanlığı görevini, partisinden başarılı olacağına güvendiği bir arkadaşına devretmezdi.Bunu yapmak aklına da gelmezdi etrafından da böyle bir baskı görmezdi.Pili bitmiş, inişte bir lider olarak seçime kadar direnir, iki yılda kendini de partisini de rezil eder, ülkeye verdiği zararlar cabası, tarihin çöplüğüne giderdi.İki tane CHP varO böyle bir kumarı göze almadı. Sadece egosunu yenebilmiş bir fani olduğu için değil, parti tabanının da izin vermeyeceğini, direndiği takdirde kovulacağını bildiği için!..Değişimin mekaniği bile çalışmıyor bizde. Son ibretli örneği CHP’nin 84’üncü kuruluş yıldönümünde yaşananlardır.Dün yurdun dört köşesinden gelen örgüt temsilcileri Baykal önderliğinde Anıtkabir’i ziyaret ettiler. Aynı saatlerde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün başını çektiği muhalif gruplar parti genel merkezi önünde Baykal’ı istifaya çağıran gösteriler yaptılar.Parti içi muhalefetin yaptığı çağrı, haklılığı seçim sonuçlarıyla kanıtlanmış bir ihtiyacı ifade ediyor.Yaşadığımız bu tarihi kavşak döneminde CHP’nin iyi bir muhalefet partisi olmamaya hakkı yok. Ama maalesef parti tarihi rolünü oynayamıyor.Sarıgül’ü o çağırıyorİktidarın yaptıklarına “istemezük” düzeyinde karşı çıkmaktan ibaret değildir CHP’nin muhalefet sorumluluğu. “Yanlış” dediği her şey için “doğru”yu göstermek mecburiyeti vardır.Deniz Baykal bunu yıllardan beri yapamıyor.Yapacak birinin gelmesi için gitmesi gerekiyor.Konumuna yakışan davranış, Tony Blair gibi “doğru adam”ı bizzat seçmek, hatta yol arkadaşlarını belirlerken yeni lideri tecrübelerinden yararlandırmaktır.Mustafa Sarıgül’ü halefi olmaya lâyık görmemesi doğrudur, yanlıştır, o başka bir konu, tartışılabilir.Ama CHP’deki değişim ihtiyacını görmezlikten gelerek korktuğu sonucu inşa ettiğini nasıl fark etmiyor, şaşılacak şeydir.Geminin kayalara toslayıp batmasını daha en fazla belediye seçimlerine kadar erteleyebilir.Şimdiden belli ki; o seçimin parti üstünde yaratacağı yıkım, bir yeniden doğuş lideri, bir kurucu lider getirmeyecektir.Akıl değil öfke egemen olacağı için bir cezalandırıcı getirecektir.CHP, ülkenin ufkunu açacak bir liderin partisi yine olamayacaktır.Değişimin lideri...Hamurunda devlet adamlığı bulunan hiçbir siyasetçinin partisine ve ülkesine böyle bir kaderi reva görmeye hakkı olamaz.Deniz Baykal, gittikten sonra da CHP’ye kötülükleri devam eden bir lider olarak anılmak istemiyorsa...Bugünden tezi yok değişimin liderliğini de üstlenmelidir!

Devamını Oku

Kalk ayağa kalk!

8 Eylül 2007

Bugünkü VATAN’ın birinci sayfasında gördüğünüz rezillik keşke bir Türkiye fotoğrafı olmasaydı.Diz çökmüş o adam keşke bir ilköğretim okulunun başöğretmeni olmasaydı.Yazıklar olsun ki ikisi de gerçektir ve hepimiz bu utanç verici gerçeğin parçasıyız.Bir kısmımız “değişim” diye üstü örtülen çirkinliğin destekçisi sıfatıyla suç ortağıyız. Geri kalanlarımız da yüzde yüz masum değil...Seksen yıllık uygarlık birikimi bu kadar kısa zamanda böylesine yerle bir olabiliyorsa günahsız olanımız yoktur!Eskiden “başöğretmen” denirdi, şimdi okul müdürü...Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde eğitime girecek Kulaklı İlköğretim Okulu Müdürü Abdülkadir Karaca, bir açılış için ilçeye gelen iki AKP milletvekilinin önünde diz çöküyor.Yer, Eğitim ve Kültür Merkezi ama ayakkabılar çıkarılmış, herkes çorapla. Tarikat, cemaat hiyerarşisine dayalı ilişki modeline uygun tuhaf bir tablo.Milletvekilleri dinliyor, baş-öğretmen yakarıyor. İstediği şey mantıklı; 258 öğrencinin okuyacağı okula üç öğretmen tayin edilmiş. Kadro tahsisine yardımcı olmalarını istiyor milletvekillerinden.Ama devlet geleneklerini de, öğretmenlik mesleğinin onurunu da yerlerde sürükleyerek!Nereden gelmiş bu öğretmen? Onu kim başöğretmen yapmış?Al birini, vur birineDüşünüyorum: AKP dönemi zihniyetinin bir “istisna”sı ile mi karşı karşıyayız yoksa böyle başöğretmenler pek çok yerde yönetimi ele aldılar mı?“Sınıfa girdiği zaman Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir” diyen Atatürk’ten dizleri üstüne çöken başöğretmen elbette feyzalmış olamaz. Ama öğretmenlik mesleğini yerlerde sürükleyen bahtsızı muhatap kabul eden milletvekillerini kim yetirtişmiş, kim seçmiş?“Efendi sen önce mesleğinin yüceliğine lâyık ol, kalk ayağa kalk!” demek akıllarına hiç gelmemiş mi?İşte büyük sorun burada.. Bu olayın iki tarafı davulla tokmağı, tencere ile kapağı arasındaki uyumu ve tamamlayıcılığı temsil ediyorlar.Dün Hürriyet’te resmi çıktı; Paris’teki Mevlâna’yı tanıtım etkinlikleri sırasında protokoldeki koltuğuna ayakkabılarını çıkararak bağdaş kuran Konya İl Turizm ve Kültür Müdürü de aynı tespihin parçasıdır.İktidar sahipleri, böyle süfli davranışları hoş görmemelidir. Çünkü bulunduğu makama kendini lâyık görmeyen karakterler hoşa gittiğini zannederek aynı davranış biçimini örnek alabilirler.Bu görüntüler de “Ilımlı İslâm” rejiminin yerleştiğine delil olarak dışarıda Türkiye’nin aleyhine kullanılabilir.AKP öğretmenliği ve devlet onurunu yerden kaldırmalı!

Devamını Oku

Muhalefet boşluğu

8 Eylül 2007

Her rejimde iktidar vardır. Rejimi demokrasi yapan ayrıcalık, muhalefete sahip olmasıdır.İyi ki TÜSİAD var. Bu iş adamları örgütü iktidar alternatifi olmasa da siyasi yaşamımızın muhtaç olduğu objektif eleştiri ve uyarıları üretiyor, muhalefet partilerinin yarattığı çoraklığı gidermeye yardımcı oluyor.TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ dün yeni hükümet ve programı hakkında gerçekçi ve bilimsel ölçülere dayanan teşhisler ortaya koydu. Lâfı dolaştırmadan ve cesaretle...Gerek kuruluşu (tek kadın bulunduğu için) ve gerekse programı bakımından hükümetin beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu söyledi.Geçen dönemde Milli Eğitim alanındaki yanlışların bu dönem tekrarlanmaması, yeni anayasa çalışmalarının “çoğunluk formülü” zihniyetine feda edilmemesi, sürecin şeffaf olması ve aceleye getirilmemesi gerektiğini belirtti.İki yürekli tespit ve uyarısı var ki altını çizmek ve takipçisi olmaları için partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının takibine emanet etmek lâzım:1. Arzuhan Yalçındağ’a göre toplum, laikliğin ve Atatürk ilkelerinin korunması konusunda Cumhurbaşkanı’ndan taraf olmasını bekliyor!2. TÜSİAD, Diyanet’i kadrolaşmanın “transit geçiş merkezi” yaptığı için iktidarı suçluyor.Başkan Yalçındağ’ın verdiği rakamlar, devlet kadrolarının İslâmileştirilmesi amacında Diyanet’in ne kadar hoyratça kötüye kullanıldığını açıklıyor:Önceki iktidarın dört yılında Diyanet İşleri’nden diğer kurumlara 19 kişi geçmişken AKP’nin dört yılında 1850 kişi geçirilmiş!Bu dolambaçlı işleri önlemenin önşartı haber almaktır.Tabii bir de toplumu uyarma görevi konusunda muhalefet partilerinin en az TÜSİAD kadar duyarlı ve cesur davranmaları...*****Ne oldu demokrasiye? Cumhurbaşkanı Gül kötü bir başlangıç yaptı, yazık!Eskişehir Osmangazi Üniversitesi rektörlüğü için kendisine sunulan adayların üniversitedeki seçimde aldıkları oylar 116, 80 ve 70 olarak sıralanıyordu.Sezer’in de en çok oy alan adayı seçmediği zamanlar olmadı mı; oldu ama AKP sözcüleri her defasında bunun demokrasinin ruhuna uymadığını bağıra çağıra söylediler: “Rektör seçimini cumhurbaşkanının takdirinden kurtarıp demokratikleştireceğiiiiz...” “YÖK’ü kaldıracağıııız. Üniversitede en çok oyu kim alırsa onu rektör yapacağıııız...” Gül bu lâfları unuttu ve 116 oy alan Prof. Gaye Usluer’i değil, 80 oy alan Prof. Fazıl Tekin’i rektör seçti.Neden? Nedenini sordum, iki aday da cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e bağlı insanlarmış.Bu durumda üniversitesinde kazanan adayı, devletin zirvesinde kadın olması kaybettirmiş oluyor.Ve bu durum da hiç şüphsiz adayın değil, zirvenin sorunlu olduğunu gösteriyor!

Devamını Oku

Haksızlık itirazı

6 Eylül 2007

Hakkında yazı yazdığı kişilerin “Bana haksızlık yapmışsınız” diye aramasından hiçbir yazar hoşlanmaz.Ama sizi temin ederim ki dün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen’i dinlerken sevindim bile diyebilirim.Bildiğiniz gibi VATAN’ın dünkü manşetinde o vardı: “MİT vetolu müsteşar Köşk’te.” Haber, başbakan olduğu 2002 yılında Kültür Bakanlığı Müsteşarı yapmak istediği zaman MİT’in “sakıncalı” dediği Prof. Mustafa İsen’i Abdullah Gül’ün şimdi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri görevine getirdiğini anlatıyordu.Ben yazımda böylesine yüksek devlet görevlerine getirilecek olan kişilerin liyakatlarını ölçmekte yargı sicillerine bakmanın yeterli olmayacağını söyledim.“MİT beş yıl önce onu hangi nedenlerle sakıncalı bulmuştur bilmiyoruz. İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanı Gül, kararını vermeden önce bunları sorup öğrenmiştir” dedim.Prof. İsen dün telefonda “O MİT raporu zaten başlı başına bir haksızlıktı. Ben, atama kararnamelerini imzalamadan önce ayrı bir Köşk incelemesi yaptıran Cumhurbaşkanı Sezer’den dört yılda iki kez onay almış biriyim” dedi.Bu arada Kültür Bakanlığı Müsteşarı sıfatıyla dört yılda verdiği hizmetin meslektaşımız Doğan Hızlan’ın tanıklık ettiği kalitesini iddiasının kanıtı olarak gösterdi.Hızlan dün “Mustafa İsen Türk edebiyatına, kültürüne unutulmaz faydaları olan bir bilim adamı” diye yazıyordu.Kendisi de telefonda bana “İmam hatip çıkışlıyım ama onun üstüne çok şeyler koydum” diyor, bu makama ilk defa bir kültür ve sanat adamının atanmasının kendisine önemli bir misyon yüklediğini söylüyordu.Hakkındaki güvensizlik söylemlerini yutup susan siyasetçi ve devlet adamlarındansa itirazını seslendirenleri elbette daha çok önemserim.Üstüne atılı şüpheleri kabul etmeyecek inanç ve cesareti gösterdiği için onu takdir ettim.Çankaya’da iddiasını kanıtlayacağı başarılar göstermesini diliyorum.*****Bu referandum niçin? Başbakan Erdoğan, partisinin il başkanlarını toplayıp 21 Ekim’deki referandum için talimatlarını verecekmiş.O anayasa değişikliği “11’inci Cumhurbaşkanı” için yapılmıştı.Ama referandumdan önce 11’inci Cumhurbaşkanı’nı yeni meclis seçti, işi bitirdi.Geriye kalan mesele, cumhurbaşkanını bundan böyle halk mı seçsin, yoksa yetki yine mecliste mi kalsın?Eğer AKP iktidarının “sivil anayasa” yapma hazırlığı, siyasi gündemi oyalamak için üretilmiş bir oyuncak değilse cumhurbaşkanını kimin seçeceği o yeni anayasada belirtilecektir.Anayasa da sonunda tüm olarak halkın kabulüne referandumla sunulacaktır.O zaman sadece “cumhurbaşkanını kim seçsin?” diye 21 Ekim’de referandum yapmanın anlamı ve amacı ne?

Devamını Oku

Yiğit ve yoğurt

5 Eylül 2007

Yaygın olarak kullanılan ata sözümüzdür; her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.Aynı şekilde her partinin farklı siyaset anlayışı olduğu gibi kendine özgü hükümet etme üslubu da oluyor.Bu farklılığın garipsenecek, korkulacak bir yanı yoktur aslında.Yeter ki yenilen şey yoğurt gibi faydalı bir şey olsun, yiyen de yiğitliğin erdemlerini üstünde taşıyan biri!Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra AKP zihniyetinin devletteki kapsama alanı çok genişledi.Sezer’in Çankaya’daki varlığı AKP için bazen ayakbağı oldu ama çoğu zaman yol güvenliğini sağlayan bir fren, bir sigorta idi o.Bu görevi Gül’ün devralması AKP iktidarını hatalara karşı savunmasız duruma düşürecek mi; yakında görmeye başlayacağız.Eski bir hesapCumhurbaşkanı Gül’ün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevi için yaptığı seçim hataya düşme riskinin az olmayacağını düşündürüyor.Çünkü Genel Sekreter atanan Mustafa İsen, Gül’ün MİT’le olan eski bir hesabının görülmesi anlamına gelen bir takıntıyı simgeliyor.2002 yılında Gül’ün başbakan olduğu ilk AKP hükümeti zamanında Mustafa İsen Kültür Bakanlığı’na müsteşar atandı. Ama MİT atama için “olumsuz görüş” bildirdi.Gül MİT’e tepki göstererek “duyumlardan elde edilen bilgilerin değil sadece adli makamlara intikal eden eylemlerin dikkate alınması” gerektiğini savunan bir uyarı gönderdi.Bütün bu atışmalar ve yazışmalar medyaya sızınca MİT de zamanın başbakanı Gül’e hazmı kolay olmayacak örtülü suçlamalar içeren bir cevap yolladı.Burada “yapılan soruşturmanın deşifre edilmesi, yetkisiz kişilere ve hatta hakkında tahkikat yapılan şansın kendisine verilmesi” eleştirildi, ayıplandı.MİT’e inat mı?Yüksek devlet sorumlulukları taşıyacak kişilerle ilgili liyakat ölçülürken Gül’ün o gün dediği gibi yalnız yargı kararlarına bakmakla yetinmek doğru olur mu?Bizce hayır... Tayini yapacak irade o kişinin siyasi eğilimini, inancını, alışkanlıklarını üstleneceği işin selâmeti için bilmek ister.Bu uygulamanın bazı haksızlıklar doğurduğu olmuştur kuşkusuz ama yararı herhalde daha fazla olmuştur ki devlet bugüne kadar korunabilmiştir.Neyse, sonuçta MİT’in “yapma” dediği halde müsteşar yaptığı bürokratı şimdi Abdullah Gül Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği makamına getirmiştir.MİT beş yıl önce onu hangi nedenlerle sakıncalı bulmuştu bilmiyoruz. İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanı Gül kararını vermeden önce bunları sorup öğrenmiştir.Herhalde MİT’ten rövanş almak uğruna kendisine de zarar verecek bir sakıncalıyı Köşk’ün 2 numarasına getirmez!Akıl öyle diyor ama yine de dua edelim:Allah devletimizi korusun, amin!

Devamını Oku

Sakın!

4 Eylül 2007

Çoğunluk gücünün yeterli olmadığı işlerin başında anayasa yapmak gelir.Oysa AKP mecliste ezici çoğunluk elde ettiği için yeni anayasa yapma hevesine kapıldı.Geçen gün Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu’nun öğretisini aktaran Ali Rıza Bozkurt’a dayanarak yazmıştım:Anayasayı siyasi meclisler yapamaz, anayasa yapmak için oluşturulmuş meclisler ve mutlak tarafsızlık şartları kazandırılmış temsilciler yapabilir.Bu meclisin üyeleri, sonraki hayatlarında siyaset yoluyla elde edilen makamlara aday olma haklarını işin başında terk edeceklerdir.Tarafsızlık o kadar önemli!Bizde öyle değil. Siyasetçiler kendi çıkarları ekseninde bir düzen kuracakları için bu metin toplumsal mukavele gücünü hiçbir zaman taşımayacaktır.Mesela kangrene dönüşmüş dokunulmazlık meselesi... Taslakta var ama göreceksiniz, kabul edilmeyecektir. Nereden mi belli?Yürürlükteki anayasanın vermediği dokunulmazlığı yeni anayasa cumhurbaşkanına veriyor!AKP’li siyasetçiler dokunulmazlığa karşı çıkarken “kaldırılacaksa herkesinki kaldırılsın” diyorlardı. Ama Gümrükler Müsteşarı’nın akaryakıt kaçakçılığından yargılanmasını Bakan Tüzmen önlemeye çalıştı. Yargıtay Başsavcısı, Müsteşar’ı bakanın elinden Danıştay kararı ile aldı.Yani “Bütün dokunulmazlıklar beraber kalksın” diyen AKP bu konuda samimi değildir!Siyasetçinin taraf olduğu tüm konularda anayasa özürlü olacaktır. Yapılan iş Atatürk’ün izlerini ve laikliğin güvencelerini soldurmaktan öteye gitmeyecektir.AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, taslağı hazırlayan bilim kurulu ile AKP heyetinin haftaya birlikte çalışacağını, Başbakan’ın da o tartışmalara katılacağını açıkladı.İşte bu hamle, akla gelen gelmeyen tüm kural ihlâlleri ile sakatlanmış bir anayasa yapmanın rekorunu kırdırabilir.Birileri Başbakan’a “Sakın ha!” diyebilmelidir.O anayasanın hükümeti değil vatandaşı korumak için yazılmak zorunda olduğunu biri söylemelidir!*****AKP’nin ev ziyaretleriDiyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’in çıkışı bir meydan okuma sayılmamalı.Bu kaybetme telâşının tetiklediği bir patlamadır.Dün Başbakan, hükümetin Diyarbakır’a adaletsizlik yaptığına dair bir kanıt gösterilemeyeceğini söyledi. Bölgeye daha önce görülmemiş tutarda 5,5 katrilyon liralık yatırım yaptıklarını belirtti.Zaten Baydemir’in itirazı da buna. Diyarbakır’da AKP’li belediye olsa yatırımlar onun eliyle yapılacaktı. AKP’li olmadığı için hükümet üstünden yapılıyor.Başbakan dün “Yerel yöneticiler lâf yerine iş üretsinler” diye bir uyarıda bulundu.Muhalefet partilerinin haberi var mı, bilmiyoruz ama AKP kıtaları 2009’daki belediye seçimleri için ev ziyaretlerine başladılar bile.Uyuyanları saygıyla uyarırız!

Devamını Oku

Büyüyün artık!

3 Eylül 2007

Yeni cumhurbaşkanının seçimini halettik ama bu seçimin sürekli sorun üreten tabiatını düzeltemedik.Gül’ün seçilmesi nedeniyle yarın Çankaya’da bir resepsiyon (kabul) verilecek.Türban sorunu yaşanmasın diye davet eşsiz olacak.Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biri olan kadın-erkek eşitliğini imha ederek, kadınları hayatın dışında bırakarak çözüm mü bulunmuş oluyor?AKP’nin Milli Görüş geçmişinden miras bir takıntısı da içkidir. Bu hassasiyet de davetin saatini 11’e almıştır.İktidar partisinin kamburlarından üreyen “ucube”ye saygın bir tanım bulmak gerekiyordu ki bu mesele de “çalışma resepsiyonu” adı ile halledilmiştir.Devletimizin zirvesinde oturanlar, AKP’nin kendine koyduğu sınırları aşamadığı ve sorunu çözecek yaratıcılığı gösteremediği için erkek erkeğe buluşacak, içmeden yiyecek, çalışıyor gibi yaparak Gül’ün seçimini kutlayacaktır.Yalnız iktidarın değil, aslında hepimizin başı dertte. Türban sorununa bir çözüm bulmak gerekiyor.CHP gibi cumhuriyete sahiplik iddiası taşıyan bir partinin sorumluluğu Cumhurbaşkanı’na boykot uygulamak değil bir çıkış yolu bulunmasına katkı sağlamak olmalıdır.Ama CHP Gül’ün davetine katılmayacak.Ne zamana kadar?Boykot, Gül’ü cumhurbaşkanı yapan seçimin yok farzedilmesini sağlamaz ama bir süre sonra CHP’nin eksikliğinin fark edilmemesine sebep olabilir. Dikkat!Seçtiğimiz hayat tarzı ve uzlaşma gerektiren sorunlarımız kadınlarımızın yaşamdan izole edilmesine de siyasetin ana muhalefetten yoksun yürümesine de izin vermiyor.En yüksek düzeyli daveti komediye çeviren sebepler ve tedbirler de bunlara yönelik tepkiler de çocukçadır.“Büyüyün artık” çağrısının doğuracağı ayıp bize değil sebep olanlara aittir!*****İncir ağacı İstanbul Atatürk Havalimanı yakınında bir özel okul altın buldu.Üstelik altınlar toprağın üstünde duruyor!Bir Hazine arazisi “dere yatağı, ağaçlandırma alanı” olarak tescil edilmişti ve hemen hemen hiçbir ticari değeri yoktu.Derken Özel Fatih Koleji’nin sahibi olan şirket arazinin 30 dönümünü yıllığı 4 bin YTL’den 49 yıllığına kiraladı.Sonra hareket başladı. Değiştirilen imar planları jet gibi geçerken belediye meclisleri selâm durdular.Büyükşehir Belediye Meclisi 11 Eylül’de son onayı verince 49 yıllığı 201 YTL’ye kiralanan arazinin değeri birden 90 milyon dolara, inşaatlar bitince 480 milyon dolara yükselecek.“Ancak ağaç dikebilirsin” diye kiralanan bir arazi daha sonra cins değiştiremez mi? Değiştirebilir.Ama kamu menfaati söz konusudur; satış da, kiralama da ihale ile en yüksek parayı ödeyen kişi veya kuruma yapılır.Oysa burada özel bir ikram var. Ağaçlar araziye değil Hazine’ye dikiliyor.İncir ağacı olarak!

Devamını Oku