Her rejimde iktidar vardır. Rejimi demokrasi yapan ayrıcalık, muhalefete sahip olmasıdır.
İyi ki TÜSİAD var. Bu iş adamları örgütü iktidar alternatifi olmasa da siyasi yaşamımızın muhtaç olduğu objektif eleştiri ve uyarıları üretiyor, muhalefet partilerinin yarattığı çoraklığı gidermeye yardımcı oluyor.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ dün yeni hükümet ve programı hakkında gerçekçi ve bilimsel ölçülere dayanan teşhisler ortaya koydu. Lâfı dolaştırmadan ve cesaretle...
Gerek kuruluşu (tek kadın bulunduğu için) ve gerekse programı bakımından hükümetin beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu söyledi.
Geçen dönemde Milli Eğitim alanındaki yanlışların bu dönem tekrarlanmaması, yeni anayasa çalışmalarının “çoğunluk formülü” zihniyetine feda edilmemesi, sürecin şeffaf olması ve aceleye getirilmemesi gerektiğini belirtti.
İki yürekli tespit ve uyarısı var ki altını çizmek ve takipçisi olmaları için partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının takibine emanet etmek lâzım:
1. Arzuhan Yalçındağ’a göre toplum, laikliğin ve Atatürk ilkelerinin korunması konusunda Cumhurbaşkanı’ndan taraf olmasını bekliyor!
2. TÜSİAD, Diyanet’i kadrolaşmanın “transit geçiş merkezi” yaptığı için iktidarı suçluyor.
Başkan Yalçındağ’ın verdiği rakamlar, devlet kadrolarının İslâmileştirilmesi amacında Diyanet’in ne kadar hoyratça kötüye kullanıldığını açıklıyor:
Önceki iktidarın dört yılında Diyanet İşleri’nden diğer kurumlara 19 kişi geçmişken AKP’nin dört yılında 1850 kişi geçirilmiş!
Bu dolambaçlı işleri önlemenin önşartı haber almaktır.
Tabii bir de toplumu uyarma görevi konusunda muhalefet partilerinin en az TÜSİAD kadar duyarlı ve cesur davranmaları...
Ne oldu demokrasiye?
Cumhurbaşkanı Gül kötü bir başlangıç yaptı, yazık!
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi rektörlüğü için kendisine sunulan adayların üniversitedeki seçimde aldıkları oylar 116, 80 ve 70 olarak sıralanıyordu.
Sezer’in de en çok oy alan adayı seçmediği zamanlar olmadı mı; oldu ama AKP sözcüleri her defasında bunun demokrasinin ruhuna uymadığını bağıra çağıra söylediler:
“Rektör seçimini cumhurbaşkanının takdirinden kurtarıp demokratikleştireceğiiiiz...”
“YÖK’ü kaldıracağıııız. Üniversitede en çok oyu kim alırsa onu rektör yapacağıııız...”
Gül bu lâfları unuttu ve 116 oy alan Prof. Gaye Usluer’i değil, 80 oy alan Prof. Fazıl Tekin’i rektör seçti.
Neden? Nedenini sordum, iki aday da cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e bağlı insanlarmış.
Bu durumda üniversitesinde kazanan adayı, devletin zirvesinde kadın olması kaybettirmiş oluyor.
Ve bu durum da hiç şüphsiz adayın değil, zirvenin sorunlu olduğunu gösteriyor!

