Ayı bize ağladı!

25 Ağustos 2007

Köylülerin derede kıstırdıkları ayıyı döve döve öldürdüklerini TV’de gördüğüm günden beri uykularım düzensiz.Dün gece yine rüyama girdi.Zavallı hayvanın başına taşlar yağıyordu. Suların ortasında hayata tutunma gücünü yitirmemeye çalıştığı an ve son bir bakışı vardı; işte o görüntü, utanç ve korkunun resmi olarak zihnime kazındı.Bir tecrübe bana daha önce şunu öğretmişti:“Hayvanlarına sevgi ve huzur vermeyen bir toplumun kendisi de huzur bulamıyor, barışını kuramıyor.” Londra’ya yolumun düşmesini en çok Hyde Park’ın bize çok yabancı o barışçıl ortak yaşamına katılmak için isterim.Bir tarihte yaşlı bir adamın kuş yemi dolu avucunu havaya kaldırıp beklediğini, saka kuşlarının elinden yemlendiğini görmüş, heveslenmiştim.Ertesi gün aynı şeyi ben yaptım. Bir süre sonra avucumda sakalar, üstümde teklifsiz sincaplar, ayaklarımın dibinde yaban kazları, kuğular, güvercinler...Bu muhteşem buluşmanın sebebi, sevginin, yaşama gösterilen saygının uyandırdığı güven duygusu idi. Orada kuşlar tuzağa düşürülüp kafese kapatılmıyor.Aynı tecrübeyi Türkiye’de yaşayamadım. Ellerim hep boş kaldı. Anladım ki barış ve huzur bir ülkenin toplam kalitesi ile bağlantılı oluyor.İnsanlar ve hayvanlar... Birinin mutsuz olup da ötekinin mutlu olduğu bir doğa alanı, bir ülke, bir toplum bulamazsınız.Ya bütün canlılar güven duygusu içinde mutludurlar, barış içinde yaşıyorlardır veya hepsi birden kavgalı, mutsuz ve güvensiz.Kuşlar, sincaplar sizden kaçıyorsa kuşkulanın. Kötüye giden bir şeyler vardır. Düzeltme şansınızı hemen kullanmalısınız.Eğer durum ayılara linç uygulandığı bir vehamet çizgisine dayanmışsa kurtuluş için mucize gerekir.Cennet vatan çöl oluyor.Sular daha derine ve daha uzağa sebepsiz gitmiyor!*****Uzlaşma Gül’ün Çankaya’ya çıkışını “son kale düştü” diye yorumlayanlara Başbakan kızmış.“Bu kale kimin ki düştü? Biz kimiz? Biz de bu ülkenin evlâtlarıyız. Bize iradesini koyanlar da bu ülkenin evlâtları” diyor.İtirazı haklı ama sanki ırkçı bir ayrımın baskısına direniyormuş havasında. Oysa iyi biliyor ki mesele zihniyetle ilgilidir.Cumhuriyetin değerleri ile barışık olmadığından şüphe edilen bir siyasi akım, temsilcisini Çankaya’ya çıkarmak üzere.AKP bir yandan kendilerine atfedilen şüphelerin haksız olduğunu söylüyor ama öte yandan rejimin laik karakterine meydan okumanın simgesi olan türbanı da beraber çıkarıyor.Cumhurbaşkanlığı bir siyasetçi ve ailesi için en yüksek onur makamıdır. Olay halkın yarısında mutluluk, öbür yarısında cumhurbaşkanının eşinin türbanı nedeniyle yenilgi duygusu ve huzursuzluk yaratıyorsa önemsenmelidir.Müstakbel first lady mesela niçin üniversite öğrencileri gibi türban yerine peruk takmayı düşünmüyor?

Devamını Oku

Güven sorunu

24 Ağustos 2007

Her derde deva “Renksiz Anayasa”mız, elbette türbana bir çare getirecektir!Prof. Özbudun başkanlığındaki bilimsel heyetin hazırladığı taslağın içerdiği önerilerden en tutulanı şuymuş:Türban konusu “hizmet alan, hizmet veren” ayrımına dayalı bir çözüme oturtuluyor ve öğrencilerin “hizmet alan” tarafında olduğu belirtilerek yasağın anayasaya konulacak şu hükümle aşılması öngörülüyor:“Kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle eğitim hakkı elinden alınamaz!” İyi ama Anayasa Mahkemesi üniversitelerde türbanı serbest bırakan yasayı “Anayasa’nın değiştirilemeyecek hükümleri arasında yer alan laiklik ilkesine aykırı” bularak iptal etmemiş miydi?Bu iptal kararına AİHM katında yapılan itiraz, konulan türban yasağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulunmadığı için geri çevrilmemiş miydi?O kararlar ne olacak?Belli ki iktidar tarafından, Anayasa Mahkemesi’nin laiklik ilkesine aykırı bulduğu bir eylem, yeni norm olarak Anayasa’ya dahil edilecek, ortaya çıkan çelişki, hukuk devleti ihlâli pahasına türban yasağını dolanmak amacıyla kullanılacaktır!Salam politikasıBu bir çözüm müdür, göreceğiz.Ama seçimlerin bize öğrettiği bazı gerçekler, türban yasağı kalktığı takdirde üniversitede okuyan kızları türbana sokmak için iktidar bağlantılı kuruluşların neler yapabileceği hakkında fazlasıyla aydınlatmıştır.Türban yasağı üniversitedeki kızları baskılara karşı koruyor. Bu gerçek çok önemli ama unutuluyor, unutturuluyor. “Yasak var, bağlayamam” diyen ve dinci örgütlerin baskısına direnen kızların yeni durumda savunma gerekçesi kalmayacaktır.Baskıya paralel olarak cemaatler, seçimde dar gelirlilerin oylarını avlamak amacıyla kullandıkları fonların bir kısmını üniversitedeki kızları örtünmeye özendiren parasal teşvikler için kullanacaklardır.Sonra?.. “Salam politikası” yürütülüyor; en sonunda türbanı ile okumasına izin verilen kızların kamu kuruluşlarında niçin başları örtülü olarak çalışmalarına izin verilmediği sorulacaktır.Diplomadan sonra?O meseleyi çözecek gerekçe de bugünden hazırdır:“Kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle çalışma hakkı elinden alınamaz!” Türbanla okumasına izin verilen üniversiteli kızların diplomalarını alacakları gün türban sorununun çok daha karmaşık ve baskıcı bir havada gündemimize döneceğini göreceğiz.“Sonrası Allah kerim” diye yaklaşmamak lâzım bu meseleye. Türban sorunu tartışılırken her ihtimali sormak, her cevabı tarihin kaydına almak gerekiyor.Başbakan’ın değişimi ve gerçekçiliği etkiliyor hepimizi ama Türkiye’ye yakıştırılan “Ilımlı İslâm Rejimi” nitelemesi karşısındaki tepkisi hiç güven vermiyor.Başbakan malûm “İslâmın ılımlısı, aşırısı olmaz. İslâm İslâmdır” demişti.“Türkiye bir din devleti değildir, olmayacaktır” dememiştir.İlk fırsatta böyle demesini bekleriz!

Devamını Oku

Renksiz mi!

23 Ağustos 2007

Çağımızı onurlandıran hak ve özgürlükleri genişleterek daha güvenceli hale getiren bir anayasa elbette iyi olur.Ama son zamanlarda sanki yeni kurulmuş bir devletiz de anayasa yapacakmışız gibi, heyecan pompalanmış haberlerin gündemimizi işgal etmesini anlamıyorum.Hele hele bu anayasaya bir kalite tescili ifadesi olarak “renksiz anayasa” denilmesinden fena halde şüpheleniyorum.Çünkü meclisteki Atatürk resimlerinin çokluğundan şikâyet eden tipler ve yol arkadaşları, onları kullanarak geçmiş hınçlarını çıkarma hevesine kapılmış eski solcular için renk, Atatürk’tür.Onlar için yeni anayasa Atatürk’ten ne kadar uzaklaşırsa o kadar renksiz ve kendileri için o kadar makbul olacaktır.Yeni anayasa taslağını hazırlayan bilimsel kurulun başındaki Prof. Ergun Özbudun ve arkadaşlarını ayırarak bu şüphemi ifade ediyorum. Kendisi dün verdiği demeçte şunu demiş:“Anayasa belirli bir ideolojiyi yansıttığı takdirde o ideolojiyi yansıtmayanları gayrimeşru durumda bırakır. O nedenle renksiz bir anayasa yapılması görüşlerinde haklılık vardır.” Atatürkçülük, siyaseti çağdaş gerçekliklere ulaşmaktan men eden bir ideoloji değildir. Hedef olarak çağdaşlığı, araç olarak müspet ilimi öneren bir düşünce sistemidir.Nitekim Prof. Özbudun, daha önceki bir mülâkatında düşüncesini daha doğru ifade etmişti:“Atatürk’ün fikri mirasının bir referans noktası olarak kabul edilip çağdaşlaşma idealine atıfta bulunulmasına kimsenin itirazı olmaz. Benim itirazım, Atatürk ilke ve inkılâplarının altı ok biçiminde anlaşılmasıdır...” Yürürlükteki anayasa döneminde altı ok hiç iktidar olmadı. Ve iktidarların da tümü altı okun tam tersi yönde icraat yaptıkları halde hiçbiri gayri meşru ilân edilmedi.Yeni anayasa girişimi, Atatürk’ün manevi mirasını tasfiyeye yönelik heveslerin bahanesi olmasın. Bunun çaresi var:Taslak şimdi AKP’nin on hukukçu milletvekili tarafından ele alınacak, sonra kamuoyunun tartışmasına sunulacak, en sonunda meclise getirilecekmiş.Toplumsal mukavele niteliğinde bir sivil anayasa isteniyorsa taslak metin AKP’nin eline teslim edilmemeli, tüm partilerin, tüm siyasi görüşlerin temsil edildiği bir karma komisyona tevdi edilmelidir.Aksi halde bu çalışma iktidarın kendini meşrulaştırmak amacıyla giriştiği bir macera olacaktır.“Yürürlükteki anayasaya kendisi uyamadı, şimdi kendisine uyacak bir anayasa yapıyor” denilecektir.Gerginlik ve kavga nedenlerimize bir yenisi eklenecektir!***** Yine kaçarlar! Yeni anayasa taslağında dokunulmazlıklar, ahlâkın emrettiği boyutlara çekiliyor.Milletvekilleri, seçilmeye engel suçlardan sayılan zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma gibi iddialar karşısında dokunulmazlıktan yararlanamayacak.Memurları soruşturma ve yargılamalardan koruyan “amirin izin vermesi” şartı da özel bazı durumlar dışında kaldırılıyor.Düşünün ki anayasamız bugüne kadar, milletvekili seçilmeye engel suçları işlemiş kişiler tarafından yönetilmemize izin vermiştir. Bu rezaleti, yeni anayasa taslağını hazırlayan bilim adamları ortadan kaldırıyorlar kâğıt üstünde.Ama bakalım iktidar çoğunluğu izin verecek mi?Şüphelenmekte yerden göğe kadar hakkımız var.Çünkü dokunulmazlık denilen ayıplı zırha 4,5 yıl süreyle hiç utanmadan bugünkü iktidar sığınmadı mı?Muhalefetin yeni anayasa için işbirliği çağrılarından, sırf dokunulmazlık zırhını deldirmemek için bunlar kaçmadı mı?Dileriz bizi mahcup etsinler; ama yine kaçacaklardır!

Devamını Oku

Sezer’e çağrı

22 Ağustos 2007

Cumhurbaşkanı Sezer yeni Cumhurbaşkanı’na görevini törensiz devredecekmiş...Ankara’daki arkadaşlarımızın aldığı haberler böyle. Dileriz doğru çıkmaz.Bütün törenler kutlama ve coşku barındırırlar içlerinde. Sezer’in kararını etkileyen sebep, halefinin kişiliği olduğuna göre Cumhurbaşkanı Sezer, Gül’ün gelişini kutlamaya değer bir olay saymadığını mı gösterecek bu şekilde?Niyeti buysa Başbakan Erdoğan, Bekir Coşkun’a yaptığı gibi ona da bir bilet kesebilir!Şaka bir yana biz, mesaj yoğunluğu yüksek bir törenin asıl Abdullah Gül için yapılmasında büyük yarar olacağını düşünürüz.Çünkü törenlerin kutlamadan ileri anlamları olur. Devletin başına gelen kişi konuşurken, yalnız milletine değil dünyaya karşı da taahhütler altına girer. O taahhütler, kuru bir yeminin içerdiği vaatlerden daha bağlayıcı olur.Bu makamlar, hayatı yüksek sesle yaşayan insanlar içindir. Sezer, laik cumhuriyeti korumakla geçen yedi yılın sonunda sessizce giderek yenilgisini kabullenmiş bir cumhurbaşkanı görüntüsü vermemelidir.Bir tarihî dönüm noktasında varsa endişelerini ve mutlaka tavsiyelerini Gül’ü muhatap alarak söylemeli, tarihin zaptına geçirmelidir.Eğer törensiz devir teslim haberi gerçekse Cumhurbaşkanı Sezer kararını değiştirmelidir.Türkiye Gül’ü, yeni olan şeylerin vaat ettiği ümitler yerine önceden ihbar edilmiş bir felâketi bekler gibi karşılamasın.Geçen dönem meclisteki Atatürk resimlerinden rahatsız olduğunu söyleyen AKP’li Hüsrev Kutlu “Ankara’daki susuzluğun sebebi Sezer’dir. Süresi dolduğu halde ayrılmıyor, Ankara’ya o yüzden yağmur yağmıyor” demiş.Cumhurbaşkanı Sezer “Bu zihniyete daha fazla muhatap olmak istemiyorum” diyebilir. Ama dikkat!.. Muhatap olmayayım derken teslim olma riski vardır.Türkiye büyük devlettir. Başına gelen adamı karşılarken ortaya koyacağı ihtişam birçoklarının aklını başına getirir. Yücelttiği cumhurbaşkanına verdiği onura lâyık olmanın idrakini de kazandırır.Sezer görevini törenle devretmelidir.*****Temel fıkrası gibi Başbakan dün konuşmadı, sözcüsüne yazılı açıklama yaptırdı. Çünkü bir gün önce Bekir Coşkun’a kapıyı göstermiş, bu yaptığı ile daha önceki çam devirme rekorlarını unutturmuştu.Saatlerce düşüne taşına yazılan bir açıklama bile bu benzersiz rezaleti ortadan kaldıramaz. Nitekim kaldırmamıştır.Açıklamada Başbakan’ın çoğul özne kullandığı halde Hürriyet Gazetesi’nin Bekir Coşkun’u eleştirilerin hedefi durumuna getirdiği belirtiliyor. Ne demektir bu?“Başbakan o lâfı yalnız Bekir Coşkun’a değil, onun gibi düşünen herkese söyledi!” Hiçbir demokratik ülke, yöneticilerini beğenmeyen vatandaşlarını kovmaz. Başbakan Erdoğan kendini dev aynasında görüp de muhaliflerini dışarı göndermeye devam ederse korkarız bir gün dışarısı içerden daha kalabalık hale gelecektir.VATAN’ın dış haberler servisi, liderlerini beğenmeyen ve bunu özgürce açığa vuran insanların yaşadığı demokratik ülkeleri ve uygulamalarını konu alan bir araştırma hazırladı bugün. O haberi siz ilginiz için, siyasetçiler de ibret için okusunlar.Hakaret kokan eleştiriler karşısında bile mahkemeye giden Batılı bir lider bulunmuyor.Bizimki gelir gelmez kedi karikatürü ile başladı, o tahammülsüzlük sonunda bizi “Tayyipler Alemi”ne kadar getirdi.Ne diyelim; Allah beterinden saklasın!

Devamını Oku

Yakışmadı!

21 Ağustos 2007

Başbakan Erdoğan gerçekten de Arena’lara lâyık bir gladyatör gibiydi geçen akşam.Kanal D’de Uğur Dündar’ın “Arena” programına çıktı. Söz Hürriyet yazarı Bekir Coşkun’un Gül’ü hedef alan “O benim cumhurbaşkanım olmayacak” başlıklı yazısına gelince kontrolünü kaybetti.“Sizin meslektaşlarınızdan onu diyebilen insanın önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkması lâzım” dedi.Bir dil sürçmesi olabilir mi diye düşünenler yanıldılar; Başbakan ikinci kez vurdu, vurguladı: “Cumhurbaşkanı kim olursa olsun hepimizin cumhurbaşkanıdır. Senin değilse o zaman çık buranın vatandaşlığından!” Bekir Coşkun’a kapıyı gösterme hakkını Başbakan acaba nereden aldığını sanıyor?Eğer bu bozulmanın sebebi son seçimdeki yüzde 47 ise bilmeli ki daha yüksek oylar bile ona Anayasa’da yazılı olanlar dışında bir hak ve güç veremez. Hiçbir seçimin sonucu bu ülkeye padişah veya halife getiremez.Bekir Coşkun’lar çok...Bu tahammülsüzlük eğer seçim zaferi sarhoşluğunun onun kişiliği üstünde yarattığı kibir dopingli bozulma ise, demokratik geleceğimiz ciddi tehlikelerle karşılaşacak demektir.Kimse Bekir Coşkun gibi düşünmek zorunda değil. Ama hiçbir demokratik ülke vatandaşının da devlet başkanını veya başbakanını eleştirme hakkından vazgeçerek bütün kusurları ile benimseme zorunluluğu yoktur.Hele görevi gereği kamuoyu adına yönetenleri denetleyen ve eleştiren gazeteciler için böyle bir kural asla söz konusu olamaz.Hani insan hakları ve ifade özgürlüğü AKP için asla vazgeçilemeyecek değerlerdi?Hani herkesi kucaklıyorlardı?Gül’ün geldiği yere, izlediği yola, durduğu yere, söyleyip savunduğu şeylere bakan ve onun kendi inançlarını, özlemlerini ve değerlerini temsil etmediğini yazıp çizen yığınla gazeteci, yazar, çizer var; onlar ne yapsınlar?Bu Bekir Coşkun’lar nereye gitsin istiyor; bir zahmet Başbakan onu da söylesin!Kibir ve ihtiras zehirdir...Unutmaması gereken asıl önemli şey şu:Bugün Gül’e yönelik şüphelerin ömrü, onun Çankaya’da göstereceği basirete ve yüce makama samimiyetle lâyık olma çabasına bağlıdır.İleride Bekir Coşkun’un bile cumhurbaşkanı olma şansı, fırsatı olabilir.Ama güvensizlikle sakatlanmış bir cumhurbaşkanı adayını, Anayasa’ya ve cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkması için kendi üslubuyla tahrik etmekten başka kusuru olmayan bir yazarı vatandaşlıktan kovmayı velev ki hayal eden ve bunu ağzından kaçıran bir başbakan?..Ona Allah selâmet versin! Ülkesini de Allah korusun!Voltaire iki yüzyıl önce “Kendi düşüncelerimi hayatımın sonuna kadar savunurum. Ancak başka insanların kendi düşüncelerini savunabilmeleri için hayatımı feda ederim” demişti.Şükür ki özgürlüğümüz Tayyip Erdoğan’dan böyle bir özveri beklemiyor. Ama Tayyip Erdoğan böyle giderse korkarız bizlerden bekleyecek!

Devamını Oku

Gül’e yardım!

20 Ağustos 2007

Türkiye gibi gecikme lüksüne sahip bulunmayan ülkelerde tek parti hükümetleri daha yararlıdır.Ama o parti AKP gibi “ılımlı İslâm” ile merkez sağ arasında kararsız sallanıyorsa güçlü bir demokratik muhalefet, neredeyse vazgeçilmez gerekliliktir.Acaba CHP’nin izlediği politika bize lâzım olan muhalefet modeli mi?Baykal dün laik cumhuriyetin tehlike altında olduğunu belirterek “Bu sürecin sorumluluğunu almamak için meclis genel kuruluna girmeyeceğiz” dedi.Cumhurbaşkanı seçimi birinci turunda Gül 341 oy aldı. Belli ki üçüncü turda ve sadece AKP’nin oyları ile seçilecek.Abdullah Gül’ü “AKP’nin cumhurbaşkanı” olmaya mahkûm etmek CHP’ye bir şey kazandırır mı? Sanmıyoruz.İşaret ettiği tehlikenin yenilmesine bir yararı olur mu? Hayır zararı olur.Dünkü VATAN’da siyaset bilimi uzmanı Prof. Ersin Kalaycıoğlu’nun konuyu kalbinden kavrayan açıklamaları yer alıyordu.Mesele hukuk devletiProf. Kalaycıoğlu “Asıl tartışılması gereken mesele” diyordu “Bütün kariyerinde Türkiye’deki laiklik uygulamasıyla ters düşmüş, bunu eleştirmiş ve değiştirmeye çalışan bir kişinin cumhurbaşkanı olunca bu ilkeye sahip çıkabilmesinin mümkün olup olmayacağı...” Gül kapı kapı dolaşıp herkese Anayasa’ya sadakati ile dünyayı şaşırtacak bir cumhurbaşkanı olacağını söylüyor.“Herkesi kucaklayacağım” diyor. Nasıl olacak bu iş?Cumhurbaşkanı, laik cumhuriyete bağlı olanlarla şeriat düzeni peşinde koşanlar arasında tarafsız kalamaz. Kucağı ikisine birden açık olamaz.Prof. Ersin Kalaycıoğlu zorluğu çok açık ortaya koyuyor:“Cumhurbaşkanlığı, laikliğin tarafında olması gereken bir kurumdur. Cumhurbaşkanı’nın hukuk devleti tarafında olması gerekli. Hukuk devleti tarafında olması demek, yargının verdiği bütün kararları savunması demek. Yargının türban konusunda vermiş olduğu kararları savunacak mı? Savunmazsa hukuk devleti sorunu ile karşı karşıya kalırız!” Aklın yolu boykot mu?Türbanı siyasal bir simge olarak kullanmak konusunda düne kadar izlediği inatçı politikayı hatırladığımız zaman Gül’ün Çankaya’ya çıktığında hemen yargı kararlarına uygun davranmayı seçeceğini bekleyebilir miyiz?Biz de Prof. Kalaycıoğlu gibi şüphe ediyoruz.İşte bu nedenle Gül’ü AKP dışındaki tüm partilerin dışladığı bir partizan cumhurbaşkanı durumuna gelmekten korumak, acaba daha yararlı olur mu; bunu iyi düşünmek yerinde olabilir.Gül zaten geçmişindeki söz ve eylemlerin yükünden oluşan önyargılar nedeniyle büyük sıkıntılar çekecektir. Cumhuriyete bağlı kesimlerin güvenini kazanmak kolay olmayacaktır.Gül’e cesaret ve kredi vermek gerekiyor.Artık ok yaydan çıktığına göre sağduyu Gül’ü cemaatçi siyasetin kucağına düşmekten korumayı emrediyor. Bu da boykottan daha yaratıcı buluşlar istiyor.Abdullah Gül’e “kolay gelsin” demek yerine işini kolaylaştırmak lâzım!

Devamını Oku

Troyka mı?

20 Ağustos 2007

AKP troykası her şeye rağmen devam ederse, bu partinin merkezde yer alan bir kitle partisi olduğu söylenebilir mi?Hayır; söylense de kimse inanmaz.Dünkü Hürriyet, Başbakan Erdoğan’ın Sezer’e sunduğu kabine listesine adını koymadığı Bülent Arınç’ı, Gül Çankaya’ya çıktığında sunacağı listeye dahil edeceğini yazıyordu.Kulislerde dolaşan bu haber doğruysa, Cumhurbaşkanı Sezer’in Arınç’ı veto edeceğinden korkulduğu için böyle bir tedbire başvuruldu demektir.“Biraz dinlenmek” istediği için Başbakan’dan adını listeye koymamasını rica ettiği belirtilen Bülent Arınç, demek ki doğruyu söylememiş!Ve daha önemlisi, Sezer’in Arınç’a yönelik muhtemel müdahalesi pek de haksızlık olmayacakmış!Yeni dönemden en çok Milli Güvenlik Kurulu’nun kompozisyonu etkilenecektir. Abdullah Gül Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla toplantılara katıldığında MGK’daki denge 5’e karşı 7 sivil ağırlıkla oluşuyordu. Yeni dönemde Gül cumhurbaşkanı sıfatıyla toplantılara başkanlık ederken, geçmişteki rolü, iki bakan tarafından paylaşılacağı için iktidar kanadının asker üyeler karşısındaki ağırlığı 5’e karşı 8’e yükselecek, kritik kararlarda Gül’ün duruşu bu dengeyi daha da bozabilecektir.Ama Bülent Arınç’ın siyasal kimliği ve kışkırtıcı üslubu, sayısal dengelerden bile daha korkutucu risk faktörüdür.Arınç’la ilgili kulis dedikodusu gerçeğe dönüşmemelidir. Çünkü öyle bir durumda Erdoğan, Gül ve Arınç’tan oluşan troykanın, rollerini büyüterek yollarına devam ettikleri sonucu çıkacaktır.Yeni döneme Milli Görüş artıklarını tasfiye edip liberal ve eski solcu takviyelerle merkez sağın kalıcı kitle partisini yaratma iddiası da inandırıcılığını kaybedecektir.Milli Görüş kökenli üçlünün kuklası oldukları duygusu, laiklikle kavgalı olmayan AKP milletvekillerini hemen kaçırmasa bile huzurlarını kaçıracaktır.Tayyip Erdoğan, kökleri Milli Görüş olmayan yeni milletvekillerinin huzurunu ve kendisine güven duymalarını sağladığı sürece doğru yolda ilerlediklerine inanabilir.*****Öyle de böyle de ölüm! Şanlıurfa’da tarım işçilerini taşıyan kamyonete bir kamyonun çarpması ile 18 kişi hayatını kaybetti.Ama yöre insanlarının, mağduriyetlerini duyursunlar diye seçtikleri vekiller başka derdin peşindeler. Onlar meclise girdiklerinin ertesi gün teröristbaşı Öcalan’ın hapisteki rahatı için harekete geçtiler.Nasıl bir kafadır bu?Etnik siyaset anlayışı deseniz değil; insanlık deseniz hiç değil!Öylesine ağır bir hakaretin hedefindeler ki bu ırgatlar, fark edilseler hemen affederler. Çünkü kim dost, kim düşman şaşırmış haldeler.O nedenle DTP, insan hakları için mücadele verecekse, oylarını aldığı bu çaresiz insanları kurtarmak için kavga vermelidir.Kamyonlara hayvanlar gibi doldurulan ve güneş altında saatlerce yolculuk yapan bu insanlar, tarlalardaki 12 saatlik mesailerinin karşılığında çocuk ve yetişkin olma durumlarına göre kimi 7, kimi 10 YTL alıyorlar.“Böyle insan taşınmaz” diye yollarını kesen trafik polislerine “ekmek paramızdan etme bizi” diye yalvarıyorlar.Yani ya kamyonlara binip yollarda ölecekler ya da açlıktan...“Ölümlerden ölüm beğen” sözü bunlar için sanki!Türkiye ölümün değil hayatın seçeneklerini sunmadıkça bu bölgeye, hiç bir zaman barışa ve gerçek bir gelişmeye kavuşmayacaktır.

Devamını Oku

Şükürler olsun

18 Ağustos 2007

Allah sevgili milletimize gerçekten de özel bir koruma mı lütfediyor ne?Başka yerlerde dehşet yaratabilecek olaylar bizde komikliklerle tatlandırılmış maceralar şeklinde yaşanıyor.Atlas Jet’in Lefkoşa-İstanbul seferini yapan uçağı dün İran’a kaçırılmak istendi.Biri Türk, öbürü Arap iki hava korsanları, pilot kabininin kapısını kırmayı başaramayınca, pilotların yakıt ikmali için Antalya’ya inme kararına çaresiz boyun eğdiler.Antalya’ya inince pilotlar camı açıp kaçtılar. Durumdan habersiz korsanlar kapıyı açtırmak için tehdit-küfür bağırırken yolcular acil çıkış kapısından ve arka kapıdan uçağı boşalttılar.Eylemi yüzlerine gözlerine bulaştıran haydutlar, bu maceraya son vermek zorunda kaldılar.Kimsenin burnu kanamadı ama her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz.Korsanların patlayıcı görüntüsü verdikleri maddenin, çocukların oyun hamuru ile hazırlanmış bir sahte bomba olduğu anlaşıldı. Gerçek bir plastik patlayıcının güvenlik kontrolünden aynı şekilde geçip geçmeyeceği iyi araştırılmalı, kalkandaki delik her ne ise onarılmalıdır.Pilotların indikten sonra uçağı pencereden terk etmeleri belki benzer durumlarda örnek alınacak bir tecrübe kazandırmıştır havacılığa..Ama uçağın Antalya’ya inmesinden sonraki görüntüler.. Onlar hem trajik, hem komik manzaralardı. Tipik bir Ortadoğu can pazarı yansıtıyordu.Etrafta ne polis, ne itfaiye, ne ambulans. Kurtuluş umuduyla boşluğa atlayan, kaçan insanlar...Biz tedbirde yetersiz bir milletiz.Ama şükür ki üstümüze gelen tehlike de çoğu zaman başedemeyeceğimiz kalite ve kabiliyette olmuyor.Lâfı uzatmayayım: Laiklik ilkesine bağlı olsanız bile siz de İçişleri Bakanımız gibi Allah’a bu nedenle teşekkür borçlu olduğunuzu unutmayın! +++++++ Derde bak! Kürt kimliği üstünden siyaset yapanlar, Kürt sorununun teröre indirgendiğinden yakınıyorlar devamlı.Ama hataysa, bu hatayı asıl kendileri yapıyorlar.DTP Genel Başkanvekili Demirtaş geçen gün Öcalan’ın İmralı’da yaşadığı sorunları meclise taşıyacaklarını söyledi.Kürt sorununun karşı tarafında yer alma iddiasıyla meclise giren bağımsızların yarattığı DTP grubu, şimdi milyonlarca mağduru olduğunu iddia ettikleri bu sorunun bir numaralı maddesi olarak terörist başını gündeme getirince şikâyet ettikleri eşlemeyi kendileri yapmış olmuyor mu?Bu çözümsüz denklemi bozmanın bir tek yolu vardır, o da teröre karşı koymak. En azından kınamak.DTP Genel Başkanı Ahmet Türk “Kınarsam ne etkinliğim olur?” diye itiraz ediyor. Haydi her gün bir kaç şehide mal olan ihaneti kınamak içlerinden gelmiyor, PKK iş arayan Doğulu gençlerin ekmeğini çıkaracağı yatırımların da katilidir; buna da mı itirazları yok?Terörist başına selâm çakan başlangıç, kötü bir başlangıç oldu!

Devamını Oku