Cumhurbaşkanı Sezer yeni Cumhurbaşkanı’na görevini törensiz devredecekmiş...
Ankara’daki arkadaşlarımızın aldığı haberler böyle. Dileriz doğru çıkmaz.
Bütün törenler kutlama ve coşku barındırırlar içlerinde. Sezer’in kararını etkileyen sebep, halefinin kişiliği olduğuna göre Cumhurbaşkanı Sezer, Gül’ün gelişini kutlamaya değer bir olay saymadığını mı gösterecek bu şekilde?
Niyeti buysa Başbakan Erdoğan, Bekir Coşkun’a yaptığı gibi ona da bir bilet kesebilir!
Şaka bir yana biz, mesaj yoğunluğu yüksek bir törenin asıl Abdullah Gül için yapılmasında büyük yarar olacağını düşünürüz.
Çünkü törenlerin kutlamadan ileri anlamları olur. Devletin başına gelen kişi konuşurken, yalnız milletine değil dünyaya karşı da taahhütler altına girer. O taahhütler, kuru bir yeminin içerdiği vaatlerden daha bağlayıcı olur.
Bu makamlar, hayatı yüksek sesle yaşayan insanlar içindir. Sezer, laik cumhuriyeti korumakla geçen yedi yılın sonunda sessizce giderek yenilgisini kabullenmiş bir cumhurbaşkanı görüntüsü vermemelidir.
Bir tarihî dönüm noktasında varsa endişelerini ve mutlaka tavsiyelerini Gül’ü muhatap alarak söylemeli, tarihin zaptına geçirmelidir.
Eğer törensiz devir teslim haberi gerçekse Cumhurbaşkanı Sezer kararını değiştirmelidir.
Türkiye Gül’ü, yeni olan şeylerin vaat ettiği ümitler yerine önceden ihbar edilmiş bir felâketi bekler gibi karşılamasın.
Geçen dönem meclisteki Atatürk resimlerinden rahatsız olduğunu söyleyen AKP’li Hüsrev Kutlu “Ankara’daki susuzluğun sebebi Sezer’dir. Süresi dolduğu halde ayrılmıyor, Ankara’ya o yüzden yağmur yağmıyor” demiş.
Cumhurbaşkanı Sezer “Bu zihniyete daha fazla muhatap olmak istemiyorum” diyebilir. Ama dikkat!.. Muhatap olmayayım derken teslim olma riski vardır.
Türkiye büyük devlettir. Başına gelen adamı karşılarken ortaya koyacağı ihtişam birçoklarının aklını başına getirir. Yücelttiği cumhurbaşkanına verdiği onura lâyık olmanın idrakini de kazandırır.
Sezer görevini törenle devretmelidir.
Temel fıkrası gibi
Başbakan dün konuşmadı, sözcüsüne yazılı açıklama yaptırdı. Çünkü bir gün önce Bekir Coşkun’a kapıyı göstermiş, bu yaptığı ile daha önceki çam devirme rekorlarını unutturmuştu.
Saatlerce düşüne taşına yazılan bir açıklama bile bu benzersiz rezaleti ortadan kaldıramaz. Nitekim kaldırmamıştır.
Açıklamada Başbakan’ın çoğul özne kullandığı halde Hürriyet Gazetesi’nin Bekir Coşkun’u eleştirilerin hedefi durumuna getirdiği belirtiliyor. Ne demektir bu?
“Başbakan o lâfı yalnız Bekir Coşkun’a değil, onun gibi düşünen herkese söyledi!”
Hiçbir demokratik ülke, yöneticilerini beğenmeyen vatandaşlarını kovmaz. Başbakan Erdoğan kendini dev aynasında görüp de muhaliflerini dışarı göndermeye devam ederse korkarız bir gün dışarısı içerden daha kalabalık hale gelecektir.
VATAN’ın dış haberler servisi, liderlerini beğenmeyen ve bunu özgürce açığa vuran insanların yaşadığı demokratik ülkeleri ve uygulamalarını konu alan bir araştırma hazırladı bugün. O haberi siz ilginiz için, siyasetçiler de ibret için okusunlar.
Hakaret kokan eleştiriler karşısında bile mahkemeye giden Batılı bir lider bulunmuyor.
Bizimki gelir gelmez kedi karikatürü ile başladı, o tahammülsüzlük sonunda bizi “Tayyipler Alemi”ne kadar getirdi.
Ne diyelim; Allah beterinden saklasın!

