Troyka mı?

Haberin Devamı

AKP troykası her şeye rağmen devam ederse, bu partinin merkezde yer alan bir kitle partisi olduğu söylenebilir mi?

Hayır; söylense de kimse inanmaz.

Dünkü Hürriyet, Başbakan Erdoğan’ın Sezer’e sunduğu kabine listesine adını koymadığı Bülent Arınç’ı, Gül Çankaya’ya çıktığında sunacağı listeye dahil edeceğini yazıyordu.

Kulislerde dolaşan bu haber doğruysa, Cumhurbaşkanı Sezer’in Arınç’ı veto edeceğinden korkulduğu için böyle bir tedbire başvuruldu demektir.

“Biraz dinlenmek” istediği için Başbakan’dan adını listeye koymamasını rica ettiği belirtilen Bülent Arınç, demek ki doğruyu söylememiş!

Ve daha önemlisi, Sezer’in Arınç’a yönelik muhtemel müdahalesi pek de haksızlık olmayacakmış!

Yeni dönemden en çok Milli Güvenlik Kurulu’nun kompozisyonu etkilenecektir. Abdullah Gül Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı sıfatıyla toplantılara katıldığında MGK’daki denge 5’e karşı 7 sivil ağırlıkla oluşuyordu. Yeni dönemde Gül cumhurbaşkanı sıfatıyla toplantılara başkanlık ederken, geçmişteki rolü, iki bakan tarafından paylaşılacağı için iktidar kanadının asker üyeler karşısındaki ağırlığı 5’e karşı 8’e yükselecek, kritik kararlarda Gül’ün duruşu bu dengeyi daha da bozabilecektir.

Ama Bülent Arınç’ın siyasal kimliği ve kışkırtıcı üslubu, sayısal dengelerden bile daha korkutucu risk faktörüdür.

Arınç’la ilgili kulis dedikodusu gerçeğe dönüşmemelidir. Çünkü öyle bir durumda Erdoğan, Gül ve Arınç’tan oluşan troykanın, rollerini büyüterek yollarına devam ettikleri sonucu çıkacaktır.

Yeni döneme Milli Görüş artıklarını tasfiye edip liberal ve eski solcu takviyelerle merkez sağın kalıcı kitle partisini yaratma iddiası da inandırıcılığını kaybedecektir.

Milli Görüş kökenli üçlünün kuklası oldukları duygusu, laiklikle kavgalı olmayan AKP milletvekillerini hemen kaçırmasa bile huzurlarını kaçıracaktır.

Tayyip Erdoğan, kökleri Milli Görüş olmayan yeni milletvekillerinin huzurunu ve kendisine güven duymalarını sağladığı sürece doğru yolda ilerlediklerine inanabilir.

*****

Öyle de böyle de ölüm!

Şanlıurfa’da tarım işçilerini taşıyan kamyonete bir kamyonun çarpması ile 18 kişi hayatını kaybetti.

Ama yöre insanlarının, mağduriyetlerini duyursunlar diye seçtikleri vekiller başka derdin peşindeler. Onlar meclise girdiklerinin ertesi gün teröristbaşı Öcalan’ın hapisteki rahatı için harekete geçtiler.

Nasıl bir kafadır bu?

Etnik siyaset anlayışı deseniz değil; insanlık deseniz hiç değil!

Öylesine ağır bir hakaretin hedefindeler ki bu ırgatlar, fark edilseler hemen affederler. Çünkü kim dost, kim düşman şaşırmış haldeler.

O nedenle DTP, insan hakları için mücadele verecekse, oylarını aldığı bu çaresiz insanları kurtarmak için kavga vermelidir.

Kamyonlara hayvanlar gibi doldurulan ve güneş altında saatlerce yolculuk yapan bu insanlar, tarlalardaki 12 saatlik mesailerinin karşılığında çocuk ve yetişkin olma durumlarına göre kimi 7, kimi 10 YTL alıyorlar.

“Böyle insan taşınmaz” diye yollarını kesen trafik polislerine “ekmek paramızdan etme bizi” diye yalvarıyorlar.

Yani ya kamyonlara binip yollarda ölecekler ya da açlıktan...

“Ölümlerden ölüm beğen” sözü bunlar için sanki!

Türkiye ölümün değil hayatın seçeneklerini sunmadıkça bu bölgeye, hiç bir zaman barışa ve gerçek bir gelişmeye kavuşmayacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR