Ayı bize ağladı!

Haberin Devamı

Köylülerin derede kıstırdıkları ayıyı döve döve öldürdüklerini TV’de gördüğüm günden beri uykularım düzensiz.

Dün gece yine rüyama girdi.

Zavallı hayvanın başına taşlar yağıyordu. Suların ortasında hayata tutunma gücünü yitirmemeye çalıştığı an ve son bir bakışı vardı; işte o görüntü, utanç ve korkunun resmi olarak zihnime kazındı.

Bir tecrübe bana daha önce şunu öğretmişti:

“Hayvanlarına sevgi ve huzur vermeyen bir toplumun kendisi de huzur bulamıyor, barışını kuramıyor.”

Londra’ya yolumun düşmesini en çok Hyde Park’ın bize çok yabancı o barışçıl ortak yaşamına katılmak için isterim.

Bir tarihte yaşlı bir adamın kuş yemi dolu avucunu havaya kaldırıp beklediğini, saka kuşlarının elinden yemlendiğini görmüş, heveslenmiştim.

Ertesi gün aynı şeyi ben yaptım. Bir süre sonra avucumda sakalar, üstümde teklifsiz sincaplar, ayaklarımın dibinde yaban kazları, kuğular, güvercinler...

Bu muhteşem buluşmanın sebebi, sevginin, yaşama gösterilen saygının uyandırdığı güven duygusu idi. Orada kuşlar tuzağa düşürülüp kafese kapatılmıyor.

Aynı tecrübeyi Türkiye’de yaşayamadım. Ellerim hep boş kaldı. Anladım ki barış ve huzur bir ülkenin toplam kalitesi ile bağlantılı oluyor.

İnsanlar ve hayvanlar... Birinin mutsuz olup da ötekinin mutlu olduğu bir doğa alanı, bir ülke, bir toplum bulamazsınız.

Ya bütün canlılar güven duygusu içinde mutludurlar, barış içinde yaşıyorlardır veya hepsi birden kavgalı, mutsuz ve güvensiz.

Kuşlar, sincaplar sizden kaçıyorsa kuşkulanın. Kötüye giden bir şeyler vardır. Düzeltme şansınızı hemen kullanmalısınız.

Eğer durum ayılara linç uygulandığı bir vehamet çizgisine dayanmışsa kurtuluş için mucize gerekir.

Cennet vatan çöl oluyor.

Sular daha derine ve daha uzağa sebepsiz gitmiyor!

*****

Uzlaşma

Gül’ün Çankaya’ya çıkışını “son kale düştü” diye yorumlayanlara Başbakan kızmış.

“Bu kale kimin ki düştü? Biz kimiz? Biz de bu ülkenin evlâtlarıyız. Bize iradesini koyanlar da bu ülkenin evlâtları” diyor.

İtirazı haklı ama sanki ırkçı bir ayrımın baskısına direniyormuş havasında. Oysa iyi biliyor ki mesele zihniyetle ilgilidir.

Cumhuriyetin değerleri ile barışık olmadığından şüphe edilen bir siyasi akım, temsilcisini Çankaya’ya çıkarmak üzere.

AKP bir yandan kendilerine atfedilen şüphelerin haksız olduğunu söylüyor ama öte yandan rejimin laik karakterine meydan okumanın simgesi olan türbanı da beraber çıkarıyor.

Cumhurbaşkanlığı bir siyasetçi ve ailesi için en yüksek onur makamıdır. Olay halkın yarısında mutluluk, öbür yarısında cumhurbaşkanının eşinin türbanı nedeniyle yenilgi duygusu ve huzursuzluk yaratıyorsa önemsenmelidir.

Müstakbel first lady mesela niçin üniversite öğrencileri gibi türban yerine peruk takmayı düşünmüyor?

DİĞER YENİ YAZILAR