Model işte bu!

9 Ağustos 2007

Millet Meclisi rekor bir çoğunlukla başkanını seçti. Bu başarı, başka hayırlı gelişmelerin de işaretini taşıyor.AP-DYP geleneğinden gelen AKP Milletvekili Köksal Toptan dün seçime katılan 535 üyeden 450’sinin oyunu alarak TBMM’nin 24’üncü başkanı oldu.Yeni dönem hoş sürprizlerle ilerliyor. MHP ile DTP’nin meclisteki “temas”ı çok olumlu ve iyimser yankılar uyandırmıştı.Dünkü seçimde Köksal Toptan’ın, kendi adayını çıkaran MHP dışındaki tüm grupların desteğini sağlaması, bu parlamentoda diyalog ve uzlaşma ile önemli işler başarılacağının ümidini vermiştir.Yeni başkanını seçerken sergilediği anlayış ile Millet Meclisi iktidar partisine şu çağrıyı yapmış olmaktadır:“Cumhurbaşkanını da gel böyle seçelim!” Başbakan Erdoğan dünkü seçimi değerlendirirken “Temennim odur ki bundan sonraki süreçte de buna benzer neticeleri birlikte yaşayalım” diye konuştu.Kimse kendini kandırmasın... “Bu netice”nin elde edilmesinde en belirleyici rolü uzlaşmacı tutumu ile iktidar oynamıştır. “Benzer neticeleri birlikte yaşayalım” isteniyorsa AKP’nin Meclis Başkanı adayını belirlemekte kullandığı kriterleri cumhurbaşkanı adayını belirlerken de dikkate alması gerekecektir.Gücü telef etmemekSeçimin sonucunu Batı dünyası yanlış tercüme etmiş, sandıktan “Ilımlı İslâm Cumhuriyeti” çıkararak Türkiye’ye, Türk halkına haksızlık etmiştir. Bunun verdiği rahatsızlığın AKP yönetim kadrolarını da etkilediği hissediliyor. Zaten öyle de olması gerekir.Şimdi... Köksal Toptan’ı AKP’ye ilham eden sebepler cumhurbaşkanı için daha geçerli ve gereklidir.Seçimde elde edilen gücü ideolojik hedeflere ulaşma mücadelesi vererek telef etmek yerine ülkeye yararlı bir icraat dönemi için kullanma sağduyusu iktidar partisinde ağır basıyor.Bu durumda mesele, Abdullah Gül’de yenilgi duygusu yaratmadan Köksal Toptan örneğini Çankaya için tekrarlamaktır.Parti içi mekanizmalar bu amaçla her gün biraz daha etkili işlemeye başlamıştır.Yeni Şafak gazetesinde Yasin Doğan takma adıyla yazan Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan dün Gül’ü açıkça cumhurbaşkanı adaylığından çekilmeye çağırdı.Oyların ruhuna saygıAkdoğan, AKP’ye seçim zaferi getiren sebeplerin asıl ekonomik ve sosyal içerikli olduğunu belirterek “Bunlar olmasa kimse cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananlara bakarak AKP’ye oy vermezdi” diye yazdı.Ardından da şu soruyu sordu:“İstikrarı bozacak, hükümetin beş yılını krizlerle sıkıntıya sokacak bir siyasi atmosfer seçimlerde verilen oyların ruhuna ters olmaz mı?” Bu soruyu soran kişinin aslında Başbakan olduğunu Gül mutlaka görecektir.Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı yapılmasının istikrarı bozacağını, hükümetin beş yılını krizlerle sıkıntıya sokacağını Başbakan daha açık söyleyemezdi.Şimdi Gül’den günahını taşımadığı bu yarıştan çekilmenin onur kırıcı feragati talep ediliyor. İstenen şey haklı ve doğrudur.Ama bakalım Gül kendini aşarak bu gerçeği görebilecek mi?

Devamını Oku

Gül yüzde 50

9 Ağustos 2007

Olmasa daha iyi ama oluyor.. Ardından gelen post kavgaları siyasi başarıları kurt gibi kemiriyor.AKP iki başlı bir yapıya sahip olmanın meyvesini topladığı gibi bedelini de ödeyecektir.Çift başlılık seçimde iktidar partisine yaramıştır. Bir yandan Tayyip Erdoğan, bir yandan Cumhurbaşkanı seçiminde gadre uğramış görüntüsünün sağladığı dopingle lider gücü kazanan Gül, rakiplerine meydanlarda ve ekranlarda fark atmışlardır.Ama sıra ganimetin paylaşılmasına gelince işler karışmıştır.Başbakan’ın “Kriz değil iş istiyorum” demesi boşuna. Çünkü cumhurbaşkanı seçimi ve yeni hükümetin kurulması kazasız sonuçlanmadan hiç kimse iş düşünmeyecektir.İçerdekiler kazan kaynatacak, dışardakiler tırnak kaşıyacaktır.AKP dün meclis başkanı adayını MKYK toplantısında belirledi. Eski milli eğitim bakanlarından Köksal Toptan AP-DYP geleneğinden gelen bir siyasetçi olarak Abdullah Gül’ün Çankaya yolunu açacak bir isimdir.Dün belirttiğimiz gibi zirvedeki üç makamın hiç değilse birinde eşi başını örtmeyen bir şahsiyetin oturması planlanıyor. Eşi başını örtmeyen Köksal Toptan, Gül cumhurbaşkanlığı adaylığından feragate razı edilemezse laiklikle ilgili görüntüyü kurtaracaktır.Tabii şu da var: AKP’nin seçim başarısı Türkiye’de “ Ilımlı İslâm Cumhuriyeti” referandumunun sonucu gibi kışkırtıcı değerlendirmelere konu olmuş, bu da hassasiyet yaratmıştır.Bu hassasiyetin sonuçları AKP’nin iktidardaki icraat etkinliğine ağır zararlar verebilecektir.Tayyip Erdoğan Türkiye’nin menfaatine olmayan bu gelişmelerin önünü almak üzere meclis başkanlığı yanında cumhurbaşkanlığına da eşi türban takmayan birini getirmekte yarar görebilir.Köksal Toptan’ın meclis başkanlığı adaylığı Gül’ün Çankaya şansını yüzde 45’ten ancak yüzde 50’ye çıkarmıştır!Bilgi varsa Çözüm var Cehaletin dayanılmaz hafifliği her yönden yordu bizi.Gerçek sorunlara zaman ve enerji veremiyoruz.“Türkiye’nin Uygarlık Yolu Üniversitelerden Geçiyor” başlıklı bir araştırmanın medya tanıtımı davetini alınca fırsatı kaçırmadım.Bilgi Üniversitesi kurucusu Lâtif Mutlu, eğitimci birikimini hayranlık uyandıran araştırmacı enerjisi ile birleştirerek “Türkiye niçin yeterli hızda ilerlemiyor. Sorun ne? Ne yapmalı?” sorularına ışık tutmuş.Enformasyon devrimini kaçırma lüksüne asla sahip olmadığımızı söyleyen Lâtif Mutlu “Bilgi okullarda öğretilir” dedikten sonra şu tesbiti yapıyor:“Türkiye hiç bir kademede çağdaş eğitim talebini karşılayamıyor. Bu yetersizliğin temel nedeni parasızlıktır.” Gerçekten kapasite ve kalite bakımından yetersiz durumdayız. Mutlu’nun çözümleri şunlar: Üniversite öğrencilerinin katkı payı yüzde 25’e çıksın (Çin’de bile yüzde 26), gücü olmayana devlet kredi versin, üniversiteler öğrencilerini kendileri seçip alsın.Rekabetin dinamiği mucizeler yaratabilir.İyi bir Milli Eğitim Bakanı, pek çok çözümün ilhamını bu araştırmadan çıkarabilir.

Devamını Oku

Düğüm bugün çözülecek

7 Ağustos 2007

Başbakan Erdoğan hemen tüm kararlarda tek belirleyici. Yalnız cumhurbaşkanı seçiminde değil...Erdoğan bu konudaki yetkiyi Abdullah Gül’e terk ederek belki de son dönemin en ağır hatasını yaptı. Çünkü yönetme yeteneğini ve hareket alanını çok daralttı.Seçim propagandasını, Çankaya yolu kesilen Gül’ün mağduriyeti üstüne kurmaları, Başbakan Erdoğan’a göre siyasetin sunduğu fırsatı iyi kullanmanın gereği idi.O politika ile hedeflenen başarı elde edildikten sonra durumu yeni şartlara göre değerlendirmek gerekiyordu. O şartlar da Gül konusunda ısrarcı olmamayı emrediyordu.Ama hesapta olmayan iki zorluk şimdi Tayyip Erdoğan’ın önünde duruyor. Bunlardan birincisi Gül’ün Çankaya’ya çıkmak konusunda sergilediği aşırı istektir. Hatta bu tavrı “militanca ısrar” diye niteleyenler bile vardır.İkinci zorluk, seçim kampanyasındaki “mağdur Gül” temasından parti örgütünün aşırı etkilenmiş olmasıdır. Örgütte önemli bir çoğunluk “Halk Gül’ü Çankaya’ya çıkaralım diye bize bu kadar büyük destek verdi” inancı içinde liderliği etkilemeye çalışıyor.Başbakan oynuyor mu?Son kararı yine Tayyip Erdoğan verecek. O ne düşünüyor?Seçimden sonra Başbakan “Gül vazgeçerse memnun olacak”mış gibi bir hava estirdi ama bunu açıkça ortaya koyamadı.Yakın çevresine göre Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarının sağladığı gücü ekonomik ve sosyal hedeflere ulaşmak amacında değerlendirmek isteğindedir. Bu büyük şansı ideolojik hayal ve iddiaları gerçekleştirmek uğruna riske atmak niyetinde değildir.Fakat lidere aynı mesafede oldukları halde tamamiyle farklı düşünenler de var. Onlara göre Başbakan Erdoğan, Gül’ü küstürecek bir hareketi asla yapmayacaktır. Gül’ün ısrarlı tutumu karşısında gösterdiği hoşnutsuzluğun da politik bir sebebi ve hedefi vardır. O da şu:“Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesiyle ortaya çıkacak şartlarda Başbakan Erdoğan, Gül’ün yolunu kesmek için yeteri kadar çaba harcadığını söyleyebilecek durumda olmak istiyor!” Bugünkü seçime bakınGerçekten de eşi türbanlı birinin Çankaya’ya çıkması, devlet organlarının uyumunda sıkıntılar yaratacaktır. Bu tehlikenin ihbarı çok önceden yapılmıştır.AKP’nin şahsında Türk halkının “Ilımlı İslâm Cumhuriyeti” modelini seçtiğine dair kışkırtıcı değerlendirmelerin arttığı ve bu hakaretamiz yorumlara Tayyip Erdoğan’ın tepki vermediği hesaba katılırsa, yeni cumhurbaşkanının önemi daha iyi anlaşılır.Ankara’daki yaygın beklenti zirvedeki üç koltuğun ikisinde eşleri türbanlı, birinde başı açık şahsiyetlerin oturacağıdır. Başbakan koltuğu sahipli olduğuna göre denge Çankaya ile Meclis Başkanlığı arasında kurulacaktır.AKP bugün meclis başkanı adayını belirleyecek. O seçimin sonucunu alınca yeni cumhurbaşkanı konusunda daha kolay tahmin yapabileceğiz.Eşi türban takmayan biri Meclis Başkanı adayı seçilirse Gül’ün Çankaya’ya bir adım daha yaklaştığını söyleyebiliriz!

Devamını Oku

İki sebebi var

6 Ağustos 2007

Başbakan Erdoğan birinci kabinesini, Sezer’den görevi aldığının üçüncü gününde kurmuştu.Dün Çankaya’dan ikinci kabinesi için yetkiyi aldıktan sonra gazetecilere o kadar aceleci davranmayacağını ima etti. Anayasal takvimi kullanmaya dikkat edecekmiş.Anayasa yeni hükümeti oluşturmak için 45 gün süre tanıyor. Yani 20 Eylül’e kadar zamanı var.Erdoğan’ın bu süreyi kullanmak istemesinin bir değil iki nedeni var.Çok tekrarlanan sebep, AKP oyları ile seçilecek yeni cumhurbaşkanının sağlayacağı garantiden yararlanmak. Çünkü Sezer’in vetoları daha önceki kabinede bazı yer değiştirmeler yapma mecburiyeti doğurmuştu.Meclis Başkanı seçildikten sonra cumhurbaşkanı seçimi takvimi işlemeye başlayacak. AKP oyları üçüncü turda seçimi sonuçlandırmaya yettiğine göre ağustos bitmeden yeni cumhurbaşkanının Çankaya’ya çıkması imkânı vardır.Erdoğan’ın acele etmemesinin daha önemli sebebi, Gül’ün durumunun kesinleşmesini beklemek ihtiyacı içinde olmasıdır.AKP politikalarına angaje olmadan salt sağduyu ile şartları değerlendirenler, iktidar partisinin Abdullah Gül üstünde ısrarcı olmaması gerektiğini söylüyorlar.Ama Başbakan Erdoğan bu rahatlığa sahip bulunmuyor. Bakanlar Kurulu listesini Çankaya’ya vermeden önce Gül’ün ne yapacağını, ne olacağını görmek istiyor.Seçimdan sonra Gül’ün aday olduğu dönemin kapandığını ve adayın uzlaşı ile seçileceği yeni bir dönemin açıldığını ima etti fakat Abdullah Gül, kendisine feragat yükleyen bu imalı çağrıya olumlu cevap vermedi.Hatta tersine Çankaya’ya çıkma isteğinin devam ettiğini yeteri kadar açık şekilde belli etti.Liderliğin paylaşılması mı, yoksa tek başına kullanılması mı gerektiği konusunda çok zor bir soru Tayyip Erdoğan’ın önünde duruyor.Vereceği sınav, sadece ülkenin değil kendi liderlik kariyerinin de geleceğini tayin edecek.*****Sorun PKK’dan önce ABDIrak Başbakanı Nuri El Maliki bugün Ankara’ya geliyor.Türkiye’nin PKK’ya karşı harekete geçilmesi için Bağdat yönetimini “son kez” uyaracağını dünyanın bütün başkentleri biliyor.Ama bakıyoruz dünkü Washington Post’a ABD eski Ankara Büyükelçisi Abramowitz bir demeç vermiş ve Amerika’nın PKK’ya karşı eylem yapması için Kürtlere baskı yapmasını salık vermiş, aksi halde bunu Türkiye’nin kendi başına yapacağı uyarısında bulunmuş.Eski büyükelçi Türkiye’nin haklı isyanını seslendirme görevini üstüne alırken, Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General Fallon, Irak Başkanı Maliki’ye Ankara’da ne söylemesi gerektiğini süfle etmiş:“Irak’ta yeni bir cephe istemiyorum. Böyle bir durumda Irak ordusundaki Kürtler büyük gruplar halinde orduyu terk edip karşı tarafa geçebilir!” Geçen gün Post’un köşe yazarı Novak, bugün eski büyükelçi Abramowitz ve General Fallon...Amerika’nın diplomasi makinesi galiba dostlarını oyalayıp kazıklamaya yarıyor!

Devamını Oku

Terörü kına!

5 Ağustos 2007

Yeni dönemden ümitvar olacaksak önce DTP milletvekili olarak meclise girenlerin görevlerini tarif etmeleri gerekir.Bağımsız maymuncuğu ile baraj kapısını açarak meclise giren DTP’lilerin lideri Ahmet Türk gülümseyen yüzü ve dostça titreşimler yansıtan ses tonu ile konuşurken TV ekranlarında epey sempatik görünüyor.Ama dediklerini dikkatle dinlediğiniz zaman kafanız karışıyor.Mesela meclisteki yemin günü herkesin kendilerinden PKK’lıları terörist diye niteleyip kınamalarını istediğini söylüyor ve bundan şikâyet ediyordu:“Ancak kendi yurttaşını kucaklayacak politika ortaya çıktığı zaman biz etkin oluruz, rol oynarız. Kınadıktan sonra benim ne etkim olur?” Ne demek bu? Yurttaşını kucaklamak için terörü ve teröristi kınamaktan sakınmak mı gerekiyor?Ahmet Türk böyle konuşarak Güneydoğu’daki halkı kucaklamak için PKK terörüne dil uzatmamak gerektiğini mi anlatmaya çalışıyor?Eğer kafa buysa meclisteki varlıkları çözümün değil gerilimin sebebi olacaktır.Van’ın Cepkenli köyüne giderek köylülerden erzak isteyen 3 bölücü terörist, kendilerine direnen bir vatandaşı vahşice öldürüp kaçtılar.Diyarbakır’da da PKK’nın uzaktan kumandalı mayını iki astsubay ile bir eri şehit etti.Ahmet Türk ve arkadaşları, bu kalleşliği ve canavarlığı kınamaktan sakınarak ne tür bir etkinlik kazanacaklarını umuyor acaba?İnsan hayatına saldırmanın hiçbir bahanesi olamaz. Kürt kimliğini terörizm ve cinayetle özdeş hale getiren melunlar yalnız yaşadıkları ülkeye değil kendi köklerine de ihanet ediyorlar.Ahmet Türk ve arkadaşları kendilerini seçen insanlara yararlı olmak istiyorlarsa halka zulmeden ve geri kalmasına sebep olan canileri kınamaktan korkmamalıdırlar.Terörü kınamaktan sakınan parlamenter olmaz. Olursa sorarlar ona: Mecliste işiniz ne?Millet koynunda yılan beslemekten bıktı!Ayıp oluyor!YAŞ’ın ordudan uzaklaştırdığı personelle ilgili kararlarına Başbakan ve Milli Savunma Bakanı yine muhalefet şerhi koydu.Erdoğan ve Gönül beş yıldır hep bunu yapıyor.Nedenini biliyoruz; irtica nedeniyle suçlananların ordudan atılmasını istemiyorlar. Bu kararların yargı denetimine açık olmasını istiyorlar.Çünkü bu işleri suç saymıyorlar. Şuradan belli ki irtica nedeniyle ordudan uzaklaştırılan subayların çoğunu AKP’li belediyeler hemen bünyelerine alıyorlar.AKP önderleri bu alışkanlıktan vazgeçmelidir artık. Çünkü ayıp oluyor. Anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahip bir iktidar, beğenmediği bir mevzuata beş sene itiraz etmez.Değiştirebiliyorsa değiştirir, değiştiremiyorsa kabullenir.Unutulmasın ki AKP’nin hayal ettiği yargı denetimi düzeni, orduyu cadı kazanına çevirecek bir saplantıdır. Askerin siyasete müdahale etmesinden şikâyet eden AKP daha beterini davet ediyor.Ordunun dinci siyasete direncini kırmaya uğraşıyor!

Devamını Oku

Güzel bir meclis

4 Ağustos 2007

Meclisin yeni dönem açılışı TV kanallarından bayram coşkusu havasında yansıdı.Eminiz herkesin içini ısıtmıştır bu görüntüler. Hoş duygular ve umutlar uyandırmıştır.Yeni meclis bu olumlu beklentileri hak ediyor. Çünkü 22 Temmuz seçimi geçen dönemin istikrar özelliğini kayba uğratmadığı gibi en önemli eleştiri konusu olan temsilde adalet zaafını da düzeltmiştir.Birleşimi yöneten CHP milletvekili Şükrü Elekdağ’ın, seçim gecesi Başbakan Erdoğan’ın verdiği barış ve sağduyu mesajlarına gönderme yapması, kutuplaşmaya son verecek devlet adamlığı basireti konusunda herkese sorumluluk yüklemesi anlamlı idi.“Oyun” aynı güzellikteki halkaların oluşturduğu altın bir zincir gibi gelişti. Mesela yüzde 10 barajını bağımsız adaylık çalımı ile aşarak meclise giren DTP’liler sözlerini tuttular, bölücü simgeler taşımak veya yemin metnini bozmak suretiyle skandal yaratmaya, bulanık suda balık avlamaya kalkışmadılar.Partinin lider kadrosu başta Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, barışçı diyalog içinde sorunlarına çözüm arayacaklarına dayalı beyanlarının samimiyetini kanıtlamak adına olmalı, sıraya girip MHP lideri Devlet Bahçeli’nin elini sıktılar.Demokrasinin kapısıDünkü yemin törenini Cumhurbaşkanı Sezer ile komutanlar da keşke izlemeye gitselerdi. Çünkü TBMM’nin gördüğü saygıdan, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın şahsında temsil ettikleri kurumlar da paylarını alırlardı.Demokrasi, pişmanlık kapısı açık duran, olumlu her değişimi ödüllendiren bir rejimdir ve Türkiye’nin şartları bu özelliklerin mutlaka korunmasını gerektirmektedir. Geçmişin acı tecrübelerinden ders almış tutum ve davranışlarından ötürü DTP milletvekilleri övülmeli ve desteklenmelidir.Tabii ki bir günde onları var eden sebepler ve önyargılar değişecek değildir. Nitekim Ahmet Türk kanal kanal gezip PKK’yı kınadığı takdirde çözüm üretici etkinliğini kaybedeceğini söylemiş ama bunun terörü meşru ve mazur göstereceğini aklına getirmemiştir.Eşbaşkan Aysel Tuğluk “halkların kardeşliği”nden söz etmiş, sonra kürsüye çıkıp “vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü” üstüne yemin etmiştir.Rehinden kurtaralımMecliste her şey tartışılabilmelidir. Halkın aklı ve vicdanı, haksızlığı ve yanlışlığı savunanlara kaba güç kullananlardan daha ağır cezalar verebilir. Demokrasinin erdemi budur.Kürtler insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyor. Bunun kanıtı ve politik ifadesi demokrasi ve dünkü meclistir. Demokratik haklar durmuyor AB paralelinde gelişiyor.Bu cumhuriyetin varlık nedeninde başkalarını zaptetme amacı yoktur. Dolayısıyla bin yıllık alaşım potası olan bu ülkeye nifak sokanlar, insan haysiyetine ve adalete karşı en ağır suçu işlediklerini bilmelidirler.DTP’nin de dahil olduğu bu meclis, Kürt sorununu canilerin, haydutların şantajından kurtarıp demokratik diyalogun akılcı ve adaletli vicdanında çözmek için şanstır.İnşallah bu şansı değerlendiririz!

Devamını Oku

Yanlış hesaplar

3 Ağustos 2007

Devlet adamı niteliğine sahip siyasetçilerin sayısını çoğaltmak zorundayız.Yoksa Türkiye’nin çözümlerini küçük didişmeler hep erteleyecek.Meselâ Abdullah Gül... Cumhurbaşkanı adaylığına yönelen itirazların teşhisinde ya yanıldı veya farkında değil görünüyor.Elde ettikleri seçim zaferinin Çankaya’ya çıkma hakkına milli iradenin onay damgasını vurduğuna mı inanıyor?Bunca tecrübesine rağmen devlet adamlığı tarafı işte burada eksik kalıyor.Türkiye’nin şartları, bu ısrara elverişli değildir. Meselâ “Bize dindar bir cumhurbaşkanı seçtirmediler” sözü ağızdan çıktıktan sonra seçimlerinin zafer tablosu Abdullah Gül’e fazladan bir hak kazandırmış mıdır; tartışılır.Dün görevine veda eden Sanayi Bakanı Ali Coşkun, yanlışın en başta yapıldığını söylerken Başbakan’ın Gül’ü dayatmasının hata olduğunu belirtmiş “Uzlaşma olacaksa bunun yöntemi bir kişiyi empoze ederek olmamalıydı” demiştir.Başbakan değiştiAli Coşkun, şimdi uzlaşma için yeni bir yöntem bulmak gerektiğini söylüyor ve yeni durumun da Gül’den belki feragat talep edeceğini üstü kapalı belirtiyor.Başbakan Erdoğan, seçim sonuçlarını devlet adamı soğukkanlılığı ve sorumluluğu içinde karşılamış görünüyor.AKP’ye oy vermemiş vatandaşların hassasiyetlerine de saygı göstereceğine söz vermesi önemlidir.Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda seçimden önceki taahhüt havasından uzaklaştığını herkes görüyor. Bu değişikliği sadece Gül görmezlikten geliyor.Buna rağmen iktidar ve muhalefet arasında suni bir gerginlik yaratılmadığı takdirde kurumlararası uyumu sağlayacak kişilikte yeni bir cumhurbaşkanı adayının belirlenmesini bekleyebiliriz.Başbakan Erdoğan yeni seçilen AKP milletvekillerine dün hitap ederken bu ümidi uyandıran mesajlar vermiştir.Şu sözleri önemli: “Hiçbir zaman taassupla, tarafgirlikle, hizipçilikle hareket etmeyecek, siyaseti o dar koridorlara mahkûm etmeyeceğiz.”Ne hesap ama!..Aynı konuşmasında Başbakan AKP’nin seçimdeki oyunu yüzde 55,4’e çıkardı.Bunu, tasarladığı bir siyasi eyleme gerekçe mi hazırlıyor, bir tahminimiz yok ama hesabı yanlıştır. Diyor ki:“Seçimlerde yüzde 84 oy kullanılmıştır. AKP yüzde 84 oranında kullanılan oyun yüzde 47’sini almıştır. Eğer yüzde 100 üzerinden bu hesabı yapacak olursanız AKP’nin aldığı oy yüzde 55’4’tür!” Şükretsin Başbakan olmuş, bu matematikle kamu personeli sınavına girse çakardı! Çünkü yaptığı hesap Türk Telekom’un reklâmında Cem Yılmaz’ın yaptığı şu hesaba çok benziyor:“Ben Levent’te oturuyorum. Ev benim kendi üzerime. Dayım Zeytinburnu’nda. Ne oluyor? Aynı şehir içi. Dayım 2+3=5. Dakikası 8,1 kuruşa konuşuyorum. İki kişi olduğumuza göre 2’ye bölüyorum 4, noluyor?.. Dayım 54 yaşında!” Eh, Başbakan da AKP’yi 55,4 bulmuş. Yakın!

Devamını Oku

Kararlı olmak

2 Ağustos 2007

Kuzey Irak’ta Türkiye’ye yönelik PKK faaliyetleri karşısındaki Amerikan tutumu, herkesin kanına dokunuyor olmalıdır.Çünkü bölücü caniler orada yakın zamana kadar Kürt yerel yönetiminin kanatları altında barınırken son zamanlarda üstlerine Amerikan kartalının kanatları da açılmıştır.PKK teröristleri Türk topraklarına sızıyor eylem yapıyor, kan döküyorlar. Hedefleri ülkenin bütünlüğünü ve iç barışını sabote etmektir.Vurup kaçıyorlar ve kaçtıkları yer Amerika’nın işgal otoritesi olarak bulunduğu Irak topraklarıdır.Bu haksızlık ve iki yüzlülüğe daha ne süre katlanacağız? Irak’ta işgal otoritesi olan Amerika bizim müttefikimizdir ama o kendi derdine düşmüştür.Irak’ın hiç değilse Kuzey bölgesinde bir dost yönetim oluşturma hesabı Washington yönetimini eski ve sadık müttefiki olan Türkiye’ye karşı iki yüzlü bir politika izler duruma sürüklemiştir.PKK teröristleri Türkiye’ye sızıyor, vuruyor ve ABD koruması altındaki Kuzey Irak’a kaçıyor. Amerika’nın Irak’taki varlığı, müttefiki Türkiye’nin bütünlüğüne ve istikrarına saldıran bir terör örgütüne koruma sağlamaya yarıyor.Buna daha ne kadar katlanacağız?Uğradığımız haksızlığa isyanımızı kontrolunu yitirmiş bir toplumun tepkisi ile gösteremeyiz. Şükür ki durum o derece ağırlaşmış değildir henüz. Ama bu kanama durdurulmalıdır. Amerika Irak’ta hiç değilse Kürtlerin kontrol ettiği Kuzey’i riskten uzak tutmaya çalışıyor. Ama bunun bedeli de Türkiye gibi bir müttefikin her geçen gün güvenini kaybetmek oluyor.Türk diplomasisinin şu dönemde hem ülke menfaatini korumak ve hem de Amerika gibi bir müttefikle kötüleşen ilişkilerini kurtarmak adına yaratıcılık göstermesi gerekiyor.Bunun için yığınla yol bulunabilir.Mesela Cihangir Sakman adlı okurumuz Washington’daki büyükelçiliğimizin Larry King’e yapacağı şu çağrının en çok izlenen saatlerde CNN’i bize açabileceğini söylüyor:“Irak’a girip altını üstüne getireceğiz ama önce Amerikan halkına seslenmek istiyoruz!” Büyük bir ihtimalle böyle bir kararlılığın bizi dediğimiz şeyi yapma mecburiyetine düşmekten koruyacağına inanıyoruz.MHP ne yapmak istiyor?MHP’nin gücünü ne amaçla kullanacağı merak konusudur.İstediği kişiyi cumhurbaşkanı seçmesi için AKP’ye imkân tanımak, ona demokratik anlamda bir kolaylık mıdır, yoksa iktidar partisini yanlışa sürükleyerek bundan yararlanmak hevesi midir?Eşi türbanlı Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkması risk yaratacaktır. Başbakan Erdoğan bu gerçeği görmüş o nedenle Gül’ün adaylığı karşısında sessiz kalmayı seçmiştir.Bu sessizlik kabul değil, tereddüt hatta ret anlamındadır.MHP iktidara kolaylık mı sağlıyor, yoksa tuzağa mı çekmek istiyor?Seçtiği yol, yardım ediyor görünüp tuzağa çekmektir!

Devamını Oku