Gül’ün dikeni

24 Temmuz 2007

AKP’nin seçim zaferinden alacağı güçle birikmiş hınçlarını nasıl ve ne zaman çıkaracağını merak ediyorduk.Çok beklemedik... Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Devlet Bakanı Şahin hükümetin resmi tepkisini açık ifadelerle belirtti.“Halk siyasetin sadece siyaset aktörleri tarafından yapılması gerektiğini ortaya koymuştur” dedi. “Her kişi ve kurumun sorumluluğu Anayasa’da belli. Türkiye’de siyaseti siyasetçi yapar. Siyasete müdahale gibi algılanabilecek her türlü tavra halkımızın her zaman tepkisi olmuştur. Bu, seçimde de ortaya çıktı” dedi.Bu sözler AKP’nin meclisteki ezici çoğunluğu ile sonuçlandırmayı hak saydığı cumhurbaşkanı seçimini başarısızlığa uğratan kurumları ve eylemleri (Genelkurmay bildirisi, Anayasa Mahkemesi kararı ve Cumhuriyet mitingleri) hedef alan dokundurmalar değildir.Milli iradeden güç alan had bildirici açık beyanlardır.Uzlaşma vaadi İktidarın tepkisi, geçmişe dönük bir hesabı mı kapatıyor, yoksa gelecekte izleyecekleri politikanın yol haritasını mı veriyor?Bunu anlamak için biraz daha beklemek gerecektir.Sırf Şahin’i dinleyenler, AKP’nin seçim kampanyasını Abdullah Gül’ün mağduriyeti üstüne kurduğunu da hatırlayarak iktidar partisinin bu meselede haklarından vazgeçmeye razı olmayacağını, Gül’ü Çankaya’ya çıkarmaktan vazgeçmeyeceğini düşünebilirler.Ama Tayyip Erdoğan’ın pazar gecesi partinin balkonundan yaptığı konuşma var. O konuşmasında Başbakan, partisine oy vermeyen vatandaşlara şöyle seslenmişti:“Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı anlıyorum. Müsterih olun. Cumhuriyetin temel niteliklerinden taviz vermeyeceğiz...” Arif olan anlarToplumdaki kutuplaşmanın acil onarım ihtiyacı taşıyan bir sorun boyutu aldığını AKP liderinin görmesi önemlidir.Erdoğan ayrıca dünya kamuoyunun beklentilerinden de etkilenecektir. Mesela dünyanın en prestijli altı gazetesinin dünkü başyazıları Erdoğan’a “Cumhurbaşkanlığı için uzlaş” çağrısı yapmıştır.Bu çağrının gereğini yerine getirmek Gül’ün bu defa kendi partisi tarafından mağdur edilmesi anlamına gelecektir.Çünkü AKP Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek için meydanlarda oy istedi.En büyük yük Başbakan’ın üstündedir. Belli ki Başbakan sağduyunun çağrılarına uymak istiyor ama gereğini Gül’den talep etmekte zorluğu var.Nitekim dün “Abdullah Gül Bey’in iradesi, benim için çok çok önem taşıyor” dedi.Gül’ün “aday değilim” demesini beklediğini hissettirmek için Başbakan daha ne desin, ne yapsın?Gül’ün mesajı alarak gereğini yapması, AKP’nin ikinci iktidar döneminin tüm sonuçlarını etkileyecek önemdedir.

Devamını Oku

Mantığa davet

23 Temmuz 2007

Batı medyası da aynı fikirde: Seçimlerin en ağır yenilgisini CHP almıştır.İnternet ortamında CHP’ye ağıtlar ve partinin lideri Baykal’a yönelik alaycı eleştiriler gırla gidiyor.Sonuçların üstünden 24 saat geçtiği halde vatandaşlar Baykal’ın seçimlerle ilgili düşüncesini öğrenemedi. Millet meraktan çatlayacak ama o yok.Bazı elektronik mektuplar Rodos açıklarında görüldüğünü yazıyor.Biri yenildiği için değil, CHP’nin seçimden neden başarı ile çıkmış sayılması gerektiğine dair hesapları sakin kafa ile yapabilmek amacıyla Rodos’a yüzdüğünü anlatmış.Kara mizaha konu olmak, Baykal gibi kaliteli bir adam için acı verici olmalıdır.Ama gideceği zamanı bilmeyen siyasetçiler ağır eleştirilere, hatta hakaret kokan serzenişlere hedef olabiliyor.Bir değil iki engel varOnu beş ay önce bu sütundan uyarmıştık, dinlemedi.2002 seçiminde yasaklı olduğu için milletvekili olamayan Tayyip Erdoğan’ın yolunu bizzat Deniz Baykal açmıştır.Bu hareketi “Erdoğan başbakan olunca cehaleti ve acemiliği ile memleketi batıracak, millet de kurtuluşu CHP’de arayacak” hesabına dayanmıştır.Biz o gün şu çağrıyı yapmıştık:“Baykal oynamış ve kaybetmiştir. Kaybeden gider. CHP’yi umut haline getirecek yeni bir lideri çıkarma şansını riske sokmamalıdır ve gitmelidir.” CHP lideri bu şansı heba etti. Günahını şimdi yığınlar ödüyor. Şunu diyebilir:“Sorun sadece ben miyim?” Evet partinin açmazı genetik bir hastalık olabilir. Devlet partisi kimliği ile millet hafızasında yer etmiş baskıcı anılar, çağın sosyal demokrat değerlerini bile yakalamaktan uzak kalmış bir eskimişlikle birleştiği için ufuk bitmiştir.Ecevit bile CHP adı altında solculuk yapılamayacağını gördüğü için DSP’yi kurmadı mı?Bunlar doğru ama çıkış yolu bulamamanın, liderinin adı dağa taşa yazılan CHP’yi sonunda zengin semtlerin ve bazı turistik beldelerin desteklediği “rejim muhafızı” konumuna indirmenin vebali başkasına değil Baykal’a ve takımına aittir.CHP sol parti olabilse...Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in sözleri ümit vermiyor. Belli ki Deniz Baykal’ın suçu kabullenip CHP’nin yolunu açmaya niyeti yok.Onur Öymen AKP zaferinin belli olduğu saatlerde durumu TV’den şu sözlerle değerlendiriyordu:“Eğer siz sıkıntı, açlık çekmenize rağmen gidip de hükümet partisine oy veriyorsanız, bu işte mantıkla açıklanmayacak bir şey var demektir!” Utanmasa “seçmen aklını oynatmış” diyecek... Belli ki mantığı şu: Avrupa’da geliri 30 bin dolar olan toplumlarda bile sol partiler ya iktidarda ya da iktidar alternatifi konumundadır. Yirmi milyon insanın yoksulluk sınırında yaşadığı Türkiye’de CHP iktidar umudundan her seçimde biraz daha uzaklaşıyorsa, gerçekten sebebini aramak gerekir.Ama doğru yerde... Onur Öymen’in dediği gibi mantığın dışında değil.Bir kadın seçmen pazar gecesi bir TV kanalına şunu diyordu:“Meclise bir merkez sağ parti, iki de aşırı sağ parti girdi.” Sade vatandaşın gördüğünü CHP yönetimi göremiyor. CHP halkın gözünde sol parti değildir, MHP’ye yakın bir milliyetçi partidir.Baykal’ı ve takımını önce mantığa, sonra istifaya davet ediyoruz!

Devamını Oku

Sigortalı Zafer

23 Temmuz 2007

AKP müthiş bir seçim zaferi kazandı. Ülkemize hayırlar getirmesini diliyoruz.Demokrasinin erdemine inanmış bir toplum haline gelebilmişsek bu sonucu muhalif kanatta bile olsak içimize sindirmek, halkın oylarında saklanan mesajları doğru okumak, iktidar tarafında isek kibire kapılmadan, devletin gücünü çoğulcu bir demokrasinin emrettiği adalet ve uzlaşı temelinde kullanmak zorundayız.Halk kutuplaşma ortamında bir seçime mecbur kalmış, tercihini ekonomik ve siyasi istikrardan yana kullanmıştır.Kitleler, büyüdüğü söylenen ekonominin olumlu etkilerini hayatında hissetmeye başladı ama işlerin daha kötüye gideceği korkusunu yaşamıyor.Muhalefet partilerinin güven veren alternatif politikalar koymaması, seçmen tercihini belirleyen en önemli faktörü AKP’den yana çalıştırmıştır.Dış politikadaki soğukkanlı duruş, özellikle Kuzey Irak’a karşı askeri güç kullanılması için bastıran muhalefet karşısında etkili olmuştur. İktidar partisi Doğu Anadolu’da oylarını bir kat, Güneydoğu’da yarı yarıya arttırmıştır.Leylâ Zana’nın yaptığı eyalet çağrısına “Hayır bölünmek istemiyorum” cevabı gelmiş, bölücü siyasetler mahkûm edilmiştir.Neden böyle oldu?AKP bütün seçim çevrelerinde oylarını arttırmış, bütün partilerin geleneksel tabanlarından taraftar kazanmıştır.Neden böyle oldu sorusunun cevabı ortadadır:Türkiye bu son dört buçuk yılda temel göstergelerde ve geleceğe yönelik beklentiler bakımından iyiye gitmiştir;Tayyip Erdoğan, halktan daha yüksek bir kredi talep ederken etkileyici bir hareket yapmış, Milli Görüş kalıntılarının yerine yeni ve iyi adaylar seçmiş, etkileyici bir liste ile yarışa girmiştir;Son olarak da rakiplerinden daha çok çalışmış, kamu kaynaklarını suiistimalden doğan ahlâki ihlâllere rağmen örgütünü, imkânlarını daha etkili değerlendirmiştir.Bu seçim AKP’ye ikinci kez tek başına iktidar hakkı vermiş ama cumhurbaşkanını seçerken veya bir anayasa değişikliği yapması gerektiğinde uzlaşma arama mecburiyeti yüklemiştir.Rejim için olduğu kadar AKP’nin geleceği için de bir sigortadır bu.Tayyip Erdoğan bu fren etkisini şans saymalı ve aşmaya kalkışmamalıdır.Dinleyene uyarılarAKP din temelli özlem ve eylemlerine bu seçimin halk onayı verdiği zannına da kapılmamalıdır.Çünkü bu duyguyu iktidar partisine telkin eden kışkırtmalar çoğalabilir önümüzdeki günlerde.Kutuplaşma siyaseti seçimde AKP’ye kazandırmıştır ama iktidar sürecinde kaybettirir.Seçim zaferini askerden, yargıdan ve üniversiteden intikam almak için değerlendirmenin AKP adına borç olduğunu telkin edecek dost görünümlü çevrelerden Tayyip Erdoğan ve arkadaşları sakınmalıdır. Cumhurbaşkanını seçerken çoğulcu demokrasiye sadakatlerini kanıtlayan bir çabayı sergilemelidirler.Ve laik rejimle kavgalı oldukları yolundaki algıların yükünden mutlaka kurtulmalıdırlar.Bu seçimde merkez sağ tasfiye oldu. AKP kalıcı olmak için bu boşluğu dolduracağını göstermek zorundadır.Solun da devletçi-tutucu kimliğinden kurtulup yenileşmesi gerektiği açıkça ortaya çıkmıştır.DSP ittifakıyla alınan sonuç Deniz Baykal’ın CHP’ye çağdaş bir yapı, yeni ve genç bir lider kadro kazandırılması konusundaki borcunu hatırlatmalıdır.Rodos’a doğru yüzmeye başlamadan yapmalıdır bunu.

Devamını Oku

Haydi!..

21 Temmuz 2007

Bugünkü seçimi tarih yazacaktır. Belki daha bile fazlası... Tarihi bu seçim yazacaktır!Dileriz ki torunlarımız ilerde bu seçimin sonuçlarından ötürü bizim kuşakları övgü ve şükranla anarlar...Mine Kırıkkanat dün bu sorumluluk duygusu ile tatil beldelerinden 11 milyon insanın seçmen kütüğüne yazılı oldukları kentlere döndüklerini yazıyordu.Türk halkı seçme hakkını en yüksek düzeyde kullanmanın kararlılığını gösteriyor. Seçime katılma oranında rekor bekliyoruz.Dünya medyasındaki Türkiye merakının da şaşırtıcı boyutlarda yaşandığını Ankara ve İstanbul’a yığılan gazeteci ordusundan anlıyoruz. Avustralya’dan bile gelenler var. Tony Walker bunlardan biri ve artan ilgilerini şu nedene bağlıyor:“Bir sebep Türkiye’nin son yıllarda Ortadoğu’daki İslâmi trendlere yakınlaşıyor olması. Ülkenizin daha muhafazakâr bir yol mu alacağı yoksa demokratikleşme sürecine hız mı vereceği, bölgesel dengeler açısından çok önemli.” Sandıklar bugün 42,5 milyon vatandaşı bekleyecek. Bu, çok partili dönemde yapılan 16’ncı seçim...Türk halkının tüm seçimlerde ortaya koyduğu tercihlerin hiç biri akıl ve vicdan ölçülerine ters düşmedi. Seçmen hep adil davrandı, hep haklı oldu. Bugün de akıl dışı bir sonuç çıkacağını kimse beklemesin.Bütün vatandaşlar ve bütün kurumlar sonuçlara adeta keramet atfederek saygı göstermelidir.Siyasi partiler buna örnek olmalıdır. Parlamenter demokrasimizin olgunlaşmak için gerekli kıdemi ve birikimi kazandığını düşünüyoruz. Hedef rejimi çoğulcu bir kimlikle geliştirmek olmalıdır.Kavga ederek, kutuplaşarak geldiğimiz sandığın doğuracağı tehlikeleri bir şekilde göğüsleyebiliriz:Çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden çoğulcu bir uzlaşı anlayışını demokrasimize kazandırarak...*****Maske düştüBu cumhuriyet çeşitli inanç, etnik kültür ve yaşam biçimine özgürlük içinde gelişme hakkı tanıyor.Bu hak, saygı gören çeşitliliğin ayrılığa değil bütünleşmeye yardım edeceği umulduğu için veriliyor.Ama Leylâ Zana Iğdır’da bakın neden şikâyet ediyor:“Madem TRT’ye Kürtçe program koyacak ve milli kıyafetleri serbest bırakacaktınız, şimdiye kadar neden yasakladınız?” Bölücülük, hele hele terörizmi meşru görecek kadar sapıtmış bölücülük işte böyledir. Yeni hakları çözüm ve uzlaşma yolundaki ilerlemenin değil, çatışma tehlikesini büyüten yeni tahriklerin bahanesi, sıçrama tahtası yapar.Leyla Zana “Artık Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir” dedi ve başkente şöyle seslendi:“Ankara!.. Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur!” Zana’nın suç işleyip işlemediğine yargı karar verir ama bu tahriki ile kendi zihniyetine zarar vermiştir.Bizim zaafımız şu: Türk halkı maskeli tehlikeler karşısında savunmasız kalıyor.Zana maskesini indirdi.Artık eskisi kadar etkileyici olamayacaktır!

Devamını Oku

Neden bu ilgi?

20 Temmuz 2007

VATAN bugün Türkiye’deki seçimler bağlamında dış ve iç basına büyüteç tuttu.Koyduğumuz teşhis manşetimizde: “Dış basın AKP’ci, iç basın magazinci...” Bu seçime “kader kavşağı” diyecek kadar önem atfeden gazetelerimiz niçin dün birdenbire siyaseti vitrin sayfalarında mikro boyutlara indirdiler?AKP’nin yüzde 48 alacağını duyuran KONDA anketinin üstüne söylenecek bir şey kalmadığını anlatmak için mi?Bunu bilmiyoruz. Okurlarının beklediği cevabı kendileri versinler. Ama dış basının haber ve yorumları hakkında söylenecek şeyler vardır.Neredeyse tümü AKP’nin yelkenlerine rüzgâr üfleyen yabancı medyanın Türk seçmenini yönlendirmek peşinde olduğu kuruntularına katılmıyoruz.Haber ve yorumların, yanlı bilgiler veren kaynaklarca beslendiği ihtimali yabana atılamaz. Ama şunu tespit etmek lâzım ki AKP’yi mutlu eden haberler Türkiye ile iş yapan, Türkiye’ye sermaye veya gayrimenkul yatırımı yapan yabancıları da mutlu ediyor.Ülkemize yönelik ilginin Batı’da tabanı gitgide genişliyor.Batı medyası dün yine Türkiye değerlendirmeleri ile doluydu.AKP’ye övgüler...Wall Street Journal AKP’nin modernizasyon hamlesini laiklerin elinden aldığını yazdıktan sonra seçimin “Türkiye’yi hiçbir şey yapamayan koalisyonlara geri götürmemesi” dileğinde bulundu.Washington Post ve Newsweek ile Reuters ajansı da okurlarına gelmekte olan AKP iktidarını aynı övgü sözleriyle duyurdu.Bunların tümü AKP’nin reformculuğunda, rakiplerinin tutuculuğunda birleşmekle kalmıyor, iktidar partisine yöneltilen irtica şüphelerini de inandırıcı bulmuyorlar.Mesela biri Kazlıçeşme mitiginde “oldukça az” sayıda başörtülü gördüklerini, başka biri “Avrupa yasalarını Türk yasalarına uyarlamak nasıl şeriat oluyor?” diyen AB’li diplomatların itirazlarını yazmış.Biri de muhafazakârların tasfiyesi anlamına gelen 150 yeni adayın AKP listelerine konulmasını, politik uzlaşma yolunda anlamlı bir adım olarak değerlendirmiş.Unutkan ve kör!İstikrarlı bir Türkiye, yabancıların da istediği şeydir. Mesela KONDA anketinin borsadaki etkisi, bir günde yüzde 4,33’lük rekor artış olmuştur.Yabancıların borsada 60 milyar, hazine bonosunda 20-25 milyar doları var. Doğrudan yabancı yatırımın 100 milyar dolara dayandığı söyleniyor.Yabancı medya bir yandan bu yatırımcıların Türkiye merakını gidermeye, bir yandan da “yüksek faiz-düşük kur” tulumbasının ömrünü uzatmaya çalışıyor.Tabii bu arada Batı dünyasının kâbusu olan radikal İslâmi teröre panzehir gördükleri Türk modelinin “yardımları ile” başarıya ulaşacağına inanıyorlar.Yanılgıları şu ki, din güdümündeki siyasetin sıkıntılarını 4-5 yüzyıl önce aştıkları için unutmuşlar...Müslüman bir toplumda laik barajların zayıflaması ne felâketler doğurur, göremiyorlar.

Devamını Oku

Yok artık!

19 Temmuz 2007

Vatandaş laik rejimle, üniversite yargı ve ordu ile AKP’nin bir alıp veremediği olmadığından emin olsa...Evet, halk bundan emin olsa inanın anketler yüzde 60 bile dese kimse rahatsız olmaz. Ama oluyor çünkü güveni yok.AKP’nin oyları, başındakileri şaşırtacak kadar yükselirse ne tehlikeler doğacağı sorusu var ya, işte bu büyük tedirginliğe sebep oluyor.KONDA’nın dün Tarhan Erdem tarafından açıklanan son anketinden haberdar olanlar başlarına 48 kiloluk balyoz yemiş gibi oldular.Çünkü Tarhan Erdem AKP oylarının yüzde 48’e dayandığını, CHP’nin ise yüzde 20’nin altında kaldığını söylüyordu.Bu iddia “Ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş” sözünü hatırlattı.Yüzde 80 katılımlı bir seçimde AKP’nin bu kadar oy alması için bir önceki seçimde elde ettiği 10,8 milyon oyu 16,3 milyona yükseltmesi gerekecektir.Bu, 5 yıl önceki oyunu yarıdan daha fazla artırması demek oluyor.Böyle bir ihtimal var mı?Sokaktaki her iki kişiden biri AKP’li mi?MHP yüzde 14 oy alıp 70 milletvekili çıkaracaksa bunları kimden alacak?Propaganda makinesiKONDA’nın başı Tarhan Erdem’in şöyle bir saptaması da var: “Yüzde 70’in üstündeki bir kesim oy vereceği parti tercihine bakmaksızın AKP iktidarını beklemektedir...” İşte meselenin özü burada.Belli ki AKP’nin propaganda makinesi böyle bir stratejik hedef koymuş ve neredeyse bütün seçmenleri AKP’nin iktidarına şartlandırmışlardır.Makulü savunanlar bile “Yüzde 40 ve üstü hayaldir” derken AKP’nin tuzağına, yani yüzde 39’un gerçekçi olacağını kabul etmiş duruma düşüyorlar!Anket bombardımanının yarattığı teslimiyet duygusu AKP’nin marifetli propaganda takımının başarısı olarak değerlendirilebilir.Ancak toplumun akıl sağlığını ve demokrasinin namusunu korumakla yükümlü güçler için ne anlam taşıyor?Bizce onların hezimeti sayılmalı.Bir halk ancak bu kadar iğfal edilebilir, bir seçim “ayna tutuyorum” bahanesi ile ancak bu kadar yönlendirilebilir.Hukuk bu suiistimale karşı halkı ve rejimi korumalıdır.Sigortası bozuk anketlerBatı’da kasıtlı yönlendirmelere karşı cezai yaptırımlar uygulanmıyor, suç piyasa işleyişi içinde cezasını buluyor.Çünkü oralardaki araştırma şirketlerinin asıl gelirini piyasa araştırmaları sağlıyor. Siyasi anketler işlerinin yüzde 10-15’i...Ama bu anketler kamuoyuna açıklandığı için yanılgılar asıl gelir getiren müşterilerin kaybedilmesi sonucunu doğuruyor.Bu sigorta bizde işlemiyor.Türkiye’de sırf seçim anketi yapmak için kurulmuş araştırma şirketleri var. Ve AKP iki yıldan beri üç anket şirketine düzenli iş veriyor.Haliyle bu şirketler toplumun nabzını tutmaktan çok propaganda makinesinin uzvu gibi çalışıyorlar.Araştırmalar doğru ise bu yanlışa karşı meclisin yasal tedbirler getireceğini bekleyemeyiz. Şu andaki tek ümit, Tarhan Erdem’in yanıldığı zamanlarda “küçük pardon”larla geçiştirilemeyecek yanlışlara düşmesidir.2004 yılındaki seçimlerde AKP’nin yüzde 59 oy alacağını tahmin etmiş, sonuç 42 çıkmıştı. Şimdi 48 diyor.17 puanlık yanılma payı Tarhan Erdem’e özel bir haksa helâl olsun.Dileriz yine kullanır.Güle güle, tepe tepe kullansın!

Devamını Oku

Başbakan da inanmıyor!

18 Temmuz 2007

Sandık yaklaştıkça seçim anketleri ses duvarını aşan uçaklara nazire yapıyor.Onlar da adeta ar duvarını aşıyor.Verdikleri tahminler dört gün sonra yerle bir olursa utanmayacaklar mı?AKP’nin anlaşmalı olduğu iki şirket son hafta tespitlerini Tayyip Erdoğan’a sundular.İktidar partisini biri yüzde 44, öbürü 43 gösteriyor.Yani kaba bir hesapla seçime katılım yüzde 80 olursa AKP’nin geçen seçimde aldığı oyları yüzde 30, katılım yüzde 90 olursa yüzde 44 artırması gerekecek.İktidar ne yaptı da yeni seçmenlerin neredeyse tümünü kendi tarafına çekecek?Mide bulandıran özelleştirmeler;Ali-Dibo ihaleler, yükselen terör;Sokakların güvensizliği, okumuş gençlerin işsizliği, dinin siyasallaşıp bürokratik tayinlerde türbanın baş kriter haline gelmesi;Açlık sınırında yaşatılan kitlenin erzak torbaları karşılığında devşirilmesi...Bunlar mı marifet sayılacak?Aslında böyle bir ihtimal vardır biraz. AKP öylesine gözü kararmış bir kutuplaşma siyaseti yürüttü ki adeta beyaz azınlık rejimine karşı bir siyah çoğunluk oluşturdu.Kamuoyu araştırmalarının tek inanılır gözlemi şu ki nabzı tutulan topluluklarda eğitim düzeyi ne kadar düşerse AKP’ye destek o kadar yukarı çıkıyor. AKP’yi diplomasızlar uçuruyor.Peki her şeye rağmen AKP yüzde 43-44 alabilir mi?“Almaz” diyorum ve buna Başbakan’ı tanık gösteriyorum.Biliyorsunuz önceki gün Erdoğan “Tek başına iktidara gelmezsek siyasetten çekiliyorum” dedi. Son iki anketi gördükten sonra böyle bir resti çekmesi ve rakipleri için de aynı kriteri koyarak onlara “hodri meydan” demesi normaldi.Ama dün sabah ilk işi iddiasından çark etmek oldu.O iddialı konuşmayı, rakiplerinin tek başına iktidar söylemlerinin hayal olduğunu göstermek için yaptığını söyledi.Olabilir ama uyduruk bir bahane ile iddiasından yan çizmesi, onun da tek başına iktidardan emin olmadığını ve anket şirketlerinin getirdiği yüzde 40’lara inanmadığını gösteriyor!Devlet adamlığıGeçen gün eski sanayi bakanlarından Mehmet Turgut’la konuşuyordum.Osmanlı’nın yükselme döneminde çok söylenen ve devlet işlerinde “düstur” olan bir sözü hatırlattı:“Sarı altına, beyaz baldıra düşkün olan ve devlet malına itina göstermeyen adam devlet adamı olamaz...” Telefonu kapattıktan sonra internette gezinirken Abdullah Gül’ün yakın geçmişi ile ilgili bir habere rastladım.Erbakan hükümetinin Devlet Bakanı iken Gül özel harcamalarının faturasını Türkiye Kalkınma Bankası’na ödettiği suçlamasına hedef olmuş. Meclis durumu tespit etmiş, banka “parayı öde” demiş, fakat Gül “ödemem” diye direnmiş.Mahkeme, Yargıtay derken, yemek, konaklama, çiçek gibi harcamaların kişisel olduğu hükme bağlanmış ve Gül bu paraları icra yoluyla ödemek zorunda kalmış.Osmanlı’yı yükselten devlet adamı kriteri cumhuriyet için de geçerlidir ve Abdullah Gül “devlet malına itina” konusunda yargı kararı ile sınıfta kalmıştır.Cumhurbaşkanı adaylığının devam ettiğini söylüyor.Şimdi bu durumda yargı kararını halkın vicdanında sıfırlayacak bir açıklama yapması gerekir.Bunu yapamadığı takdirde adaylıktan vazgeçmelidir.

Devamını Oku

Restle olmaz!

17 Temmuz 2007

Demokrasimiz niçin gelişecek yerde geriye doğru gidiyor?Sebebi darbelerdir.Askeri darbeler, siyasetin muhtaç olduğu erdemli insanları korkuttu, kaçırdı.Rejimin güvencesi değerleri oturmuş, bilinçli, eğitimli kamuoyudur. Bizde bu yok. Jet Fadıl’ı medarı iftihar diye meclise gönderen iradeye hangi değeri emanet edebilirsiniz?O zaman sigortayı, birikimli, namuslu, ilkeli milletvekillerinin oluşturacağı çoğunlukta arayacaksınız.Onları nerede bulacağız?Darbelerin yarattığı korku zamanla biraz hafiflemiştir ama bu defa da tek seçici konumundaki liderlerin küçük hesapları önleyici olmuştur.Yoklukta değer..Birikimli, ilkeli insanlar kulluk etmezler; o yüzden liderler milletvekillerini onlar arasından seçmiyorlar.Başarısızları tasfiye eden mekanizmalar da işte bu nedenle bizde çalışmıyor.Seçime giderken bir liderin partisini geriye düşürmesi durumunda siyaseti bırakacağı sözü yine bu nedenle olay oluyor!Başbakan Erdoğan dün Isparta’da “Tek başımıza iktidar olamazsak ben siyasetten çekiliyorum” dedi ve dikkatleri üstünde topladı.Erdoğan bu jestin etkileme gücünü tahmin ettiği için, kendine koyduğu barajı rakiplerine yönelik meydan okuma olarak da kullandı.Baykal ve Bahçeli’ye hitaben “Siz de tek başına iktidar iddiasında bulunuyorsunuz. Hadi siz de aynı müeyyideye razı olun” daveti yaptı.Kurala bağlamakAstığı kılıç kendi üstüne düşse Başbakan dediğini yapar mı bilemeyiz. Ama şunu biliyoruz ki başarısız olmuş ve miadı dolmuş liderleri böyle ağız dalaşları tasfiye etmiyor. Sistemin ona göre işlemesi lâzım.Eğitimli seçmenler çoğunluğa geçene kadar toplumun en iyilerini milletvekili yapmanın yollarını açmalıyız. Bunun çaresi milletvekili adaylarını liderlere değil parti tabanına, parti üyelerine seçtirmektir.İşte o zaman yenilen liderden kurtulmak için onun feragat lütfuna mahkûm olmaktan kurtuluruz.Tony Blair başbakanlıktan ve partisinin başından çekildiğinde “Önünüzde 2 yıl daha zaman vardı; niye kullanmadınız?” diye soran bir gazeteciye parlamento grubunu kastederek “Bunlar kovalardı beni” cevabını vermişti.İktidardaki İşçi Partisi, kamuoyu desteği 23’e kadar indiği bir aşamada Blair’i gönderip yerine Gordon Brown’ı getirdi ve seçim olmadan bir seçim mucizesi yaratmış gibi iktidar tazeledi.Bir kaç haftada İşçi Partisi rakibi Muhafazakâr Parti’nin altı puan önüne geçti.İşte fark bu... Onlar başarısızı sorunsuz değiştiriyor, bizde başarısız lider partiyi batırana, rejimi tıkayana kadar çakılı kalıyor.Başbakan, başarısız liderlere lâfla müeyyide koyacağına milletvekili adaylarının seçimine doğru kural getirsin.Ama yapmaz. Çünkü onun da derdi hastalığa çare bulmak değil fazilet gösterisiyle oy avlamaktır!

Devamını Oku