Başbakan da inanmıyor!

Haberin Devamı

Sandık yaklaştıkça seçim anketleri ses duvarını aşan uçaklara nazire yapıyor.

Onlar da adeta ar duvarını aşıyor.

Verdikleri tahminler dört gün sonra yerle bir olursa utanmayacaklar mı?

AKP’nin anlaşmalı olduğu iki şirket son hafta tespitlerini Tayyip Erdoğan’a sundular.

İktidar partisini biri yüzde 44, öbürü 43 gösteriyor.

Yani kaba bir hesapla seçime katılım yüzde 80 olursa AKP’nin geçen seçimde aldığı oyları yüzde 30, katılım yüzde 90 olursa yüzde 44 artırması gerekecek.

İktidar ne yaptı da yeni seçmenlerin neredeyse tümünü kendi tarafına çekecek?

Mide bulandıran özelleştirmeler;

Ali-Dibo ihaleler, yükselen terör;

Sokakların güvensizliği, okumuş gençlerin işsizliği, dinin siyasallaşıp bürokratik tayinlerde türbanın baş kriter haline gelmesi;

Açlık sınırında yaşatılan kitlenin erzak torbaları karşılığında devşirilmesi...

Bunlar mı marifet sayılacak?

Aslında böyle bir ihtimal vardır biraz. AKP öylesine gözü kararmış bir kutuplaşma siyaseti yürüttü ki adeta beyaz azınlık rejimine karşı bir siyah çoğunluk oluşturdu.

Kamuoyu araştırmalarının tek inanılır gözlemi şu ki nabzı tutulan topluluklarda eğitim düzeyi ne kadar düşerse AKP’ye destek o kadar yukarı çıkıyor. AKP’yi diplomasızlar uçuruyor.

Peki her şeye rağmen AKP yüzde 43-44 alabilir mi?

“Almaz” diyorum ve buna Başbakan’ı tanık gösteriyorum.

Biliyorsunuz önceki gün Erdoğan “Tek başına iktidara gelmezsek siyasetten çekiliyorum” dedi. Son iki anketi gördükten sonra böyle bir resti çekmesi ve rakipleri için de aynı kriteri koyarak onlara “hodri meydan” demesi normaldi.

Ama dün sabah ilk işi iddiasından çark etmek oldu.

O iddialı konuşmayı, rakiplerinin tek başına iktidar söylemlerinin hayal olduğunu göstermek için yaptığını söyledi.

Olabilir ama uyduruk bir bahane ile iddiasından yan çizmesi, onun da tek başına iktidardan emin olmadığını ve anket şirketlerinin getirdiği yüzde 40’lara inanmadığını gösteriyor!

Devlet adamlığı

Geçen gün eski sanayi bakanlarından Mehmet Turgut’la konuşuyordum.

Osmanlı’nın yükselme döneminde çok söylenen ve devlet işlerinde “düstur” olan bir sözü hatırlattı:

“Sarı altına, beyaz baldıra düşkün olan ve devlet malına itina göstermeyen adam devlet adamı olamaz...”

Telefonu kapattıktan sonra internette gezinirken Abdullah Gül’ün yakın geçmişi ile ilgili bir habere rastladım.

Erbakan hükümetinin Devlet Bakanı iken Gül özel harcamalarının faturasını Türkiye Kalkınma Bankası’na ödettiği suçlamasına hedef olmuş. Meclis durumu tespit etmiş, banka “parayı öde” demiş, fakat Gül “ödemem” diye direnmiş.

Mahkeme, Yargıtay derken, yemek, konaklama, çiçek gibi harcamaların kişisel olduğu hükme bağlanmış ve Gül bu paraları icra yoluyla ödemek zorunda kalmış.

Osmanlı’yı yükselten devlet adamı kriteri cumhuriyet için de geçerlidir ve Abdullah Gül “devlet malına itina” konusunda yargı kararı ile sınıfta kalmıştır.

Cumhurbaşkanı adaylığının devam ettiğini söylüyor.

Şimdi bu durumda yargı kararını halkın vicdanında sıfırlayacak bir açıklama yapması gerekir.

Bunu yapamadığı takdirde adaylıktan vazgeçmelidir.

DİĞER YENİ YAZILAR