Başbakan önce VATAN’da çıkan sonra yaygın tartışma zemini bulan matematik değerlendirmelerden etkilendi galiba.Meydanların gürültüsü içinde yüzde 40’ları telâffuz ediyor ama ağzından çıkanı kulağının duyduğu TV söyleşilerinde daha tedbirli konuşmaya başladı.Pazar günü Kazlıçeşme mitinginde yüzde 40’ın üstünde bir oranı yakalayacaklarını, iki partinin barajı geçmesi halinde “367’yi filan tanımayacaklarını”nı bağıra çağıra anlattıktan sonra akşam Kanal 24’te üç partili bir mecliste 300-310 milletvekiline sahip olacaklarını söyledi.Başbakan altı gün sonra belli olacak bir yarışın sonucu konusunda bir siyasi lidere yakışmayacak mahcubiyetle karşı karşıya kalmamak için frene basmış olabilir mi? Mümkündür...Biri yanlışKamuoyu araştırmaları uzmanı CHP milletvekili Tanla dün “Başbakan gündüz yüzde 40’ın üstünde, 42-44 oy alacaklarını iddia ettikten sonra akşam TV’de 300-310 milletvekili çıkaracaklarını söyledi. İki tahmini de doğru olamaz. Biri yanlış” dedi.Mahcup duruma düşmekten bu kadar sakınıyorsa pazara kadar Erdoğan’ın hem oy oranını, hem milletvekili sayısını biraz daha indirmesini bekleyebiliriz.Çağlayan’daki Cumhuriyet mitingini Kazlıçeşme’de geride bırakan bir kalabalık toplamak AKP’nin açık, Başbakan’ın gizli hedefi idi.Yeni Şafak Gazetesi, “Başbakan’ın Baykal’a, bir milyondan fazla İstanbullu’nun akın ettiği Kazlıçeşme’yi göstererek ‘Er meydanı burası’ dediğini” yazdı.Bir milyon yokMiting, konukları özel araçlarla taşınan, ikramı bol bir kokteyl parti gibi düzenlenmişti. 7 milyon 400 bin seçmeni olan İstanbul’da yüzde 40’tan üç milyon oya sahip olması gereken AKP’nin davetine 1 milyon kişinin gitmesi akla pek ters düşmezdi.Ama tarafsız gözlemcilerin ölçümleri, meydandaki kalabalığın artı-eksi 20 bin hata payı ile 300 bin kişi olduğunu gösteriyor.Yani burada da bir, hatta iki yanlıştan bahsetmek mümkündür. Bir milyon kişinin katıldığı bir mitingten asla söz edilemez. Bu bir...Bu gerçekten yola çıkarak AKP’nin yüzde 40’ın üstünde oy alacağı tahmini de hemen düzeltilmeli. Bu da ikincisi.Eğer AKP’nin her sandığın başına 9 görevli koyacağına dair yapılmış açıklama doğru ise, Kazlıçeşme’deki kalabalığı sadece sandık görevlileri bile oluşturabilirdi.İstanbul’da 24 bin 307 sandık var. Her birine 9 görevli konulacağı gerçekse eder 218 bin 763 kişi.Demek ki Kazlıçeşme, sade seçmenden yana bir cazibe yaratamamıştır.Genel Başkan yüzde 40’ların hayalini kuracağına parti örgütüne “Daha iyi çalışın, bu kadarı yeterli değil” diye uyarı yapmalıdır.Aslında bunlar Başbakan’ın Mersin’de “Ananı al da git” diye azarladığı narenciye üreticisinden daha ağır lâflar işitmeyi hak ediyor!Erzak torbalarına daha fazla fasulye, nohut konulmalı ve daha fazla ev ziyaret edilmelidir. Unutmayalım:Ne kadar çok dua alırsanız, o kadar çok oy alırsınız!Burada demokrasi var!
Eskiden lunapark çadırları arasındaki rekabetin yükünü birbirlerini bastırmak için hançerelerini yırtan çığırtkanlar çekerdi...Seçim meydanları oy verme günü yaklaştıkça anılarımızdaki lunaparklara benzemeye başladı. Avaz avaz parti liderleri, halkı kendi yanlarına çekmeye uğraşıyorlar.Bu kadar bağırarak bir proje açıklanamaz, bilgi aktarılamaz, en fazla alay edilir, hakaret edilir, suçlama yapılır.Rekabetin iletişimdeki başarı ölçüsünde gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz.Fakat izlediğimiz seçim kampanyaları, mitingler ve liderlerin hitabet üslubu ve içerikleri çağdışıdır!Uygarlığı gerçekten paylaşan bir toplum olsaydık iki önemli beklenti tam anlamıyla karşılanacaktı: Biri, TV açık oturumlarında iktidarın 4,5 yıllık icraatı didik didik edilecekti; öteki de tüm partilerin gelecek döneme ait programları yine tartışma zeminlerinde halkın bilgisine sunulacaktı...Cehennem sıcağında meydanlara topladığınız insanlara böyle ciddi şeyleri dinletemezsiniz. O nedenle eski lunaparklardaki çadır rekabeti, kurtarıcı bir çözüm olarak yaşatılıyor.İktidar partisinin lideri, TV yayınlarını temel alan çağdaş kampanya düzenine geçişi, bu işten zararlı çıkacaklarını bildiği için önlüyor. Bu yüzden seçim kampanyası, artık neredeyse tüm medeni ülkelerde ömrünü tamamlamış olan mitinglerle yürütülüyor.Bu içerik yoksulu geri kalmış kampanyanın müsebbibi Başbakan Erdoğan’dır.Erdoğan seçim yaklaştıkça rakiplerine yönelik saldırılarında hakaret dozunu artırıyor.Hesap vermekten kaçanların “yavuz” olanları böyle yaparlar.Baksanıza dün Başbakan CHP liderine “Sen bu ülkede yüksün, yük” diye bağırıyor, MHP liderini silâhlı, kin ve nefrete tutsak insanların başı olmakla suçluyor, hocası Erbakan’a bile “sahtekâr ihtiyar” iması yapıyordu.Türk halkı bu ilkelliğe daha ne kadar razı olacak?Cep-vicdan çatışmasıBaşbakan dün iki önemli konuda görüş açıkladı.Biri “İş adamlarının seçimde CHP’ye oy verecekleri ama seçimden AKP iktidarının çıkmasını istedikleri” değerlendirmesi;Öteki ise türban konusunda referandum önermesi idi.İş adamlarının yaklaşımı için şöyle dedi:“Bu dönemde ciddi paralar kazandık diyeceksin ama oyunu hâlâ AKP’den esirgeyeceksin. Oy verirken ne bekliyorsun? Hizmet bekliyorsan oyunu AKP’ye verirsin. Vermiyorsan heyecanını paylaşmıyorsun, AKP’den nemalanıyorsun!” İş adamlarının cepleri ile vicdanları arasındaki çatışmaya akıl erdirememekte Başbakan haklı olabilir.Ama türbanla ilgili sözleri aradığı cevabı veriyor: “Gidelim referanduma, halkın bu konuda (türban) ne dediğini görelim” diyor.Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin kararlarını halkoyu ile ortadan kaldırmaya hevesli bir iktidarı aklı başında kimse istemez.İş adamları “Neması eksik olsun” demiyorsa bu AKP’nin şansı, demokrasimizin talihsizliğidir!
Başbakan “En iyi savunma hücum etmektir” taktiğini uyguluyor.Çünkü durduk yerde eşiyle birlikte mal varlıklarını açıklaması için CHP lideri Baykal’a çağrı yapmaya kalkışmazdı.Yolsuzluklar ve irticai kadrolaşma AKP iktidarının yumuşak karnıdır. Genel seçim ortamında muhalefetin bu hesabı millet önünde iktidara sormasından daha doğal bir şey olamaz.Ama seçim iyice yaklaşmış olduğu halde AKP’yi zor duruma sokacak soruları halâ sormayan CHP’nin tutumu, merak hatta şüpheler yaratmaya başlamıştı.Bana gelen bir habere göre Baykal yolsuzluklarla ilgili suçlamaları son hafta peş peşe patlatmak üzere hazırlık yapmıştı.Bu iddiayı sormak için aradığım CHP liderini Sivas mitingine giderken yakalamıştım ama Baykal bu bilginin gerçeği yansıtmadığını söyledi.Şimdi iki lider arasında patlak veren servet tartışmasının nedeni hakkında bir tahmin yapabiliyorum:Kaçırılan hesaplarAynı haber Başbakan’a da ulaşmış olmalı ki Baykal’ın dediği gibi “Kendisi ve yakınlarıyla ilgili tartışmaları kamufle edebilmek ve saptırabilmek için böyle yapay tartışmalar üretmeye çalışıyor”...CHP lideri haklı; otuz yıldır kamu sorumluluğu almamış birinden vermesini istediği hesabı öncelikle Başbakan’ın kendisi vermelidir. Çünkü hesabı iktidar verir.Ama Başbakan, bu hesabı kendisine soracak kişilerle kameralar önünde karşılaşmaktan bilinçli olarak uzak durmaya çalışıyor. Halkın merak ettiği soruları önüne getirecek siyasi rakiplerine ve bağımsız medya mensuplarına muhatap olmuyor.İktidar partisi, dokunulmazlıkları kaldırma sözünde durmayarak bütün bu hesapları yargının denetiminden kaçırmıştır, şimdi Batı demokrasilerinde gelenekselleşmiş TV tartışmalarından uzak durarak halktan kaçırmaktadır.Bu yanlıştır ama yanlışın öbür ucunda da Baykal var. Çünkü o da Başbakan hakkındaki suçlamaları, millet adına hesap sorarken değil, Başbakan’ın kendisine yönelttiği saldırının acısını çıkarmak için seslendirmiştir.İki yanlıştan bir doğruBaykal “Başbakan’la ilgili iddialar önemli ve ciddi” diyor; eşine hediye edilen 30 bin dolarlık pırlanta gerdanlığı medyanın baskısı üzerine geri vermişken “sonra arka pencereden” tekrar aldığını, alâkasız bir kuyumcuyu Putin’le pazarlık yapıp doğalgaz işine dahil ettiğini iddia ediyor.“Eş dost bursu ile okuyan” iki çocuğunun yurda döner dönmez hemen nasıl gemi aldıklarını, 1 trilyon değerinde bir arazinin nasıl sahibi olduklarını soruyor.500-600 tane dairesi olan bakan çocukları bulunduğunu ve bütün bunların 4,5 yılda olduğunu iddia ediyor.Evet hepsi önemli ve ciddi iddialardır. Ama Başbakan, yanlış istihbarata dayalı tedbirsizlikle Deniz Baykal’ın eşine ilişmiş olmasaydı hiç biri halkın önünde yüksek sesle tartışılmayacaktı.Şimdi iki yanlıştan bir doğru çıktı.Başbakan rakiplerini susturmaya değil, doğru cevapları vermeye çalışmalıdır!
Batı medyasının Türkiye merakı önceki seçimlerle kıyaslanmayacak kadar artmış görünüyor.Yorum ve izlenimler, gerici olmakla suçlanan AKP iktidarının Türkiye’yi Batı kriterlerine dayalı hak ve özgürlüklere kavuşturduğu iddiasından yola çıkıyor ve tabii Tayyip Erdoğan ve partisine açık destek veriyor.Mesela saygın haber dergisi Time önümüzdeki genel seçimi “Türkiye’nin ikilemi” başlığı ve türbanlı bir kızın fotoğrafı ile kapak konusu yaptı.AKP türbanı seçim bildirgesine bile koymadı, bu sorunu yeni dönemde çözeceğine dair taahhüt altına da girmedi ama Time, Türkiye’deki tehlikeli bölünmeyi türbanın simgelediği ısrarından vazgeçmiyor.İki sebebi var...Time AKP politikalarının laik ve milliyetçi rakiplerine göre Batı’ya daha dönük olduğunu niye döne döne yazarak adeta kafalara çakıyor?Bu ilginin bir sebebi ekonomik olabilir.Türkiye’nin geleceğini tayin edecek seçim gibi olaylarda dışardan etkileme çabaları, yabancı yatırımlara paralel bir yükseliş gösterecektir. Buna alışalım.Öteki neden, elliyi aşkın Müslüman ülke içinde tek laik ve demokratik ülke olan Türkiye’nin de dayanamayacağı ve kaybedileceği korkusudur.Batı toplumları Müslüman azınlığın kendi içlerinde giderek büyüdüğünü görüyor ve radikal cereyanlara bu toplulukların açık olması nedeniyle endişe duyuyor.Güven vermiyorBunlara gösterebilecekleri tek olumlu örnek Türkiye’dir. Fakat dinin ideolojik bir dalga olarak yükselmesi, Türkiye’nin bu baskıya direnemeyeceği şüphesini besleyenlerde “Ilımlı İslâm” diye bir ara formül ilhamı yaratmıştır.İşte AKP’yi bu role uygun gördükleri için destekliyor olabilirler.Tabii ki bizim görevimiz Batı kaynaklı kuruntuların bize lâyık gördüğü rolü kabullenmek değildir. Dini, inanç dünyamızın dışında rejim modeline bulaştırmaya kalkışmak hem inkâr, hem ihanettir.Türk halkı bu yönlendirmelere cevabını, tarihimizde benzeri görülmemiş azamette kalabalıkların toplandığı Cumhuriyet mitinglerinde vermiştir.Karşı görüşün daha büyük kalabalıklar toplayabileceğini ispata heveslenmek macera aramaktır.Batıdan sipariş “Ilımlı İslâm” aslında Türkiye’nin hem laik, hem demokratik niteliklere sahip rejimini koruyamayacağı kaygısına dayalı bir önerme ise eğer “Siz bizi düşünmeyin, biz güvencedeyiz” cevabı milyonların toplandığı meydanlardan verilmiştir.Ama AKP iktidarından yansıyan sesler, içerde olduğu kadar dışarda da pek inandırıcı olamamıştır.“Milli Görüş gömleğini çıkardık” sözü hiçbir şey ifade etmiyor. Güven vermiyor.AKP’nin ne olmadığını değil ne olduğunu bilmek, laik rejime sadakatinden emin olmak istiyoruz.Hele de “Dindar bir cumhurbaşkanı seçecektik; seçtirmediler” dedikten sonra...
Askerler çok beğendikleri şeyleri “her türlü takdirin üzerinde” diye nitelerler. Bu tespiti ilginç bulurum.AKP’nin dün tanık olduğumuz bir uygulaması ironik bir şekilde bu deyişi hatırlattı.Din, iman, vicdan, ahlâk lâfları sözcülerinin dilinden düşmeyen iktidar partisi, resmi araçların seçim faaliyetinde kullanılmasını men eden yasaklar yürürlüğe girdiği gün (dün) ne yaptı biliyor musunuz?Mitinge giden Başbakan’ı, kırmızı plâkası üstüne sivil plâka vidalayıp sözde özelleştirdikleri makam otomobiline bindirdiler.Başbakan Erdoğan da bindi, gitti.Kanun ve nizamla kavgalı tipler, bu yaratıcılığı (!) her türlü takdirin üzerinde bulup alkışlayacaklardır.Ama AKP’yi, ahlâkın temel oluşturduğu yeni bir yaşam tarzını yakalamak umudu ile destekleyen ve beş yılda umutları büyük erozyonlara uğrayan kitle aynı şekilde düşünmeyecektir.Yöntemi yakışmadıMeselâ bazıları “Bu yasak da pek çağdışı. Başbakan mitinge taksi ile gidecek değil ya” diyebilir.Akıl dışı mevzuatı açık açık ihlâl etmek de düzene muhalefetin bir yöntemi, bir siyaset tavrıdır. Doğru ama öylesi dikine bir muhalefet de kırmızı plâkanın üstüne sivil plâka vidalayarak yapılmaz ki!..Buna “minareye kılıf uydurmak” denir. Böyle bir üslup yasayı ve yasağı dolanmaktır, güven değil şüphe uyandırır.O nedenle Kasımpaşalı Başbakan’a hiç mi hiç yakışmıyor.Kural tanımazlık, etik kuralların da rahatlıkla paspas muamelesi görmesi sonucunu davet ediyor.Dünkü Hürriyet haber veriyordu: İstanbul’un 2300 billboard’unu 5 milyon YTL karşılığı Abdullah Gül’ün babası ile kardeşinin ortak şirketine yaptırmışlar.Belediyenin billboard’ları devrettiği yabancı ortaklı şirket, imalât işini yapacak kişiyi hangi ilhamın etkisiyle bilinmez, Kayseri’de bulmuş.Kayseri’de bulunan imalâtçı da AKP’nin ikinci adamı Gül’ün babası ile kardeşi çıkmış!Kayseri’de Aztek...Bu keşfin herhalde Abdullah Gül’le bir ilgisi yoktur. Kim bilir, belki şirketin ASTEKSAN adı siparişi verenlerin aklını, merakını çelmiştir.Malum, tarihte Azteklerin çok ileri uygarlığına ev sahipliği yapan kıta bir anda yok olmuş, bilim adamları “onca bilgi ve teknoloji ne oldu” merakının yıllarca peşinde koşmuşlardır.Gül’lerin şirketindeki ASTEK adı, Aztek uygarlığını çağrıştırıp “Bunlar Aztek gizemini çözdü galiba” şüphesini uyandırmış, billboard’larda müthiş bir teknoloji devrimi yapılacağı umudunu vaat etmiş olabilir mi? Olabilir.Yoksa dini bütün insanların kamu görevi yapmaktan kaynaklanan güçlerini böyle ticari menfaatlere dönüştürme hevesine düşeceklerine ihtimal veremeyiz. Mazallah büyük günah işleriz!Bu teknoloji ile onlar MHP’li bir hükümetin veya belediyenin bile işini alabilirler.002 plakalı Başbakanlık aracına sivil plâka takılması hilebazlığına gelince... Onu da CHP’nin Başbakan çevresine yerleştirdiği bir köstebek takmış olabilir.Başbakan da bu hainliği açıklayarak milletten bugün özür dileyebilir. Bekleriz!
Olan bitenden habersiz bir yabancı, Türkiye’nin bir genel seçim arifesinde olduğuna asla ihtimal veremez.Tahmin yapmasını isterlerse de diyeceği şu olabilir:“Herhalde cumhurbaşkanının seçim yöntemi ile ilgili bir referandum var, onun propaganda dönemi yaşanıyor...” Günlerden beri AKP ve CHP mitingleri ve liderlerinin demeçleri hep cumhurbaşkanı seçimine yönelik tartışmalarla geçiyor.Deniz Baykal bu tuzağa nasıl düştü, niçin kurtulamıyor, anlamıyorum.Tayyip Erdoğan’ın verdiğini söylediği çelik-çomakla oynamaya bu kadar heves göstermesinin bir nedeni olmalı diye arıyor, tarıyor yine bir açıklama bulamıyorum.Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili pazarlıklara bugünden dalmanın hiçbir pratik yararı yok.Çözüm formülünü kimse bugünden yazamaz. Onu 23 Temmuz sabahı çıkacak olan meclis tablosu belirleyecektir.Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan’ın kurduğu tuzağa düşerek bakın ne tür sonuçların oluşumuna katkı sağlıyor:1. Cumhurbaşkanı seçimi temelinde genel seçim propagandası yürütmek CHP’ye oy kazandırmaz. Çünkü AKP’nin cumhurbaşkanı seçememesini halk beceriksizlik değil mağduriyet saymaktadır.2. Bu durum, muhalefetin iktidar icraatında eleştirecek doğru dürüst bir yanlış bulamadığı düşüncesini davet etmektedir.3. Uzlaşmaz görüntüsü vermemek kaygısı ile söylenen sözler CHP’ye zarar vermektedir. Baykal, aday kriterlere uyuyorsa eşinin türbanlı olmasını mesele yapmayacaklarını söyledi. Bu sözler Cumhuriyet mitinglerinin CHP’ye yönlendirdiği yığınlarda kızgınlık yaratmıştır.Deniz Baykal tâbi olan değil gündemi belirleyen rolünü bir an önce ele geçirmelidir. Çünkü sürükleyici güç olmakta AKP rakiplerine fark atıyor.Yolsuzluklar, laik cumhuriyeti kemirmeye dönük eylemler ve kadrolaşmalar konusunda hesap verirken perişan olacağını sandığımız iktidar partisi, alacaklı havasında gündem belirliyor.Baykal’ın birikimi, bu çelişkiye boyun eğmesine izin vermez.O zaman neden? Ben bilemiyorum.Bilen hayrına haber versin!Sezer ne mi yaptı?Abdullah Gül, cumhurbaşkanı adaylığına asılıyor.Tabii bu onun hakkı.Meydanlarda hissettiği destek ona bu iddianın gücünü veriyor olabilir.Halkı tanık ve kanıt göstermek iyi bir politikadır ama o kriteri başkaları için de ölçü kabul edip saygı göstermek gerekir.Gül, Cumhurbaşkanı Sezer’i eleştirirken her halde bunu unuttu.Milliyet’ten Derya Sazak’a verdiği demeçte, adaylığına yönelik muhalefeti hak etmediğini söyledikten sonra şunu demiş:“Dışardan birinin cumhurbaşkanı seçilmesini isteyenlere şunu sormak gerekiyor: Sayın Ahmet Necdet Sezer çok mu başarılı oldu? Türkiye’nin hangi vizyon projesine liderlik etti?” Söyleyeyim: Sezer’in AKP iktidarı dönemindeki tüm mesaisini laik cumhuriyetin bekçiliğini yapma misyonu doldurdu. Onun hukuk birikimine dayanan koruyucu görev anlayışı, AKP’yi de başına dertler açabilecek yanlışlardan korumuştur.Evet, Sezer renkli bir kişiliğin temsilcisi olmadı. Ama AKP’nin iktidar dönemine denk gelmesi ülkenin şansı olmuştur.Gül farkında olmasa bile halk bu gerçeği biliyor. Yeniden seçilmesinin mümkün olmadığı bilindiği halde anketlerde Sezer’e büyük oranda oy çıkıyor.AKP’nin halka saygısı varsa Çankaya’ya Sezer’i özletmeyecek kişilikte birini önermelidir!
AKP kurmaylarının kurdukları yüzde 40’lık seçim zaferi hayali gerçekleşebilir mi?Normal şartlarda hayır. Bunun için AKP’nin önceki seçimde topladığı 14 milyon oyun üstüne 3 milyon 232 bin daha koyması gerekiyor.Bu çapta ek desteği hak edecek bir başarı elde etmiş değillerdir.Makro ekonomide sağlanan iyileşmenin meyvelerini sermaye kesimi topluyor. Ama onların memnuniyeti işsiz, mutsuz ve kızgın gençlere istihdam yaratmadı henüz.İktidarın performansı en fazla geçen seçimdeki oylarını koruyup yeni seçmenlerden de payına düşeni almasını haklı gösterebilir; fazlasını değil.Öyle bir durumda, barajı ikiden fazla partinin geçeceği de görüldüğüne göre AKP’nin tek başına hükümet kurmasına yetecek sandalye sayısını ya kıl payı yakalaması veya eşiğinde kalması lâzımdır.Bu tabloyu AKP lehine bozacak tek faktör muhalefetin rekabetteki yetersizliği olabilir.Ve bu oluyor.Muhallebi gibi muhalefet, AKP’nin en büyük avantajı olacak görünüyor.Nereye baksanız AKP bayrağı, Erdoğan posteri. Gazeteler ve TV’lerde, her yerde onlar var. Çünkü AKP bir günde üç miting yaparken öbürleri üç günde bir yapıyor.Muhalefet iz bırakacak şeyler de söyleyemiyor. “Biz varken terör yoktu, siz geldiniz patladı” mesajını bile bu netlikte verebilen olmadı.Dün Baykal, ciddi sorunlar varken ülkeyi cumhurbaşkanı seçimi tartışmasına kilitlediği için AKP’yi eleştirdi. Ama basın toplantısını aynı tartışmaya odaklamak suretiyle bu yanlışa katkıda bulundu.Seçimden sonraki uzlaşma koşullarını sıralarken, eşinin başı kapalı bir cumhurbaşkanı adayını kriterlere uygun olması koşulu ile mesele yapmayacaklarını söylemesi “iş kazası” sayılamaz, ayağına ateş etmekti.Cumhuriyet mitinglerini motive eden en önemli itirazı kaldırdığı zaman CHP’ye oy vermek için geriye ne sebep kalıyor?*****Kaderin intikamıBu ülke 1960 darbesinden sonra cumhurbaşkanını “köpek davası”ndan yargıladı.Celâl Bayar, hediye bir Afgan tazısını satıp parası ile bir köye çeşme yaptırmıştı.Yassıada’da devlet olanakları ile kendisine manevi çıkar sağladığı suçlamasına hedef olarak hesap verdi.Dün Maliye Bakanı Unakıtan’ın Eskişehir’de milletvekili adayı olarak yaptıklarını okuduğum zaman ilâhi adaletin vurdum duymaz toplumlara ne kadar ibretli cezalar verebildiğini düşündüm.Unakıtan, CHP’nin kalesi Eskişehir’i fethetmek isteyen AKP’nin bulabileceği en sınır tanımaz adaydır.İşe Eskişehirspor futbol takımının birinci lige çıkması umudunu yaratacak transferleri yaparak başlamış, stadyumun üstünü kapatacağı sözünü vermiş, parasızlıktan duran yol ve kavşakların önünü açmış, havaalanı için pahalı bir istimlâk faaliyetinin kararını çıkartmıştır.Maliye Bakanı “Para bizde, anahtarlar bende” diyormuş.Siyasi ahlâk ve rekabetin adaleti hoyratça tecavüze uğrarken, Bayar’ı Yassıada’da yargılayan hakimler mezarlarına sığıyorlar mı acaba!
Başbakan, seçim sonrası ufkunu karartan kötümser senaryoda ümit veren bir düzeltme yaptı.Cumhurbaşkanı seçimi için “Elimde liste kapı kapı dolaşırım” diyerek uzlaşmaya açık olacağını duyurdu.AKP’nin kendisine de zarar veren gerilim siyasetinde ısrarcı olmayacağını VATAN 21 Haziran’da bildirmişti.Arkadaşımız Bilâl Çetin, Erdoğan’ın sistemle ve kurumlarla kavga siyasetine son vereceğini, Gül’ün adaylığından vazgeçtiğini, bu kararını iki uluslararası finans kuruluşuna bir kurmayı aracılığıyla fısıldadığını yazmıştı.Başbakan Erdoğan durumu seçimden sonra açıklayacaktı ama tansiyonu düşürmek için erken davrandığı anlaşılıyor.Erdoğan, Akşam Gazetesi’ne yaptığı açıklamada 11’inci cumhurbaşkanını yeni meclisin seçeceğini, tek aday dayatmayacağını, alternatif adaylarla muhalefet liderlerine gidip uzlaşma arayacağını bildirdi.Baykal’ın tepkisi, Tayyip Erdoğan’ın CHP kapısından eli boş dönmeyeceği umudunu veriyor. CHP lideri Başbakan’ın “Cumhurbaşkanını uzlaşma ile seçeriz” sözleri için “İlk kez uzlaşma olabileceğini söyledi. Bu önemli; değerlendiririz” dedi.Yeni meclisin de cumhurbaşkanı seçemeyip bir ay içinde kendi varlığına son vererek tekrar seçime gitmesi Türkiye için iyi olmaz.Son gelişmeler bu riski hayli azaltmıştır.Uzlaşmanın ilk faturasını Abdullah Gül ödeyecektir. Gül’ün adı artık uzlaşma masasına konulamaz.İkinci fatura AKP’nin propagandasını etkileyecek olmalıdır.Erdoğan son açıklaması ile daha önce cumhurbaşkanlığı için uzlaşma aramamakla hata ettiğini kabul etmiş oluyor.Bu durumda, cumhurbaşkanlığı seçiminde mağdur edildikleri sömürüsüne dayalı seçim propagandalarını değiştirmeleri, daha doğrusu düzeltmeleri gerekecektir.Ağlamayan bir AKP görecek miyiz bakalım!Gazap üzümleriİş adamlığı, en az maliyetle en yüksek kazancı sağlama marifetini göstermek midir?Eğer tarif bu basitliğe indirgenirse, bizim iş adamlarından daha iyisi yok demektir.Uluslararası ekonomi ve siyaset dünyasının itibarlı gazetesi Financial Times, okurlarını çok şaşırtacağını düşündüğü bir haber verdi dün.Vincent Boland adlı muhabirinin izlenimleri şöyle yansıdı:“İstanbul’un ticari ve mali piyasalarda etkin kalburüstü kesimindeki birçok kişi AKP’nin iktidarda kalmasını istiyorlar ama AKP’ye asla oy vermeyeceklerini söylüyorlar.” Batılılar için çok yaman bir çelişkidir bu gözlem ama Orta Doğu geleneğinde korkmadan, utanıp sıkılmadan itiraf edilecek bir gerçekçiliktir.Yani kazanç varsa payını al ama maliyetini mümkünse başkaları ödesin!Günahını başkalarının taşıdığı bir yanlıştan menfaat sağlamak hesabı değil midir bu?Cebi başka partiye bakan, kalbi başka parti için çarpan seçkinler, yaşadıkları ülkeden alacaklarını alacaklardır da karşılığında ne verecekler?Eğer bu çarpık ve çelişik tutum AKP’nin ekonomik tercihlerinde doğru, fakat politik tercihlerinde sakat olduğu inanışına, yani bu iktidarın elinde laik cumhuriyetin güvende olmadığı şüphesine dayanıyorsa bunun daha açık söylenmesi gerekir.Türkiye’nin aydın ve seçkin deposu, ekonomi ile uğraşan kesime rejim söz konusu olduğunda “Sen işine bak” deme lüksü tanıyacak kadar zengin değil.Yani “Üzümünü ye, bağını sorma” kafasında olanlar CHP’ye oy verip öte yandan AKP’nin reklâmını yaparak o üzümleri kendileri için helâl hale getirmiyorlar!