“AKP’ye asla”

30 Haziran 2007

AKP önderleri anketlerde partinin önde çıkmasından memnun oluyorlar. Tabii bu hakları ama...İktidar partisi bir başka konuda daha açık ara rakipsiz durumda.O da “Oy vermeyi asla düşünmeyeceğiniz parti hangisidir?” sorusuna “AKP” diye cevap verenlerin yüksek oranıdır.( Prof.Ersin Kalaycıoğlu’nun araştırması)Erdoğan ve arkadaşları, ülkeye bedel ödetecek olan bu tabloyu daha fazla bozulmadan düzeltmeye bakmalıdır. Çünkü bu gidiş keskin, çatışmacı bir kutuplaşmadır.ÇözemedilerDikkat edilecek olursa, seçim meydanlarında iktidar dönemlerini övmeye uğraşırken Başbakan göğsünü gere gere vereceği örnekler bulmakta zorluk çekiyor. “İşsizliği hallettik” diyemez; ülkenin bir numaralı sorunu olmaya devam ediyor.Terörle mücadele ve büyük kentlerin asayiş sorunları deseniz o alanlarda da elem verici bir başarısızlık söz konusudur.AB yolu tıkanmış, iktidar kaderine razı bir sessizlik ve eylemsizliğe gömülmüştür. Özelleştirmeler, satışta başarı ama kaynakları kullanmakta tam bir mirasyedi hezimetidir.Çünkü elden çıkarılan milli değerlerin parası, yüksek faizli borçların kapatılmasına kullanılamamış, tersine dış borçlar azalacak yerde büyümüştür.Cemaat yetmezBu seçimde AKP’nin iki silâhı var. Görünür silâh, cumhurbaşkanı seçiminde uğradığını söylediği mağduriyeti meydanlarda sömürmek, muhafazakâr kesimi laiklikle özdeş gösterdiği derin devlete karşı intikamcı duygularla yönlendirmektir.Gizli silâh da, uyguladıkları cemaatçi siyasetin oya dönüşmesini bekledikleri geri ödemeleri...Bu iktidar ihaleler yoluyla kendi zenginlerini yaratırken belediyeler eliyle oturttuğu sadaka kültürü sayesinde varoşları yardıma bağımlı hale getirdi.Tayyip Erdoğan “Milli Görüş gömleğini çıkardık” dedi ama partisini ve iktidarını Milli Görüş’e alternatif bir çıkış, bir kurtuluş yolu yapamadı. O da cemaatçilik tarlasından besleniyor.Oysa dünya tecrübeleri şunu gösterdi ki cemaatçilik, faşizmin “dindar görünen” diyen bir türevidir. Cemaatçiliğin inanmışlıkla ilgiyi soktur. Çünkü inanmışlık cemaatçi olmaz.Cemaatçilik dini sömürmek; bir dinsel topluluğu ulusal devlete ve öbür dini gruplara karşı kullanmaktır.Ne kadar allayıp pullasalar da gericiliğin çağdaş versiyonudur ve elbette devlet meşruiyetinin temeli olan laikliğe karşıdır.Din, toplumsal kimliğin yegâne temeli olmaya doğru gidiyor. Bu gidiş Türkiye’nin çağdaşlık arayışlarına darbe vuracaktır.Cemaatleri oy deposu gördükleri için AKP önderleri bu tehlikeyi önemsemiyor.Bu iktidar döneminde Türkiye, sahte laik bir devlet haline geldi.“AKP’ye asla” diyenlerin oranını makul seviyeye düşürmedikçe AKP, hükümet kursa da iktidar olamayacaktır!

Devamını Oku

Cambazhane!

29 Haziran 2007

Hakkâri’nin Şemdinli ilçesindeki kitabevi bombalanması olayının her aşaması yeni bir şok bombası patlatıyor.2005 kasımında eski PKK hükümlüsü Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevi’ne el bombalı saldırı yapılması üzerine açılan dava mahkûmiyet kararı ile sonuçlanmış fakat Yargıtay, iki astsubay ve PKK itirafçısı üçüncü sanık hakkındaki kararları bozmuştu.Yargıtay’a göre “eksik soruşturma” söz konusu idi ve ayrıca da dava, askeri mahkemeye devredilmeliydi.Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, eksik soruşturma tespitine katıldı fakat askeri mahkemeye gönderme kararını kabul etmedi.Ardından eksik soruşturmanın sebebi olan “olay yerinde keşif” için harekete geçerek bununla ilgili güvenlik önlemlerinin alınmasını Valilik’ten istedi.Keşif çalışmasının dün yapılması gerekiyordu fakat yapılamadı.Çünkü adaletin tecellisine yardımcı olacak şartları sağlamakla yükümlü kurumlar, yani polis ve jandarma bin dereden su getirerek bu keşif işinin şimdi yeri ve zamanı olmadığını bildirdiler.Neymiş?.. Örgüt eylemlerini artırmış; canlı bomba riski varmış; keşfin seçim sonrası ve terör olaylarının azalma gösterdiği bir zamanda yapılması daha uygun olurmuş!En tuhaf bahane de şu: Keşif yapılırsa bu, DTP kökenli bağımsız adayların seçimdeki şansını artırırmış!Türkiye, siyasetçilerin askerlik konuştuğu, polislerin ve mülki yöneticilerin siyaset yaptığı büyük bir cambazhaneye dönüşüyor.Dikkat birileri trapezden düşebilir!Adaleti devletin temeli sayan kültürün kaybolmasına hiçbir bahane ile razı olmamalıyız.Merkel şaşırmış!Yaşı küçük bir İngiliz kıza cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuklanan Alman genci için Başbakan Angela Merkel de devreye girdi.Bayan Başbakan, Alman gencin bir an önce ülkesine dönmesine yardımcı olunması gerektiğini söylüyor.Bu suçun Almanya’da da 10 yıla kadar hapis gerektiren bir cürüm olduğunu hanımefendinin bilmemesine imkân yoktur. Türkiye’nin ceza hukukunu AB’ye uyumlu hale getirilmiş olduğu da malûmudur ama olsun. Onun gözünde “Türkiye tam üyeliğe lâyık bir ülke değil”dir. Öyleyse salıversin; bitsin bu iş!Avrupa Parlamentosu üyesi Vural Öger, Merkel’in yanlış yaptığını belirtip “yargıya baskı yanlıştır, ters teper” derken yerinde bir uyarıda bulunmuştur.Bir Yargıtay üyesinin (Ali Suat Ertosun) dün medyada çıkan tepkisi umarız öğretici olacaktır:“Türkiye’yi, cumhuriyet öncesi Düyun-u Umumiye’nin yürürlükte olduğu, Hıristiyanlara ayrı hukukun uygulandığı o noktaya mı getirmek istiyorlar? Biz müstemleke ülkesi değiliz. Türkiye yargısı bağımsızdır.” İki Avrupa ülkesi vatandaşı arasındaki bir mesele yüzünden Alman medyasında bir hakaret ve linç kampanyasına hedefiz.Bunu göğüslemenin çaresi, olayla ilgili haberlere yayın yasağı koymak değil, Yargıtay üyesinin tepkisini tavrımızla hayata geçirmektir. Sansür, sadece bizi kötülemeyi iş edinenlerin ekmeğine yağ sürer.Türkiye’de oralardaki gibi ciddi bir devlet bulunduğunu Avrupa halkına göstermenin fırsatıdır olay. Son bir şey...Yurt dışındaki temsilcilerimiz ne yapar?Diplomatik temsilcilerimizin, medya kampanyasına katılarak ve Türk örgütlerini harekete geçirerek Türkiye’yi iftira ve haksızlıklara karşı savunmaları gerekmez mi?

Devamını Oku

Korkunç iddia

28 Haziran 2007

Bazı iddialar, dedikodu hamlığındayken bile şoka sokabilir insanı.Deniz Baykal’ın önceki gece TV’de işaret fişeğini parlattığı, dün de Sosyalist Enternasyonal yolunda gazetecilere açıkladığı iddia buna iyi bir örnek...CHP lideri, AKP iktidarının 22 Eylül 2003 tarihinde Dubai’de Amerika ile 1 milyar dolarlık bir hibe anlaşması imzaladığını ve bu belge ile “hiçbir şartta Kuzey Irak’a müdahale etmeyeceğine dair taahhüt” altına girdiğini öne sürdü.İktidar 2003 yılında hızlı treni eski raylarda kanatlandıracağını zanneden cahil ve acemi bir takımdı.Ama Türkiye gibi kökleri olan bir devletin hariciye geleneği vardır, böyle bir taahhüdün ileride iktidar sorumluları hakkında vatana ihanet suçu bile doğurabileceğini hatırlatmaması düşünülemez.Acaba AKP takımının en hayati dış temasları kendi danışmanları ile yürütmekten hoşlandıkları bir dönemdi de, bu anlaşma da o dönemin kazası mıdır?Bir aşiret reisi bile halkının geleceği önüne kaç para gelirse gelsin, böyle bir duvar örmez. Baykal’ın var olduğunu iddia ettiği uluslararası anlaşma nerede?CHP lideri acaba Başbakan’ın Kuzey Irak’a operasyon düzenlemekte yarar gören askere rağmen bu vizeyi vermemesini, “Amerika’ya sözü var” dedikodusu ile birleştirerek bir sonuç mu çıkardı?O da olamaz çünkü Deniz Baykal, bu olaya tepki gösterdiklerini, iktidarın da anlaşmayı TBMM’ye getirmeyerek kamuoyundan gizlediğini söylüyor.Dün Devlet Bakanı Mehmet Aydın “Dünyaları verseler böyle bir şey mümkün olabilir mi?” diye tepki gösterdi. Doğrudur. Çünkü Baykal’ın sözleri gerçeği yansıtıyorsa, şu teşhisi de isabet taşıyor demektir:Terörle mücadele için atılması gereken ilk adım bu iktidardan kurtulmaktır!Bu katmerli rezaletin dedikodudan ileri geçememesini diliyoruz.Dört yıl önce gerçekleştiği iddia edilen rezaletin aylarca saklanıp seçime üç hafta kala açıklanması bu ümidin tek dayanağıdır.Ateşle oynamakBaykal, iktidarın terörle mücadeledeki zayıflığını teşhir edeyim derken acaba ölçüyü kaçırmıyor mu?Önceki gece çıktığı TV mülâkatında Türkiye’nin Kuzey Irak’a operasyon yapmasını savunan şahinlerden biri gibiydi.“Terörün kökü Irak’ta. Irak’taki karargâhı kurutmadan sadece şehitlerin verildiği mücadele ile bu iş olmaz. Bu bataklığı kurutacaksın. Irak’ta bir terör bataklığı var” dedi.Yakın görüşleri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt zaten uzun zamandan beri seslendiriyor. Ama iki gün önceki açıklamasından sonra Amerikan Dışişleri hemen tepki gösterdi.Sözcü McCormack “Türk Ordusu’nun savunma ihtiyaçlarını anlıyoruz. Ama Irak içine düzenleyeceği kapsamlı bir kara harekâtının duruma yardım edeceği görüşünde değiliz” dedi.Hükümeti belli ki muhtemel bir operasyonun askerimizi Amerikan askeri ile karşı karşıya getireceği riski düşündürüyor.Zaten dış basında askerin AKP’yi terörle mücadeleden ve milliyetçilikten taviz veriyor görüntüsüne sokarak oy kaybettirmeye çalıştığına dair spekülasyonlar almış başını gidiyor. CHP’nin şimdi bu yangını körüklemesi doğru mu?Düşünün... PKK ulusal tepki yaratacak bir eyleme kalkışsa ve bir yandan “Biz yapmadık” açıklaması yaparken emrindeki fitne üretim merkezleri “Bu iş iktidarı zor duruma düşürmek isteyen askerin kışkırtması” dese ne olur? Bunu şimdi bile yapıyorlar.Siyaset yaparken halk düşmanlarına açık vermemek lâzım.Hele böyle hassas bir dönemde..

Devamını Oku

Doğru karar kutlarız!

27 Haziran 2007

Yetmiş milyonluk Türkiye’nin 5 bin terörist eliyle bölüneceğini sanmak için aptal olmak lâzım.PKK’yı yönetenler ve ona destek verenler aptal değil. Tersine kan içici kaşarlanmış cingözlerdir birçoğu.Haraç ve uyuşturucu ticareti ile milyon dolarlar kazanan bu profesyonel katiller, çaresizliklerini sömürüp dağa çıkardıkları cahil gençlerle vatan hizmeti yapan fidanları birbirlerine kırdırarak geçimlerini sağlıyorlar.Yanlışta ısrarlı politikaların izlendiği ülkelerde terör örgütleri uzun ömürlü olabiliyor. Meselâ iki binli yılların başında Türkiye bölücü terörü tamamiyle kontrol altına aldı.AKP iktidarı kurumlarla çatışmaya girecek yerde devleti ahenk içinde işletebilse, bölücü tezlere cüret veren yanlışları demokratikleşme zannetmese PKK hortlar mıydı?Hayır ama işlendi bu günahlar.Şimdi umarız herkes bu kötü tecrübeden ders çıkarmıştır.İlk umut ışığını yine asker yaktı dün. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Başbuğ, terörle mücadeleye gönderilen tüm komando birliklerinin profesyonel hale getirileceğini açıkladı.Ne kadar iyi yetiştirilmiş ve donatılmış olursa olsun, düzenli ordu birliklerinin terörle mücadelede kullanılması verim sağlamıyor.Uzun ve meşakkatli bir eğitimden geçen komando Mehmetçikler, tam tecrübe kazandıkları bir aşamada terhis ediliyorlar.Yakın bir zamanda er, erbaş ve yedeksubaylar terörle mücadele birliklerinde yer almayacak. Bu görev, hareket ve ateş gücü çok yüksek profesyonel timler eliyle yürütülecek.Doğru olan budur. Aslanla fare avlanmaz. Fareyi kedi yakalar!Bu tercihi kullandığı için Genelkurmay’ı kutluyoruz.Eminiz profesyonel anti terör timlerinin başarısı, profesyonel ordunun da ilhamını yaratacaktır!*****Yavaş olun!Prof. Zafer Üskül’ün adaylığı, AKP’nin yeni bir anayasa yapma kararının yansımasıdır.Hoca, AB normlarını taşıyan, ayrıntıya boğulmamış bir anayasa için uzlaşma arayacaklarını söylüyor.İşe girişmeden önce doğru teşhis koymak gerekir.Türkiye’de yaşanan siyasi gerginliğin sebebi anayasa mıdır?Üskül’ün işaretini verdiği çözümler sonuçları değiştirirken sebeplere dokunmayacak, bu yüzden gerginlik belki çatışmaya dönüşecektir.Huzursuzluğun kaynağı AKP’nin hedefleridir.İktidar laik rejime bağlılığını mecbur kaldığında söylese de tayinlerden eğitim politikasına, bağımsızlığa sahip kurumlarla ilişkilerinden belediyelerdeki icraata kadar laiklikle sorun yaşadığını gizleyemiyor. Prof. Üskül şu muhasebeyi yapsın: Cumhurbaşkanı Sezer’in ve anayasal kurumların freni olmasaydı AKP ve Türkiye bugün hangi noktada olurdu?Anayasa yalnız ülkeyi korumadı, AKP’yi de maceradan korudu.AKP’nin laiklik anlayışı değişmeden Anayasa değişmemeli!

Devamını Oku

Farklı bir pencere...

26 Haziran 2007

Yaşar Okuyan evrim mi geçiriyor, yoksa kendini olduğu gibi kabul edecek bir siyasi yapı mı arıyor?12 Eylül öncesi MHP’nin önemli şahsiyetlerinden olan Okuyan daha sonra ANAP’tan milletvekili olmuş, başarılı bir bakanlık tecrübesi ardından Hür Parti’yi kurmuş, nihayet CHP’de karar kılmıştır.Ankara’da onun siyasi gözlemlerine güvenenler çoktur. Meydanlara bu defa aday olmadan gidiyor. İlginizi çekeceğini sandığım tahmin ve değerlendirmeleri var:Okuyan’a göre AKP’nin oy pastasından şu an aldığı pay yüzde 33-34 kadardır. Ama gelecek kayıplara gebedir. Niye?Çünkü seçim bildirgesinde türbanı görmemek Milli Görüş tabanında “aldatıldık” duygusu yaratmıştır. “Bir Müslümanı Çankaya’ya çıkarmadılar” yakınması mağduriyet kredisi getirmiştir ama artık terör, büyük kentlerdeki asayişsizlik, işsizlik ve yoksulluk hükmünü yürütmeye başlamış, AKP oyları düşüşe geçmiştir.Peki iktidar partisini yüzde 40’larda gösteren anketler nereden çıkıyor?Okuyan’a göre o anketler halkı yansıtmıyor. Amacı “herkes beğeniyor” duygusu yaratarak kararsızları AKP’ye yönlendirmek. Yani bunlar anket değil, propaganda yatırımı...Peki 22 Temmuz’da oy dağılımı nereye varır?Yaşar Okuyan AKP’nin yüzde 30’un altına bile ineceğini, bugün 22-23 hattında gezen CHP’nin 26-27’ye, 10,5 olan MHP’nin ise 16-17 bandına yükseleceğini tahmin ediyor.Hatta bu tabloyu Başbakan Erdoğan’ın da gördüğünü, telâşlanarak mağdur edebiyatına ve yönlendirici anketlere sarıldığını söylüyor.Başbakan’ın telâşı haksız değildir. CHP-MHP koalisyonu kurulursa bu iktidar ortaklığının ilk işi Başbakan ile 5-6 bakanını Yüce Divan’a göndermek olacaktır.Hani bir ara bir şayia çıkarılmıştı: Derin devlet AKP’nin seçim zaferini engellemek için Türkiye’yi Kuzey Irak’ta savaşa sokacak, bu bahane ile seçimler ertelenecek...Yaşar Okuyan bu şayianın AKP tarafından çıkarıldığını iddia ederek şu uyarıyı yapıyor:“Böyle giderse derin devlete mal etmeye çalıştığı komployu AKP kendi yapmaya kalkabilir. Dikkat etmek lâzım!” *****Sarkozy ırkçılık kokuyorAB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Oli Rehn teselli mi ediyor, dalga mı geçiyor?Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, ilk icraat olarak Türkiye’nin AB yolu üstünde mayın patlattı ya, bu düşmanlığın yaratacağı sonuçları değerlendirirken Rehn şöyle demiş:“Teksas ABD’ye kuruluşundan 70 yıl sonra katıldı. Türkiye de AB’ye 2017’de katılırsa 60 yıl olacak.” Sarkozy’nin Türkiye’ye bakışı pis pis ırkçılık kokuyor. Nefreti ve intikam hedefi olmayı hak eden düşmanca bir yaklaşımdır bu.Türk halkına karşı “Alın AB’nizi başınıza çalın” dedirtmeye yönelik bir tuzak var sanki; buna asla düşmemeliyiz.Hedefimiz AB kalitelerine AB kırbaçlarına muhatap olmadan ulaşabilmek olmalı.İntikamın bize yakışanı budur!

Devamını Oku

Deprem ve terör

25 Haziran 2007

Seçime giren her parti vaat eder. İktidarın farkı, geçmiş dönemin hesabını verme borcudur.Vatan okuru Ufuk Özkaynak’ın siyaset gündemine taşınmasında yarar gördüğüm iki önemli sorunla ilgili uyarılarını eminim sizler de yerinde bulacaksınız.AKP iktidarı iki ağır ihmalin suçlusudur:Birincisi, beklenen büyük deprem konusunda devlet ve yerel yönetimler dört yılı boşa geçirmiş;İkincisi, PKK’nın dağılma aşamasına getirildiği dönemde iktidara gelen AKP, terör belâsının yeniden canlanmasına engel olacak önlemleri alamamıştır.Deprem tehlikesi, ülke ekonomisinin yarısını, nüfusunun da beşte birini barındıran bir bölgeyi tehdit ediyor. İstanbul 7 büyüklüğünde bir depreme dayanamaz. Beklenen deprem 7’nin bile üstünde. Doğacağından korkulan hasar ve zayiatın boyutu ülkenin geleceğini sarsacak vahamette.Hükümet bunu biliyor ve dört yılda doğru dürüst bir şey yapmadı.Hiç değilse halkın kendi imkânları ile tedbir almasına fırsat tanıyacak yolları açabilirlerdi; onu bile yapmadılar.Kat Mülkiyeti Yasası’nda değişiklik gereğini iki kez yazdık. Ama depreme dayanamayacağını bildikleri için apartmanlarının yıkılıp yeniden yapılmasını isteyen kat sahipleri, aralarından çıkan birinin “Hayır”ına mahkûm olmaya devam ediyor!Başbakan hatırlatılmasından hoşlanmıyor ama ülkeyi 4,5 yıl önce sıfır terörle devraldılar. Bu sükûneti kalıcı hale getirecek ekonomik ve sosyal tedbirler niçin alınmamıştır?Depreme karşı hayatının ve geleceğinin niçin tehlike altında tutulduğunu, terörün niçin yeniden alevlenmesine fırsat tanındığını Başbakan açıklamalıdır.Sadistçe bir çaresizlik itirafı peşinde değiliz. Mesele sadece şu:Kusurunu fark etmemiş olanların vaatlerine de güvenilemez! *****Zirve moraliUluslararası örgütlerin zirveleri, özellikle ev sahibi ülkelerin halkına gurur ve coşku veriyor.Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (KEİ) 15’inci yıl zirvesi dün 15 ülkenin liderlerinin katılımı ile İstanbul’un Çırağan Sarayı’nda yapıldı.TV’lerden yansıyan görüntüler etkileyici idi. Manzaradan etkilenen bir vatandaş bir internet sitesinde şu çağrıyı yapıyordu:“Kendimize Karadeniz’de büyük bir birlik kuralım, AB’nin peşini bırakalım!” Evet bu örgüt enerji projeleri ile öne çıkıyor ve bu alanda iddialı bir gelecek vaat ediyor. Ama Türkiye’yi Batı’dan koparmaya çalışan ideolojilerin tuzaklarına hemen düşmeyelim.KEİ’nin yardımı Türkiye’yi hayal ettiği enerji koridoru rolünü elde etmesine yardımcı olsa bile bu rol AB’nin alternatifi değil, AB gözünde vazgeçilmez hale gelmenin hedefi olarak algılanmalıdır.Dün Çırağan’dan yansıyan görüntülerin taşıdığı iddia, bizi AB dışında tutmaya çalışan Fransa’yı bile yola getirecektir.Yeter ki biz AB’nin bir zihniyet ve yaşam biçimi olduğunu unutmayalım. Papaza kızıp oruç bozmayalım.Ümit yorgunluğuna kapılmayalım!

Devamını Oku

Yarım tedbir

24 Haziran 2007

Partilerin seçim bildirgeleri senet gibi bir garanti belgesi olsaydı oyumu AKP’ye vermeyi bile düşünebilirdim.Başbakan dün partisinin, mali kaynak gerektiren konularda son derece dikkatli hedefler içeren seçim bildirgesini açıklarken, demokrasi konusunda epeyce cesurdu.Ülkenin sivil bir uzlaşma anayasasını hak ettiğini belirttikten sonra şu heyecan verici hedefi seslendirdi:“Yeni anayasa, cumhuriyetimizin değiştirilemez temel nitelikleri olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerini daha da pekiştirmeli, bireylerin haklarını en etkili şekilde korumalı, temel hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin getirdiği standartlarda güvence altına almalıdır.” Anayasa profesörü Zafer Üskül’ün saflarına katılmasından sonra mı doğdu bu güneş AKP’nin içine yoksa başka nedenler de var mı?Mesela cumhuriyet mitingleri... Meselâ 355 milletvekili ile cumhurbaşkanı seçememe iktidarsızlığını, devletin belli başlı kurumları ile sürekli kavga halinde olmaları yanlışının getirdiği gerçeğini nihayet kavradıkları ihtimali...Nereden nereye?Dikkate değer bir değişimdir bu. İktidar partisinin lider kadrosu sürekli olarak rejimin laiklik ilkesine şaşı bakmış, yeniden tarif edilmesi edilmesi gerektiğini savunarak kafaları karıştırmış, ürettiği şüphe ve endişeleri derinleştirmiştir.Şimdi aynı parti, liderinin ağzından yeni bir sivil anayasa vaat ediyor, bu anayasanın “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” ilkelerini daha da pekiştireceğini belirtiyor, hatta orada da durmayıp bunların “cumhuriyetimizin değiştirilemez temel nitelikleri” olduğuna vurgu yapıyor.Şaşırtıcı... Memnuniyet ve merak ögeleri at başı... Merak da daha çok şüphe ağırlıklı.Çünkü AKP’nin yeni bir seçime giderken en büyük rakibi güvenilirliği konusunda kendi kusurları ile ürettiği şüphelerdir. Cumhuriyetin temel ilkelerini pekiştiren bir açılıma karar verecek kadar değiştiğini çok değil bir yıl önce açıklasa, askerle, yargıyla, cumhurbaşkanı ve üniversite ile kavgalı duruma düşmez;Cumhuriyet mitinglerinde yüz binlerin hedefi haline gelmez;Cumhurbaşkanı’nı rahatça seçerdi.Dokunulmazlıklar?Üstelik değiştiğini kanıtlaması için de ağzıyla kuş tutmasına gerek kalmazdı.Milli eğitimi sürekli bozan ve yozlaştıran Eğitim Bakanı ile, “cumhuriyetin temel ilkelerinin, yerlerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğine” inanan Başbakanlık Müsteşarı’nı koltuklarından indirmek yeterli olurdu.AKP’nin seçim bildirgesi, değişimin etkisiyle türban güzellemelerine kapalı tutulmuş. Bu durum, AKP’nin laiklikle çatışmaktan vazgeçtiğine dair kararına inandırıcılık kazandırıyor.Ama milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak konusunda açık bir taahhüdün bulunmaması ciddi bir eksikliktir.Türkiye’de iktidarları ya irtica saplantısı veya yolsuzluk girdapları yutup yok ediyor.AKP yeni döneme yarım tedbirle gidiyor.Neyse; bu kadarı da kazançtır. Yeter ki laiklikle ilgili sözünü tutsun!

Devamını Oku

Feragat İstasyonu

23 Haziran 2007

Başbakan meydanlarda niçin “En az 367 istiyorum” diye bağırıyor?Tabii ki seçimden sonra dilediği kişiyi -o kendisi de olabilir- cumhurbaşkanı seçebilmek için. Hem de uzlaşma aramadan, önceki denemede yolunu kesen güçlerden intikam ala ala...Baskıcı oligarşiler çıkarmaya çok elverişli bir kültürü var bu toplumun. O nedenle mecliste 367 sayısını alt sınır kabul eden Anayasa Mahkemesi kararı, belki demokrasimizi kurtaran sigorta yerine geçecektir.Çünkü ikiden fazla parti barajı geçtiği takdirde -ki daha fazlası bile mümkün- AKP oylarını arttırsa bile 367’yi bulamayacaktır. Tayyip Erdoğan bunu bildiği için Batman ve Erzincan gezisine katılan arkadaşlarımız Tayfun Devecioğlu ve Bilâl Çetin’e “Tabii ki uzlaşma arayacağız” demiştir.Tek şartı var; muhalefet de dayatma içine girmeyecek.Bu durumda Abdullah Gül’ün tekrar aday olmayacağı kolayca ortaya çıkıyor. Çünkü Çankaya seçimini kilitleyen sebep Gül üstünde uzlaşma sağlanamamış olmasıdır. Maşallah Gül de muhalefetin ne kadar haklı olduğunu kanıtlayan çıkışlarda bulunmaktan geri durmuyor.Başbakan’ın arkadaşlarımıza söylediği şu sözler Gül’e vaad değildir;“Abdullah beyin takdiri çok önemlidir. Abdullah bey benim yol arkadaşımdır. Onu yalnız bırakan, harcayan lider asla olmam...” Gül “Adaylığım meydanlarda onaylanmıştır, adaylığım devam etmektedir” dese de trenden “feragat istasyonu”nda ineceğini görüyor olmalıdır.Partinin lideri “Evet adayımız yine Gül olacak” diyebilirdi. Öyle dememiş, onu yüceltirken bir özveri borcu da çıkarmıştır. Tecrübeli Gül bu örtülü bekleyişi görecek ve adaylık için ısrar etmeyecektir.Zaten bir mucize olsa ve AKP 367’yi geçse bile Tayyip Erdoğan’ın Gül’ü Çankaya’ya çıkarması beklenmemelidir.Böylesine büyük bir zaferin tadını çıkarmak dururken, niye yolunu mayınlarla dolduracak bir meydan okuma havasına girsin? Girmez.*****36 etnik unsur yalellisiYalnız hassasiyetlere saldırmıyor, gerçekleri de tahrip ediyor.Başbakan Erdoğan Elâzığ mitinginde “Türkiye’nin 36 etnik unsurdan meydana geldiği” iddiasını seslendiren “yalelli”sine devam etti.“Aramıza fitne sokmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Terör örgütüne karşı hep beraber dimdik duracağız” demek tamam da 36 etnik unsur sakızını durmadan çiğnemenin, “Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Zazasıyla, Abazasıyla, Boşnağı ile hep birlikte...” diye üstüne gitmenin, Türk’ü bir alt kimlik olarak saymanın anlamı, amacı ne?Dört yılı aşan Başbakanlık tecrübesi var. Ayrılıkçıların “Türk”ü bu ülkenin egemen ırkı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni de bir ırk devleti gibi göstererek milleti bölmeye çalıştıklarını ve birbirine kışkırttıklarını görmesi, bilmesi gerekir.Bu ülkede yaşayan vatandaşlar Türk halkıdır, Türk Milleti’dir. Türk’ü bu büyük şemsiyenin adı olmaktan çıkarıp 36 etnik unsurun herhangi biri konumuna sokmak, insanları “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” veya “Türkiyeli” diye adlandırmak vebaldir.Başbakan “Bir ve beraber olacağız. Kürdüyle, Lazıyla, Zazasıyla, Abazasıyla, Boşnağı ile hep birlikte.. Çünkü biz Türk Milletiyiz” dediği güne kadar bu vebali taşıyacaktır!

Devamını Oku