Cambazhane!

Haberin Devamı

Hakkâri’nin Şemdinli ilçesindeki kitabevi bombalanması olayının her aşaması yeni bir şok bombası patlatıyor.

2005 kasımında eski PKK hükümlüsü Seferi Yılmaz’a ait Umut Kitabevi’ne el bombalı saldırı yapılması üzerine açılan dava mahkûmiyet kararı ile sonuçlanmış fakat Yargıtay, iki astsubay ve PKK itirafçısı üçüncü sanık hakkındaki kararları bozmuştu.

Yargıtay’a göre “eksik soruşturma” söz konusu idi ve ayrıca da dava, askeri mahkemeye devredilmeliydi.

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, eksik soruşturma tespitine katıldı fakat askeri mahkemeye gönderme kararını kabul etmedi.

Ardından eksik soruşturmanın sebebi olan “olay yerinde keşif” için harekete geçerek bununla ilgili güvenlik önlemlerinin alınmasını Valilik’ten istedi.

Keşif çalışmasının dün yapılması gerekiyordu fakat yapılamadı.

Çünkü adaletin tecellisine yardımcı olacak şartları sağlamakla yükümlü kurumlar, yani polis ve jandarma bin dereden su getirerek bu keşif işinin şimdi yeri ve zamanı olmadığını bildirdiler.

Neymiş?.. Örgüt eylemlerini artırmış; canlı bomba riski varmış; keşfin seçim sonrası ve terör olaylarının azalma gösterdiği bir zamanda yapılması daha uygun olurmuş!

En tuhaf bahane de şu: Keşif yapılırsa bu, DTP kökenli bağımsız adayların seçimdeki şansını artırırmış!

Türkiye, siyasetçilerin askerlik konuştuğu, polislerin ve mülki yöneticilerin siyaset yaptığı büyük bir cambazhaneye dönüşüyor.

Dikkat birileri trapezden düşebilir!

Adaleti devletin temeli sayan kültürün kaybolmasına hiçbir bahane ile razı olmamalıyız.

Merkel şaşırmış!

Yaşı küçük bir İngiliz kıza cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuklanan Alman genci için Başbakan Angela Merkel de devreye girdi.

Bayan Başbakan, Alman gencin bir an önce ülkesine dönmesine yardımcı olunması gerektiğini söylüyor.

Bu suçun Almanya’da da 10 yıla kadar hapis gerektiren bir cürüm olduğunu hanımefendinin bilmemesine imkân yoktur. Türkiye’nin ceza hukukunu AB’ye uyumlu hale getirilmiş olduğu da malûmudur ama olsun.

Onun gözünde “Türkiye tam üyeliğe lâyık bir ülke değil”dir. Öyleyse salıversin; bitsin bu iş!

Avrupa Parlamentosu üyesi Vural Öger, Merkel’in yanlış yaptığını belirtip “yargıya baskı yanlıştır, ters teper” derken yerinde bir uyarıda bulunmuştur.

Bir Yargıtay üyesinin (Ali Suat Ertosun) dün medyada çıkan tepkisi umarız öğretici olacaktır:

“Türkiye’yi, cumhuriyet öncesi Düyun-u Umumiye’nin yürürlükte olduğu, Hıristiyanlara ayrı hukukun uygulandığı o noktaya mı getirmek istiyorlar? Biz müstemleke ülkesi değiliz. Türkiye yargısı bağımsızdır.”

İki Avrupa ülkesi vatandaşı arasındaki bir mesele yüzünden Alman medyasında bir hakaret ve linç kampanyasına hedefiz.

Bunu göğüslemenin çaresi, olayla ilgili haberlere yayın yasağı koymak değil, Yargıtay üyesinin tepkisini tavrımızla hayata geçirmektir. Sansür, sadece bizi kötülemeyi iş edinenlerin ekmeğine yağ sürer.

Türkiye’de oralardaki gibi ciddi bir devlet bulunduğunu Avrupa halkına göstermenin fırsatıdır olay. Son bir şey...

Yurt dışındaki temsilcilerimiz ne yapar?

Diplomatik temsilcilerimizin, medya kampanyasına katılarak ve Türk örgütlerini harekete geçirerek Türkiye’yi iftira ve haksızlıklara karşı savunmaları gerekmez mi?

DİĞER YENİ YAZILAR