Başbakan seçim sonrası için küresel ekonominin oyuncularına istikrar sözü veriyor...Fakat içerde halka, cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle yine kriz yaşanacağını ihbar ediyor.Dün Batman mitinginde 22 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin cumhurbaşkanı seçimi krizi ile karşı karşıya olacağını öne sürerek “Bunun sorumluları tarihe, millete hesabını veremeyeceklerdir” dedi.Tayyip Erdoğan, AKP’ye tek başına cumhurbaşkanı seçme imkânı tanımayan hukuki süreçten bir mağdur üretip bunu 22 Temmuz’da oya tahvil etmek istiyor.Çünkü meydanlar, mağdur rollerinin tecrübeli aktörünü teşvik etmektedir. Halk, daha önceki cumhurbaşkanları için yeterli olan oy sayısından daha bile fazlasının niçin AKP adayı Gül’e yetmediğini anlamamıştır. Erdoğan, halkta uyanan adaletsizlik şüphesini belli ki körükleyecektir.Dünkü konuşması, cumhurbaşkanı adayı üzerinde 367 milletvekilini mecliste hazır bulunduracak bir mutabakatın sağlanamaması halinde hemen ikinci bir genel seçimin zorunlu hale geleceği uyarısını içeriyordu ama bu ne kadar gerçekçi?Bizce “dediğim dedik”çi bir tutumla bu yıl ikinci bir genel seçimi zorlamanın akıl kârı olmadığını AKP lideri bilecektir ve bundan sakınacaktır. Şu andaki tavrı, seçmene “Önümüzü kesenlere fırsat tanımamak için bize daha çok oy verin” mesajını güçlendirmeye dönüktür.Daha gerçekçi senaryo perşembe günkü VATAN’da “yumuşama planı” manşeti ile çıkan haberdir. Bugünden ilan etmeliBilâl Çetin, Başbakan’ın “Sistemle ve kurumlarla olan gerilim ve kavga ne pahasına olursa olsun bitirilecek” kararına vardığını, yeni cumhurbaşkanı için CHP ile uzlaşma aranacağını seçimden hemen sonra ilân edeceğini yazıyordu.Hatta Başbakan bu kararını bir kurmayı aracılığıyla birkaç uluslararası finans kuruluşuna duyurmuştu. Bu haber olumlu yansımalarını piyasalarda hemen belli etmişti.Kurumlarla gerilimi sonlandırma konusundaki doğru kararın şimdiden hayata geçirildiğine Başbakan’ın dün yaptığı bir açıklama işaret sayılabilir. Erdoğan, geçen gün Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığı ziyaretle ilgili olarak şunu dedi:“Bu ziyaretleri daha da sıklaştırmak büyük faydalar olduğuna inanıyorum.” Şimdi AKP liderinin önünde iki seçenek var.İlki oyunu sürdürmek. Yani dışardakilere gizlice olumlu mesajlar verip içerde seçimlerdeki oy desteğini arttıracak tahriklere devam etmek, halkı krizle korkutarak kutuplaşmayı körüklemek...İkincisi halkı kandırmaktan vazgeçip kurumlarla çatışmaktan vazgeçmeye ve cumhurbaşkanını uzlaşma ile seçmeye karar verdiğini bugünden ilân etmek.Bizce devlet kurumlarıyla kavga etmekten vazgeçtiğini ilân etmenin AKP’ye getireceği fazladan oy miktarı, kriz senaryolarından üreyen korkuların getireceği oydan daha fazladır.Dürüstlük de cilâsı, kaymağı...Başbakan samimi ise seçim sonrasını hiç beklemesin!
Uzunca bir süredir, siyasetin kanlı bir entrika haline gelmiş olduğunu düşündüren olaylar yaşıyorduk.Her yeni olay, elimizdeki kördüğümü daha bir karmaşık hale getiriyordu. Ama galiba İstanbul Ümraniye’deki bir evde ele geçirilen cephanelik sayesinde aradığımız ipucunu yakaladık.Cesur ve ciddi bir soruşturma, vatanseverlik tekeli kurarak Türkiye’yi istikrarsızlıklar ülkesi haline getirmeye aday haydutluklardan kurtulmamızı sağlayabilir.Anlaşılıyor ki Başbakan her zamanki tezcanlılığı ile herkesten hızlı gitti ve suçluyu bulup hükmünü verdi.El bombaları Kuvayı Milliye Derneği’nin kurucuları arasında yer alan bir emekli astsubaya aitti ve o astsubaydan yola çıkarak izi sürülen ilişkiler Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasından Danıştay suikastına, darbeci çeteleşmelerden Susurluk’un karanlık dehlizlerine ve kaşarlanmış aktörlerine kadar gidiyordu.Başka kanıt aramıyorŞu anda iki emekli astsubay ile bir emekli yüzbaşı tutuklu, bir emekli binbaşı da gözaltına alınmış bulunuyor.Başbakan Erdoğan Posta’ya yaptığı açıklamada şöyle diyor:“Bunlar gücünü nereden alıyordu? Derin devletten alıyordu. Çetelerin oralarda kontağı var. Bakın Ümraniye hadisesinin bağlantıları nerelere gidiyor! Altından kimler çıkıyor! Bunlar çok enteresan. Yakalanan bombalar kimlerin bombaları? Başka bir şey aramaya gerek yok!” Ne demek istediği açıkça belli olmuyor Başbakan’ın.. Suçladığı emekli askerlerin şahsında bir kurumu işaret ettiği izlenimi çıkıyor sanki. Bu doğruysa yine yanlış yolda gitmektedir.Türkiye bir hukuk devleti ise yargı organının el koyduğu bir olay hakkında bu kadar açık hüküm tesis etmek, her şey bir yana suçtur. Ayrıca medyadan aldığı haberlerle halkın rahatça adını koyabileceği bir olay hakkında Başbakan’ın değerlendirme yapması, aradığımız adalete zarar vermektedir.Kargaşaya davetiyeBaşbakan “Altından kimler çıkıyor?” diye soruyor. Emekli askerler çıkıyor...“Yakalanan bombalar kimlerin bombaları?” diye soruyor üstüne. Ordunun bombaları... Şimdi ne olacak?Başbakan bu işlerin “derin devlet”in işi olduğunu söylüyor.Bir yandan yargıyı etkilerken öbür yandan da “Bu millete gerçekten sevdalı olanlar” diye tarif ettiği “Derin Türkiye”yi derin devletle mücadeleye çağırıyor.Hukuk devletinde işlenen suçlar, sahiplerini bağlar, hesabı yargı tarafından sorulur. Hele emekliye ayrılmış bir mensubu yüzünden hiçbir kurum töhmet altına sokulamaz.Kamuda görev yapan her bireyin yedeği vardır ama kurumunun yoktur.Başbakan’ın bu alandaki hassasiyet zaafı onu sık sık devletin kurumlarıyla karşı karşıya getiriyor. Bundan vazgeçmeli artık.Siyaset yönlendiren çetelere “derin devlet” etiketi koymak onlara rütbe vermektir. İktidar kendisini mahkeme yerine koyacak yerde bu kördüğümü çözecek kurumlar arasındaki işbirliğini güçlendirmeye baksın.Derin devlete karşı “Derin Türkiye”yi yardıma çağırarak karşıt çetelere davetiye çıkarmasın!
CHP’nin seçim bildirgesi, beklediğimden daha cesur, gerçekçi ve yenilikçi çıktı.Seçim vaatleri genellikle ölçüsüz olur ama Baykal’ın dün açıkladığı vaatler erişilebilir hedeflerdir. Sol bir parti olması nedeniyle CHP’nin işsizlere, yoksullara dönük vaatlerinde yenilik, bu yardımların AKP tarafından oluşturulan sadaka kültüründen uzaklaşmayı hedef almasıdır.Ekonomik programın özelliği de, AKP gider, CHP gelirse ortaya çıkacağından korkulan “tutuculuk faciaları” nın tümüyle kuruntu olduğuna yönelik inandırıcı bir nitelik taşımasıdır.AKP kriz programını olabildiğince başarılı götürmüş ama yeni bir düzleme geçildiğini görmediği için “Her şey iyi gidiyor” denilen son dönemde cari açık, iç ve dış borçlar aşırı bir artış göstermiştir.Haziran sıcağında hâlâ kar lâstiği ile dolaşan şaşkın sürücü örneği AKP’nin ekonomik yaklaşımını iyi anlatıyor.CHP bildirgesinin öngördüğü yeni sanayileşme stratejisi, yerli ve yabancı sermayeye, rekabet gücü yüksek üretim alanlarında ciddi teşvikler vaat ediyor. AB ve IMF ile ilişkiler konusunda, Cumhuriyet mitinglerinden yansıyan olumsuz mesajlara hak veren yaklaşımlardan uzak durulması cesur ve yerinde tercihlerdir.Baykal Halk Bankası ile Ziraat Bankası’nı özelleştirmeyeceklerini, siyasetten bağımsız hale getireceklerini söyledi. Bu tercih, özelleştirme karşıtlığını değil, bankacılık alanındaki özelleştirmenin doyma noktasına geldiği konusundaki CHP takdirini ifade ediyor.Programın en tartışılacak bölümü herhalde 15 milyar dolarlık kaynak gerektirecek çiftçiye ucuz mazot ve sosyal yardım projeleri olacaktır.Nereden bulunacak kaynağı? Herhalde faiz dışı fazla hedefini indirerek...Bildirgede CHP mali disiplinden ve enflasyonla mücadele hedefinden sapmamayı da vaat ediyor. Başarılabilir mi?Partinin ekonomi takımı son katılımlarla çok güçlendi.CHP ile birlikte gezinen korkular artık geçerli değil.İktidara yine AKP gelirse, onun da alacağı ilhamlar vardır.*****Şehitlik makamı üstüneBaşbakan, CHP lideri ile bir TV programında karşı karşıya gelmekten niye sakınıyor?Çünkü kendini biliyor. Dört yıllık iktidar döneminin sorgulanacağı özgür bir tartışma ortamında Baykal gibi bir kurdun elinden kurtulamayacağını biliyor.Sinirlenecek ve yeni yeni kozlar verecektir muhalefete.“Hesaba çekme” iddiası taşımayan programların rahat ortamında bile haksızlık yapan incitici şeyler söyleyebiliyor. Yazılı metinle çıkmadığı her kürsüde Başbakan gazetelere bir manşet mutlaka gönderir!İşte şehit aileleri ile ilgili sözleri:Kimi anneler evlâtlarının şehit haberini aldığında sevinirmiş bile. Çünkü o makamın değerini bilirlermiş. Ama başka türler de çıkıyormuş!Peki şehit annelerini böyle haksızca ayırmak, o makamın değerini bilen birinin göze alacağı iş midir?
VATAN’ın dünkü manşeti, pek çok sorunumuza kaynaklık eden derin bir yaraya projektör tutuyordu.Türk devleti seçmen vatandaşlarına yaşadıkları yere göre farklı temsil katsayıları takdir ediyor.42.5 milyon kayıtlı seçmen bulunduğuna göre 22 Temmuz’da bir milletvekili için ortalama 77 bin seçmenin oyu gerekecektir değil mi? Evet ama gerçekte öyle değil.Bayburt ve Tunceli’de 27 bin, Kilis’te 32 bin, Ardahan ve Bitlis’te 34 bin dolayında oy bir milletvekili çıkarırken, İstanbul ve İzmir’de bir milletvekilliği için 105 bin, Ankara ve Balıkesir’de 100 bin, Bursa’da 95 bin oy gerekecektir.Yani bir Bayburt veya bir Tunceli seçmeninin temsil gücü dört İstanbul veya İzmir veya Kocaeli veya Ankara seçmenine bedel oluyor.Pek çok hastalığın kaynağı olan bu demokratik enfeksiyon halinin dünyada benzeri yoktur. Üstelik bu adaletsizlik, demokratik temsilin zaten yüzde 10 barajı ile iğdiş edildiği bir ülkede yapılıyor.Peki çare? Dokunulmazlıklar kepazeliğinden daha göz yumulabilir sorun değildir ama hiçbir parti bu alanda taahhüt altına girmiyor.Çözüm, seçimleri dar bölgede iki turlu sistemle yapmaktır. O zaman her milletvekili eşit sayıda oya dayanacak, böylelikle kırsaldaki eğitimsiz seçmenin kayırıldığı, dört kentlinin bir adam sayıldığı rezalet son bulacak, siyasetin kalitesi de yükselecektir.Ama liderler kalite değil kapıkulları istiyor. Dar bölgede seçimi, parti forması değil adayın kişiliği belirliyor. Öyle bir düzende milletvekilleri, başarısızlığa uğramış veya kirlenmiş liderleri başlarında tutmazlar.Bugün tutuyorlar, çünkü asıl seçici gücün lider olduğunu biliyorlar. Demokrasimizin zavallı partilere tanıdığı kurtuluş fırsatı neredeyse tektir.Lideri alaşağı edemezler. Fırsat doğarsa onu yukarıya, yani Çankaya’ya taşıyarak koltuğunu boşaltabilirler. O kadar.. Başka yol yok. Yani hiç ümit yok!*****Türban şovunun sebebi...Gül, cumhurbaşkanı olduğu takdirde eşinin türbanına cumhuriyetçilerin hassasiyetine cevap verecek yeni bir form bulunabileceğini söylemişti.Bilkent’teki diploma törenine kızının türban takarak katılması, bu uzlaşmacı yaklaşımına ters düştü.Çünkü kızı, dört yıl boyunca nasıl türban yerine peruk taktıysa, devletin kurallarına saygılı tutumunu finalde de sürdürebilirdi.“Anayasa ve diğer mevzuat ile uluslararası yargı kararlarına rağmen” bu son dakika oldu bittisini hangi tesir altında yaptı; çok merak ediyorum.Babasının Çankaya yolunu kesen sebebe karşı kişisel bir protesto mu gerçekleştirdi? Yoksa babasından aldığı teşvik edici bir işaret mi var?Çünkü ne de olsa türban konusunda uzlaşmanın değil, hatta tavizci görüntüsünü telâfi edecek bir tutuma dönme zamanının geldiğine karar vermiş olabilir baba Gül.Eğer böyleyse Cumhurbaşkanı olma ümitlerini tümüyle yitirmiş demektir!
Hayret verici bir şey; AKP mağdur rolünü güçlendirmek uğruna askere şüphe yöneltecek hiçbir fırsatı kaçırmıyor.Amerika’da Hudson Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun toplantısında Türkiye’nin konu edildiği uçuk bir senaryonun tartışıldığını okumuşsunuzdur.Senaryoya göre PKK İstanbul’da 50 kişinin öldüğü bir saldırı gerçekleştiriyor, ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu suikasta hedef oluyor ve nihayet Türk Ordusu Kuzey Irak’a giriyor...Haberin Türk medyasına sızdırılması, beklenen sonuçları beraberinde getirmiştir. Çünkü söz konusu kara senaryonun tartışıldığı toplantıda iki Türk generalin bulunduğu bilgisi de haberde yerini almıştır.Tam gollük bir pas: Amerika’da bir yerlerde Türkiye için nifak planları üretiliyor ve bizim askerler de bu işin içinde. Vay!..Dışişleri Bakanı Abdullah Gül fırsatı kaçırmamıştır. İşte gol pasına attığı şut:“Türk Silâhlı Kuvvetleri mensuplarının böyle deli saçması şeylere gereken tepkiyi koyup ağızlarının payını verip salonu terk etmeleri gerekiyordu.” Helal olmaz o oylarCahil yığınların tedirgin edilmesine ve vicdanı olan herkesi AKP’yi koruması gerektiğini düşündürmeye yönelik bir siyaset planlaması belki oy getirir ama, aması var:Bizce kumar ve faiz gelirinden daha haram bir kazançtır bu.Pekalâ Gül de biliyor ve söylüyor ki pek çok ülkede bu tür düşünce kuruluşları vardır ve buralarda en aykırı görüşlerle üretilen tehdit ve karşı koyma senaryoları tartışılır.Bunu da nifak üretmek için yapmazlar, en olmadık ihtimallere karşı hazırlıklı olabilmek için yaparlar.Hudson Enstitüsü’ndeki toplantıya giren Türk generallerin birinci görevi, Türkiye hakkında neler konuşulduğunu öğrenip Ankara’yı haberdar etmek, mümkünse Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda tartışmalara katkıda bulunmaktır. Yoksa Gül’ün dediği gibi tepki koymak, kapıyı çarpıp çıkmak değil.Ucuz kahramanlık...Evet, öfkeli bir protesto konuşması ardından kapıyı çarpıp gitmek belki bize ucuz kahramanlar kazandırır ama o kuruluşun toplantılarını izleme ve haberdar olma imkânını bize sonsuza kadar kaybettirir.Buradaki yanlışlık, enstitüdeki toplantının saptırılıp abartılması, AKP’nin de bunu askere karşı kullanarak seçim malzemesi yapmasıdır.Hem sonra Türk askeri temsilcisi protestosunu gerçekleştirirken oradaki biri “PKK’lı bir canlı bomba sizin başkentinizde sekiz kişiyi öldürmedi mi geçenlerde? Daha geçen yıl katliam girişimine hedef olan Danıştay sizinki değil miydi?” diye soracak olsa ne cevap verecekti?Ülkeyi yönetenlerin görevi, böyle durumlara “Ağzınızdan yel alsın şom ağızlılar” diye bağırmak değil, her türlü ihtimale karşı hazırlıklı olmak, tedbir geliştirmektir.AKP iktidarı bunu yapacak yerde görevin iyi yapılmasını sağlayacak güven duygusunu birkaç oy için havaya uçurmaktan sakınmıyor!
Kabahatini marifetmiş gibi propaganda vesilesi yapma yanlışını Tayyip Erdoğan’a Deniz Baykal’dan daha çok yakıştırırım.Ama milletvekili adaylarını kamuoyuna tanıtmak amacıyla şarkılı, çalgılı bir toplantı düzenleyerek CHP lideri Baykal sürpriz yaptı.Adam gibi bir demokrasi olsa parti tabanının seçip lidere tanıtması gereken milletvekili adaylarını “tek seçici” rolündeki lider “iftiharla sunar” havasında medya yoluyla halka tanıttı.Öbür partiler de aynı şekilde belirledi adaylarını ama hiç değilse övünmediler bu ayıplarıyla.“Sistemin ayıbı” diyorlar ya bazıları, o daha çok koyuyor insana. Çünkü sistem lider sultası önermiyor. Hastalık kendimizde; iyiler değil, kötü seçimler emsal oluyor. Yanlışın bu kadar bulaşıcı etki gösterdiği bir toplumsal bünye az bulunur!İsmet Paşa 27 Mayıs’tan sonraki seçimde iki ihtilâlci subayı İstanbul listesinden aday göstermek için İstanbul İl Başkanı’na talimat vermek istemiş. Aldığı cevaba bakın:“Paşam buna benim yetkim yok. Hatta sizin de yok!” İşte ispatı... AB yolundaki reformlara rağmen siyasi temsil zemininde 40 yıl önce bugünden çok daha ileri durumdaydık.Lidere kul olmaya mahkûm milletvekilleri yerine seçicisi parti üyeleri olan temsilciler meclise giriyor olabilseydi, bugünkü sorunlarımızın bir çoğu çözülmüş olur, bir kısmı ise hiç doğmazdı bile.Baykal’ın toplantıdaki şu sözünü de doğru bulmadım;“Seçimleri kazandığımızda bizimle birlikte Türk halkı, Türkiye Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk kazanmış olacak...” Kaybederse bu durumda Atatürk de kaybetmiş olmayacak mı?Atatürk’ü seçime sokmayı Baykal’a yakıştıramadım.Kaybettiği seçimlerin faturasını ödememekte gösterdiği hüner her zaman süperdir ama... Bu kadarı çok fazla!*****Süpere bak!Amerika, Türk halkı katında elli yılda kazandığı güven ve itibarı iki yılda yedi bitirdi adeta...Irak’ta görevli Amerikalı general Dana Pittard’ın Washington Post gazetesine yaptığı şu açıklamaya bakın: “Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi ya PKK’yı etkisiz hale getirmeye yardımcı olmalı ya da sonuçlarına katlanmalıdır.” Bu sözlerden ne çıkarırsınız?“Kuzey Irak’ta barınıp Türkiye’de eylem yaptıktan sonra tekrar oraya dönen PKK’lı teröristlerinden Kürt yönetimi sorumludur. Bu faaliyeti önlemek onların görevidir. Yapmadıkları takdirde, bu işi Türkiye’nin sıcak takiple yapma hakkı doğar ve Kürt yönetimi de o zaman buna katlanmak zorunda kalır.” Böyle anlamak gerekiyor ama gazetenin başka kaynaklardan aldığı bilgiler, Washington’un bu konuda Kuzey Irak Kürt yönetimine mecburiyet yüklemekten uzak durduğunu gösteriyor.Belli ki sabrının sınırındaki Türkiye’yi frenlemek için generallere bile rol veren bir “Yalan Rüzgârı” senaryosu oynanıyor.Koskoca Sovyetler Birliği’ni diz çöktürtüp dağıtan “Süper Amerika”nın düştüğü duruma bakın!
Liderler bölücü terör ve sınır ötesi askeri harekât dışında bir şey konuşmuyor.Sanki 22 Temmuz’da yeni parlamentonun üyelerini değil de gönüllüler arasından komando askerler seçeceğiz.Şunu tahmin edebiliriz: Siyasi muhalefet liderleri seçime kadar Kuzey Irak’a harekât yapılmazsa AKP’ye “Niçin girmedin?” diye yüklenecekler. İktidarın gözünü karartmasına sebep olacak mecburiyetler doğarsa bu defa da “Niçin girdin?” diye hesap soracaklar.Terörle savaş politikalarının sorgulanıp oluşturulacağı en elverişsiz zemin herhalde genel seçim zamanlarıdır. Seçimin kaderini terörle mücadelede elde edilen başarılara veya uğranılan başarısızlıklara bağlamak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Çünkü o zaman ipler düşmanın eline geçer. Hem de terör gibi bir silâhı kullanabilen aşağılık bir düşmanın...Amerikan şantajıBaşbakan’ın konuşmalarından belli ki en azından seçime kadar sınır ötesi bir harekât yapılması düşünülmüyor. Çünkü askerimizin her an Amerikan askeri ile karşı karşıya gelmesi riski altında ve oraya sığınmış katil sürüsünün anında Irak’ın derinliklerinde kendilerini kaybettireceği şartlarda kazanacağımız bir şey olmaz.Ama Türkiye’nin caydırıcılığını ve korkutuculuğunu fena halde harcarız.Şu anda en gerekli şey hükümetle askerin ahenk içinde çalışmasıdır. Bu uyum görüldüğü andan itibaren muhalefetin bu meseleyi seçim meydanlarına taşımasına gerek kalmayacaktır.Başbakan TV mülâkatında “Bazıları ordumuzla aramıza nifak sokmak gayreti içinde” dedi, “Genelkurmayımızla iyi bir diyalog içindeyiz” dedi.Düne kadar öyle olmadı, dileriz bundan sonra dediği gibi olur.Çünkü her şey şunu gösteriyor: Uzun bir dönem terör en önemli sorunumuz olmaya devam edecek. Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devleti kurmaya çok önceden karar vermiş olan güçler, Türkiye’nin itirazını terör tehdidi ile ve PKK’yı maşa olarak kullanarak bastırmaya çalışacaktır.Büyük günah kimde?Başbakan önceki akşam bir yandan “Muhalefet terörü siyasete alet etmesin” derken öbür yandan aynı yanlışı kendisi yapıyordu:“Tezkereye hayır diyen muhalefet şimdi sınırötesi operasyon yapılmalı diyor!” Hiç haklı bir eleştiri değil bu. Çünkü 1 Mart tezkeresinin yeterli oyu almaması nedeniyle Türkiye’yi, yeni Ortadoğu haritasının çizileceği masadan attıran günahta hemen bütün aktörlerin rolü vardır.CHP muhalefetliğini yapıp “Hayır” demiştir, asker de “Mutlaka bu işin içinde olalım” diye ağırlığını koymakta tereddütlü davranmıştır ama tezkereye asıl darbeyi AKP’nin ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu’dan gelen milletvekilleri vurmuştur.Üçte iki çoğunluğa sahip bir iktidar, mecliste işlenmiş bir günahın vebalini muhalefete yıkamaz.AKP’nin Kuzey Irak ve bölücü terörle mücadele politikaları, hesabı zor verilecek yanlışlarla dolu bir başarısızlıktır.Başbakan muhalefetten anlayış isteyebilir ama alacaklı gibi istemesin. Çünkü alacağı yok!
Ordu ile hükümet tek yumruk olmak durumundayız. Bu ülkeyi savunacak başka ordu yok.Bu sözler, Amerika’da temaslar yapan AKP heyetinin başkanı durumundaki İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’a ait.İsabeti şüphe götürmez. Ama bu gerçeklerin asıl Türkiye’de ifade edilmesi ve ilişkilerin de aynı anlayışla yürütülmesi gerekmez mi?Seçimler yaklaşırken Türkiye, psikolojik savaş hedefi haline getirilmiş bulunuyor.Enformasyon kirlenmesi yoluyla halkın kafası karıştırılarak seçimlerin yönlendirilmesine çalışılıyor.Dün BBC’nin Türkçe internet servisi muhafazakâr Hudson Enstitüsü’nde gerçekleştirilen bir senaryoyu haber olarak yayınladı. Senaryo için “korkunç” demek basma kalıp olur, “iğrenç” nitelemesi daha fazla yakışıyor.Bu senaryoya göre yakında büyük bir suikast olacak, onu PKK’nın İstanbul’da 50 sivilin ölümüne sebep olan bombalı saldırısı izleyecek ve Türkiye de 50 bin askerle Kuzey Irak’a girecektir.Toplantıda Amerika’nın böyle bir durumda nasıl tepki vereceği sorusu tartışılmış. Sözde biri -hem de bir Türk- ABD’nin Kuzey Irak’taki PKK liderlerini yakalayıp Türkiye’ye teslim etmesine, seçim arifesinde siyasi sakınca doğurabileceğini öne sürerek karşı çıkmış.Türkiye’nin kurumlarını birbirine düşürmeye, halkı yöneticilerinden şüpheye sürüklemeye yönelik nifak tohumları elli yıllık dostumuzdan gelebiliyor.“Amerika PKK şeflerini verecekti ama AKP muhalifi çevreler mani oldu” dedirtmek istedikleri belli. Ama kandıramazlar.Washington emin olmalıdır ki kimse “Durup durup tam seçime bir ay kala bu iyiliği AKP’ye seçim kazandırmak için yaptılar” demez.İnanmıyorlarsa dediklerini yapıp katilleri versinler.Amerika Amerikalığını yapsa da Türk Türklüğünü yine yapar.Niyeti yargılamaz, ancak müteşekkir oluruz!Negatif istikrar22 Temmuz’da iki sandık ihtimali var mı?Sezer, cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini halkoyuna sunulmak üzere Başbakanlığa gönderdi ama bu “iki sandık”ı garanti etmiyor.Çünkü Sezer de CHP gibi bir iptal davası açacak Anayasa Mahkemesi’ne.Ayrıca referandum süresini 120 günden 45 güne indiren yasa değişikliği de önünde. İnceliyor.. Onunla ilgili kararını da 18 Haziran’da verecek.Eğer Sezer bu yasayı veto edip meclise geri göndermezse sürpriz yapmış olur. Kimse ondan böyle bir şey beklemiyor.Küskünler korkusu nedeniyle AKP’nin meclisi toplayıp yasayı ikinci kez geçirmesini de kimse beklemiyor.Bu durumda ne olacak?Genel seçim yapılacak ve yeni meclisin ilk işi yeni Cumhurbaşkanı’nı seçmek olacak. “Referandumun yapılması için Eylül’ü bekleyelim” diyenlerle “beklenemez” diyenler kavgaya tutuşacak.Siyasetin kavgaya endeksli istikrarı devam edecek!