Demokrasiye yaklaşacak yerde her seçim sanki bizi ondan biraz daha uzaklaştırıyor.Seçimler parti liderlerine iki imkân sunuyor:1. Seçmen avlamak için çekici isimlerle yeni vitrin düzenlemek;2. Bu bahaneyi, parti içindeki muhalif unsurları temizlemek amacıyla kullanmak...AKP milletvekilleri yaş günü hediyesi olarak Başbakana “ebedi sadakat”larını sunmuşlardı. Aday listeleri, bu ayıplı armağanı liderin kanırta kanırta kullandığını göstermiştir.İnsan şunu da düşünüyor tabii:Tayyip Erdoğan, sol ağırlıklı transferler yaparak, Milli Görüş’ü tek sakallı bırakmamacasına kazıyarak, 62 başı açık kadını aday göstererek, askerlerle sürtüşen ve onların tepkisini çeken arkadaşlarını listelere koymayarak kötü bir şey mi yapmıştır?Hepsi aynı parti gibi...Adayları örgüt seçse, bu kutuplaşma ortamında AKP merkeze mi yanaşır, yoksa daha uca mı savrulurdu?Yakın zamana kadar Cumhuriyetin kayda değer tek savunucusu asker sanılırdı. Milyonluk mitingler, rejimin sivil garantisinin beklenenden daha güçlü olduğunu öğretti.Halkın siyasetçilerin tümüne mesajı şuydu:“Uçlarda gezinmeyin. Çatışmacı olmayın. Merkeze yaklaşın. Çünkü ben öyleyim...” Tek seçici olan liderler tabandan gelen bu isteği önemsemişlerdir.Seçim beyannameleri henüz açıklanmadı, ayrışmayı belki orada biraz göreceğiz ama adaylar bakımından neredeyse tüm partiler, sanki aynı büyük partinin hizipleri görüntüsüne girmişlerdir.Mesela İlhan Kesici’nin AKP’den aday olması CHP adayı olması kadar bile şaşırtıcı olmazdı. Emekli büyükelçi Gündüz Aktan da pek alâ CHP adayı olabilirdi ama MHP’nin adayı oldu. Aynı şekilde Ertuğrul Günay...O bile AKP’ye girdikten sonra ideolojik sınırlar kaybolmuş demektir.Vitrin atraksiyonları...Gelecek ne vaad ediyor?.Değişik partileri merkeze taşımakta rol almış görünen kişiler nasıl davranacaklar?Farklı dünyalardan gelmiş bu insanlar, gerektiği noktada liderlerine “yanlış yoldasın” diye karşı koyabilecekler mi, yoksa partiler boyacı küpüne benzer, aynı boyaya batıp çıkarak susacaklar mı?İnsan her yeni başlangıcın yeni bir ümit kapısı açmasını istiyor. Ama tecrübeler şunu öğretti:Demokrasinin evrensel kuralları dışında dayatılan modeller lider egoizminin yalan tuzakları oluyor.Bu son olsun; bundan sonra milletvekili adaylarını partilerin üyeleri seçmelidir.Çünkü şimdiki düzen, basiretsiz liderlere günahsız kurbanların sırtından egemenlik sağlıyor.Meselâ Erdoğan, 1 Mart tezkeresine red oyu veren milletvekillerini çizerek cezalandırmış.Madem ki tezkerenin mutlaka geçmesi gerekiyordu, niçin grup kararı aldırmadı?Çizgiyi kendisi yemesi gerekirken vitrin oyunu yaparak halkı kandıran liderlerle daha kaç seçime mahkûmuz acaba?
Haksızlığa duyulan isyanın ne kadar yakıcı bir duygu olduğunu şehit ailelerinden iyi kimse bilemez.Yirmi yaşındaki fidanların kalleş tuzaklarına düşürülüp şehit edilmesi, zaten kendi başına dayanılmaz bir adaletsizliktir.Tunceli’deki Kocatepe Karakolu’na yönelik PKK baskınında şehit olan İzmirli Erdem Erkaçtı, Amasyalı Eraslan Güngör, Şırnaklı Burhan Yalçın, Kayserili Eyüp Yabangülü, Balıkesirli Mustafa Aslan, Gaziantepli Emrah Kayadelen ve Erzurumlu İlhan Sağlam’dan her biri kendi kısa hayat hikâyelerinin kahramanları idi.Bu genç ve temiz insanların sadece kendi umutları değil, onlara bağlanmış umutlar da toprağın altında kaldı şimdi.Amasyalı Eraslan’ın şehit haberi son mektubundan önce geldi yedi aylık eşine. İkizini, beraber gittikleri asker ocağında yalnız bırakan Erdem, Belediyespor’un iyi futbolcusu; evi bayraklarla donatılmış halde dönüşünü bekliyor. Cenazesine katılsın diye asker ikizine izin vermişler!Sabırlar tükendiYa Erzurumlu İlhan?.. Ablasının dediğine göre kalabalık ailesine “Dönünce iş kuracağım ve sizleri kimseye muhtaç etmeyeceğim” sözü vermişti. Gözü arkada kalmayacak mı?Bütün dünya onuruna düşkün bildiği Türk milletinin, dış güçler tarafından kanlı bir maşa olarak kullanılan bölücü katillere karşı ne zaman patlayacağını merak ve endişe içinde bekliyor.Financial Times dün Amerika’nın PKK’yı radikal İslâmcı teröre karşı bir koz olarak kolladığını yazdı. İhanetleri bakalım daha hangi kılıklara bürünmüş olarak göreceğiz?New York Post gazetesi, Türkiye’nin Kuzey Irak’a karşı haklı müdahalesini durdurmak için Washington’un son çare olarak PKK’ya operasyon yapmasını önerdi.BBC de Tunceli’deki saldırının askeri operasyona desteği artırmasının kaçınılmaz olacağını bildirdi.PKK’nın tuzağıDün dediğimiz gibi ülkemize kurulmuş olan tuzağı bizim bozmamız gerekiyor.Bölücü örgütün büyük hedefi, devlet güçleriyle sürdürdüğü savaşı, halk arasındaki güvensizliği ve düşmanlığı körükleyerek Türk-Kürt çatışmasına dönüştürmektir.Adapazarı’nda önceki gün iki Diyarbakırlı genç, üzerlerinde Ahmet Kaya’nın resimleri basılı tişörtler bulunduğu için kalabalık bir grubun saldırısına uğradı.Halk da güvenlik güçleri de böyle linç tahriklerine karşı uyanık olmak zorunda. PKK yirmi yıldır bu cehennem senaryosuna oynuyor. Gelmedik bu oyuna ve sonsuza kadar da gelmemeliyiz!Reform zamanıdırProfesyonel orduya dönüşüm reformunu Türkiye Güneydoğu’dan başlatmalıdır. O bölgeye mesleği askeri uzmanlık olmayan hiçbir görevli gönderilmemelidir.Kimse “Ekonomik maliyeti ağır olur” demesin. Türkiye’nin PKK terörü yüzünden uğradığı maddi ve manevi kayıpların boyu çok daha ağırdır.Son bir nokta... Kahpe kurşunun hep aynı adresi vurması...Profesyonel örgütlenme gerçekleşene kadar vatan savunmasının gerektirdiği fedakârlıklar yoksul-zengin, torpilli-gariban ayrımı olmadan adaletle paylaşılmalıdır. Bu eşitliğin sağlanması, profesyonel orduya geçişi de hızlandırabilir.Kraliyet ailesi genç prenslerini İngiliz askerlerinin savaştığı yerlere Hollywood filmlerine konu yaratmak için göndermiyor.O soylu jest, sadece milletin adalet duygusunu değil, dayanışmayı ve fedakârlığı da besliyor.
Keşke gücüm olsaydı da PKK’nın yeniden karakol basacak cüreti kazanmasına zemin hazırlayan sorumluluğa ortak olan kim varsa, onları milletvekili aday listelerinden tek tek kazıyarak çıkarsaydım!Ellerine bebek kanı bile bulaşmış katiller Apo’nun yakalandığı günden beri vur-kaç eylemleri yaparak, günahsız sivillere bomba atarak varlıklarını duyurmaya çalışıyorlardı.Yıllar sonra ilk kez dün güpegündüz Tunceli’nin Pülümür İlçesi’nde Kocatepe Köyü Jandarma Karakolu’na kudurmuş çakallar gibi saldırdılar.Karakola minibüsle gelen terörist önce el bombası attı, sonra uzun namlulu silâha sarıldı. Planlanmış bir saldırı idi. Teröristin karşı ateşle ölmesi ile birlikte çevreye mevzilenmiş örgüt elemanları saldırıya katıldılar.Ve bu cehennemde sekiz Mehmedimiz şehit oldu.Hiçbir teselli sözünün yararı yoktur. Onları şahsen tanımayan bizlerin bile yürekleri yanarken anneleri, babaları, kardeşleri için kim, ne yapabilir?Şehitlere rahmet, yakınlarına sabır dilemekten, melunlara lânet okumaktan başka yapabileceğimiz şeyler yok mu Allah aşkına?Doğu’da iki yüz bini aşkın genç, vatan görevi yapıyor. Yüz binlerce aile her gün her an diken üstünde. Günün 24 saati dua ediyorlar ve korkuyorlar.Yaşamak mı bu?Koskoca Türkiye’yi 5 bin katilin merhametine mahkûm eden sebepler her neyse, hepsine lânet olsun!Katil sürülerine cüret kazandıran sebeplerin başında devletin dağınıklığı geliyor. Oysa övündüğümüz 600 yıllık devlet geleneği yaşıyor olsa Türkiye caydırıcı olurdu.Düşmanlarımız şimdi, tehditlerini uygulayamaz bir devlet olduğumuzu ispat etmeye çalışıyorlar. Bizi Amerika ile karşı karşıya geleceğimiz bir yabancı toprakta, başarısız olmaya mahkûm bir hayalet avına çekmek için tahrik üstüne tahrik tezgâhlıyorlar.Önce doğru savunma..Dünkü Tunceli saldırısının amacı da budur. “Kuzey Irak’a gireriz” tehdidi yapan Türk liderleri rezil olsun, askeri göndermeye mecbur olsun, burada batağa saplansın, ekonomi batsın, Türkiye’nin bilinmeyen gücü deşifre edilerek korkutucu niteliği kaybolsun...MGK acele toplanıp Türkiye’nin onurunu korumalıdır. Üç bin eşkıya için komşu devlet toprağında taarruz savaşı yapılmaz. Önce doğru savunma savaşı yapalım!Yine söylüyorum; profesyonel birlikler kurup donatacağız, sınırdan sızan hainlere o dağları dar edeceğiz, kendini savunma zaafiyeti olmayan güçlü bir devlet olarak diplomasimiz ile iki yüzlülük yapan ülkeleri teşhir edeceğiz.Ama bunlar için önce işleyen bir devlet ve basiretli önderler gerek.Şehit cenazelerinin yarattığı olağanüstü şartlarda başbakanı cumhurbaşkanı ile haftalık olağan görüşmesini bile yapmayan bir iktidarla tabii ki başaramayız bunu.Seçimden ve yeni meclisten ümitlenmek isteriz ama o adayları da aynı liderler belirlemedi mi?
Yabancılar ve Türkiye’nin gerçeklerine yabancı kalanlar şunda yanılıyorlar.Türkiye İslâmı demokrasi ile uzlaştırmayı başarmış örnek bir ülke. Doğru ama hem İslâmı, hem demokrasiyi laiklik ile sigortaladığımız için bunu başardığımızı unutmamak lâzım.Bunu unutuyorlar. Unutmak bir yana laiklikten verilen her tavizin demokrasi için kazanım olduğunu sanmanın cehaletine düşüyorlar.Siyasal İslâm’ın devleti yönetmek ve toplumsal yaşamı dinsel kurallara göre düzenlemek gibi iki hedefi vardır. Laik rejimin boşalttığı her alanı bu amaçlara kendilerini adamış örgütler, cemaatler dolduruyor.Hayati gerçeği iş işten geçmeden kavramamız lâzım:Müslüman bir ülkede laiklik demokrasinin garantisidir. Yani laiklik demokrasiyi güven içinde yaşatır. Ama demokrasi tek başına laikliğin güvenliğini garanti etmiyor.Niçin korkutuyor?Korkulan şudur: AKP önümüzdeki seçimi de kazanırsa iktidarla devlet kurumları arasındaki çatışma daha da tırmanabilir.Le Monde gazetesi dün “AKP seçimden çok güçlü çıktığı takdirde kriz sürecektir” diye yazdı.ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Abramowitz de Newsweek dergisinde aynı görüşü tekrarladı:“AKP seçimlerde yine tek başına iktidar elde ederse Türkiye’nin sorunları katlanabilir!” Abramowitz şöyle bir tahmin de yapıyor: “Eğer laikler askerler ile AKP arasında bir seçim yapmaya zorlanırlarsa çoğunun askerleri seçeceğini sanıyorum.” Bu görüşler abartılı olabilir. Ama en azından anketlerin tekrarladığı bir tespit var ki o da AKP’nin ikinci kez iktidara geliyor olduğudur.Selçuk Üniversitesi’nin son anketi AKP’yi yüzde 36.8, CHP’yi yüzde 21, DP ile MHP’yi yüzde 10 barajı sınırında gösteriyor.Merkez sağdaki birleşme gerçekleşmez, MHP de görünmez zincirlerinden kurtulmazsa karanlık senaryoların şartları oluşacaktır.Seçim barajını makul bir sınıra indirmediğimiz için ağır bir fatura önümüze konabilir.Tarihsel sorumlulukTürkiye bir dönüm noktasında. Birleşmesi gerekirken seçime ayrı ayrı girerek milyonlarca oyu çöpe gönderen ve laik demokratik cumhuriyetin kendini savunma gücüne zarar veren partiler ve önderleri bırakın tarihi çocuklarına nasıl hesap verirler bilemeyiz.Ama daha büyük sorumluluğun AKP’ye düştüğünü, kendi önderlerinin unutmaması gerekiyor.Başbakan Erdoğan, seçim anketlerinin müjdelediği zaferin erken sarhoşluğundan kurtulmalı ve devlet kurumları ile olan çatışmaya son vermelidir.Küçükken birbirlerine “hayırlı başarılar” dileyen insanları garipserdim.Şimdi onları anlıyorum.AKP de başarının hayırlısını aramalı, onu hak etmenin sorumluluğunu ve cesaretini göstermelidir.Devletle kavgaya devam ederken parti vitrinini düzgün insanlarla süslemenin hiçbir değeri yoktur!
Demokrasimizin elektrosu iyi işaretler vermiyor. Temsil adaleti ikinci kez katledilmemeli!Aksi halde seçim, yeni bir krizin sebebi olur.Dünyanın uzak ülkelerinden bakan siyaset bilimciler bile 2002 seçiminden sonra oluşan meclis tablosunun asla tekrarlanmaması gerektiğini görüyor ve söylüyorlar.Demokrasinin ve toplumsal barışın kazanması AKP’nin meclisteki mutlak çoğunluğu kaybetmesine bağlıdır.Çünkü AKP gücü doğru kullanamıyor, aşırı güç onu geçimsiz, kibirli ve saldırgan yapıyor.Çankaya’nın da AKP kontrolüne geçmesiyle doğacağından korkulan sorunlar halkın siyasete doğrudan el koymasına sebep olmuştur.Görülmedik büyüklükte kalabalıklar siyasetçilere, suni ayrılıkları aşarak birleşme talimatı vermiştir.Çünkü birleşik bir azınlığın dağınık çoğunluk üstünde tahakküm oluşturmasına demokrasi yoluyla engel olmanın tek çaresi budur.Birleşme hamlelerinin yarattığı umutlar dün sağ kanatta sönme tehlikesi ile karşı karşıya geldi.DYP ile ANAP’ın birleşmesi sürecinde tıkanma yaşandı. İki partinin liderleri Ağar ve Mumcu, sanki bu iş bitmiş gibi havalar estirdiler.Eğer taktik değilse bu tutumlar, yalnız partilerine değil rejime de zarar veren bir başarısızlığın ortağı olacaklardır.Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi duran MHP’nin iddiasız görüntüsü ve Demokrat Parti girişiminin başarısızlığı yine AKP ve CHP yararına işleyen “baraj faciaları”nın tekrarlanacağı tehlikesini hatıra getiriyor.Ağar ve Mumcu, demokrasiyi meydanlarda yüksek sesle yaşayan yığınlara ve gidemedikleri mitinglere kalpleriyle katılan sessiz milyonlara karşı vebal altındadırlar.Post kavgalarının tahrik ettiği inatlara feda etmesinler rejimin geleceğini, milletin umutlarını.Birleşmeye mecburdurlar!***Gül ve yenilerİngiliz The Times gazetesi soruyor: “Şeriat devleti ister misiniz?” Dışişleri Bakanımız cevaplıyor: “Hayır, burada ona talep yok. Kalpten söylüyorum.” Sorunun cevabı değildir söyledikleri. Muhabir “Şeriat devleti isteyenler var mı burada?” diye sormuyor, onun kişisel tercihini soruyor.“Şeriat devleti ister misiniz?” sorusunun cevabı ya “isterim” ya “istemem” olmalı.Konumuna yakışan, ettiği yemine sadakatini onaylayan cevabı vermemiştir.Sanki “talep olsa...” durum değişecek!..Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığına yönelen itirazlara şaşacak yerde Atatürk’ün koltuğuna aday olmanın gereklerine dikkat etmeli.Gül’ün cevabını düşünürken AKP’ye alınan solcu, liberal adayların partiye bu bakımdan ne kadar yarar sağlayacaklarını tahmin etmeye çalıştım dün.Acaba Başbakan’ın ordu ve yargı ile çatışması için, lisedeki mescit için bir şey söyleyen çıkmış mı aralarından diye gazeteleri taradım. Hayır çıkmamış.Demek ki adaylar tam isabetle seçilmiş!
Türkiye’de bazen beklenmedik hoşluklar yaşanabiliyor. Dün siyasette bir fazilet gösterisi izledik.Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener seçimde aday olmayacağını, partisinde kalıp MKYK üyesi kimliğini koruyarak siyasete devam edeceğini açıkladı.On altı yıldır parlamenter olan 53 yaşındaki Mülkiye kökenli Şener’in açıklaması CHP lideri Deniz Baykal’ı bile çok etkilemiş.“Solcuyum diyen arkadaşların milletvekilliği için AKP kapısında birbirlerini ezdikleri ortamda bu tavır hem seçkin bir feragat örneğidir, hem sivil bir muhtıradır. Demokratik değeri, Genelkurmay’ın 28 Nisan açıklamasından daha üstündür” dedi.Çatışmaya tavırŞener, sorumluluklarını kirlenmeden taşıyabilmiş, devlet adamlığını kendine yakıştırabilmiş biri olarak tanındı hep.Partinin vicdanı rolü onu yolsuzluk kokan olaylara müdahale etmekte tavizsiz davranmaya mecbur ettiği için yalnızlaştığı zamanlar çok olmuştur. Ama dürüstlüğüne olan inanç, parti tabanında kendisini Cumhurbaşkanı adayları arasında sayılacak kadar önemli figür yapmıştır.Şener’in çıkışı neden bir sivil muhtıradır?Farklılıklarımızı uzlaşma içinde yumuşatıp bir arada yaşamanın formülünü Abdüllatif Şener bir demecinde “Eleştirilenler de kendilerine bir baksın” sözleriyle ortaya koymuştu.Şener, Başbakan’ın ülkeyi kutuplaştırmakta her gün tırmanan siyasetine katılmadığını uzun zamandır belli ediyordu.Farklı bir üslupBaykal, “Sayın Şener Başbakan’ın oynadığı gerginlik oyununun piyonu olmayı ve sorumluluğuna katılmayı kabul etmediğini göstermiştir” dedi.Şimdiye kadar biz böyle isyanları hep ağır suçlamalar, küfürler, meydan okumalar ve bırakıp gitmeler eşliğinde izlemeye alışık olduğumuz için Abdüllatif Şener hepimizi şaşırtmıştır.Partisini iç kavgaya götürmeden, bir şey alıp susmak yerine elindekinden bile vazgeçerek bir siyasi ahlâk dersi vermiştir.Mülkiyeli olarak devlete saygı kültürü ile yetiştiği için devletle çatışan zihniyetle yola devam etmekten vazgeçmiştir.Bizce Tayyip Erdoğan’a rakip değil alternatif olmuştur!Siyaset dinle oynarsa...İktidar içindeki din bezirgânları, laikliğe karşı işlenmiş suçlardan bile kazanç üretmeye çalışıyorlar.İstanbul’daki bir lisede ortaya çıkan mescit uygulaması bir “suçüstü” hali olmaktan çıkıp neredeyse “her liseye bir mescit” kampanyasına dönüşecek.Bazı TV programlarında bunun işareti verilmeye başladı bile.Ciddi bir hükümet, gerçekten “Milli” sıfatına lâyık bir bakanlık İstanbul Milli Eğitim Müdürü’nü görevden alırdı. AKP bunu yapmayarak öteki illerin müdürlerine de dolaylı teşvik uygulayacaktır.Oysa bilmiyorlar mı; okullar dini yerler değildir, kamu alanıdır. İmam hatip okulunda bile namaz ders olarak öğretilir, ibadet niyetine uygulanmaz.İbadet özel alanın değeridir ve siyaset için, gösteri için değil de Allah için yapıldığı zaman daha değerli olur.Hepsini biliyorlar ama oy sandığını kıble gibi görenleri ikna edemiyorsunuz işte!
Başbakan, ordu, yargı Cumhurbaşkanı ve üniversite ile sürekli kavga halinde.Bağımsız kimliğini korumaya çalışan her şeye ve herkese hücum ediyor.Bunu bazen Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın dediği gibi “husumet duyguları ile, tehdit ve hakaret içeren sözlerle ve muhatabını hedef göstererek” yapabiliyor.Başbakan bu tutumunun, Cumhurbaşkanı da AKP’li olursa devletin altını üstüne getirecekleri konusunda zaten var olan endişeleri derinleştireceğini anlamıyor mu?Kurumlar arası ahenk kaybolduğu için devletin zarar gördüğünü fark etmiyor mu?12 Nisan’da Genelkurmay Başkanı Büyükanıt şunu demişti: “Kuzey Irak’a operasyon yapılmalı, fayda sağlar. Bir hudut ötesi operasyon için siyasi kararın çıkması lâzım...” Çok kimse şöyle düşündü: “Bu açıklamayı Orgeneral Büyükanıt, hükümetten habersiz yapmış olamaz. Plan herhalde hükümetin askeri tutmakta zorlanmaya başladığı izlenimini vermek ve Türkiye’yi PKK konusunda rahatlatacak tedbirler almaya Washington’u razı etmek üstüne kurulu...” Yazık ki bu tahmin tutmadı. Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı’ndan kırk gün sonra “Asker isterse adım atarız” diye açıklama yaptı.Sanki satranç izliyoruz.Dün gazeteciler Orgeneral Büyükanıt’a Başbakan’ın “Askerden talep gelirse gerekeni yaparız” sözüne ne diyeceğini sordular. O da “12 Nisan’da sözlü söyledik. Hükümete yazılı talep veremem” dedi.Bu karışıklık Türkiye’nin düşmanlarına sadece umut ve cüret verir. Demirel benzer durumlarda “Böyle önemli konular ayaküstü münakaşa edilmez” derdi.Doğru, sorunun tartışma zemini MGK’dır. Birbiri ile çatışma halindeki tarafların medya üzerinden atışmaları ülkeye zarar veriyor. Yaklaşan seçimlerle ilgili oy hesapları da işe karıştırılacak olursa felâketler bile doğabilir.Devleti bu dağınıklık görüntüsünden kurtarmak Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın ortak sorumluluğudur!*****Laikliğin eksik tarifi...İstanbul Bağcılar Lisesi’nin bodrum katında bir mescit...Yıllardır nasıl durmuş?. Okul idarecilerinin, öğretmenlerin bilmemesi mümkün değil ama korkmuşlardır.AKP iktidarının bu konulardaki “tavşana kaç, tazıya tut” politikası cumhuriyete bağlı öğretmenleri sindiriyor, beyin yıkama misyonu üstlenmiş tipleri cüretlendiriyor.Laikliği sadece “din ve vicdan özgürlüğü” diye tarif ederseniz işte böyle oluyor. “Ilımlı İslâm” nasıl olmuyorsa “yarım yamalak laiklik” de olmuyor.Türkiye’yi, sahte laik bir devletin İslâmî versiyonu haline getirilmekten kim koruyacak? Herhalde milyonluk mitinglerdeki insanlar. Hem dinin yüceliğine, hem laikliğin önemine inanan yığınlar.Bakalım bayraklarını sandıktan da çıkarabilecekler mi?
Her türlü güce meydan okuyan bir siyasi tavır yoksulu ve ezilmişi bol toplumlarda prim yapar.Zaten Tayyip Erdoğan’a popüler lider kimliği kazandıran sebep de mağdur rolü ve Kasımpaşalı tavrı değil miydi?Ama kullandığı vitaminde doz aşımı yanlışına düşmüş bulunuyor Başbakanımız!Bir yanlışı da Türk halkının devletle sürekli kavga halinde bulunan siyasetçilere güvenmediği gerçeğini gözardı etmesidir.Sanki öteki partilerle değil, devletin en önemli kurumlarından oluşan bir koalisyonla yarışıyor ve seçimde AKP ile devlet karşı karşıya gelecek.Çok ileri gitti...Bu çoğunluğa sahipken cumhurbaşkanı seçememek bir parti lideri için kolay hazmedilecek başarısızlık değildir. Doğru ama mağduriyetten menfaat üretmek konusundaki uzmanlığı ile Erdoğan, seçimde çok verimli bir istismar kozu zaten elde etmişti.“Cumhurbaşkanını mecliste seçecektik, seçtirmediler. Öyleyse halka gidelim dedik, onun da önünü kapatıyorlar. Biz daha ne yapalım?” Seçim meydanlarında ölçülü bir siyaset adamına davayı kazandıracak yeterlikte bir feryat üretebilirdi bu sözler.Ama Başbakan kalite üzerinde değil de fırsatlar üstünde yükselen liderliğinin ölçüsüzlüğü ile kendini ve partisini mağdur, Anayasa Mahkemesi’ni rakip göstermekte çok ileri gitti.Yüksek mahkemenin meclisin cumhurbaşkanı seçmekle ilgili toplantı yeter sayısı üstüne verdiği kararı teknik olarak eleştirebilirdi. Fakat orada duramadı “Tarih bu kararı alanları yargılayacaktır” dedi.“Ben tarafsız yargı istiyorum” dedi.“Bu 367 bitmedi, çok konuşulacak” dedi.“Bu yargı için talihsizliktir, yüzkarasıdır” dedi.Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu dün Başbakan’a bütün siyasetçilerin de ibret alması gereken bir cevap verdi.Ona haddini aştığı uyarısında bulundu.“Kuvvetler ayrımı” ilkesinin devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediğini hatırlatarak ciddi bir tespit yaptı:Ağır suçlama...“Başbakan’ın, hukukun üstünlüğü ve yargı kararlarının tartışmasız bağlayıcılığı ilkelerini dışlayan, üstlendiği görev ve devlet adamı sorumluluğu ve ciddiyeti ile bağdaşmayan tehdit, hakaret ve husumet içeren söylemleri mahkememizi doğrudan hedef göstermektedir!” Hedef gösterilmesinin ardından Danıştay’ın uğradığı saldırı, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tuğcu’nun yaptığı tespiti, suçlama ve suç duyurusu niteliğine sokuyor.Ülkeye istikrar getirmekle övünen Tayyip Erdoğan, seçime giderken halkına hukuk devleti vaat eden bir lider olma özelliğini kaybettiğini, asıl yüz karası örneğini, yargıya yönelik tutumu ile kendisinin yarattığını neden göremiyor?Verdiği türban kararı nedeniyle bir vakit AİHM’ye “Ulemaya sorun” diye yol göstermeye kalkışmıştı.Acaba ona söz dinletecek bir ulema yok mu kıyıda köşede?!