Kızmak için çok sebep var ama tepkilerimizi yine de kırıp dökmeden belli eden çağdaş bir toplum olamayacak mıyız?Hafta sonunu Fenerbahçe-Galasataray maçında yaşanan yüz kızartıcı olayların üzüntüsü ile geçirdik.Özelde profesyonel futbolun, genelde asayişin adalet ve disiplin içinde yönetilememesinden kaynaklanan kötülüklerin bir gün böyle bir patlama getireceği belli idi.Uzun bir sezonun sonunda şampiyonluk yarışından arındığı için geleneksel rekabetle tatlandırılmış festival havasında geçmesi gereken bir maç, eski Roma’nın arenalarında görülenden beter bir vahşete dönüştü.Beter diyorum çünkü arenalarda dövüşenler ortada, seyredenler tribünlerdedir. Bu maçta tersi oldu, sporcular tribünlerin ayrımsız husumeti karşısında acınacak durumlara düştüler.Bir gün sonra Yozgat-Sorgun’da kadın ticareti yaptığı öne sürülen bir adamın sebep olduğu tahrik iki bin kişiyi, aynı beynin yönettiği bir canavara dönüştürdü.Taş ve sopalarla saldıran kalabalık, fuhuş yapıldığı iddia edilen beş evi ateşe verdi.Can kaybı olmaması şanstır ama toplumsal öfkenin bu kadar kontrolsüz bırakılması ve beş evi yakana dek müdahale görmemesi düşündürücüdür.Evet, toplumsal öfke çağımızın hastalığı ve gelişmiş toplumlarda da görülebiliyor. Ama bu tespit, şiddetin meşru bir alet olarak kabul görebileceği anlamına asla gelemez.Hayatın yüksek sesle yaşandığı bir çağdayız. Türkiye’de bağırmak için çok sebep var. Ekonomik adaletsizlik var. Siyasal, hatta kültürel dışlanmalar birçoğumuzu zıvanadan çıkarıyor.Ama demokrasi bu haksızlıklara tepki göstermek için vardır. Devlet ve yasalar da bu tepkileri kimse zarar görmeden ortaya koymak için...Eleştiri ile şiddet arasında onlarca çıkış yolu varken niçin yakıp yıkmak?Otorite çalışmazsa toplum şiddet döngüsüne giriyor, o arada bölünmeler artıyor, ardından çare diye otoriter bir düzen davetiye almış gibi gelip başımıza oturuyor.Bunda elbet şiddete eğilimli vatandaşların günahları vardır. Ama asıl suçlular, eleştiri ve itirazın yasal sınırlarından taşıp şiddet alanına girmesine göz yuman eyyamcı, korkak ve basiretsiz yöneticilerdir.İktidarlar çoğu zaman “bizdendir” diye bu tür yöneticilere ilişmiyor.Peki ama otorite boşluğunun suça cüretlendirdiği vatandaşlarla onların zarar verdiği insanlar... Onlar kimden?Bu slogan iyi değilAKP’nin kullanacağı seçim sloganlarından biri pek hoşuma gitmedi.Şöyle diyor: “Şimdi demokrasi zamanı.” Peki sonra ne olacak?Meydanlar cin gibi. Hiçbir açığı affetmiyor. Başbakan Erdoğan daha ilk mitinginde sloganlarının zenginleştirilmiş biçimini dev bir pankart halinde karşısında görebilir:“Şimdi demokrasi zamanı; sonrası Allah kerim!” Tayyip Erdoğan Cumhuriyet mitinglerinde dikkat çeken şu pankartı unutmasın ve halkın yaratıcı zekâsını hafife almasın:“Demokrasi araç dedin; nerede ineceğini söylemedin!”
Batı medyası Türkiye’de yükselen laiklik hassasiyetine hak mı veriyor, yoksa bundan endişe mi ediyor?New York Times dün tarihsel bir alaycı çelişki olarak şu tespiti yaptı:“Atatürk’ün hayal ettiği yolda Türkiye’nin ilerlemesini sağlayanlar, İslâm’a değer veren bir grup politikacıdır.” Gazeteye demeç veren AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk da “Laik partiler iktidarda kalsaydı AB müzakerelerinin başlaması imkânsız olurdu” demiş.New York Times buna rağmen dinci köklerden gelen AKP’nin Türkiye’yi nereye götüreceği konusundaki güvensizlikle oluşan kitlesel tepkiyi “Atatürk’ün mezarında bir gürültü duyuluyor” başlığı altında değerlendirmiş.İngiliz The Observer gazetesi daha karamsar bir tahlil yayınladı. Andrew Anthony imzalı değerlendirme özetle şunu diyor:“Türkiye’nin kalbindeki gerilimler giderek ciddileşiyor. Modernite ile gelenek, İslâmizm ile laiklik arasında sert bir mücadele oluyor. Bunun sonucu hepimiz için yıkıcı olabilir.” Yazar bir kâbus senaryosu öngörmüştür. Çünkü AKP seçimi kazanırsa birçok gözlemciye göre önce “beşinci darbe” gelecek ardından da Huntington’ın kehaneti gerçekleşecektir. Yani dincilerle laik rejim yanlıları birbirine girecektir.Türkiye üstüne ahkâm kesen Batılılar bize bakarken ya kör oluyorlar veya görüyorlar fakat ağzımızla kuş tutsak önyargılarını aşamıyorlar.Şom ağızlılara şunu söyleyebiliriz:Türk halkı, laik rejimin tehlikede olduğu şüphesine kapıldığında milyonluk insan selleri oluşturarak ve koyduğu demokratik tepkinin kalitesi ile nasıl Batılıları şaşırttı ise 22 Temmuz seçimi ile de şaşırtacaktır.Batılılar, şaşıra şaşıra Türkiye’ye takdir ve hayranlık duymayı da öğreneceklerdir.Çünkü Türk halkını birbirine bağlayan köklerin, ayrılık sebeplerinden fazla olduğunu bir gün göreceklerdir. Bir güven sınavıHiçbir demokratik sistem bir partiye meclisin üçte iki çoğunluğunu kolay kolay vermez.2002 seçiminin sonucu, öfkeli bir toplumun kırk yılda bir bile yapmayacağı bir kaza idi. Ama AKP iktidarı bu çoğunlukla cumhurbaşkanı bile seçememiştir. Devlet kurumlarına boyun eğdirmeye çalışmış, başaramamıştır. İyi ki de öyle olmuştur.Bundan ders almaları ve önümüzdeki dönemin ilişkilerini, tecrübelerinin ışığında yeniden düzenlemeleri gerekir.Van’da “Aynı bayrağın çocukları olarak kalplerimizi birleştirelim” demiş. Hoş bir söz... “Alt kimlik-üst kimlik” saçmalığına feda ettiği değerleri yeniden kazanmak yolunda olumlu bir adımdır.Bunu alkışlıyoruz ama başka bir eylemine bakıp “Bunlar değişmeyecek mi?” diyoruz. Mesela Yüksek Askeri Şûra kararlarıyla ordudan uzaklaştırılan üç emekli binbaşının adaylık başvurusu kabul edilmiş.Bakalım bu kişiler listelere girecekler mi?AKP gerçekten “Milli Görüş” gömleğini çıkarmış ve devlet sorumluluğu ile tanışmış ve hazmetmiş bir parti ise bu adaylıkları geri çevirmelidir.YAŞ kararı ile ihraç edilenler genellikle irticai faaliyette bulunma şüphesine hedef olan askerlerdir.AKP’nin onları aday yapması olsa olsa iki anlama gelir:1. Kendini mahkeme yerine koyarak YAŞ’ın suçladığı kişileri aklar;2. İrticai faaliyeti suç saymadığını, hatta bu yüzden zarar görenleri ödüllendirdiğini göstererek suça teşvik edici bir role girer.Böyle bir iktidarın, muhatap olduğu güvensizlikten şikâyet etmeye hakkı olabilir mi?
Süleyman Demirel siyasetçiler için iyi günlerde bile yararlanmayı ihmal etmemeleri gereken bir bilgedir.Adının açıkça anılmasından darbe liderleri hoşlanmadığı için ondan çeyrek yüzyıl önce dahi “Bir Bilen” diye bahsedilirdi.Şimdi siyasetçiler dar zamanlarında bile yeterince yararlanmayı bilmiyorlar tecrübelerinden.Ankara’daki temaslarımız sırasında eski cumhurbaşkanını ziyaret ederek görüşlerini aldık. Görüşmenin bende bıraktığı izlenim şu:Demirel’i merkez sağ ve soldaki birleşmeler biraz ümitlendirmiş olsa da seçim için yine de şüpheler, hatta endişeler taşıyor.Tahmin yapmaktan kaçınması iyi dileklerde bulunmakla yetinmesi bundandır. Tahminini sorduğumuzda sadece şunu dedi:“Seçim hayırlı olsun, birleşmeler hayırlı olsun. Seçimin halkı da birleştirmesi lâzım. Seçimin kriz ve sancı getirmemesi için herkes oyunu kullanmalı.” AKP kazanırsa...Aslında Türkiye bugün de sancı çekiyor. Halk AKP yönetiminde bir geleceğe güvenmiyor, korkuyor. Meydanları bu korku doldurdu.Siyasal İslâm’ın gidişten zarar görmesini önlemeye çalışanlar Müslüman-laik ayrımını keskinleştirerek AKP’yi koruduklarını sanıyorlar. O yığınları oluşturanların çoğunlukla hem dinine, hem cumhuriyete bağlı insanlar olduklarını bilmiyorlar mı?Biliyorlar ama dini siyaset aleti yapanlarda günah korkusu da kalkıyor herhalde.Mitinglere kadar bölünme iktidar ile cumhurbaşkanı, asker, yargı, üniversite gibi devlet kurumları arasında idi. Sonra ona halkın Müslüman-laik diye bölünmüşlüğü de eklendi. Şimdi seçimi AKP kazanırsa devlet ve devletten yana olanlar kaybetmiş mi sayılacak?Farkında olmadan elbirliği ile böyle bir yanlışı mı körüklüyoruz?Böyle bir yanlış algılama çok tahripkâr olmaz mı?Demirel, cumhurbaşkanı sorumluluklarını taşımaya devam ediyor. Her şeyi dinliyor ama her şeye cevap vermiyor. Hiçbir yorum yapmaması, acaba bu kaygılara hak verdiğine işaret eder mi bilmiyorum.Halka seçtirmeliDemirel’e göre Türkiye’yi krize sokan nedenlerin başında temsilde yaşanan adaletsizlik geliyor.“Bize cumhurbaşkanı seçtirmeyen sebep yüzde on oranındaki benzersiz seçim barajıdır.”Türkiye milletvekillerini dar bölgeli ve iki turlu seçimle belirlediği sisteme çoktan girmeliydi. Barajı indirip dar bölgeli, iki turlu seçim sistemine geçmek için treni yine kaçırdık ama Süleyman Demirel’e göre seçimden sonra yeni kriz istemiyorsak cumhurbaşkanını halk seçmelidir.Demirel, bu seçimi halka yaptırmaktan vazgeçmek için hiç bir bahane kabul etmiyor.Sezer’i etkiliyor görünmenin risklerini göze almak pahasına “Ben olsaydım Anayasa değişikliğine onay verirdim” diyor.Temsil adaleti güvence altına aldıktan sonra her türlü sıkıntıya tek etkili ilâcın halk oyu olduğunu söylüyor.
Siyaset bu kadar dar bir alana hiç sıkışmamıştı. Seçim, siyasetin ufkunu genişletecek...Dün Mehmet Ağar’la DYP-Anavatan birleşmesinin siyasete ve seçime yansıyacak sonuçlarını konuşurken böyle düşündüm. Dinlediklerim ümidimi artırdı.“Birleşmeden doğacak sinerji” diye başlayan yüceltmeler boş lâflardır. Türkiye’ye pek çok alanda uygulama kabiliyeti yüksek olan projeler gerekiyor. Bunlar yoksa, isterse beş parti birleşsin yine oy alamaz.AKP’nin başarısı standart reçeteleri hayata geçirmek oldu. AB yolunda ilerlemek için demokratik reformlar yapıldı, ekonomik istikrar için de IMF programları uygulandı.Ve bunların sosyal maliyetleri kendini göstermeye başladı.Kitleleri meydanlara toplayan korku, sadece laik rejimin tehlikede görülmesi değil aynı zamanda reform programlarının ekonomik ve sosyal alanda yarattığı tıkanmalara siyasetin çare üretememesine duyulan tepkidir.Ağar, meydanlara toplanan yığınlarla beraber sessiz çoğunluk adına da bu iktidardan davacı olacaklarını söyledi. Nasıl mı?Sadece iktidarın yanlışlarını ve belediyelerde imar değişiklikleri ile bir gecede trilyonlar vurulduğunu değil, huzuru sağlayıp gelecek endişesini nasıl ortadan kaldıracaklarını da halka anlatarak...Ağar’a göre AKP ile CHP arasında çıkara dayalı iş birliği yürümektedir. Kutuplaşmayı kasten yaratıyorlar. Çünkü bu korkutucu ve gergin hava insanları ya AKP’ye ya CHP’ye savuracaktır. Ağar “insanları gerçek problemlerden uzaklaştıran bu kısır siyaset oyununu bozacağız” diyor.Başarabilecekler mi? Seçim programının başlıkları, ciddi müdahaleler bekleyen sorunların doğru teşhis edildiğini gösteriyor ama reçetelerin kalitesini ancak haziranın başında görüp değerlendirebileceğiz.Merkez sağdaki iki partiyi DP adı altında birleştiren mimar da meydanların çağrısıdır. DP’nin şu anda Ağar’ın kanıtlanmış uzmanlığından gelen bir avantajı asayiş konusundaki iddiası.Kanunsuz sokakları çetelerden geri almak acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ağar’ın bu alanda ortaya koyacağı iddia, merkez sağın büyük kentlerde azalan şansını yeniden açabilir.Sezer niçin ortak oldu?DTP barajı aşabilmek için bağımsız milletvekilleri ile meclise girmeye karar vermişti.“Birileri” de bağımsız adayları birleşik oy pusulasına dahil eden bir yasa ile bu yola taş koydu. Şimdi Güneydoğu’da seçmen, oy vereceği bağımsız adayın pusulasını cebinde getirip zarfa koyarak sandığa atamayacak. Bir sürü oy iptal ve israf olacak.Bu sayede partiler meselâ İstanbul’da 90 bin oya bir milletvekili çıkarırken oralarda 15-20 bin oya bir milletvekili çıkaracaklar.Olay, Mehmet Ağar’ın “İktidar ve ana muhalefet, çıkar gördükleri her alanda iş birliği yaparlar” suçlamasını doğruluyor.Bu bir demokrasi suçudur. Suç ortaklığıdır.Asıl sürpriz Cumhurbaşkanı Sezer’in bu suç ortaklığına onay vermesi olmuştur!
Genelkurmay’ın bildirisi Türkiye’nin AB sicili için bir kırık not değil midir? Öyledir.International Herald Tribune gazetesinde Avrupalı bazı önemli siyasetçi, gazeteci ve düşünce önderi kişinin imza koydukları bir açık mektup yayınlandı.Mektup doğrudan Türk halkını hedef alıyor.Avrupalı aydınların, AB’ye girmek isteyen bir ülkede demokrasiye ters gelişmeler olmuşsa tavır almaya hakları vardır. Genelkurmay’ın muhtıra tonundaki çıkışına alkış tutmaları elbette beklenemezdi.Ama “jeton” niye bu kadar geç düştü? Genelkurmay açıklamasının üzerinden 20 gün geçti. Yeni mi uyandılar?Açık mektuba imza koyanlar arasındaki AB zemininde yakın ilişkiler kurulmuş kişilerin Askerin çıkışının demokrasiye zarar verdiği tespiti doğrudur. O açıklamanın her şeyden önce, laik cumhuriyeti tehlike altında görerek meydanları dolduran milyonlara haksızlık olduğunu söylemek gerekir.Nereden biliyorlar?İrtica tehdidi karşısında “Silâhsız Kuvvetler”i göreve çağıran, cumhuriyeti koruma sorumluluğunu üstlenmesi için sivil güçlere çağrı yapan TSK’nın tam da bu hayalin gerçekleştiği bir aşamada çıkış yapması talihsiz olmuştur.Ama şu da doğru: Avrupalı aydınlar “Laikliğin tehdit altında olduğu abartılmıştır” diyorlar, onların da bunu iddia etmeye hakları yok!AKP iktidarı bürokrasinin 1 numarası olan Başbakanlık Müsteşarlığı makamına “Cumhuriyetin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin, daha Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” diyen birini oturtmuştur.Bırakın öteki işgal karakterli kadrolaşmaları, tek başına bu örnek bile, Avrupalı erdemleri ile övünen insanları “tehdit abartılıyor” demekten alıkoyar. Açık mektuptaki bu cümle de hatıra dayalı bir sipariş kokusu uyandırıyor.Vitrin ve depoBaşbakan Erdoğan’ın, sahip bulunduklarını savunduğu yüksek standartlar gerçekten var olsa, Avrupa’dan gelen bildiri teşekkür almaz, vazgeçilmesi konusunda samimi çabalara muhatap olurdu.Bir iktidar askeriyle çatışarak ve bu çatışmada yabancı destekçiler sağlayarak halktan daha çok oy almaz. Ülke daha demokrat olmaz.Laiklikle sürdürdüğü gizli çatışma yüzünden AKP iktidarı büyük bir kesimin güvenini kazanamıyor. Ertuğrul Özkök Başbakan’a “Başı açık diye eşi hak ettiği göreve tayin edilmeyen bir kadın gelse, sahip çıkar mısınız?” diye sormuş, o da “Öyle bir sıkıntısı olan bana gelsin” cevabını vermiş.Başbakanımızın espri yeteneği demokrasimizden daha hızlı gelişiyor!Türkiye’de demokrasinin kazaya uğramadan ilerlemesi, ulusal egemenliği maymuncuk gibi kullanmak isteyenlerin kafayı değiştirmesi, laikliği hazmetmesi ve dinle oynamamasına bağlıdır.AKP önderleri seçimde “ciddi bir vitrin değişikliği” yapılacağının müjdesini veriyorlar. Bu müjde değil yeni bir takıyyedir.Vitrin kandırmak içindir, önemli olan depodur. Depoda ne var, kim var; ondan haber versinler!
Bütün toplar CHP’ye çevrilecek seçim iki kutuplu bir mücadeleye kurgulanacak!AKP baştan beri böyle düşünüyordu ama mitinglerin yarattığı uyanış, stratejinin daha abartılı uygulanması ihtiyacını doğurmuş olmalı.Başbakan iki gündür CHP ile yatıp CHP ile kalkıyor. Doğru şeyler de söylediği oluyor arada. Mesela “Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayanların çalışma hayatına, çalışanlara, sosyal yardımlara ilişkin tek bir önerilerini duydunuz mu?” diye sordu.Haklı, ben duymadım.Ama demokrasi üzerine ettiği güzel sözler kendi eylemleri ile uyuşmuyor. Mesela yabancı medyaya laiklikle ilgili yığınla söz ettiği halde laik devlete bağlılıklarını açıkça bir türlü söyleyemedi. “Laiklik din değildir. İslâm bir dindir. Biz İslâm’la laikliği aynı terazide tartamayız” ne demek? Kim tersini söylüyor?“Bir kişi laik bir devleti savunma anlamında laikim diyorsa ona da eyvallah. Onu da kabul ediyoruz” dediği halde laikliği bu dar anlamında bile savunduklarını söyleyemedi.Toplumdaki tedirginliğin sebebi budur.O “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” deyişine sürekli vurgu yaptıkça insanların hafızalarında Tayyip Erdoğan’ın değişim öncesi seslenişi yankılanıyor. Ne demişti:“Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor... Millet istedikten sonra tabii gidecek yahu!” Cumhuriyet mitinglerinin sebebi AKP’nin yarattığı güvensizliktir. İktidar gücünü AKP’nin iyi kullanmayışı, korkuya kapılanları önce meydanlara, sonra merkez sağ ve solda birlikler oluşturmaya sürüklemiştir.Başbakan yarattığı uyanıştan korkmaya başlamış olmalı ki AKP-CHP kutuplaşmasını körükleyerek öteki partileri gündemden düşürüp unutturmaya daha çok çaba harcayacaktır.Ama ok yaydan çıktı; savunma refleksi hükmünü yürütecek. Merkez soldaki buluşma da gerçekleşmek üzeredir. Ziyan olan oyların ülkeye çıkardığı maliyeti artık millet öğrendi.AKP baraj altında kalacak partileri çoğaltma hesabına oynayacak yerde güvensizlik üreten, laiklik konusunda samimi olmayan tutumunu düzeltmeye çalışmalıdır.2007 Türkiyesi’nin, laiklik ve demokrasinin tarifine sıkışmış bir tartışma gündemi ile seçimlere gitmesi ayıptır, yazıktır, günahtır!*****Yazlıkçılara uyarıİrtica korkusunun en önemli kazanımı sivil toplumu örgütlenmeye mecbur etmek oldu.Seçim uğruna tatili kesintiye uğratmamak için önerilen “nakil” çözümünün aslında çözüm değil tedbir aranan tehlikeye ödül olacağını derhal kavrayıp alârm zillerine bastılar.Öğüt şu: Muğla’da vereceğin oy oradaki milletvekili sayısını arttırmayacak ama İstanbul’da çok sayıda milletvekili kaybettirecek.Öneri şu: Seçmen kütüğünü naklettirmek için şimdi yapacağın masrafı 22 Temmuz’da yap, oyunu yerinde kullan!Şu uyarıyı da ilginç buldum: Bütün bir ömür çarşaflı gezmek istemiyorsanız bir gün mayosuz gezin.Şehrinizde oy verin!
Batı Türkiye’yi kaybetmemeli muhabbeti Soğuk Savaş sırasında pek revaçtaydı.Sonra bu aşk soğudu ama radikal İslâmcı terörle beraber tekrar ateşlendi.Daha önce komünizme karşı Batı’nın ileri karakolu rolünü oynayan Türkiye bu defa “Ilımlı İslâm” adıyla oluşturulan ideo-lojinin başrolüne getirildi.Amaç, terör üreten Müslüman toplumlara Türkiye üstünden mesaj vermek, hatta ümit vermekti: İşte denilecekti; Siyasal İslâm laik demokratik bir iklimde iktidara gelebiliyor. Türkiye ispatı!Batı “Ilımlı İslâm” zırvasına niçin bu kadar çok sarıldı, niçin AKP’nin İslâmi köklerden geldiğini bu kadar sık vurguladı; cevap buradadır.Washington ve Brüksel, Türk halkını hakir gördüğü için her yere itirazsız sürüklenir sandı. Laik cumhuriyete bağlılıklarını haykırmak için meydanları dolduran milyonlar bu yüzden hepsini şaşkına çevirdi.İngilizce yalelli...Şimdi proje tehlikeye mi girdi korkusu büyümeye başlamıştır. Batı medyası bu telâşı yansıtıyor.Dünkü Financial Times Mısır, Cezayir, Fas ve Suudi Arabistan’dan aktardığı görüşlerle bir “Arap vokali” yayınladı. Din ve demokrasi üstüne kurulu mesajın özeti şu:“AKP’nin gidişini onaylamayan kalabalıklar, aynı hassasiyeti ordunun paylaşması, İslâmın modernleşmesi süreci için felâket olabilir. AKP’nin laik şemsiye altında var olması özendirici bir örnek ama başarısızlığa uğraması, demokrasiye yönelmenin nafile olduğunu düşündürecek, bu da cihat yanlılarının eli güçlendirecektir.” Hani utanmasalar “Hatırımız için siyasal İslâmcıları umutlandırmaya devam edin” diyecekler.İslâm’ın laik demokrasi ile yaşanabildiğini kanıtlamak için cumhuriyeti tahrip etme lüksümüz olamaz. AKP’nin iktidara gelmiş olması zaten yeterli kanıttır. Hatta mitinglerden yansıyan güvensizlik AKP’nin fazla bile ileri gittiği düşüncesinin ne kadar yaygınlık kazandığını gösteriyor.Otuz iyi adam...Başbakan Erdoğan dün yabancı medyanın da katıldığı bir toplantıda “Bu 4,5 yılda şeriata yönelik ne oldu?” diye sitemkâr bir mağdur rolü oynuyordu.Meydanları dolduranları hayal görmekle suçlayamayız; güvensizlikten elbette iktidarı sorumlu tutacağız!Cumhuriyet için bir tehlike oluşturmadığını kendi halkına ve dünyaya ispat etmek AKP’nin borcudur.Tayyip Erdoğan, siyasi yelpazenin merkezinde saygınlık kazanmış 30 şahsiyeti milletvekili yapmak için arıyormuş.Olumlu bir çabadır ama niçin 30 kişi?Amaç partiyi merkeze yaklaştırmaksa, gelecek adamların kalitesine ve kullanılacakları yere göre sayıları fazla bile olabilir.Ama maksat ayıp örtmek veya Truva atı yaratmaksa az kalır.Seçimleri rejimin güvenliği ile ilgili kaygıların gölgesinden kurtarmalıyız.Bunu başaramadığımız sürece demokrasinin sefasını süremediğimiz gibi refahını da devamlı erteleyeceğiz.
Yakın tarihin en çok zaman ayırarak gitmemiz gereken seçimine paldır küldür gidiyoruz!Laik rejimin geleceği ile ilgili kaygılar var. Türkiye seçimden Cumhuriyet mitinglerinin verdiği güven duygusunu sandığa onaylatarak çıkmalıdır.Bunun şartlarından biri, propaganda dönemindeki tozkoparan fırtınasında halkın önünü görmesine yardımcı olmaktır.Gürültülü bir sis perdesi olacak; görevimiz, arkasında ne var, onu doğru aktarmak.Seçim anketlerinin iki amacı oluyor. Biri halkın eğilimini yansıtıyor, öteki ise halkı yanıltarak yönlendiriyor. Güdümlü anketlerin yaratacağı oy sapmalarının vebali büyüktür. Araştırmacılık mesleğine ihanettir. Ve dünyanın her yerinde böyle ihanetlerden para kazananlar çıkabiliyor.Bir seçimlik ömürleri oluyor ama o vurgun bile yetiyor!Dört parti girince... VATAN olarak biz sadece gerçeğin peşindeyiz. Bağımsız kimliğimize beslenen güven bize, ahlâki zaafların zirve yaptığı seçim döneminde okurlarımızı hesaplı şaşırtmalara karşı koruma görevi yüklemektedir.Seçimimizi bu bilinçle yaptık. ESTİMA’nın 22 Temmuz’a kadar yapacağı altı anket toplumdaki eğilimi ve dönemsel değişimleri VATAN okurları için saptayacaktır.Dün ilk araştırma geldi. Eğilim değişmezse 4 parti meclise girecektir. AKP oyların yüzde 29.6’sını, CHP yüzde 19.2’sini, DYP ile Anavatan’ın oluşturduğu DP yüzde 15.3’ünü, MHP de yüzde 10.3’ünü almıştır.Genç Parti niçin yüzde 8.7 gibi boyundan büyük bir güç yansıtıyor; halâ seçim vaadlerini belirlememiş ve lider eksiğini keşfedememiş partiler buna bir mim koymalı!Koalisyonun dönüşüAraştırma 22 Temmuz’a tam yansıyacak olursa koalisyonlar dönemi yeniden açılacaktır. Bu tabloda en akla yakın hükümet ortaklığı AKP ile DP arasında gözüküyor.Tabii ki daha işin çok başındayız. Son bir ayda AKP seri yenilgilere uğradı.Cumhurbaşkanını seçemedi, genel seçim tarihini öne aldı, mitinglerde milyonlarca vatandaş tarafından laik cumhuriyete dost olmayan bir parti olarak suçlandı, Genelkurmay’ın muhtıra tonundaki açıklaması seçmen üstünde etkileyici oldu, merkez sağ ve soldaki bütünleşme çabaları, eğilimlerde değişimler yarattı.Seçim ortamında iktidar partilerinin avantajı daha fazladır. Çünkü devletin başında olanların dedikleri daha inandırıcı gelir insanlara. Bir de Tayyip Erdoğan’ın lider olarak farkı, kampanya başladıktan sonra tabloyu değiştirmeye aday olacaktır.Muhalefet, marifetMuhalefetin yaratıcılık ve çalışkanlık performansını bilmiyoruz.Hiç bir oyun boşa gitmesine izin vermecek şekilde bloklar oluşturmayı başarabilecekler mi?İşsizlik ve yoksulluğun sebebi olan yolsuzlukların hesabını sorabilecekler mi?Dinci kadrolaşmayı ve çocuklarımıza yönelik gerici eğitim kuşatmasını etkili biçimde teşhir edebilecekler mi?Yakın ve orta vadeli güçlü çözüm programları açıklayabilecekler mi?Merkez sağ hemen, CHP yandaşları ise Baykal’dan sonraki liderlerini bu kampanyada görebilecekler mi?AKP’nin karşısındaki partiler, cumhurbaşkanlığına övünerek gösterebilecekleri adaylar bulabilecekler ve ilân edebilecek mi?Seçim kumar değildir.Çalışan, hak eden kazanır!