İzmir Garantisi

14 Mayıs 2007

Ben İzmirli sayılırım, Atatürk ve Cumhuriyet denince İzmir’e ne olur bilirim.Cumhuriyetin hiçbir tehdide boyun eğmeyecek kadar güçlü olduğunu kanıtlayan Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinden sonra İzmir, Atatürk’ün emanetine sonsuza dek geçerli olacak garanti damgasını dün gururla vurdu.Tarihi bir kavuşma günü yaşanıyor gibiydi.Mustafa Kemal gelmiş olsa ancak bu kadarı olurdu.Sen misin daha önceki kalabalıklara dil uzatan; yabancı haber ajansları dahi kalabalığın büyüklüğü konusunda 1 milyon rakamını telâffuz ettiler.Biz uyarmıştık:Yapmayın, inkâr ve küçümseme tahrik yaratır, her miting katlanan kalabalıklar getirir sonra demiştik. İşte oldu, Tandoğan’dan İzmir’e kadar her defasında yeni bir Türkiye rekoru kırıldı.Anamızla geldikKarşıyakalı olmak bir ayrıcalıktır. Atatürk’ün annesi orada yatar. Karşıyakalılar dün Zübeyde Hanım’ın resminin yer aldığı, yanında “Anamızı da aldık geldik” yazan büyük bir bez afişi denizden getirdiler.“Ananı al da git” diyen kalitesizliğe müstahak olmadığını bir halk bundan daha zekice ve edeple gösterebilir mi?“Artık azaldılar” diye Atatürk’e bağlı yığınların bile bile zıddına gidenler herhalde bundan sonra düşünürler.Bu mitinglerin en büyük hayrı bence burada. Örnek modeller sirayet edicidir. Mesela önceki gün Başbakan’ı Erzurum’da bayrak denizinde yüzen bir kalabalık karşılamıştı.Milleti “alt kimlik-üst kimlik” diye ayıran Başbakan’a bu da Erzurumluların yaptığı zeki bir uyarı değil mi?Yaman çelişkiİktidar mitinglerden ders alırsa kadına bakışındaki ilkellikten de kurtulabilir. AKP mitinglerine erkekler eşlerini götürmüyor. Götürenler de yanında bulundurmuyor, kadınlara tahsisli bir köşeye bırakıyor.AKP’li siyasetçilerin sadece üst düzeyi eşlerini yanlarında gezdiriyor. Niye? Kendisi takke ile dolaşamadığı için ideolojik mesajını eşinin başına taktığı türbanla veriyor.Din üstünden siyaset yapanlar yıllarca türbanı bir inanç sorunu diye savundular. Ama artık dışardakiler bile uyanmaya başladı. Le Figaro gazetesinde dün tarihçi ve jeopolitik uzmanı Alexandre Adler, Çankaya’da türbanlı bir first lady bulunmasının “göründüğünden ciddi bir konu” olduğunu yazdı.Çünkü Adler’e göre türban yalnız dini bağlılığı ifade etmiyor kadına eşit statü tanıyan Atatürkçü rejime meydan okumak anlamına da geliyor.Fransız yazar, seçim için bir dost temennisinde bulunmuş:“AKP iktidarda kalsın ama bunu liberal ve laik bir parti ile koalisyon kurarak yapsın.” Gerekçesi de şu:CHP kazanırsa Türkiye’nin AB macerası sona erer!Kadere bakar mısınız; din sömürüsü yapan “gerici” parti AB üyeliğini savunuyor, “ilerici” bilinen partinin AB yolculuğuna son vereceğinden korkuluyor.Ankara ve İstanbul’dan sonra İzmir de aynı şeyi söyledi:40 katır mı, 40 satır mı tercihine mahkûm değiliz!

Devamını Oku

Başlayın artık!

12 Mayıs 2007

Cumhurbaşkanı seçimini çelik çomak oynayarak geçirdik, bari genel seçime böyle gitmeyelim.Baksanıza, siyasal dağınıklığı giderecek birleşmeler daha tamamlanmadı. Siyasi kanatlar ne zaman oluşacak ve oturup ülkenin temel sorunları üstünde çözümler üreterek bunları halka anlatacaklar?Muhalefet, iktidarın gündemine hapsolmanın oyununa gelmemeli.Genel seçim dönemleri iktidarların hesaba çekildiği zeminlerdir. İktidarın başarılı olduğu bazı alanlar var ama yığınla yanlışın oluşturduğu başarısızlıkları da var.Mesela ekonomi büyümüştür ama gelir uçurumları da derinleşmiş, yoksulluk yayılmıştır, çiftçi, esnaf perişandır;İşsizlik, umutsuzluk, bunların sonucu olan göç ve büyük kentlerde patlama yapan asayişsizlik;İrticai kadrolaşmanın gemi azıya alması, partizanlığın “iktidar zenginleri üreteceğim” diye devlet ve belediyelerde yağmayı aleni bir meydan okuma haline getirmesi...Sezer’e gitti, bittiCumhurbaşkanı seçimi tartışmaları, anayasa değişikliği itiş kakışları AKP iktidarının hoşuna gidiyor. Hesap verecek yerde mağduru oynayarak alacaklı çıkmanın şansını yakalıyorlar.Muhalefet oyuna geliyor!“Cumhurbaşkanı’nı kim seçsin?” tartışması ile kurulan tuzaktan muhalefet kendini kurtarmalıdır. Anayasa değişikliği meclisten geçti, Sezer’in önüne gitti.Keşke “halk seçsin” reformu gerçekleşse ama takvim bunu pek vaad etmiyor. Sezer veto edeceğini belli etti zaten. Anayasa değişikliği mecliste ikinci kez oylanırken partilerin aday listeleri açıklanmış olmasa bile sızdırılacaktır.Listeye girmeyen milletvekillerinin gazabı, bu projeyi referanduma bile gitmeden öldürebilir.Muhalefet, Sezer’i yönlendiremeyeceğini bilerek aklını ve vaktini daha verimli kullanmalı, bir yandan kendi vaadlerini, öte yandan AKP’nin suçlarını, yolsuzluklarını halka anlatmaya bir an önce başlamalıdır.Şartlar çok değiştiDemokrasi mitingleri Türkiye’de çok şeyi değiştirdi. Eskiden insanlar ülkenin “irtica yokuşu”ndan aşağı kayıp İran’a gideceğinden korkuyorlardı.Bugün zincirin yeni bir halkasını İzmir’de yaşayacağımız cumhuriyet mitingleri, bu ülkede laik, demokratik cumhuriyetin güçlü ve inançlı yığınların güvencesi altında bulunduğunu dünyaya gösterdi.Yalnız dünya değil, asıl kendi insanlarımız etkilendi bundan. İçi umut ve cesaretle doldu.Bu yığınların oyunu almak için “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırmak artık yeterli olmayabilir.Düzgün ve temiz insanlardan seçilmiş adaylar gerekiyor. Ciddi projeler ve gerçekçi vaadler taşıyan seçim programları gerekiyor.

Devamını Oku

Egemenlik milletinse

11 Mayıs 2007

Önümüzdeki seçime girerken tüm partiler yolsuzlukla ve yiyicilikle mücadele edeceklerini vaat edecekler.Hepsine kredi verebilirsiniz ama AKP’ye vermeyin!Çünkü Tayyip Erdoğan bu uğursuz hastalığa çare bulmak için milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracaklarını 4,5 yıl önce taahhüt ettiği halde sözünü tutmamış, yüzlerce dokunulmazlık dosyasını işleme koydurmamış, suçlanan yığınla parlamenteri yargıdan kaçırmıştır.Çarpık ilişkilerBaşbakan’ın kendisi hakkında bile zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçlamalarına ilişkin dokunulmazlık dosyası bekliyor.Nasıl rahat ediyor?Cumhurbaşkanı olmaya yeniden niyetlenebilir, ne olacak?AKP’nin milletvekili adaylarını oturup tek başına seçecek. Sırtındaki bu yükle bu hakkı kendinde nasıl bulacak?Beşinci yılına giren bir ahlâk borcu Başbakan’ın kapısında bekliyor:Kurt masallarını bir kenara bırakıp sözünü tutmalı, parlamenterleri yargıdan koruyan ayıplı zırhı kaldırıp tarihin çöplüğüne atmalıdır.İtalya’daki “Temiz Eller” ekibi savcılarından Piercamillo Davigo yozlaşmayı bakın nasıl anlatmıştı:“Bizde önseçim yok. Listeleri lider yapıyor. Sistem büyük paralara gereksinim yaratıyor. Bu da partilerin yasa dışı yollardan finansmanına yol açıyor. Ne kadar paranız varsa partide o kadar güçlü oluyorsunuz. Ne kadar güçlüyseniz o kadar mevki sahibi oluyorsunuz. Ne kadar mevki sahibiyseniz o kadar yolsuzluk yapıyorsunuz. Ne kadar yolsuzluk yaparsanız o kadar güçlü oluyorsunuz. Böyle bir kısır döngü...” Adam sanki bizi anlatıyor.Maşalara ödül İş adamı-siyasetçi-bürokrat sacayağına dayanan kirli ilişkiler, dokunulmazlıklar sınırlandırılmadığı takdirde ülkeyi felâkete götürecek.Çünkü ekonomi büyüdükçe yolsuzlukların çapı da büyüyor. Hırsızlığın cazibesi arttıkça siyasete ahlâk sahibi insanların ilgisi azalıyor. Bozulma daha hızlı yayılıyor.Mesela iktidarın isteği ile yaptığı her yolsuzluk, bürokratların ilk seçimde milletvekili seçilmelerinin garantisi oluyor. Çünkü o bürokratlar dokunulmazlık kazanmazlarsa mahkemeye gidecekler, orada siyasi amirlerini ele vermek zorunda kalacaklardır.Meclis mahkeme kaçkınlarının sığınağı olmamalı.Halk seçimde kesin tavrını koymalı, dokunulmazlık konusunda kıvıran partilere asla oy vermemelidir!İktidar, cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini referanduma götürmek için çırpınıyor.Bunu destekliyoruz ama...Meclisin itibarını, milletvekillerinin namusunu kurtaracak ahlâki devrim, dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. İktidar bu namus borcunu ödemek için de referanduma gitse, halkın tercihini sorsa ya!Yapmazlar, yapamazlar.Ahlâklı insanlar çoğunluğa geçer çünkü o zaman.En istemedikleri iktidar değişikliği budur!

Devamını Oku

Bu tempo ile olmaz!

10 Mayıs 2007

Meydanlardan gelen sese itaat ederek birleşmeye çalışan partiler tarihi bir vebal altındalar.Laik rejimin tehdit altında olduğundan korkan yığınlar, AKP karşısındaki partilere büyüme ve hatta koalisyon yoluyla bile olsa iktidara gelme şansı verdi ama ağır bir sorumluluk da yükledi.Şimdi merkezin sağı ile solundaki oluşumlar, iyi hazırlanmamak nedeniyle başarısızlığa uğrarlarsa herkes ne diyecektir?Biz söyleyelim:Başarısızlığın “önlerine gelen şansı iyi kullanmayan merkez partilere ait” olduğunu pek az kimse kabul edecektir.İçerde ve dışarda sürekli “ılımlı İslâm” ilâhileri okuyan takım hem dünyayı hem Türk halkını kandıracaklardır.Laik demokratik rejimin kendini koruma kabiliyetini kaybettiğini iddia edeceklerdir. Birleşmek yetmez Birleşme veya kimliklerini koruyarak güç birliği çalışması yapan siyasetçiler, pazarlık yaparken egoizmin çirkinliklerinden uzak durarak sorunu bir an önce bitirmek zorunda olduklarını bilmelidirler. Çünkü ortaya çıkıp “Biz anlaştık, birleştik” demek başarılı olmaya yetmiyor. Yetmeyecektir.İrtica tehdidini parti değiştirecek kadar ciddiye alanların Türkiye’de iktidar değişikliği yaratacak büyüklükte olduğu üstüne hesap yapanları korkarız ki hayal kırıklığı bekliyor.İktidarın Tayyip Erdoğan’dan kaynaklanan avantajını göğüsleyip dengeleyecek güçte liderlere muhalefet ne yazık ki sahip bulunmuyor. Bu eksiği gerek birleşen merkez sağ, gerekse güçbirliğine ite kaka ilerleyen merkez sol çok etkileyici “grup fotoğrafları” vererek yani iyi seçilmiş takımlar kurarak giderebilir.Bu bile yeterli olmayacaktır.Günler su gibi akıyor, halkın dikkatini iktidar belediyelerinin atraksiyonlarından kendi üstüne çekecek seçim beyannamelerini partiler ne zaman hazırlayacak?AKP’nin zayıf yeriİşi olmayanlar, olup da doymayanlar, çocuğunu okutmakta sıkıntı çekenler, hasta olursa başına gelecek şeylerden korkanlar...Bunlar hep en inandırıcı vaadlerin sahibi olan partileri arayacaklardır.Laikliğe inanmış vatandaşların güçlerini merkezin iki yanında akan büyük nehirlerde birleştirmeleri elbette iyidir ama yeterli değildir.Ülkede orta sınıf neredeyse kayboldu.Meydanların istediği birleşmeleri özveri göstererek gerçekleştiren siyasetçilerin, yoksul kitleleri etkileyecek seçim programlarını geç kalmadan açıklamalarını bekliyoruz.CHP’den dün güzel bir haber aldım. Bu parti tüm adaylardan “dokunulmazlıkların kaldırılması için verilecek mücadeleye aktif olarak katılacaklarına dair taahhütname” istiyormuş.Aynı şeyi Demokrat Parti de milletvekili adayı olmanın şartı haline getirirse iyi olur.Seçimde AKP’nin en zayıf yönü dokunulmazlıklar ve mahkeme kaçkını adayları olacaktır çünkü!

Devamını Oku

Bu tepki neden?

9 Mayıs 2007

Abdullah Gül cumhurbaşkanı olma iddiasını kaybettiğini anladığı gün gazetecilere şunu demişti:“Önemli olan milletin gönlünde yer almaktır. Öyle olduğunu da görüyorum.” Çok emin olmasın.Geçen gün Newsweek’e verdiği demeci övgü sözleriyle bu sütuna aktardım. Çünkü Gül o demecinde “Türkiye’ye şeriat getirilemez. Biz Türkiye’nin kanunlarını AB standartlarıyla birleştiriyoruz. Bu mu şeriat?” diye çıkışıyordu.O kadarla kalmıyor, önemli saydığım şu görüşleri de tarihin kaydına geçiriyordu:“Biz İslâmcı bir parti değiliz. Din kişisel bir konudur, siyasetin konusu değil. Türk anayasası laik bir devleti esas alır. Biz de buna katılıyoruz. İslâmcı siyasi partilerden hoşlanmıyorum...” Yerinde bir soruOkurlardan gelen tepki mesajlarını gök gürültülü sağanak yağışa benzetebilirim.Ülkenin geleceğine dönük güven olgusunu güçlendirdiğini düşündüğüm bu sözler belli ki okurlarımdan çokbüyük bir kısmını benim kadar heyecanlandırmamış, umutlandırmamıştı.Tepki gösterenler Gül’ün takıyye yaptığını düşünüyor, çoğu şu soruya takılıyorlardı:“Cumhurbaşkanı seçilmenin eşiğine geldiğini düşündüğü gün bir Amerikan dergisine, onun aracılığıyla ABD yöneticilerine ve kamuoyuna söylediği o güzel sözleri ve verdiği güvenceleri dört buçuk yıldır kendi halkından acaba neden esirgedi?” Gül itiraz etmeliGerçek gün gibi ortada: Gül’ün değişmiş olabileceği ihtimalini kabul eden hiçbir açıklama, yılların yarattığı güvensizlik bataklığını kısa zamanda kurutmaya yetmeyecektir.Görev Gül’e düşüyor. Samimi olması ve sabırla güveni inşa etmesi, AKP’yi bu çabaya katması gerekiyor.Mesela, partisinin önderlerinden biri olarak hem Newsweek’e o sözleri söyleyip hem Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in AKP listesinden milletvekili seçtirilmesine asla razı olmamalı. Çünkü bu utandırıcı bir çelişki olacaktır.“Türkiye Cumhuriyeti’nin, başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi temel ilkelerin daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini” yazan, siyaset, tarikat, cemaat ilişkilerini bütünleştirerek İslâmi bir devlet ve toplum modeline ulaşmanın yollarını gösteren Ömer Dinçer, AKP iktidarı tarafından tüm tepkilere rağmen bürokrasinin tepesine getirilip orada tutulmuştur.Asıl sorun Başbakan’da.Başbakan Erdoğan, milletvekili de seçtireceği müsteşarı kürsüde “laik cumhuriyete bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine and” içerken, bu samimiyetsizlikten kaynaklanan ahlâk suçunun altında ezilmeyecek midir?Gül uzlaşma, Ömer Dinçer meydan okumadır.AKP nedir ve Erdoğan neyin peşindedir?

Devamını Oku

Sözde seçim!

8 Mayıs 2007

Siyaset, yaratıcılıktan nasiplenmemiş insanların elinde işte bu kadar oluyor!İki buçuk ay sonra sandığa gideceğiz. Daha önceki seçimi 4,5 yıl önce yapmışız. Normal olarak hem geçmiş dönemin hesabının çıkmış olması gerekirdi hem de önümüzdeki dönemin faaliyet programlarının ilân edilmesi...Ama bir şey yok ortada.Seçime yine baskın seçim şartlarında gidiyoruz.Yargı kaçkınlarıEskiden her liderin etrafında siyaseti bilen en az 15-20 adam bulunurdu. 12 Eylül’ü yapanların “darbe sebebi” diye gösterdikleri lider sultasına ülke tam anlamıyla teslim edilmiştir. Şimdikilerin akla hiç ihtiyacı yok. İtaat kültürü danışmanlık kurumunu bile tasfiye etti.Dağınık muhalefet, parti birleşmeleri yoluyla heyecan uyandırmaya ve dikkat çekmeye çalışıyor. DYP ile Anavatan’ın sağladığı birleşme kalitesini CHP ile DSP’nin tutturması ihtimali o kadar yüksek görünmüyor.İktidar partisine gelince o, bize hazırladığı çelik çomakla kendi gözünü çıkarmakla meşgul. Cumhurbaşkanı’nı seçecek, genel seçimi zamanında yapacak, seçilme yaşını 25’e indirecekti. Hepsinin altında kaldı.Cumhurbaşkanını halka seçtirmeyi öngören anayasa değişikliğini sonuçlandırması bile şüphelidir. Abdullah Gül cumhurbaşkanı adaylığından pazar günü çekildiğini açıkladığı halde bununla ilgili başvuru Meclis Başkanlığı’na hâlâ yapılamadı.Başına yeni hukuki sorunlar sarma korkusu AKP’yi bazen acıklı, çoğu zaman komik durumlara düşürüyor.Milletvekili olmak isteyen bürokratlar için dün son gündü: Kilit konumdaki pek çoğunun istifa ettiklerini bugün göreceğiz.Siyasette başarılı olabilecek birikimli insanlar kuşkusuz vardır aralarında ama önemli bir kısmı dokunulmazlık kazansın diye milletvekili seçtirileceklerdir.Bu düzeni mutlaka değiştirmek zorundayız. Aksi halde partizanlık ve ahlâksızlık devlet ve siyaset hayatımızın başedilmez parazitleri olarak yaşayacaktır. Bakın neden;Bir bakan emrindeki yüksek memura kanunsuz bir iş yaptırdığı zaman bürokrat şunu iyi biliyor:Yakalanıp suçlanacak olursa o rezalet bakanın da sonu olacak, iktidara da büyük zarar verecektir.Suça teşvik varBundan kurtulmanın tek yolu bürokratı milletvekili yapmak ve geçmişin kirli, karışık hesapları üstüne süngeri çekmektir.Bu uygulama iki tarafa da çalışıyor: Hem iktidar pisliklerini örtüyor, hem de ahlâkı bu tür işlere elverişli olan bürokratlar, suç dosyaları ne kadar kabarırsa milletvekili seçilmelerinin o kadar garanti hale geleceğini bildiklerinden daha cüretkâr, daha gözü kara olabiliyorlar.Dokunulmazlık rezaleti çözülmediği, milletvekilli adaylarını da lider yerine partinin üyeleri seçmediği sürece ne seçimler seçim olacak, ne de bu rejim demokrasi sayılacaktır.

Devamını Oku

Durun bakalım

7 Mayıs 2007

Aynı yere üst üste iki bomba düşmez derler ama düşüyormuş!Almanya’da Merkel’in gelişi ile yediğimiz darbe unutulmadan Fransa’da Sarkozy net bir zafer kazanarak iktidara geldi.AB ilişkilerimiz şahtı şahbaz oldu!Türkiye karşıtlığı Fransa’da daha zarar verici ve kışkırtıcı oluyor. Göçmen korkusu ve özellikle de Müslüman göçmenler korkusunun, bu ülkede bir seçimlik saltanatı olacağı ihtimali söz konusu değil.Bu korku Fransa halkını hem sürekli rahatsız ediyor, hem de yeni Cumhurbaşkanı Sarkozy bu sorunu siyasi olarak sömürmeye bayılıyor. Türkiye’nin AB üyeliği meselesini kârlı bir maden gibi işletiyor. Üstelik dürüst davranmıyor. Sanki Türkiye, üstelik Fransa halkının referandumda vereceği kararı beklemeden hemen yarın AB’ye alınacakmış gibi propaganda yürütüyor.AB Türkiye için bir hayat tercihidir. Türkiye, ahde vefa gibi değerleri içinde barındırdığını düşündüğü için bu yaşam biçimini temsil eden birliğe aday oldu.Almanya ve Fransa bu birliğin iki büyük patronu. Ama AB’nin tavrını belirlemekte etkili olan bu iki ülkenin yönetimleri on yılda değişebilir, onların kafasını değiştirecek yeni gelişmeler doğabilir ve hepsinden önemlisi Türkiye önümüzdeki on yılda AB’nin global oyuncu olmak yolundaki vazgeçilmezi konumuna yükselebilir.Türkiye’deki Fransız şirketlerinin iki yılda bir kat artarak 500’e çıkmayacağını kim garanti edebilir?“Amerikan Sarkozy” lâkabından gurur duyuyormuş; Washington’dan pekâlâ akılcı ilhamlar alabilir.Sarkozy, Türkiye’de oruç bozmak için bahane arayanların kızacakları papaz olmamalı. AB’de vardığımız nokta kimsenin lütfu değil, sahip çıkalım.Sarkozy’ye cumhurbaşkanı gibi davranma sorumluluğunu hazmedeceği bir zamanı tanımadan ne umutsuzluğa düşelim, ne kendimizi gaza getirelim.Her seçim gibi bu da “Hayırlısı olsun” dileğini hak ediyor.*****Tarihe düşen önemli kayıtDışişleri Bakanı Gül, ünlü Amerikan haber dergisi Newsweek’e önemli şeyler söylemiş.Gerçekten önemsenmeyi hak ediyor bu sözler. Gül’ün on yıl önce söyleyip de bugün aleyhine kullanılan sözlerinden daha fazla önemsenmeyi hak ediyor.Çünkü insanlar değişir. Pişmanlık, insanı tamir eden hayatın değerini artıran bir mucizedir aynı zamanda.Gül özetle “Türkiye’ye şeriat getirilemez. Biz Türkiye’nin kanunlarını AB standartlarıyla birleştiriyoruz. Bu mu şeriat?” demiş Newsweek’e.“Biz İslamcı bir parti değiliz. Din kişisel bir konudur, siyasetin konusu değil. Türk anayasası laik bir devleti esas alır. Biz de buna katılıyoruz. İslâmcı siyasi partilerden hoşlanmıyorum” demiş.Gül’ün samimi olmadığını düşünenlerin şüphelerine saygı duyabilirim.Ama ben tarihin kaydına düşmüş olan bu sözlerin izninizle keyfini çıkarmak ve cumhurbaşkanı seçiminde yaşadığı düşkırıklığının onu böyle düşünmekten vazgeçirmediğine inanmak istiyorum.

Devamını Oku

Durun daha...

7 Mayıs 2007

Siyaset böyledir; gücü eline geçiren, ileride rakip olacağını düşünürse en yakınını bile yer!Cumhurbaşkanı adayı Gül ekseninde izlediğimiz dramatik gelişmeler ispatıdır...Mecliste dün yine 367 bulunamadı. Abdullah Gül çıkışta “Bu saatten sonra adaylığım söz konusu değil” derken yüzünde alıştığımız gülüşünden eser yoktu.Başbakan Erdoğan’ın Gül’ü Çankaya’ya çıkaracak güce sahip olduğu halde bunu kullanmaktan sakındığı, onu yalnız bıraktığı konuşmaları yapılıyor.“Burukluk var mı? Cumhurbaşkanı adaylığı elinizden alındı gibi hissediyor musunuz?” diye soran gazetecilere Abdullah Gül bozuk bir yüz ifadesi ile şu cevabı verdi:“Asla bir burukluk içinde değilim. Önemli olan milletin gönlünde yer almaktır. Öyle olduğunu da görüyorum.” Başbakan’ın kendisini seçtirmek için gerekirse risk alarak destek vermesini, milletin gönlünde yer almaya herhalde bin kere tercih ederdi.Abdullah Gül adaylığının ilan edilmesinden hemen sonra mecliste tek üyeli partileri dahi ziyaret ederken, sanki düştüğü tuzağın farkına varmıştı.27 Nisan’da bu sütunda durumu şöyle tespit etmişiz:“Beni şaşırtan olay, Başbakan Erdoğan’ın aday diye kucakladıktan sonra ‘Haydi göster kendini’ diye Gül’ü denize atmasıdır. Siyasette kardeşlik yok. Gül’ün Çankaya’nın kapısından dönmesi Başbakan’ın derdi değildir.” Son tecrübe ile AKP önderleri, yüksek mevkilerin kolay paylaşılamayacağını öğrendiler. Bu bir... İkincisi meclis çoğunluğuna sahip olsalar bile kendi kararlarının yeterli olmayacağını da gördüler.İslâmcı gazeteler AKP’nin reklâmını yapmakla meşgul. Partinin içinden asıl iyi haberleri Washington Post çıkarıyor.Bakın bu gazete dün ne yazdı:“Seçimlerden yine bir AKP iktidarı çıkması bekleniyor. Ama AKP ılımlı olmaya artık daha fazla özen gösterecektir.” Abdullah Gül’ü bile harcayan yeni gerçekçiliğin yalnız aday listelerini değil, cumhurbaşkanı adayını bile değiştirmesini bekleyebiliriz!Ecevit ne yapardı?Bülent Ecevit hayatta olsaydı Cumhuriyet Mitinglerinin çağrılarına ve tehlike çanlarına ne tepki verirdi?Herhalde Rahşan Ecevit’in yaptığını yapmazdı. Tablo ortada:Laik cumhuriyetin tehdit altında olduğunu düşünen yığınlar, kurtuluşun Atatürk yolunda yürüyen siyasi güçlerin birleşmesinden geçtiğini görüyor.Bu insanlar “Birleşin” diye bağırmıyor, adeta yalvarıyor.Manisa mitinginde ESTİMA’ya yaptırdığımız araştırma, birleşmenin doğal adresinin CHP olduğunu gösteriyor.Aynı göstergeler şunu da söylüyor ki birleşme çağrısını reddedenler kendileri bir şey kazanmayacak, sadece birlikten doğacak olan gücün rejime sağlayacağı savunma güvenliğine zarar vereceklerdir.Birleşme görüşmelerinde Rahşan Ecevit bir davanın ortağı gibi değil mal sahibi gibi davranıyor.Deniz Baykal’ın, bugün CHP’nin olduğu gibi yarın “birleşik sol”un da sorunu olacağını düşünüp söylemeye hakları olabilir. Ama bunun alternatifi, yok olacaklarını bile bile seçime tek başına girmek değildir. Şimdi şartlar sabır ve özveri talep ediyor.Körlük yüzünden harcananlara halk arasında “Ne şehittir ne gazi” diyorlar.DSP’nin küçük fiziki varlığını manevi olarak büyütmek için son fırsat günleridir bunlar. Seçim kapıya dayandı.Bülent Ecevit’in adını, bu seçimde silinecek olan bir partinin adı ile birleştirmek dönüşü olmayan bir yanlıştır.Rahşan Hanım inadı bıraksın!

Devamını Oku