Kazananlar, Kaybedenler

28 Nisan 2007

Biz “Anayasa değişsin, millet seçsin” diye çırpınırken yeni cumhurbaşkanını meclis bile seçemeyebilir!Çünkü ihtilâflı seçimi CHP Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.CHP’nin itirazı kabul edilir ve iktidar partisi de eksik üyeleri tamamlamakta başarısızlığa uğrarsa cumhurbaşkanını bu meclis seçemeyecektir.O durumda ülke derhal genel seçime gidecek ve Sezer’in halefini yeni oluşan meclis belirleyecektir.Dünkü birinci oylamaya 361 üye katıldı. Anavatan ve DYP’nin “katılmama” kararları ışığında yapılan tahminler bu rakamın bile çok altında kalınacağını gösteriyordu.Pazar kurulmasınFakat DYP ve Anavatan ikişerden dört fire verince yalnız dünkü oy tablosu değişmedi, geleceğe yönelik hesaplar da değişti.CHP’nin başvurusu geri çevrilirse Gül üçüncü turda seçilecektir. Mahkeme başvuruyu yerinde bulursa seçim için meclisin ikinci kez toplanacağı çarşamba gününe kadar korkarız ki üzücü ve onur kırıcı transfer görüntüleri sergilenecektir.İki partinin dün verdiği fireler, AKP’nin ikna ve devşirme timlerini herhalde ümitlendirmiş olmalıdır.Tabii tüm senaryoların başlangıç adresi Anayasa Mahkemesi’dir. Ama dün geceki Genelkurmay bildirisinden sonra meclisin, yüksek mahkemenin kararını beklemeden “derhal seçim” kararı alması ihtimali ortaya çıkmıştır.VATAN olarak iktidarın ve muhalefet partisinin yakın tarihte tanık olduğumuz ve hala ibretle hatırladığımız kısır çekişmelerin aksine ortak bir sorumluluk duygusu ile meseleye eğilmelerini bekliyoruz.Nasılsa bu yıl seçim var.Artık bu hedefe ne kadar erken varılırsa Türkiye’nin içerde güveni, dışarda prestiji o kadar az yara alacaktır.Partiler de seçime giderken rejimin hassasiyetlerini gözeten bir sorumlulukla hareket etmesi gerekecektir. Bu duyarlılık genel seçimin sonuçları üstünde çok belirleyici olacaktır.Cumhurbaşkanı seçiminin bu kadar sancılı ve kavgalı olması gerekmezdi.Maalesef oldu..Sebebi bizce Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Baykal’dır. Böyle olmasını onlar istemişlerdir.Çünkü ikisi de kutuplaşmanın arttığı bir seçim zemini hedefliyor.Kutuplaşma arttıkça ortadakiler kavganın tarafı uçlara yani AKP ile CHP’ye savrulacaktır.Düşman kardeşlerBu tecrübeyi geçen seçimde yaşadık:Baraj altında kalan partiler arttıkça AKP ve CHP de aldıkları oya göre hak ettiklerinin çok üstünde milletvekili sayılarına kavuşacaklardır.Ağar ve Mumcu’ya rağmen ikişer milletvekillerini ellerinden kaçırmaları DYP ve Anavatan’ın yıkımı olmuştur. Dünkü olay, birleşme arifesindeki iki partinin seçimlerdeki güvenilirliğine büyük zarar verecektir.Şu anda mecliste üyesi olmadığı için dünkü çatışmanın tarafı olmamak MHP’yi korumuştur.Puanları şu anda AKP CHP ve MHP topluyor.

Devamını Oku

Güven meselesi

26 Nisan 2007

Dindarlıkla siyasal İslâm iki kutuptur. Laiklik dindarlar için ne kadar koruyucu ise öbürüne o kadar hasımdır.AKP önderlerinin yanlışı şurada: Cumhuriyet değerlerine bağlı kitlelerin, kendilerine dindar oldukları için muhalefet ettiklerini zannediyorlar. Çok yanlış..Muhalefetin sebebi, dini değerleri ve cemaat, tarikat gibi dini örgütleri siyasi amaçlar için kullanmaları, devleti de dönüştürmekten çekinmediklerini gösteren kadrolaşma çabalarına yoğunlaşmalarıdır.Laikliğin saygı görmediği bir zeminde demokrasi de olmaz.Tayyip Erdoğan’ın bir vakitler demokrasiyi tramvaya benzeten sözünü kimse unutamıyor. Cumhuriyetin son kalesi, demokrasinin de son durağı olmasın. Dert bu...Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül dün halka sesini duyurmak için çırpınıyordu:“Cumhuriyete, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkelerine özde bağlı biriyim...” İşe yarayacak mı, bilmiyorum.Ahlâki boyutu“Cumhuriyet döneminin sonu geldi. Laik sistem başarısız oldu. Ve biz bunu değiştirmek istiyoruz” diyen 15 yıl önceki Abdullah Gül değildir şimdi. Ama öteki partilerle uzlaşma aramakta olduğu gibi laik rejime bağlılığını bu kadar açık biçimde ilân etmekte de geç kalmıştır. AKP’nin üç büyükleri arasında en ılımlısı bilinmesine rağmen zorlanması bunu gösteriyor.Aslında mesele tek başına Gül değildir. Sorunun asıl muhatabı partidir.Gül’ün sarfettiği o parlak sözleri Tayyip Erdoğan’ın ağzından işitmediği sürece toplumun şüpheci kesimi tatmin olmayacaktır.Wall Street Journal Gazetesi dün, mahkemeye gitmeye hazırlanan laik cephenin hukuki ve ahlâki olarak Gül’ün adaylığına karşı çıkma hakkı bulunmadığını yazdı.Hukuki olarak tartışılabilir ama ahlâki açıdan yükselen itirazların haklılığı vardır. Neden?Niye kayboldu?Bir din bilgini olan HYP Genel Başkanı Prof. Yaşar Nuri Öztürk şunu dedi:“Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakanlık... Siyasi İslâm üzerine siyaset yapmış, bu nedenle 3 partisi de kapatılmış zihniyetteki 3 şahsiyet, devletin 3 temel noktasında oturuyor olacak...” İşte mesele.. Değişim, uzlaşı; hepsi tamam ama Prof. Öztürk’ün bu dediklerini ne yapacağız?Anayasa’nın 367 koşulu bunun için mi var; bugün anlayacağız.Meclis Başkanı Arınç inkâr ediyor olsa da Abdullah Gül’ün bu sayıyı bulma çırpınışları, tehlikeyi ciddiye aldıklarını gösteriyor.Beni en şaşırtan olay, Başbakan Erdoğan’ın aday diye kucakladıktan sonra “Haydi göster kendini” diye Gül’ü denize atmasıdır.Siyasette kardeşlik yok.Abdullah Gül’ün Çankaya’nın kapısından dönmesi Başbakan’ın derdi değildir.Genel seçimde bunu da sömüreceği ve sonraya kalacak cumhurbaşkanı seçimi kendisine yeni fırsatlar sunacağı için hoşuna bile gidebilir!

Devamını Oku

Seçime mi?

25 Nisan 2007

Ankara’daki büyük mitingi anlatan en çarpıcı ve acıtıcı manşeti “Artık iki ayrı Türkiye var” diyen New York Times atmıştı.Uzlaşmak ne, tartışmaya bile kapılarını kapatmış bir toplumun varlığından en çok bizim mesleğin mensupları etkileniyor.Dün bunu bizzat yaşadım. Okurlarımdan aldığım mesajlar beni şaşırttı. Karşıt görüşlerin kapılarını birbirlerine böylesine kilitlemiş olması endişe vericidir.Sonuçta ezici çoğunluğa sahip bir iktidar grubunun cumhurbaşkanı seçme hakkını demokrasi varsa kimse elinden alamayacağına göre yapılacak şey iktidar partisini doğru seçim yapmaya teşvik etmektir.AKP’nin üç doğal adayından en uygunu Abdullah Gül’dür ve biz de bunu teslim ederek Gül’e bu şansın kendisine cumhuriyetin değerlerine bağlı yeni bir kimlik inşa etme imkânı tanıdığını yazdık.Çünkü bu şansı kullanmak yalnız Gül’ü iyi bir cumhurbaşkanı yapmayacak AKP’yi de merkeze daha yaklaşmış güvenilir bir parti konumuna getirecektir.Dileriz planlıdırBelli ki azımsanmayacak bir kitle, hiçbir şart altında laik rejimin son kalesi gibi gördüğü Çankaya’ya, Türkiye Cumhuriyeti’ni türban yüzünden AİHM’de dava etmiş birinin çıkmasını asla istemiyor.Kutuplar çatışmaya devam edecek, konuşmayı başaranlar bir çözüm üreteceklerdir. Cumhurbaşkanı adayı Gül iki gündür uzlaşma için kapı kapı geziyor. Keşke bunu Başbakan Erdoğan veya adaylığı o günlerde ilân edilmesi koşulu ile Gül’ün kendisi, bir-iki ay öncesinden yapmaya başlamış olsaydı.CHP, toplantı yeter sayısı olan 367’nin bulunmasına yardım etmeyeceğini açıkladı. DYP ve ANAP cevap vermedi ama onların da seçimini tıkamak istediklerini düşündüren işaretler çoğalıyor.Muhalif siyaset, tabiatındaki mızıkçılığı mı oynuyor yoksa ellerinde güvenilir bir plan var da biz mi bilmiyoruz?Seçenekler arttıKamuoyu araştırmaları bizi kandırmıyorsa cumhurbaşkanı seçimini kilitleme oyunu AKP’nin ekmeğine yağ sürecektir. Çünkü meclis bir ayda cumhurbaşkanını seçemezse derhal genel seçimlere gidiliyor.Cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçmesini, halkın itirazlarına saygı gösteren demokratik feragat olarak seçim meydanlarında pazarlayacak olan Başbakan Erdoğan’a muhalefet acaba ne sürpriz hazırlıyor?Milletvekili transfer etmek çok zor değildir. Garantili sıralardan seçilme sözü vererek eksik sayının tamamlanabileceğini Türkiye’de siyasetle ilgilenmiş herkes tahmin edebilir.Yani muhalefetin cumhurbaşkanı seçimini kilitlemesi AKP’nin seçeneklerini çoğaltacaktır.Tayyip Erdoğan isterse eksiği transferle tamamlayıp Gül’ü Çankaya’ya çıkaracak, isterse kilitlenmeye müdahale etmeyerek genel seçimin erken yapılmasını, suçu rakiplerine atarak sağlayacaktır.“Çankaya’ya ben çıkacağım” deme imkânını elde etmek de cabası.Ama ülkenin temel gündemi iki ayrı Türkiye’yi birleştirecek aklı ve anlayışı bir an önce üretmektir!

Devamını Oku

Uygun seçim

24 Nisan 2007

Abdullah Gül’ü şimdiden Türkiye’nin 11’inci Cumhurbaşkanı olmuş sayabilir miyiz? Bence evet..Bundan sonraki oylamalar da, Anayasayı farklı yorumlamaktan üreyen engellerin aşılması da formalitelerin tamamlanması olacaktır.Tek seçici dün işi bitirmiştir!Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turu için en az 367 üyenin hazır bulunması üstüne kurulu engelleme çabalarını, genel seçimin takvimini etkileyeceği, atmosferini zehirleyeceği ve halkın oyuna duygusal etkilerle yön değiştirteceği için sakıncalı buluyoruz.Siyaset hiç değilse bu aşamada olmadık bir kriz üretme günahına batmamalıdır.Evet, bu süreçte demokrasi adına utanç verici birçok olay yaşadık.Rejim bu seçimden güzel gelenekler kazanarak çıkıyor değildir ama toplumdaki kutuplaşmanın keskinliğine baktığımız zaman “badire”nin ucuz atlatıldığını söylemek de mümkündür.Türkiye bu tecrübeden yararlı bir ders çıkarma kabiliyetine sahipse, bundan sonraki cumhurbaşkanlarımız iki turlu sistemle doğrudan halk tarafından seçilecektir.Çünkü demokratik rejimin toplumsal uzlaşma amacında keşfettiği daha doğal, daha pratik bir formül yoktur.Kaybeden yok gibiSiyaset mümkün olanı yapma sanatıdır. Bütün taraflar ellerinden geleni yaptılar.AKP’nin lideri başta, kendinden öncekiler gibi önüne geldiğini sandığı fırsatı değerlendirmek ve Çankaya’ya çıkmak istedi.Ama dinci siyasetin simgesi olarak hedef alınmış, ülkedeki bütün Atatürkçü güçlerin neredeyse tek hedefi durumuna getirilmişti.Bu hücumlara kendini bilinçli olarak paratoner yaptığını şimdi daha iyi anlıyoruz. Onun “önü kesilmesi gereken tek hedef” durumuna gelmesi, başka imkânların önünü açmıştır.İşte sonuçta Erdoğan benzersiz bir feragatin temsilcisi olarak cumhurbaşkanı olma imkânını geri çevirmiş, CHP ve cumhuriyetçi güçler, kendilerini bu mücadelenin galibi saymışlardır.Peki “İkinci Adam”ı Çankaya’ya çıkarmayı kabul etmesi AKP’nin yenilgisi midir?.Hayır, çünkü Tayyip Erdoğan niçin çıkacaksa Gül de Çankaya’ya aynı davanın insanı olarak çıkacaktır.Türbanlı bir “first lady”nin cumhuriyetçiler üzerinde yaratacağı yenilmişlik duygusu, iktidarın bu alandaki zorlamalarına bağlı olarak gelecek dönemin gerginliklerine de damgasını vuracaktır.İsterse yapabilirÜç aday vardı, Gül bizce en uygunu idi.Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan’dan bile daha sıkı Milli Görüşçü olduğunu söyleyenler vardır ama Cumhurbaşkanlığı bir siyasetçi için olağan dışı bir başlangıçtır.Gül, Dışişleri Bakanlığı’ndaki AB performansı ile değişim yeteneğini göstermiştir. Tayyip Erdoğan’a rağmen 1 Mart tezkeresine karşı durarak da “kapı kulu” karakterine uygun biri olmadığını kanıtlamıştır.Cumhurbaşkanlığı bir siyasetçi için ulaşılabilecek en onurlu zirve noktasıdır.Abdullah Gül de orada vatan, millet sevgisi ve sorumluluk duygusu ile kendini eminiz yeniden inşa edecek, bu onura lâyık olmak ve tarihe iyi bir isim bırakmak isteyecektir.Doğal olan budur. Her başlangıca verilen krediyi Gül’ün de kullanmaya hakkı var.Yeminine bağlı kaldığı, siyasetler karşısında tarafsız, laik cumhuriyetten yana taraf olmayı başardığı sürece desteğimiz yanında olacaktır.Ama daha önce 367 engelini aşacak uzlaşmaları sağlama mecburiyeti var.Kader karşısına bir sınav çıkardı.

Devamını Oku

Bayramın yarısı...

24 Nisan 2007

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarına her yıl dönemin sorunları damgasını vurur.Elbette hepimiz ülkenin huzuru refahı yerinde olsun ve bayram gününü tümden çocuklarımızın eğlenmelerine tahsis edelim isteriz.Ama “bayram atraksiyonu” olarak çocuklara birkaç dakikalığına devredilen makamlarda işittiğimiz acıklı-komik konuşmalar bile 23 Nisan’ın büyüklere dönük yüzünün ciddi ilgi beklediğini gösteriyor.Başbakan’ın koltuğuna oturan sevimli çocuk (Kamil Karaca) “Cumhurbaşkanı kim olacak?” diye soran gazetecilere “aslı gibi” bir cevap vermiş:“Bu kadar sabrettiniz, iki gün daha sabredin!” CHP lideri Deniz Baykal dün mecliste önemli şeyler söyledi:“Son iki güne girmek üzereyiz. Ortada ciddi bir aday yoktur. Türkiye tam bir karanlık içinde. Toplum bilmiyor, muhalefet bilmiyor, iktidar partisi bilmiyor, milletvekilleri bilmiyor, TBMM bilmiyor.İktidar milletvekilleri ve bakanlar kimi seçecekleri konusunda talimat bekliyorlar.Talimatı verecek olan, cumhurbaşkanı adayının millet tarafından bilinip değerlendirilmesini istemiyor. Milletten, TBMM’den kaçırılan bir cumhurbaşkanlığı seçimi...Bu bir seçim değil tebligattır. Böyle bir tablo 23 Nisan ruhuna, meclisimizin onuruna, millet meclisi iradesinin üstünlüğü anlayışına yakıştırılamaz.” Baykal’ın bu sözlerine AKP’liler kızdılar. Keşke üzülselerdi. Çünkü ne kadar üzülseler yeridir. Baykal doğru şeyler söylemiştir. Meclis, egemenliği ulus adına kullandığını bu olayda iddia edemez.Adaylık başvurusu için yarın gece yarısı süre dolacak, AKP’nin adayı da o saatlerde bildirilecek.Sonra da bu milletvekilleri ulusal egemenliği temsil ettiklerini iddia edecekler!Çok tutan bir bira reklâmı vardı unutmam: “Bira bu kapağın altındadır!” Demokrasimiz adına utandıran bir tecrübe olan bu cumhurbaşkanlığı seçimi o reklâmın verdiği ilhamla şu hale geldi:“Egemenlik, Tayyip Bey’in iki dudağının arasındadır!” Neyse, 23 Nisan’ın Çocuk Bayramı kısmı kutlu olsun.İnşallah bir gün Ulusal Egemenlik Bayramı’nı da kutlarız! ***** Üzgün, kırgın mesajlarİnternet, içi yanan, onuru kırılan insanların duygularını taşıyor nehirler gibi..Meselâ Almanya’dan bir okur “Ben kıçı kırık bir yabancı, seçimden haftalar önce burada başbakanı, dört-beş bakanı tahmin ettim. Üç gün kaldı ama Türkiye’nin cumhurbaşkanını tahmin edemiyorum. Sonra nasıl saygı bekleyeceğiz?” diye soruyor.Başka bir mektup: “1923’te Avrupa’nın ender cumhuriyetlerinden birini kuran bu millete reva mıdır bu? Sanki Direklerarası’nda orta oyunu oynanıyor. Bu oyunu sırıtarak seyredenler ile devlet ne hale düştü diye üzülenler. Ne büyük tezat!” Kâbus mu bu? Ayakta uyurken rüya görülür mü?

Devamını Oku

Bu ruh ölmez

22 Nisan 2007

Bir kurtuluş savaşının milli bir meclis tarafından yönetilip kazanılması mucizedir.Bu benzersiz başarının önderi, askerlerine “Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum” diyen Çanakkale Gazisi Mustafa Kemal’dir.Aynı kahraman yine dünyanın en büyük ordularına karşı bir yandan savaşıp bir yandan da ulusal egemenliği inşa ederken tarihe başka bir ant yazmıştır:“Ya İstiklâl ya ölüm!” Bu iki söz, Türk Milleti’nin bağımsızlık ve özgürlük idealinin, hiçbir güç tarafından ödenmesi mümkün olmayan bedelidir.23 Nisan ve onu izleyen zaferler, başında inandığı bir kahraman olduğu zaman bu milletin yıkıntılar içinde ve en umutsuz şartlar altında kapkara bir kaderi ışıltılı bir geleceğe dönüştürmekteki yeteneğini kanıtlayan dönemeçlerdir.Ne mutlu bizlere ki bu geçmişin, bu kahramanların mirasçılarıyız. Ama içinden geçtiğimiz şartlar bu övüncün bize sorumluluklar da yüklediğini gösteriyor.Geçen Cumhuriyet Bayramı’nda okurlardan olumlu yankılar alan şöyle bir hatırlatma yapmıştım: “Ülke ırkçıların ve gericilerin av sahasına dönmüştür..Bayramın inançlı ve kadirşinas yurttaşlara neler ifade ettiğini biliyoruz. Ama özel dönemler farklı davranışlar gerektirebiliyor. Mesela Atatürk’ü sevmek, vatana, millete, bayrağa, Cumhuriyet’e bağlılık duymak şu sıralar içte saklanmamalı, dışa vurulmalı, belli edilmeli.Gerici komplonun kandırdığı cahil kitlelere Cumhuriyet’in sahipsiz olmadığını göstermek şimdi çok önemli.” Ankara’da gerçekleşen muhteşem buluşma, Cumhuriyet değerlerini sahiplenen ruhu yüceltirken milli egemenliği, sayılara bağlı olarak büyüyüp küçülen bir güç zanneden cahilliğe de haddini bildirmiştir.Atatürk’ün emanetlerine korunacağı güvenini kazandıran yığınlar, bayramın kıvancını hak ediyor. Şuna güveniyoruz:Bağımsızlık, laiklik, çağdaşlık ruhu hiç ölmeyecek!****Kadınlar İran’da havaların ısınmasından doğacak gevşemelere karşı yönetimin “balans ayarı” yaptığına dair bir haber geldi.Molla rejimi, kadınların renkli giysiler giymesini otomobil içinde bile olsa örtülerini çıkarmalarını yasaklamış ve kara çarşaf kullanılmasını istemiş.Dar tişört erkeklere bile yasak!İranlı kadınlar bir süredir küçük kaçamaklarla saçlarının bir kısmını açıkta bırakıyorlardı. İran İnsan Hakları Dayanışma Komitesi’nin kayıtlarına göre bu yüzden bir yılda 317 bin kadın sokakta “ört başını” diye uyarılmış, 5 bin 978’i de tutuklanmış.Laik Türkiye’nin saygı gören kadınlarından bazıları aynı disiplin bizde de olsun istiyor.Yakından görsünler diye onları İran’a mı, yoksa daha önce bir doktora mı göndermek lâzım?İsteyenin örtündüğü bir rejim bir yere kadar anlaşılır ama sopayla çarşafa sokan bir despotluğu hangi akıl savunur!

Devamını Oku

Olmamalı

21 Nisan 2007

Fransa’ya gıpta etmemek elde değil. Cumhurbaşkanlarını bugün aracılarla değil kendileri seçecekler.Oyların yarıdan fazlasını alan bir aday çıkmazsa en çok oy alan iki aday 6 Mayıs’ta tekrar yarışacak.Fransızlar adaylarını en az bir yıldır biliyorlar. Hiç bir sürprize yer yok onların seçiminde. Cumhurbaşkanı’nın huyu, suyu, namusu, hatta belli olaylar karşısındaki içgüdüsel tepkileri bile deşifre edilmiş halde.Biz de cumhurbaşkanı seçiyoruz.Huyu, suyu bir yana adını bile bilmiyoruz. Meclis Başkanı Arınç dün, bu sürecin çok iyi yönetildiğini söylüyor ve “Her şey çok normal, her şey çok belli” diyordu.Milletle alay etmek değil mi bu?Aday başvuru süresinin dolmasına dört gün kalmış, sanki tombala çekilişi yapılıyor.AKP’nin üç büyükleri son altı ayı, Çankaya’ya çıkmak niçin haklarıdır; bunu gerekçelendirip halkı inandırmak için kullandılar.“Özde laiklik”in önemsenip “taklitlerinden sakınınız” uyarısının yapıldığı günden beri ise bu yüce görevden feragat etmenin faziletini yücelten nutuklar dinliyoruz.Türkiye’nin huzuru, AKP’nin düşük profilli bir adayı Çankaya’ya çıkarmasına bağlıdır. Neden?AKP’nin laik cumhuriyete inancı ve sadakatı konusunda şüphe vardır.Bu şüpheyi aşmanın yolu, önümüzdeki genel seçimde partinin meclise sokacağı milletvekillerinin nitelikleri konusunda göstereceği titizliktir.Tayyip Erdoğan partinin başında kalırsa yapabilir bunu. Kalmalı ve AKP’ye nasıl bir kimlik biçmiştir, onu net olarak göstermelidir.Doğru insanları seçer ve irtica korkusu taşıyan kitlenin güvenini kazanırsa istediği yere, entrikalara gerek kalmadan halkın oyu ile ulaşabilir.Zaten bu son olmalı; cumhurbaşkanını artık biz de iki turlu seçimle halka seçtirmeliyiz!*****Yanılıyor!Bir çok Batılı yayın organı Başbakan’ı Çankaya’ya çıkmaya teşvik ediyor.Mesela İngiliz The Economist dergisi, AKP iktidarının gerçekleştirdiği ekonomik ve demokratik reformlarla büyümeyi övdükten sonra laik kesimin Başbakan’a itirazını yanlış bulduğunu yazdı.Bu tesbitte haklılık payı bulunsa dahi “Erdoğan’ın dinsel köklerine rağmen Türkiye’nin laik yapısına müdahale etmediği” iddiasına gözü gören, aklı olan kaç kişi katılabilir?Türkiye’nin laik yapısı güvencede değildir. İnsan her gün beraber olduğu çocuğunun büyüdüğünü farketmez. Biz de aynı durumdayız.Ama gözümüzü açarsak görürüz:Bu iktidar Türkiye’nin görüntüsünü değiştirmiştir. Yönetenlerimiz, resmi ziyaretlerde ağırladığımız Araplardan daha Arap görünmeye başladılar.Laiklik yerine daha Müslüman bir yapıyı rejime monte etmekten söz eden Başbakanlık Müsteşarı’nın varlığı bile meydan okumadır.

Devamını Oku

Kasım korkusu

20 Nisan 2007

Nisanın 26’sına kadar siyasi gündemimizde fiks mönü olarak imambayıldı var!Önümüzdeki altı günü de yutturmacalar, aldatmacalarla geçireceğiz...Başbakan Erdoğan Almanya’ya giderken kararını vermiş, dönüşünde MKYK’yı toplayıp adaylığını açıklayacağını belli etmişti.Tam o aralar bir şeyler oldu. Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı’nın sözleri, yüz binlerin Ankara’da sokaklara dökülmesi Başbakan’ın kararlılığında kırılma yarattı.Cumhuriyet Mitingi toplumdaki alternatif yaratma kararlılığını da açığa çıkarmıştır.Başbakan Erdoğan sanıyorum tuttuğu nabızlarda bu tedirginliğin çarpıntılarını hissetti.AKP teşkilâtı tek başına iktidar imkânını kaybetme riskinin sonuçlarından ürkmeye başlamıştır.Binlerce AKP’li belediye, Ankara’daki büyüklerinden aldıkları cesaretle kanun, nizam dinlemeden ihaleleri eşe, dosta, partidaşa dağıtarak beş yılda şaşılacak sayıda zenginler yaratmışlardır.İktidar değişikliği yalnız belediyelerdeki hesapların deşilmesi ile bitmeyecektir. Yüce Divan’a da fazla mesai yaptıran yolsuzluk dosyaları birbiri ardına dökülecektir.Örgüt “Abdullah Gül’le seçimi kazanamayız, partiyi bırakmayın” yakarışları ile Tayyip Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkmaktan vazgeçirmeye çalışıyor.Geçen hafta “Bizi bırakma” diyen partililere “Beni ölmüş bilin” diye tepki göstermişti ya, aslında Cumhurbaşkanı olmayı bugün de aynı derecede istiyor. Ama Çankaya’ya çıkmasına bağlı olarak genel seçimde partisinin uğrayacağı yenilginin doğuracağı sonuçlar onu da ciddi olarak korkutmaya başlamıştır.O yüzden adaylığını açıklamaktan tekrar vazgeçmiştir.Doluya koysa almayacak, boşa koysa dolmayacak hali 25 Nisan saat 23.59’a kadar devam edecektir.Batı demokrasilerinin şok riskine en kapalı tuttukları devlet başkanı seçimi bizde yazıklar olsun ki laik rejime bağlılığına halkını inandıramayan iktidar yüzünden kutuplaşmaya ve yürek çarpıntılarına sebep olacaktır.Yıllar sonra AKP’yi en çok bu sicil utandıracaktır!*****Bonozedelere iyi haberGeçen ay İmarbank bonozedelerine bir haber vermiştim.O haber 22 bin mağdurun paralarını ödemeyi öngören tasarının en geç 2-3 ay içinde meclisten geçeceğini bildiriyordu.Sabrının sınırında yaşayan İmarzedelerin merakını Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’e aktardığımda bu okurlarımızı sevindireceğini umduğum bir cevap aldım:“Tasarı geçen hafta Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı. Ben ve birçok arkadaşım imzaladık. Çok yakında tamamlanır.” Tedirginlik o seviyede ki, iktidarın bu sorunun çözümünü cumhurbaşkanı seçimi, hatta genel seçim sonrasına erteleyeceği iddiaları bile etkili olabiliyor.Bakan Şener, ödeme konusunda siyasi kararlılık bulunduğunu, bu söylentilere inanmamak gerektiğini söyledi. Umarız haklıdır.

Devamını Oku