Biz yaptık!

19 Nisan 2007

Uluslararası ajanslar Malatya’daki haberi “Türkiye’de üç Hristiyan daha boğazlandı” diye verdi.Batı’nın cadı avına sahne olduğu dönemlerde inancını yaşamak isteyenlerin sığınarak mutlu oldukları bu topraklar şimdi cahil ve cani ruhlu yaratıklar tarafından kirletiliyor. O güzelim mirasa ne kadar yazık!Bu cellâtları üreten hastalığın mikrobu nasıl ve nereden geldi?Temiz topraklarımıza ihanet sayılan bu cehennemlik günahlardan niçin kendimizi bir türlü çekip çıkaramıyoruz?Rahip Santoro cinayeti, Dink suikastı ve şimdi de bu katliam...Malatya’da Hristiyanlıkla ilgili kitaplar satan yayınevinde üç kişiyi hunharca öldürdüğü iddiasıyla yakalanan sanıklar yaşları 20’yi aşmamış beş tane gençtir.Öbür cinayetlerin suçluları da modele uyuyor. Tümü kötü bir eğitim düzeninin bunalımlı çocukları. Ezberci, tutucu, cahil çıkıyorlar liseden. Bu eğitim üniversiteye girmelerine imkân vermiyor. Yetmezliklerini gidermek için ailenin ekonomik dengesini bozacak kadar büyük paraları dershanelere ödüyorlar yine kaderlerini değiştiremiyorlar.Çünkü dershaneler eğitim vermiyor, sadece cehaleti pekiştiriyor.Eskiden bu çocuklar aradaki zamanı, kahvede, langırt salonunda öldürürdü. Şimdi internet kafelerden aldıkları esinlerle adam öldürüyorlar.Kim bilir belki Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın, misyonerlikle ilgili bir de şu değerlendirmesini okumuşlardır:“Misyonerliğin masum bir din tebliği veya din hürriyetini kullanma hadisesi olmadığı, aksine siyasi amaçları olan son derece planlı bir hareket olduğu görülmektedir.” Devlet çocuklarımızı korumuyor. Kaldıkları tarikat ve cemaat yurtlarında dine ve vatana zarar verdiğinden şüphe edilen insanların katlini vacip sayan zihniyetin egemenliğini tehlike saymıyor.Yargı bu canavarların arkasında haklı olarak bir beyin arayacaktır.Ama korkarız bulamayacak.Çünkü bu robotlar, sistemin ve toplumun ortak eseridir!*****Hiçbir şey şaşırtmazCumhurbaşkanı seçimi, halka da rejime de hakarete dönüştü.Başbakan MKYK’da şunu demiş: “Alışılagelmişin dışında şok karar alacağız!” Daha ne tür bir şok yaratabilirler ki? Millet de, dünya da zaten hayretler içinde izliyor süreci. Aday bildirme sürecinin bitmesine altı gün kaldı hâlâ isim yok.Her tuhaflığa alıştırıldık artık. Bülent Ersoy’un adaylığı bile şok yaratır mı; emin değilim! Neyse...Son açıklama Başbakan’ın seçime giderken partiyi bırakmayacağını gösteriyor. Niyet, Tayyip Erdoğan’la seçimde tek başına iktidar olmak, iki yıl sonra da başkanlık sistemine geçerek Çankaya’ya çıkmak.AKP’nin kurmayları kendilerini çok zeki ve kurnaz sanıyorlar. Büyük hata.Siyasetin de ahlâkı vardır.Kafalarında fır dönen tilkilerin kuyrukları birbirine dolaşmadan umarız fark ederler!

Devamını Oku

AKP küçülür!

18 Nisan 2007

Batılı düşünce kuruluşları farklı tahminler seslendirmeye başladılar.Diyorlar ki “Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa AKP genel seçimden tek parti iktidarı olarak çıkma şansını kaybedebilir...” Barajı geçen partiler üçe, dörde çıkarsa AKP oyları artsa bile bu dedikleri olabilir.Merkez sağdaki iki parti toplumsal vicdanın ve tarihsel sorumluluk bilincinin çağrısına uyarak birleşme yoluna girdiler.Solcular da, kibir ve egoizmleri ile ülkeye verdikleri zararları sağdaki birleşmeyi izlerken büyük ihtimalle hatırlayacaklar ve bir pişmanlık hamlesinin ilhamını yakalayacaklardır.Aslında partilerin bugünlerde AKP’nin laikliğe sadakatinden şüphe duyan kitleyi, siyasi tercihlerine göre paylaşması ve hızla seçim programlarını yazıp açıklamaya başlaması lâzım.Başbakan Erdoğan Çankaya’ya çıkacak olursa genel seçimlerde AKP’nin oy kaybı tahmin edilenden daha fazla olabilir.14 Nisan mitingi bunun işaretini verdi.AKP’nin oy kaybı, Erdoğan gibi karizmatik bir lideri kaybetmiş olmasından ileri gelmeyecektir. Batılı stratejistlerin çoğu Abdullah Gül’ü daha sakin karakterli, açık fikirli ve daha avantajlı buluyorlar.AKP buna rağmen düşüş yaşayacaktır. Partinin eline geçirdiği devlet gücünü uzlaşmaya kapalı ve hoyratça kullanmasının halkta uyandırdığı öfke ve tedirginlik bu sonucu hazırlayacaktır.Cumhurbaşkanlığı seçim takvimi işlemeye başladığı halde bu aşamada bile en demokratik, en halktan yana, en akılcı çözüm biçimi, iki turlu seçimle cumhurbaşkanını halka seçtirmektir.Dün ANAVATAN Genel Başkanı Mumcu, üç günde anayasayı değiştirip 40 günde cumhurbaşkanını seçtirmenin mümkün olduğunu söylerken haklıydı.Aklın sesini reddeden inat, sadece kutuplaşma ve çatışma üretir. İki ayrı Türkiye arasındaki fay derinleşiyor.Bugünkü seçim sisteminin ürettiği yarış birlik ve barışı teşvik etmiyor.Bakın AKP’li milletvekili Cebeci, “bindirilmiş kıtalar” benzetmesi yapan liderine yaranmak için “Tayyip Erdoğan’ı destekleyenler Ankara’ya getirilse 1 milyonu çok aşardı” demiş.Keşke gelseler. Keşke Anıtkabir’e çıksalar. Harem-selâmlık piknikte tesettür değil laik demokratik cumhuriyete bağlılıklarını gösterseler...O zaman ya Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olamazdı ya da cumhurbaşkanı adayı olması kimsenin sorunu olmazdı!Yine aynı hayaletBu gidişle Türkiye’nin adı “İslâm dışı tüm inançların cehennemi”ne çıkacak.Malatya’da dün yaşanan vahşetin Hristiyan dünyada Türkiye’ye yönelik düşmanlığı, aşağılayıcı ifadelerle ne kadar acımasızca körükleyeceğini tahmin etmek zor değildir.Hristiyanlıkla ilgili kitaplar satan Zirve Kitabevi’nde katliama uğrayan kurbanların biri Alman, ikisi Türktür. Halka bedava İncil dağıttığı dedikodusu üzerine kitabevinin tehditlere hedef olduğu, fakat benzer meşum olaylarda yaşandığı gibi herhangi bir koruma tedbirine lüzum görülmediği anlaşılıyor. Tuhaf!Devletin istihbarat örgütleri bu ülkede yaşayan insanların can güvenlikleri ile birlikte Türkiye’nin itibarını da koruyamıyor.Bu olayda da birçok zanlı yakalanacak ama 18-19 yaşındaki çocuklarımızı cani robot haline getiren çarkın lânetli beyinleri korkarız yine karanlıkta kalacaktır.Bu hayaletin Türkiye’ye ve Müslümanlığa ihanetini kimler, ne zaman durduracak?

Devamını Oku

Yabancı şahit

17 Nisan 2007

Alman gazeteci soruyor: “İki hafta sonra seçim var ama kimse adayları bile bilmiyor.” Başbakan “Bunun da güzel yanları var” diye anlaşılmaz bir cevap veriyor.Uçağına aldığı gazeteciler kadar anlayışlı değil elin Almanı:- Neden adaylığınız korku yaratıyor?Yine lâf ola bir cevap:- Bazı insanlar kendilerini devlet yönetiminin parçası olarak görüyor. Bunu kaybetmekten korkuyorlar ve bu yüzden bazı insanların korku faktörünü kullanmaya çalışıyorlar.Karşısındaki muhabir Süddeutsche Zeitung adlı itibarlı gazeteden. Bastırıyor:- Türkiye’yi İslâmlaştıracağınız söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz?Başbakan, deplasman takımı gibi zorlanmaktadır artık:- Bu insanlara şunu sorun: Son 4 yılda ne değişti? Artık farklı bir şekilde mi giyiniyorlar? Artık farklı şeyler mi yiyorlar? Ben bu ülkenin Başbakanı’yım ve bu insanlar benim eşimin başörtüsünü çıkarmasını istiyorlar. Türkiye’de şimdiye kadar azınlık çoğunluğu yönetmeye çalıştı. Ancak demokrasilerde durum farklıdır...Bu ayrım neye göre?Türkiye’de azınlık çoğunluğu ne zaman yönetti?Eğer siyasi temsil açısından bir değerlendirme yapıyorsa, asıl azınlık AKP iktidarıdır. Seçim sisteminden doğan çarpıklık AKP’nin suçu değildir ama oy veren seçmenin üçte birinden aldıkları destekle üçte iki temsil gücünü onlar kullanıyorlar.Eğer Başbakan azınlık-çoğunluk kıyaslamasını “laik-dindar” temelinde yapıyorsa -ki korkulan budur- bu zihniyette birinin Çankaya’ya çıkmasını önlemeye çalışmak vatan borcudur.Çünkü kimin daha dindar olduğuna karar vermek din simsarlarının işi değildir. Din simsarları dindar insanları öcü haline getirerek dine en büyük kötülüğü yapıyorlar.Kaldı ki azınlık-çoğunluk ayrımının değiştiremeyeceği kural ve kavramlar vardır. Meselâ laiklik... Laikliğin hiçbir çoğunluk etkisiyle dahi değiştirilemeyecek bir değer olması devletin, ülkenin, milletin gelecek garantisidir.Bunlar üstünde lâf oynatmaya başlarsanız elin oğlu soruyu sorar:- Neden adaylığınız korku yaratıyor?- Türkiye’yi İslâmlaştıracağınız açıklanıyor. Ne düşünüyorsunuz?Maziden gelen sesBaşbakan’ın soğukkanlılığını kaybettiği zaman ağzından çıkanlar “değiştim, geliştim” sözlerinin samimiyeti hakkında şüpheler doğuruyor.Tramvay Çankaya’ya çıktığında “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu” dediği günlere yeniden döneceği endişelerini körüklüyor.Dün meclis grubunda demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan rejimin güvence altında olduğuna 70 milyon insanımızın yürekten inandığını söyledi.Hayır, yanılıyor. İnsanlar bunun böyle olduğundan emin olmadığı için yollara düşmüştür. Başbakan da onları rahat ettirmek için yabancı yatırımcıları tanık göstermektedir. Dediği şu: “Allah aşkına soruyorum; rejimin tehlikede olduğu bir ülkeye küresel sermaye gelir de girer mi?” Peki, rejim konusunda kendi sözünün güvence yerine geçmediğini bildiği için yabancıları kefil gösteren bir Başbakan’dan Cumhurbaşkanı olur mu?

Devamını Oku

Alternatif

16 Nisan 2007

Hak ettiğinden fazla temsil gücüne sahip iktidarlar tam gelişmemiş demokrasilerin büyük sorunudur.Biz yaşıyoruz.Oyunun kurallarını değiştiremediğimize göre önümüzdeki genel seçim problemi çözmeyecek, hastalık belki ağırlaşacaktır.Çıkış yolu belli:AKP karşısındaki oyları dağınıklıktan kurtarmak... Bunu kim yapacak?1. Aynı siyasi görüşleri paylaşan partiler birleşerek yapacak;2. Alternatif çıkarmayı önemseyen seçmenler, eğer kendi partisi barajın çok altında duruyorsa oyunu ona değil barajı aşma şansı olan “kardeş parti”ye vererek yapacak.Türk siyaseti bu alanda parlak bir başarı yaşayamadı şimdiye kadar.Cumhuriyet Mitingi bir uyanıştı. Laik rejime, cumhuriyet değerlerine sahiplik ruhu bu gösteride ete, kemiğe büründüğü halde siyasi tedavül gücü kazanmadı.Eğer uyarı yanında AKP iktidarına karşı alternatif yaratma kararlılığı ile yürüyüşe geçmişse o yüz binler, seçim yılında bir siyasi parti bayrağı altında olmalıydılar.Seçim sandığına yansımayan bir alternatifin ne yararı olabilir?O mitingin mesajını doğru okumak ve yaratılan muhteşem bütünleşmeye siyasi eylem zemini kazandırmak, daha açığı parti bulmak, yoksa da yaratmak gerekiyor.DYP ile Anavatan Partisi’nin birleşmesi ile ilgili çabaların hedefine ilerlediğine dair haberler geliyor. Seçim barajı olgusu karşısında DYP’nin durumu kritik, Anavatan’ınki ise ümitsizdir.Birleşme, baraj riskini ortadan kaldırdığı gibi, iki partinin anketlerdeki oy oranlarının toplamını aşan büyüklükte bir desteği getirebilir.Birleşme, özveri göstermiş siyasetçi figürü çıkaracağı için bunların seçim vaatleri daha inandırıcı bulunacaktır.Aynı şansı sol partiler de kullanmalıdır!*****Tövbe tövbe!Başbakan’a Özal ve Demirel’in tecrübesini hatırlatmışlar.Hani Çankaya’ya çıkınca ikisinin de partisi küçüldü ya; belki etkilenir, vazgeçer...Ama Başbakan hiç oralı olmamış: “Lider öldü desinler. Yerine gelenin partiyi sahiplenip yerine götürmesi lâzım.” Allah gecinden versin, cevabı sergilediği görüntünün tersine Çankaya’yı ölesiye istediğini belli ediyor. Sadece bu değil, Hannover’de gurbetçilere söyledikleri de üstünde durulmaya değer:“Makamlar, mevkiler gelip geçicidir. Başbakan olsan ne yazar, cumhurbaşkanı olsan ne yazar? Öldün, seni koyacakları yer 2 metreküp yer. Musalla taşına koydukları zaman ‘er kişi niyetine’ diyecekler. Başbakan niyetine demeyecekler ki, cumhurbaşkanı niyetine demeyecekler ki...” Bu derin tefekkür (!) karşısında yorum yapılamaz.Çünkü bunu deneyenlerin kahırdan ölme riski vardır!

Devamını Oku

Siyasi körlük

15 Nisan 2007

Mitingin amacı laik rejimin sahipsiz olmadığını göstermek ve Başbakan’ın cumhurbaşkanı adayı olmasına “hayır” demekti.Seçilmiş temsilcileri ile itirazını iktidara duyuramayan halk, bu mesajları kendisi vermek istedi.Biz Türk demokrasisi için milât gerçekleşti derken boşuna sevinmişiz.Meğer muhatapları, o gün Ankara dışında çok işleri olduğu için (!) izleyememişler bu tarihi mitingi ve yürüyüşü.Koca bir ülkenin başbakanı, Abdüllatif Şener ve Cemil Çiçek gibi iki deneyimli devlet adamı nasıl böyle şeyler söyler?Halkın bu yalana inanacağını nasıl düşünebilir? Bu komedi yüzünden bundan sonra tüm inandırıcılıklarını yitireceklerini nasıl hesap etmezler?Yani şimdi, muhatapları adreslerinde bulunamadı diye yüz binlerce insan Ankara’da yeniden toplanıp kapılarına mı dayansın?Her ihtimale karşı evde olacakları bir günü bildirsinler bari!Özgüven yükseldiBaşını kuma gömmek devekuşlarını rahat ettirir ama tehlikeden korumaz. İktidar önderlerinin tavrı daha beter.Çünkü tehlikeyi yaratan kendileridir ve şimdi üstüne üstlük, patlama noktasına getirdikleri yığınların gök gürültüsüne dönüşen uyarısını küçümseyen, görmezlikten gelen bir tutum izliyorlar. Tahriktir bu...New York Times Gazetesi bile etkileyici mitingin sonuçlarını yorumlarken “Şimdi iki ayrı Türkiye var” dedi.Tayyip Erdoğan ve arkadaşları eğer Atatürk’e ve cumhuriyet değerlerine bağlı kitlenin AKP’ye yönelmiş güvensizliğini algılamakta ve gereğini yapmakta geç kalırlarsa kendileri de zarar göreceklerdir.Haklarını savunma yeteneğini 14 Nisan mitingi ile geliştirmiş cumhuriyete bağlı yığınlar, herkes emin olmalı ki AKP’ye İslâmi kökleri nedeniyle değil, sırf geçmiş iktidara ceza vermek amacıyla oy vermiş olan laikliğe bağlı merkez sağ seçmen kitlesiyle buluşacaktır.Herkes mi yanılıyor?Bu iktidarın yaptığı iyi işler var.Ama laik rejimi irticai örgütlenmenin bazen köpüklü dalgalarla, bazen ölü dalgalarla ve hiç ara vermeden sürekli aşındırdığını görmeyen de yoktur.Ordu, üniversite, yargı ve köşesine çekilmek üzere olan Cumhurbaşkanı sebepsiz mi uyardı? Yüz binleri Ankara’ya durduk yerde kuruntular mı topladı?Sezer şunu diyor:“Toplumsal ve bireysel yaşamda sergilenen çağ dışı görüntüler, dinci fetvalar, kamusal alanda türban kullanılmamasına ilişkin yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, tarikat ve cemaat mensuplarının devletin her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye’nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır.” Tayyip Erdoğan “Bu çok yanlış bir tespittir” diye itiraz ediyor.Sonra da Allah bilir “Niye bu insanlar bana karşı” diye soruyordur kendine.Oysa cevabı basit: Mesajları almadığını görenler, tehlikenin ondan kaynaklandığına inanmaya başlamıştır.Değişimi tamamlanmadığı için Tayyip Erdoğan’ın gelişimi yarım kaldı!

Devamını Oku

Aklı olan kulak verir!

14 Nisan 2007

Cumhuriyete bağlı insanlar sanırım dün gece daha huzurlu uyumuşlardır.Ankara’da toplanan yüzbinler cumhuriyete sahiplik ruhunu şaha kaldırarak bir tarih yazdılar.Hep aracı kişiler eliyle yürüyen demokrasimiz dün doğrudan halkın sahne aldığı bir değişim, hatta bir devrim yaşadı.Vatan sevgisi ve Atatürk’e bağlılığı gözlerinden okunan temiz ve güzel insanlar, yarattıkları o muhteşem kalabalığın iletişimi ile cumhuriyetin, onu sonsuza kadar yaşatacak kitlesel güce de, inanç ve ruha da sahip bulunduğunu bütün dünyaya gösterdiler.Türkiye’nin yarınki kuşakları herhalde bu güven verici tabloyu yaratan yığınları şükran duyguları ile hatırlayacaktır.Sebep güvensizlikUmarız siyasi iktidar da mesajı almıştır. Meclis Başkanı’nın kötülemeleri ve ona eşlik eden engellemeler Anıtkabir’e akan insan sellerini önleyememiştir.AKP iktidarı başarılarıyla övünüyor ama başarısızlığını da görsün. Halk hem laik rejimin, hem ulusal birliğin tehlikeye düştüğü korkusuna kapılmıştır. Bu yüzden tarihte ilk defa cumhurbaşkanı seçimine taraf oluyor.Yığınları “vatan benden yardım bekliyor” duygusu ile meydanlara taşıyan güvensizlik sebepsiz değildir. İktidar bu endişeyi kendisine saldırı sayacak yerde anlayış göstererek çare aramalıdır.Yanlış, çok yanlış...Bakmayın siz dünkü mitingi küçümseyen medyaya. O gazeteler ve TV’ler olayı değil, kendilerini küçülttüler!Aynı yolda gittiğinde iktidar da kendini küçültecek ve sorunlarını büyütecektir.Bu arada mitingde yapılan bazı konuşmaları yadırgadığımı belirtmek istiyorum. AB üyeliğine ve özelleştirme politikalarına karşı konuşmalar oldu.Toplantı laik cumhuriyete sahip çıkma mitingi idi. Nasıl hem cumhuriyetçi hem dindar olunuyorsa hem Atatürkçü ve cumhuriyetçi, hem AB yanlısı ve özelleştirmeci de olunabilir.Laiklik diye çağırıp başka tercihler sokuşturmak fırsatçılıktır.Temel değerlerde büyük uzlaşmalar sağlamayı hep bu fırsatçılıklar önlüyor. Yeter!

Devamını Oku

Üst üste 3 ihtar

13 Nisan 2007

Veda konuşmaları “hoşça kalın” diye biter. Ama Sezer’inki sanki “Allah yardımcımız olsun” istiyor. Cumhurbaşkanı dün Harp Akademileri’nde bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın dikkat çektiği tehdit ve tehlikeler üzerinde daha derin tahliller yaptı. Uyarıları daha keskindi.Çünkü Sezer, Büyükanıt’tan daha ciddi buluyor tehlikeleri.Kurmay subaylara hitap ederken “Türkiye’de siyasal rejim, cumhuriyet kurulduğundan beri hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmadı” dedi.Cumhurbaşkanı’na göre laik cumhuriyetin temel değerleri, ilk kez bu dönemde tartışma konusu yapılmıştır.Rejimi laik cumhuriyetten “ılımlı İslâm cumhuriyeti”ne dönüştürmek amacı ile çıkar birliği anlayışı içinde hareket eden iç ve dış güçler bulunmaktadır.Görevli ve taraf...Sezer, Türkiye’nin diğer İslâm ülkelerine model olabilmesi için dayatılan bu değişime şu itirazı getirdi konuşmasında:“Ilımlı İslâm’ın çok kısa sürede radikal İslâm’a dönüşmesi kaçınılmazdır. Türk Devleti rejim seçimini 84 yıl önce yapmıştır.” Cumhurbaşkanı, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin ilk kez iç ve dış odakların hedefi durumuna getirilmiş olmasını, Ilımlı İslâm rejimine geçiş projesinin bir gereği olarak gösterdi. Bu sırada şu önemli saptamayı yaptı:“Türk Silâhlı Kuvvetleri, anayasal rejimin korunması yönünden tüm anayasal organ ve kurumlar gibi görevli ve taraftır. Orduyu yıpratarak etkisizleştirmek için, zamanlaması ayarlanmış bir oyun oynanmaktadır.” Sezer, cumhurbaşkanının bu bağlamda Türk Silâhlı Kuvvetleri ile aynı konumda olduğunu belirtmiştir. Meselâ şu sözler, “sözde değil özde laik” bir kişinin cumhurbaşkanı olması beklentisi içinde olduklarını söyleyen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’la Sezer’in paralelliğini gösteriyor:“Cumhurbaşkanı, cumhuriyetin ilkelerinden ve anayasal içeriklerinden yana taraftır, Anayasa’nın buyurucu kuralları karşısında taraf olmak zorundadır.” AKP duy bu sesiDünkü konuşma Sezer’in tarihe bıraktığı bir belgedir. Yedi yıl cumhurbaşkanlığı yaparak devletin en gizli bilgilerine sahip olan Sezer ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin başındaki komutan, aynı tehdit ve tehlikelere peş peşe ulusun dikkatini çekerken, yeni cumhurbaşkanının seçiminde gösterilecek özenin tarihi önemini vurgulamışlardır.Halk içinde de büyük yığınlar aynı hassasiyeti paylaşıyor.Bu uyarıların muhatabı siyasi iktidardır.Ankara’da bugün toplanacak olan yurttaşlar demokratik haklarını kullanarak aynı uyarıların, adresi üstünde etkili olmasını sağlamaya çalışacaklardır.İktidar bu sese kulak vermelidir.AKP’nin birleştirici bir kimlik kazanarak laik cumhuriyetle kavgalı bir görüntüden kurtulması buna bağlıdır. Dileriz şansını iyi kullanır.

Devamını Oku

Darbeye darbe!

12 Nisan 2007

Genelkurmay’daki dünkü basın toplantısı, Türkiye’nin on yıllar içinde katettiği aşamanın resmi idi.Batılı bir ülkede ordunun, iç ve dış siyasi sorunlar üstünde bu kadar kapsamlı görüşler açıkladığı basın toplantıları görülmez. Doğru ama orada askerler bizdeki kadar siyasetin malzemesi yapılmıyor.Cumhurbaşkanı seçiminin arifesinde Silâhlı Kuvvetler, hem seçimin “doğru” yapılmasına katkıda bulunmak hem de Başbakan’ın cumhurbaşkanı seçilmesine muhalefet eden propagandaların kendileri üstünden yürütülmesine son vermek istemiştir.“Çıkarmazlar, yoksa darbe olur” lâfını dünkü açıklamaları ile Orgeneral Büyükanıt tedavülden kaldırmıştır.Bunu yaparken Silâhlı Kuvvetler’in sınırları içinde kalacağını belirtmekle beraber “başkomutan” sıfatı taşıyan cumhurbaşkanı hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaktan da sakınmamıştır.Büyükanıt şunu dedi:“Cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil özde sahip olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz.” Burada durup şunu ekledi:“Karar meclisin kararıdır. Bundan başka bir şey söyleme durumunda değilim. Hukuken hakka sahip değilim.” Demokrasi fazilet rejimidir. Başbakan demokrasi içinde gelen bir yenilginin bile zafer sayılması gerektiğini anlatıyordu geçen gün.İşte Orgeneral Büyükanıt’ın dünkü açıklamalarını bu anlayışla değerlendirmelidir.Genelkurmay Başkanı’nın sözleri, meclisteki oyları belki etkilemez ama Çankaya’ya çıkmayı düşünen her kimse, onu düşündürmelidir.Dün Büyükanıt’a bir soru soruldu:“TSK personeli eşlerinin türban takması yasak. Acaba başkomutanın eşi türbanlı olursa ne olur?” Büyükanıt cevap veremedi.Türkiye’de darbeleri savunan kalmamıştır. Sadece bir kesim “darbe korkusu” sürsün istemektedir. O korkunun gerici ve bölücü odaklar üstünde terbiye edici etki yaptığı sanılıyor. Ama artık bu savunma modeli de son bulmalıdır.Akıl dışı sapmaları ve dayatmaları darbe korkutmaları değil, sözde değil özde demokrat anlayışlar ve yaklaşımlar önlemelidir.*****Yakıştı mı sayın başkan?Yarın Ankara’da büyük bir miting var. Ve Meclis Başkanı Arınç dün şu açıklamayı yaptı:“Mitingi düzenleyen derneğin başında emekli orgeneral Şener Eruygur var. Bir dergi onunla ilgili ciddi iddialarda bulunmuştur. Darbe hazırlığı ile ilgili bu iddiaların ciddi olduğunu düşünüyorum. Onun çağrısını yaptığı bir toplantıya katılmadan önce iyi düşünülmelidir!” Eskiler böyle durumlarda “Buyrun cenaze namazına” derlerdi.Meclis Başkanı’nın tarafsızlığı ne oldu? Ya hukukçuluğu?Mahkemeyi kurdu, yargının soruşturduğu iddiaları ciddi bulduğunu ilân etti, halka da “O adamın peşinden gitmeyin” diye seslenerek miting kırıcılık yaptı!Kendisine “kasaba avukatı” denmesinden şikâyet eden Arınç’a sormak lâzım:Bu tutumu ile Meclis Başkanı diyemeyeceğimize göre ne diyelim?

Devamını Oku