Baykal dün iktidarın Fethullah cemaati ile ilişkileri konusunda Başbakan’a sert ama yararlı uyarılar yaptı!“Meydanı boş buldular. Bu gidiş iyi gidiş değil. Herkesin ama öncelikle Başbakan’ın aklını başına alması lâzım.” CHP liderinin sözünü ettiği kötü gidiş, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın adını vermediği bir bakanın cemaate yönelik eleştirilerinde ifadesini buluyor.Ordu aleyhtarı komplolar epeydir dozunu artırarak ülke gündemine sürülüyor.Bu tertiplerin, askerleri halkın gözünden düşürerek cumhurbaşkanı seçiminde etkisiz kılma amacı güttüğünü artık herkes görebiliyor.Ahmet Hakan, adını sakladığı bakanın “Bu cemaat de çok olmaya başladı. El attığı bütün işlerden biz (AKP ve iktidarı) zararlı çıktık” dediğini yazıyordu.Cemaatçi polislerle cemaatçi savcıların dayanışma içinde olduklarını, bunların adım atarken “hükümete zarar verir mi” diye düşünmeyip “cemaatin işine yarar mı” diye baktıklarını söyleyerek bu tutumları eleştirdiğini anlatıyordu.Baykal dünkü grup konuşmasında “oh olsun” tonunda bir değerlendirme yaptı:“Cemaatleri sen ‘parti olarak, hükümet olarak kullanırım’ diye palazlandırırsan bir gün böyle şaşırır kalırsın!” Hayır, AKP iktidarı yol arkadaşının ihanetine uğramış bir “talihsiz” değildir.Oynayıp kaybetmiş bir kumarbaza daha çok benziyor.Amerika’ya göç ettiği günlerde ortaya çıkan kasetinde yandaşlarına Fethullah Hoca’nın adliyede, mülkiyede köprü başlarını tutmalarını, devletin hayat damarlarını ve bütün anayasal müesseseleri ele geçirene kadar beklemelerini, “erken vuruş” yapmaya kalkmamalarını öğütlediğini, Başbakan ve çevresindekilerin bilmemeleri düşünülebilir mi?Neyse, bakan bey bugün cemaatten yakınıyorsa bu bile bir ilerlemedir.Yeter ki bütün bakanlar onunla beraber uyanmış olsunlar!*****Şiraze durumuBaşbakan “Bu iş şirazesinden çıktı” diye yakındı dün.Rahatsız olduğunu söylediği şey, cumhurbaşkanı seçimine bağlı gerginliğin tırmanmasıdır.14 Nisan’da yapılacak olan mitingin hazırlıkları ile ilgili haberler, iktidarı tedirgin edecek büyüklükte bir kalabalığın Ankara’da toplanacağını gösteriyor.Malatya İnönü Üniversitesi’nde o günkü sınavların ertelenmesi örnek alınan bir karar haline gelmemeli. Ama ya olursa?Tepkisinden anlaşılıyor ki bu soru Başbakan’ı endişelendirmiştir. Ama sormak lâzım:Bir fırtına biçeceksek rüzgârı kim ekti? Cumhurbaşkanı seçim süreci 12 gün sonra başlayacak ama ortada daha aday yok. Başbakan “Her partinin taktikleri olur” diyor.Fırsatları iyi değerlendirmeye dayalı bir kurnazlık yarışı değil, liyakatin belirleyici olması gereken bir seçim yapmamız gerekiyor.Sorun bu...Şirazeden çıkanlar bu farkı karıştıranlardır!
Devletin de meşru savunma hakları vardır ve kurumlar zorunlu durumlarda bu hakkı kullanırlar.Yargıtay Başkanlığı nisan ayı sonunda yapılması beklenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aday seçimini, belli ki böyle bir düşünce ile erkene aldı.Karar iki hedef gözetiyor:1. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile iktidar arasında, boş bulunan 23 Yargıtay üyeliği seçiminin tıkanması nedeniyle kriz çıkmıştı. Bu seçimin 15 Nisan’da yapılması konusundaki mutabakatla kriz aşıldı.Yargıtay C. Başsavcısı adaylarının seçiminde bu yeni 23 üyenin etkili olacağına ilişkin itirazlar ise, Yargıtay C. Başsavcısı adayları ile ilgili seçimin 12 Nisan’a alınmasıyla geçersiz kılındı.2. Yargıtay C. Başsavcısı Ok’un görevi 20 Mayıs’ta bitiyor. Normal takvim işlese, yeni Başsavcı’nın aralarından çıkacağı 5 adayın isimleri ayın son günü Çankaya’ya sunulacaktı. Cumhurbaşkanı 15 günde seçimi sonuçlandıracağına göre işi Sezer’in bitirmesi yine mümkün oluyordu.Ama bu durum şöyle bir terslik doğuracaktı: O tarihte yeni cumhurbaşkanı seçilmiş olacağı için, iki-üç gün sonra yeni cumhurbaşkanına bırakılması daha uygun olacak önemli bir seçimi son gününde Sezer yapmış olacaktı.Adayların 12 Nisan’da belirlenmesi, bu etik sorununu da halledecektir. Çünkü yeni Yargıtay C. Başsavcısı’nı Cumhurbaşkanı Sezer, yeni cumhurbaşkanı seçimi sonuçlanmadan belirlemiş olacaktır.Bu önemli bir seçimdir.Çünkü Yargıtay C. Başsavcısı, aynı zamanda siyasi partilerin Anayasa ve yasalara uygunluğunu denetlemek, faaliyetlerini izlemek, gerektiğinde haklarında soruşturma yaptırmak, kapatılmaları hakkında dava açmak yetkisini elinde tutuyor.Ardılı olduğu partilerin kapatılması sürecini başlatan bu önemli makama yapılacak seçimi AKP’nin kendisinin yapmak istemesi ne kadar doğalsa, yargı kurumunun kendini koruma tedbiri alması da o kadar doğal, hatta yararlıdır.Cumhurbaşkanı tarafsız bir kimliktir. Ama yeni seçilen bir Cumhurbaşkanı duyguların yoğun olduğu acemilik döneminde yanlış yapabilir.Yargıtay’ın aldığı tedbir, devleti olduğu kadar yeni Cumhurbaşkanı’nı da koruyacaktır!Utandılar mı?“Kırmızı Bölgeler” acayipliğini hatırlarsınız...İçişleri Bakanlığı “İçkili Yer Bölgesi” tespitini yeni esaslara bağlayan bir genelge yayınlamış, Danıştay da bu geri kafalı kararın yürütülmesini durduran bir karar almıştı.İktidar inadından vazgeçmeyip bu karara hemen itiraz etmiş, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da İçişleri Bakanlığı’nın itirazını reddetmişti.Danıştay 8. Dairesi davayı esastan sonuçlandırdı ve genelgeyi oybirliği ile iptal etti. Kararda yeni düzen düşü kuranların yerleşik bir halk deyimi ile “ciğerini okuyan” bir tespit var.Mahkeme “kırmızı bölge” mucitlerinin içkili yerleri “tecrit” anlamında şehir yaşamının dışına itme kastı taşıdıklarına hükmetmiştir.Bağımsız yargının, insan haklarını koruyan özgür bir yaşam için ne kadar önemli olduğunu pek az nasihat bu karardan daha iyi anlatır.Türk halkının çağdaş yaşam tercihine “kırmızı bölge”lerle komplo kuranların, bu karar açıklandığında yüzleri kızardı mı acaba?
Çöpe giden oyların sayısını bu seçimde en aza indirmeliyiz.Geçen seçimde demokrasi adına bir facia yaşadık. 41.1 milyon seçmenin 9.1 milyonu sandığa gitmedi.Sandığa giden 32 milyon seçmenden 12 milyonunun oyu da barajı geçemeyen partilerde telef olduğu için mecliste temsil edilemedi.Sonuçta, parçalı çoğunluğun mahkûm olduğu bir azınlık tahakkümü ile yüz yüze geldik.Şu anda bile onun yarattığı kâbusu yaşıyoruz:AKP “Bu seçim sistemini ben getirmedim. Şimdi kimseye sormadan cumhurbaşkanını seçeceğim” diyor.Orada dursa iyi; sonbahardaki genel seçimden 2002’deki sonucu ikinci kez çıkarmak için her şeyi yapıyor.O her şey içinde halkı yönlendirme amaçlı anketler de var.Mesela partinin 1.5 milyon YTL ödeyerek yaptırdığı söylenen son seçim anketi dün bazı gazetelerde yer aldı.Bu ankete göre oylar partilere şöyle dağılıyor:AKP 34,9, CHP 11,7, DYP 4,1, MHP 6,1, GP 5,2, DTP 5,3, Kararsız 17,9, Oy vermeyecek 3,9...Bu anketin gerçek eğilimi yansıttığına gözü gören hiç kimse inanamaz. Anket, saf insanlara şu telkini yapıyor:“Telef olmasını istemiyorsan oyunu ya AKP’ye ya CHP’ye ver. Öteki partilerin barajı aşma şansı yok!” İktidar partisinin kurmayları, iki partili bir meclis oluşumunda CHP yüzde kaça yükselirse yükselsin AKP’nin ezici bir iktidar çoğunluğu ile seçimden çıkacağını hesaplıyorlar.Ve tabii oyunu da bu hesaba göre kuruyorlar.Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı tarafından Almanya’daki Türkler arasında yapılan seçim anketi de dün açıklandı ve AKP anketinin niyetini deşifre etti.O ankette AKP 31,2, CHP 18,3, DYP 11,3, MHP 10,5’tir.DYP ve MHP’nin barajı aşma şansını artırdıkça AKP’nin daha ne atraksiyonlar icat edeceğini hep birlikte göreceğiz!*****Uyanın yahu!Hangi taksiye binip “Vatan Gazetesi’ne” desem lâf aynı yere geliyor:“Ağabey, oyumuzu kime vereceğiz?” Geçim derdi olmayan demokrat, cumhuriyetçi kesimin hedefi belli, çözümü basit:Oyunu AKP’ye değil bir laik partiye verecek.Ama yaşamak için sorunlarının çözümlenmesi gereken kitle rahat değil.Mesela muhatap olduğum şoförler arasında beğenerek AKP’ye destek olan birine rastlamadım.Ama çoğu “Oy verecek başka parti bulamadığım için galiba yine AKP’ye vereceğim” dedi.Bu gerçeği muhalefetteki partiler daha göremedi.İktidar görmüş köklü partiler var, çaresiz yerlerde sürünüyor. Bunların Cem Uzan’ın neredeyse tek başına ne yapıp da 2 milyon dolayında seçmenin gönlünü kazandığına bakarak utanmaları gerekir.Cem Uzan bu desteği kaynağını söylemediği, zaten kaynağı da olmayan hayalci vaatlerle sağlıyor.Bakalım öbürleri oy istemek için bir şey vaat etmeleri gerektiğine ne zaman uyanacaklar?
Dikkatimizi toplamamız gereken tarihi dönemeçleri geçerken hep entrikacı, kışkırtmacı bataklara saplanıyoruz.Kandırıldığımız, hakarete uğradığımız bir yana, fitne ortamında salim kararlar da oluşturamıyoruz.Yine bir tarihi dönemeçteyiz ve yine ortalık tertip ve iftiralardan geçilmiyor. Kirliliği ne kadar bol ve bunları depolayıp zamanı gelince piyasaya sürme kabiliyeti ne kadar da yüksek bir toplumuz?!Askarî savcı, medya kurumlarını “yandaş ve karşıt” diye değerlendiren andıç taslağının Genelkurmay’dan 12 Ekim 2006 tarihinde çalındığını ve Amerika’da sahte bir yabancı isme gönderildiğini tesbit etti.Silâhlı Kuvvetler’in toplumdaki güvenilir kimliğine zarar verme amacıyla kullanılan gerçek ve sahte belgeler, son zamanlarda Amerika’da işlendikten sonra vakti geldiğinde Türkiye’de piyasaya sürülüyor.Andıç gibi emekli Oramiral Özden Örnek’e ait günlük olduğu iddia edilen belgelerin de iki yıl önce çalındığı, tahrifatlarla yıkıcı niteliği arttırıldıktan sonra servise konulduğu anlaşılıyor.Tarihin öğrettiği dersBütün bu hazırlıkların cumhurbaşkanı seçimleri için yapıldığı belli.Silâhlı Kuvvetler’in bu seçimde yönlendirici bir rol üstleneceği tahminine dayalı olarak bir plan düzenlenmiş...Hemen burada tarihî tecrübenin öğrettiği bir ders var, onu hatırlayalım:“Silâhlı Kuvvetler’e karşı ne zaman karalama tertipleri tezgâhlanıyorsa bilin ki ülke bütünlüğüne ve laik rejime karşı bir fesat yürütülüyordur!” Askeri komplekse sokarak cumhuriyet değerleri üstüne yürümeyi ve özellikle laikliğin altını oymayı demokratik hak diye yutturmak, artık kullanıla kullanıla suyu çıkmış bir yavuz hırsız taktiği oldu.Bazı çevreler, irtica sayılabilecek eylemleri, tertipleri demokratik hak sayarlar, fakat halkın huzur bulmasını sağlamaya çalışan askerlerin verdikleri güvenceleri demokrasi ihlâli diye dışarı müzevirlerler.Bu duruş yakışıksızSon zamanlardaki tertip ve kışkırtmaların nereden çıktığını herkes tahmin edebiliyor.Bir cemaati işaret eden tahminler doğrudur veya değildir, bizce önemi yok. Önemli olan iktidar partisinin askeri hedef alan tertibin sonuçlarından yararlanmayı kabul edip etmemesidir.AKP, cumhurbaşkanı adayını son güne saklamak suretiyle, iyi niyetli olduğuna kimseyi inandıramayacağı bir duruma düşüyor.Daha kötüsü Silâhlı Kuvvetleri baskı altına almaya yönelik komplo girişimlerini ayıplayan bir duruş göstermeyerek kendi itibarına zarar veriyor ve halk katındaki güven notunu düşürüyor.İktidar çıkarcı sessizliğine son versin artık. Uğruna kurumları bile kurban ettiği o gizli ve değerli adayı kimse açıklasın. Yeter!
Başbakan Erdoğan’ın Arap Zirvesi’ne katılması, siyasete ilgi duyan herkesin tuhafına gitmişti.İslâm Konferansı Örgütü neyse de sadece Arap ülkelerinin katıldığı bir zeminde Türkiye’nin ne işi vardı?Avrupa Birliği’nin 50’nci yıldönümü kutlamalarına Türkiye’nin davet edilmeyişine bu şekilde cevap mı veriyordu?İtibarlı İngiliz gazetesi Guardian da geçen hafta Türkiye’nin bölgesel liderlik rolünün giderek önem kazandığını, incitici ve kendini beğenmiş şovenizminden ötürü AB’nin giderek gözden düştüğünü yazıyordu.Gazeteye göre Moskova’yla daha yakın işbirliği yolu açılmıştı;Azerbaycan’dan Kazakistan’a “Türkî Ülkeler Topluluğu” fikri canlanmıştı;Ankara’daki “Reformcu İslâmcı” hükümet de Arap ve Müslüman dünyaların dostluğunu kazanıyordu.Yeni bir dünya...İsmet İnönü yarım yüzyıl önce “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye onun içinde yerini bulur” demişti.İnönü’nün söyleyip yapmadığı şeyi şimdi Tayyip Erdoğan demediği halde hayata mı geçiriyor?Böyle bir ihtimalin en azından şimdilik geçerli olmadığını Arap Zirvesi’ndeki bir gelişmeye bağlı tepkiler sayesinde öğrendik.Başbakan Erdoğan’ın Riyad’daki Arap Zirvesi’nde Filistin Lideri Mahmud Abbas ve Hamas’lı Başbakan Haniye ile yaptığı görüşme ardından çıkan “Haniye’ye Türkiye daveti” haberleri, Amerikan Kongresi ile İsrail’de büyük tepki yarattı.Yahudi lobisinin etkili isimlerinden Tom Lantos, ABD Kongresi Dışilişkiler Komitesi Başkanı sıfatıyla Türk hükümetinden açıklama beklediklerini bildirdi.Bunu yaparken Ankara’nın yaklaşan Ermeni soykırımı tasarısı konusunda Türkiye’nin hassasiyetlerine Amerikan Kongresi’nin saygı göstermesini beklediğini hatırlatarak, kendi hassasiyetlerine de Türkiye’den saygı beklediklerini hatırlattı.Tehdit dozunda...Hamas’lı lider Haniye’nin Türkiye’ye davet edilmesiyle ilgili haberlerin bu konuda şüpheler doğurduğunu belirten Lantos, Ermeni tasarısının Kongre’de engellenmesi konusunda da Yahudi lobisinin ilgisiz kalabileceği uyarısında bulundu.Tom Lantos’un telefonunun üstünden bir tam gün geçmeden Başbakanlık Sözcüsü Anadolu Ajansı’na beklenen açıklamayı yaptı:“Şu aşamada bir ziyaret söz konusu değildir. Haberler gerçeği yansıtmamaktadır.” Çankaya’da canı sıkılan cumhurbaşkanlarının, dış politika sorunlarına merak sardıklarını hatırlarsak;Tayyip Erdoğan’ın içindeki tercihin, Batı’dan çok Orta Doğu’ya takıntılı olduğunu unutmazsak...Onu Cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçirmek amacındaki telkinlerin ne kadar gerekli olduğunu daha iyi anlarız.Başbakanlıktaki dört yıl Erdoğan’a tecrübe kazandırdı ama içindeki takıntılar, kritik anlarda ona tehlikeli yanlışlar yaptırabiliyor.Çankaya’ya çıkmaması kendisi için de, ülke için de iyi olur!
Fesadın bu kadar uzun ömürlü ve etkili olduğu bir demokratik topluma Türkiye tek örnektir herhalde.Hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğu bilinmeyen bilgiler ve belgelerle karşıt güçler, kamuoyu üzerinden birbirleriyle mücadele ediyor.Psikolojik savaşın cephanesi olarak kullanılmaya başkaldırmak ve bunu başarmak zorundayız. Kendisini demokratik toplumun bireyi gören herkesin bu arayışta sorumluluğu vardır.Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen bazı anılar internette yayınlanmış, emekli komutan da bunlar için “düzmece” demişti.Nokta Dergisi’nin son sayısı eski komutana ait olduğu iddia edilen dehşet verici anılarla çıktı.Bunları okuyanlar, daha önceki yüksek komuta kademesinde yer alan bazı komutanların darbeden başka bir şey düşünemedikleri duygusuna kapılabilir.Bedeli her neyse...Eğer bu anılar sahte ve tertipse suç yalnız Silâhlı Kuvvetler’in manevi kişiliğine karşı işlenmemiş, aynı zamanda hepimizin vatandaşlık haklarına da tecavüz edilmiştir.Ortada bir tertip varsa şu şekilde amacına ulaşacaktır: Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkanlar, günlüğü okuduktan sonra meselâ 14-15 Nisan’da Anıtkabir’e yapılacak yürüyüşe katılırken “Acaba darbeci niyetlerin oyuncağı mı oluyorum?” şüphesine kapılacaklardır.Hiçbir demokratik toplum, böyle bir haksızlığı kabullenemez. Gerçeği gün ışığına çıkarmak için siyaset, yargı ve ordu işbirliği yapmalıdır.Bunu başaramamak, komplolarla yönetilen bir toplum olmaya bizi mahkûm edecektir.2000’li yıllarda hâlâ darbe yapılabileceğini düşünen askerlerin var olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zor ama tesellimiz şu: Emekli komutana ait olduğu iddia edilen günlükte, bugün görevde olup da o günlerde darbe fikrini destekleyen bir askerin adı geçmiyor.MGK bunun içinBu durum, günümüz komutanlarının cumhuriyet değerleri konusunda eskiler kadar hassas olmadıklarına delil sayılmaz..İşte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın iki hafta önce Harp Akademileri’nde yaptığı konuşma:“Laiklik ilkesi (yeniden tarif edilsin sözü), Türkiye’nin üniter yapısı (eyalet önermesi) ve hatta vatandaşlık kavramı (alt kimlik-üst kimlik) bu zamana kadar tartışma konusu olmamıştır. Devletimizin temel taşlarının aşındırılmaya çalışılması endişe ile izlenmektedir.” Peki ne olacak?Cevabı günlükte değil, Büyükanıt’ın devam sözlerinde aramak lâzım:“Kanunların bize verdiği yetki çerçevesinde devletin temel niteliklerinin korunması konusundaki düşünce ve endişelerimizi ifade etmek görevimizin gereğidir.” MGK, ülkenin ve rejimin güvenliği için çok önemli bir kurum...
AKP sözcüleri cumhurbaşkanı seçiminin sürekli gündemde tutulmasından şikâyetçiler.Utanmasalar “Mecliste çoğunluk bizde. Bu iş bizim işimiz; ne karışıyorsunuz?” diye hesap soracaklar. Sivil siyasetçileri Çankaya’ya çıkaran yeni dönem demokrasimizin lig değiştirdiğine işaret eder. Böyle bir iklimde yeni cumhurbaşkanı seçiminin toplumda olumlu değişimlerin umut ve heyecanını yaratması beklenir.Ama tersine, ülkeye egemen olan duygular karamsarlık, şüphe ve endişe...AKP sözcüleri bu duyguların yarattığı hassasiyetleri eleştirip kınayacakları yerde haklı olup olmadığını irdelesinler. Eğer bunu dürüst biçimde yapacak olurlarsa tedirginlik duyanları haklı bulurlar ve sorumluluklarını kabul ederler.Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa’nın 104’üncü maddesini okuyup da huzur içinde seçim gününü bekleyen, başka meseleler üstünde düşünmeye zaman verebilen aklı başında birini bulmak imkânsızdır.İktidarın kavgalı olduğu devlet kurumları hakkındaki niyetleri Çankaya’da tarafsız biri otururken o kadar önemli değildi. Ama oraya Başbakan veya işaret edeceği biri AKP kimliğinden soyunmaksızın çıkacak olursa neler olacak? Cevabı kâbus senaryosudur.Aday bildirimi için bir ay bile kalmadı, “Bu iş benim işim” diyen parti hâlâ adayını gizliyor. Besbelli toplumun kabulünü aramayan bir oldu bitti yaratacaklar.Başbakan hâlâ “Hitler Almanyası da laikti” deyip laiklikle uğraşıyor.Bir irticai faaliyet ihbarı nedeniyle az kalsın Meclis Başkanı’nın annesinin evi aranacakmış, önlenmiş. Meclis Başkanı da “Buna söyleyecek çok lâfım var. İnşallah 16 Mayıs’tan sonra” diyor.16 Mayıs, irtica konusunda suçlayan ve savunan tarafların yer değiştirdiği bir alt-üst dönemeci mi olacak?***Küslük!Gazeteci Hrant Dink suikastı ağır bir yenilgidir.Göz göre göre gelen ölümün elinden onun kurtarılamaması, halkın devlete güveni ile beraber polisin de özgüvenini yerle bir etmiştir.Ortaya çıkan her yeni delil bu utanç verici başarısızlığın kaza olmadığını, adeta hatalar ve günahlarla inşa edildiğini anlatıyor.Dink cinayeti sonrası İstanbul ve Trabzon emniyetleri ile Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı üçgeni arasında patlak veren kavgaya Ankara’da düzenlenen bir yemekte son verildiği dünkü gazetelere haber oldu.Bu haber devlet anlayışı ile açıklanması olanaksız “umutsuz bir vaka” ile karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor.Devlet, hiyerarşi üstünde yükselir. Devlet kurumu içinde eşitler olmayacağına göre kavga ve küslük de olamaz. En fazla uyumsuzluk olur. Öyle bir durumda da uyumsuz dişli sökülür, sağlamı takılır.Kamuda kimse vazgeçilmez değildir. Bunu unutan iktidarlar derebeyleri yaratırlar.Böyle bir polis de sadece vatandaşı korkutur, suçluları değil!
Dünkü VATAN’da “Baş imamlar geliyor” başlıklı haberi görmüşsünüzdür.AKP iktidarının din saplantısını bilenlerin kafasında bu haber “Acaba yine ne tür bir istismar peşinde koşuyorlar?” şüphesi uyandırmış olabilir. İktidar bunu hak ediyor.Aslına bakarsanız, yeterli sayıda din görevlisi bulunmadığına yönelik yakınmaları uzun süredir işitiyoruz.İktidar bu yasa tasarısı ile yeni unvanlar ihdas ederek din görevlisi kadrolarını tartışma yaratmadan artırma taktiği mi uyguluyor yoksa din görevlileri arasında bir hiyerarşi oluşturarak başka hevesleri tatmine mi uğraşıyor?Bakanlar Kurulu’ndan geçerek görüşülmek üzere meclise gönderilen tasarı “imam hatip”, “uzman imam hatip” ve “baş imam hatip” gibi basamaklar öngörüyor.Bu yeni düzenlemenin dinimize de, laik devletin karakterine de uygun düştüğünü söylemek mümkün değildir.Öteki dinlerde başrahip, başhaham gibi unvanların var olması bizde de olmasının gerekçesi yapılamaz. Çünkü onlarda ruhban sınıfı var ama İslâm dininde yok.İmam ve vaizlerin derecelendirilmesi Türkiye’de bir ruhban sınıfının oluşturulması yolunda ciddi bir adım olacaktır.Özellikle büyük kentlerdeki camilerin birçoğu, zaten cemaat ve tarikatlar temelinde bölünmüş durumdadır. Baş imamlık unvanları mevcut yapıyı meşrulaştıracaktır. Ayrıca da camiler arasında kalite farkı varmış duygusu yaratacaktır. Doğru bir şey değil bu.Evet, güvenilir önderler güdümünde cemaatlerin oy deposu haline getirilmesi, tıpkı aşiret oyları gibi deste deste devşirilmesi, din üstünden siyaset yapan partilere cazip gelebilir ama buna fırsat verilmemelidir.Din istismarının tahribatını artıracak din dışı unvanlar yaratmadan önce herkes bir daha düşünmeli!Kesici’nin sitesiİlhan Kesici’nin kişisel internet sitesinin açıldığını duyurmak amacıyla düzenlediği toplantıya ilgi büyük oldu.DPT Müsteşarı olduğu tarihten bu yana ürettiği fikir ürünlerinin ve onlarla ilgili medya değerlendirmelerinin yer aldığı site, umarız başka siyaset ve devlet adamlarını da özendirecektir.Hoş, Karadenizli bir dostunun site kurduğunu duyunca ona “Sen düzgün adamsındır. Bana da sitenden bir daire ayırıver” demesi çok cesaret uyandırmıyor ama Kesici geleceğe yönelik bu köprüden çok ümitvar.Epeydir aktif siyasetten uzak duran Kesici’nin bu toplantıda merkez sağ partilerin birleştirilmesi amacında rol üstlenerek dönüş yapmaya hazırlandığını öğrendik.Bu görevi mecburiyet duygusu şeklinde algılamasına sebep olan şartları değerlendirirken, Hindistan kapısı Karakurum’da “Tıkandık, kıpırdayamıyoruz” diyen komutanlarına Büyük İskender’in ünlü sözlerini tekrarladı:“Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız.” Kesici, Türkiye’de bundan sonra yapılacak her türlü seçimin artık iki turlu yapılması gerektiğini savunurken, Başbakan Erdoğan’a da cumhurbaşkanı olmaması çağrısında bulundu.Ve bu çağrıyı Yunus’un dizeleri ile yaptı:Göz ola dağın arkasını göre;Akıl ola başına geleceği bile.