Devletin de meşru savunma hakları vardır ve kurumlar zorunlu durumlarda bu hakkı kullanırlar.
Yargıtay Başkanlığı nisan ayı sonunda yapılması beklenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aday seçimini, belli ki böyle bir düşünce ile erkene aldı.
Karar iki hedef gözetiyor:
1. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile iktidar arasında, boş bulunan 23 Yargıtay üyeliği seçiminin tıkanması nedeniyle kriz çıkmıştı. Bu seçimin 15 Nisan’da yapılması konusundaki mutabakatla kriz aşıldı.
Yargıtay C. Başsavcısı adaylarının seçiminde bu yeni 23 üyenin etkili olacağına ilişkin itirazlar ise, Yargıtay C. Başsavcısı adayları ile ilgili seçimin 12 Nisan’a alınmasıyla geçersiz kılındı.
2. Yargıtay C. Başsavcısı Ok’un görevi 20 Mayıs’ta bitiyor. Normal takvim işlese, yeni Başsavcı’nın aralarından çıkacağı 5 adayın isimleri ayın son günü Çankaya’ya sunulacaktı. Cumhurbaşkanı 15 günde seçimi sonuçlandıracağına göre işi Sezer’in bitirmesi yine mümkün oluyordu.
Ama bu durum şöyle bir terslik doğuracaktı: O tarihte yeni cumhurbaşkanı seçilmiş olacağı için, iki-üç gün sonra yeni cumhurbaşkanına bırakılması daha uygun olacak önemli bir seçimi son gününde Sezer yapmış olacaktı.
Adayların 12 Nisan’da belirlenmesi, bu etik sorununu da halledecektir. Çünkü yeni Yargıtay C. Başsavcısı’nı Cumhurbaşkanı Sezer, yeni cumhurbaşkanı seçimi sonuçlanmadan belirlemiş olacaktır.
Bu önemli bir seçimdir.
Çünkü Yargıtay C. Başsavcısı, aynı zamanda siyasi partilerin Anayasa ve yasalara uygunluğunu denetlemek, faaliyetlerini izlemek, gerektiğinde haklarında soruşturma yaptırmak, kapatılmaları hakkında dava açmak yetkisini elinde tutuyor.
Ardılı olduğu partilerin kapatılması sürecini başlatan bu önemli makama yapılacak seçimi AKP’nin kendisinin yapmak istemesi ne kadar doğalsa, yargı kurumunun kendini koruma tedbiri alması da o kadar doğal, hatta yararlıdır.
Cumhurbaşkanı tarafsız bir kimliktir. Ama yeni seçilen bir Cumhurbaşkanı duyguların yoğun olduğu acemilik döneminde yanlış yapabilir.
Yargıtay’ın aldığı tedbir, devleti olduğu kadar yeni Cumhurbaşkanı’nı da koruyacaktır!
Utandılar mı?
“Kırmızı Bölgeler” acayipliğini hatırlarsınız...
İçişleri Bakanlığı “İçkili Yer Bölgesi” tespitini yeni esaslara bağlayan bir genelge yayınlamış, Danıştay da bu geri kafalı kararın yürütülmesini durduran bir karar almıştı.
İktidar inadından vazgeçmeyip bu karara hemen itiraz etmiş, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da İçişleri Bakanlığı’nın itirazını reddetmişti.
Danıştay 8. Dairesi davayı esastan sonuçlandırdı ve genelgeyi oybirliği ile iptal etti. Kararda yeni düzen düşü kuranların yerleşik bir halk deyimi ile “ciğerini okuyan” bir tespit var.
Mahkeme “kırmızı bölge” mucitlerinin içkili yerleri “tecrit” anlamında şehir yaşamının dışına itme kastı taşıdıklarına hükmetmiştir.
Bağımsız yargının, insan haklarını koruyan özgür bir yaşam için ne kadar önemli olduğunu pek az nasihat bu karardan daha iyi anlatır.
Türk halkının çağdaş yaşam tercihine “kırmızı bölge”lerle komplo kuranların, bu karar açıklandığında yüzleri kızardı mı acaba?
Meşru savunma
Devletin de meşru savunma hakları vardır ve kurumlar zorunlu durumlarda bu hakkı kullanırlar. Yargıtay Başkanlığı nisan ayı sonunda yapılması beklenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aday seçimini, belli ki böyle bir düşünce ile erkene aldı
Haberin Devamı

