Büyük günah

19 Mart 2007

Seçim yatırımı, oyunu almak istediği seçmenlere iktidarın devlet imkânlarını peşkeş çekmesidir. Böyle bir yatırıma ahlâkı zayıf siyasetçiler tenezzül ederler.Başbakan seçim iklimine girildiği günden beri böyle küçük hesaplarla işleri olmadığını tekrarlayarak AKP’nin farkını cilâlayıp duruyor.Takdir kredisi gani halkımız da AKP’yi bol kepçe nemalandırıyor.VATAN Ankara Bürosu’nun dün derlediği bir haber, iktidarın sözü ile eylemi arasında tutarlılık olmadığını göstermektedir.Mesela... Yurt dışına çıkışlarda alınan harç 70 liradan 15 liraya düşürüldü;Slindir hacmi 3200 cc’yi geçmeyen minibüslerin ÖTV oranı yüzde 10’a indirildi;Gazilerin maaşı 403 liraya yükseltildi;Et, süt, peynir gibi temel gıda maddelerinde KDV indirimi için, 31 Aralık 2006 tarihinden önce plakalara yazılan trafik cezalarının affı için yasa teklifleri hazırlandı;Çiftçilere iki yıllık doğrudan gelir desteği paralarının bir defada ödenmesi kararlaştırıldı ve daha birçok teşvik, destek hamleleri...Kandırılan gençlerDar gelirli ve yoksul yığınların biraz nefes almasına yardımı olacaksa insan “seçim yatırımı” olsa bile bu istismarcı politikaları görmezden gelmeyi içine sindirebilir.Yeter ki bu kamu kaynakları gerçekten ihtiyacı olan kesimlere gitsin ve hak-adalet duygusu bu icraatın temeli olsun.AKP’nin seçim yatırımı paketi bu bakımdan sağlam mı? Değil.İktidarın en büyük zaafı olan kadrolaşma kanserli bir şiş gibi gözümüze batıyor.Meclise sevkedilmiş bulunan bir kanun tasarısı, belediyeler ile bazı kamu kurumlarında görevli 218 bin “geçici işçi”ye kadro verilmesini öngörüyor.Önceki yıllardan birikmiş iki milyona yakın hak sahibi genç insanı unutsak bile yalnızca 2006’da Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) girmiş 440 bin üniversite mezunu, 1 milyon 312 bin ön lisans ve lise mezunu vatandaş devletten haber bekliyor.Adalet mi, oy mu?Belediyelerin ve kamunun personele ihtiyacı varsa, geçici işçilerden önce KPSS sınavına girerek başarılı olmuş bu insanların çağırılmaları gerekmez mi?Adil olan, doğru olan elbette budur ama iktidara adalet değil oy lâzım şimdi.KPSS’den gelecek olanlar başarı sırasına göre gelecekler, hangi siyasi eğilime sahip oldukları denetlenemeyecek. Oysa geçici işçiler belediyeler tarafından zaten başta eş, dost, partidaş bazında seçilmişlerdir.Yani 218 bin yeni kadro geçici işçilerle doldurulacak olursa, aileleriyle beraber 1 milyon 250 bin oy firesiz garanti edilecektir!Okuyarak, çalışarak, emeği ile bir yerlere gelmiş, adil bir sınavda eşitleriyle yarışmış genç insanlara yapılan haksızlık, yalancılık, oyalama, yapanın yanına kalmaz.Muhafazakâr ve maneviyatçı iddia taşıyan bir parti böyle bir günahın altına nasıl girer; insan hayrete düşüyor.AKP haydi oy uğruna sırtladı bu büyük günahı diyelim; peki muhalefetin sesi niçin çıkmıyor?

Devamını Oku

Takke düştü

18 Mart 2007

Çankaya’ya Erdoğan çıkıp seçimden sonra AKP yine tek başına iktidara gelirse neler olur?Öyle bir durumda en azından “demokratik hukuk devleti”nin nasıl bir ucubeye döneceğini bugünden tahmin edebiliriz.Çünkü AKP iktidarı baştan beri hukuku, ideolojik amaçları uğruna her istediği şekle sokabileceği bir hamur gibi görüyor.Bu yılın sonunda AİHM’deki Türk yargıcın süresi doluyor. Dışişleri Bakanlığı, burada görev yapan Rıza Türmen’in de aralarında bulunduğu üç adayı Avrupa Konseyi’ne bildirmişti.Ama dinci bir gazetenin itirazı üzerine o adaylar geri çekildi yeni bir aday listesi sunuldu. Dokuz yıldır AİHM’de görev yapan Türmen’in yeni listede adı yok.“Bu kadar yeter. Genç hukukçular da bu şansı kullanabilsinler” gerekçesine kimsenin diyeceği bir şey olmazdı.Ama niyet kötüydü ve ayaklarına dolaştı. Amacın gözdağı vermek olduğu gün ışığına çıktı. Çünkü dinci gazetenin çağrısı ile gerçekleşen infazın iki sebebi var:1. Rıza Türmen AİHM’nin Leylâ Şahin kararında türban yasağının sürmesi ve...2. Refah Partisi hakkında verilmiş kapatma kararının yerinde olduğu yönünde oy kullanmıştı.İki dava da Türk yargı sisteminin tüm kademelerinden geçmişse AİHM’deki Türk yargıcın aklı ve vicdanından başka danışacağı ne kaynak olabilir?İktidar “Hayır” diyor “Türkiye Cumhuriyeti’nden yana olmayacaksın. Tarafsız bile olmayacaksın. İlle de AKP’nin doğru dediklerini doğru belleyecek, onu savunacaksın!” İktidar bu tutumu ile adayları şüphelerin hedefine koymuştur.O adayların tümü Rıza Türmen’in ak dediği her şeye kara demeyi taahhüt ederek vize almış kişiler olamaz.Ama iktidardaki ihtiras hem yargıç adaylarına, hem Türkiye’nin hukuk devleti kimliğine zarar vermiştir!***Marifet mi şimdi bu?İnat yerine göre marifet ama yersiz ve haksız ise rezalettir.Mesela Başbakan’ın örtülü ödenek işlerinin başına koyduğu eski bankacının durumu...Erdoğan’ın belediye başkanlığından tanıyıp iş yaptığı bu kişi “resmi evrakta sahtecilik” suçundan hüküm giymiş biridir.Örtülü ödenek gibi yüksek ahlâkî nitelikler gerektiren koltuğa oturtulması bir yana memur bile yapılmaması gereken bir kişidir. Fakat Başbakan ya gaflet sonucu veya bile bile bu görevi vermiştir ona.Bu rezalet, halkın siyasetçilerden saygı gördüğü gelişmiş bir toplumda çıksaydı ne olurdu?Başbakan halktan özür diler muhalefet dişli ise istifa etmek mecburiyetine bile düşer ama sahtecilikten mahkûm olmuş kişi, daha ilk gün mutlaka açığa alınırdı.Bizde hiçbir şey olmadı.Çünkü bizim toplumumuz siyasetçinin kusurlarını düzeltmiyor. Biriktiriyor, cezasını toptan kesiyor.Erdoğan sessizliği hayra yormasın. Günah kotası hızla doluyor!

Devamını Oku

Zavallılar!

17 Mart 2007

Nankörlüğün bir gün Atatürk’ü Çanakkale’de yok sayacak kadar azacağını kim tahmin ederdi?Çanakkale Zaferi’nin 92’nci yıldönümünde Genelkurmay Başkanlığı’nın koskoca “Anafartalar Kahramanı” nın oradaki varlığını kanıtlama derdine düşebileceğine kim ihtimal verirdi?Din istismarcıları, gericiler şunu unutuyorlar:Mustafa Kemal Müslüman dünyasını onurlandıran, yaptıkları ile başka mazlum milletlere ilham oluşturarak onlara da kurtuluş yolunu açan bir kahramandır.Onlar istedikleri kadar inkâr etsinler, Atatürk yarbay rütbesiyle Çanakkale’ye gelmiş, kolordu büyüklüğünde birliklere komuta etmiş, uyguladığı özel strateji ile dünya askerlik tarihine geçerken burada albaylığa yükselmiştir.O nankörlerin arasında, Atatürk’ün “Size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözüne “Başüstüne” diyerek şehadete koşan kahramanların torunları bile vardır Allah bilir.Hani Mehmet Akif Ersoy’un “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın; Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın” diye yücelttiği kahramanların...Kimler zehirledi bu zavallıları?İnkârcı yalanlar tarih dedenin olsa olsa bedduasına müstahak olurlar. Çünkü tarihin adaleti Atatürk’ü koruyor.“Çanakkale harekâtında iki taraf da hatalar yapmakta idi; hata yapmayan tek bir adam vardı: Yarbay Mustafa Kemal.” Tarih böyle yazıyor. Dönemin İngiltere Başbakanı Llyod George da bu hükme kişisel notunu şu sözlerle düşüyor:“İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur.” Yıkılan Osmanlı İmparatorluğunun enkazından Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkaran Kurtuluş Savaşı, Çanakkale bize bir “Anafartalar Kahramanı” vermeseydi acaba kazanılabilir miydi?O mucizeye binlerce teşekkür, yaratıcılarına sonsuz minnet ve saygı...***Gerçek hayırÇağdaş düşünce sistemi ile AKP bir çok alanda niçin çatışıyor?Size tipik bir örnek:Manisa’da üstün hizmet ödülü için üç isim belirlenmiş. Fakat Meclis Başkanı Arınç, bu kente emsalsiz istihdam olanakları sağlayan Vestel’in sahibi Ahmet Nazif Zorlu’yu listeden çıkarmış.Vestel’i takdir ediyormuş ama kriterlere uymuyormuş!AKP zihniyetinde “üstün hizmet” in tarifi nedir; cevabını AKP’li belediyelerin erzak torbası, kömür yardımı ve çorba dağıtımı uygulamalarında bulabilirsiniz.İktidar, takdirini kazanmak isteyen firmalara ve işadamlarına model gösteriyor.Oysa dünya başka şeyleri tartışıyor. Dünyanın üçüncü zengini Meksikalı Carlos Slim geçen gün şunu diyordu:“İşadamı dediğin servetiyle yeni iş kurar, kâr eder ve daha fazla kişinin iş bulmasına yardımcı olur. Bağış yaparak yoksulluk çözülmez.” AKP en makbul hayra ve gerçek sosyal adalete giden onurlu yolun istihdamdan geçtiğini bir gün görecek mi?

Devamını Oku

Şipşak Çankaya

16 Mart 2007

Bütün kamuoyu araştırmaları “Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin” tercihinin ezici bir çoğunluk oluşturduğunu gösteriyor.Sadece AKP seçmenlerinin nabzını ölçen anketlerde bile bu durum değişmiyor.Çünkü partizan kafalar dışında herkes biliyor ki bugünkü meclis bir tepki oluşumudur. Halkın önemli bir kesimi yolsuzluklar yüzünden siyasete küsüp sandığa gitmemiş, gidenler de AKP’yi falaka sopası gibi kullanmıştır.Sonuçta AKP sandığa giden seçmenin üçte birinin, tüm seçmen sayısının dörtte birinin oyu ile mecliste üçte iki çoğunluğu elde etmiştir.Yani uzlaşma aranmadığı takdirde bu meclis kompozisyonu ile seçilecek olan cumhurbaşkanı, Baykal’ın dediği gibi AKP’nin cumhurbaşkanı olacaktır, “cumhur”un başkanı olmayacaktır.Ama görüldüğü kadarı ile bu tuhaflığı AKP kendine dert etmemektedir. Eleştirileri haklı çıkaran bir tutum içinde parti üst yönetimi Cumhurbaşkanı seçimini AKP’nin iç işiymiş gibi yönetmektedir.Seçim sürecinin başlayacağı 16 Nisan’a bir ay kaldı. Hâlâ ortada resmileştirilmiş bir aday yok.AKP sahte anketlerle Köşk’e çıkmaya kararlı olan Başbakan’ı korumaya, sahte adaylar göstererek halkı oyalamaya çalışmaktadır.Göreceksiniz 16 Nisan’da bile adaylarını ilân etmeyecekler, bunun için aday bildirimine ayrılan on günlük süreyi bile sonuna kadar kullanacaklardır.Ankara’daki Batılı ülkelerin büyükelçilikleri bu durumu resmi bir soruya muhatap olduklarında “Türkiye’ye özgü bir süreç” diye değerlendirmekte ama kendi aralarında konuşurken demokrasimizin geri kalmışlığı ile alay etmektedirler.Seçiminden üç gün önce adaylığı ilân edilmiş dünyanın ilk cumhurbaşkanı bir Türk olacaktır.Başbakan Erdoğan’ın Kopenhag kriterlerine alternatif olarak öngördüğü Ankara kriterleri buysa eksik olsun!***Utan, yeter“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derler ya Sabah’ınki o kadar bile dayanmadı.Çünkü o söz standart yalancıların kaderini yansıtır. Sabah’ın durumu, dürüst bir kuruma iftira atan yalancıların düştüğü ibreti yansıtıyor.Biliyorsunuz VATAN, Turgay Ciner’in Taksim’de 24.5 metre yüksekliğe sahip inşaat projesini 125 metreye çıkarma talebini haber yaptı.Belediye Başkanı Topbaş “Kimsenin böyle bir talebi olmadı” diye tepki gösterdi.Sabah’ın Genel Yayın Müdürü de Topbaş’ın çıkışından aldığı cesaretle olmalı dün köşesinde VATAN’ı yalancılık ve tetikçilik yapmakla suçladı.Her gün köşesinde âleme nasıl adam olunacağını öğreten birinin saldırmadan önce hiç değilse bir gün beklemesi gerekirdi.Bu basireti gösteremediği için dün sabah, iftiralarını yüzüne şamar gibi vuran belgelerle karşılaştı. Belgeleri bugün tekrar yayınlıyoruz.“42 katlık izin talebini belgelerlerse binayı onlara hediye edeceğiz” diye yazmış ama sözünü ciddiye almıyoruz.Fazilet ticareti yapan sahte şövalyeler mahcup olsun, o mahcubiyetle adam olsunlar bize yeter!

Devamını Oku

Türban seçimi

15 Mart 2007

Eşi türban takan bir cumhurbaşkanına yönelmesi beklenen tepkiler AKP’yi korkuttu mu?Örgütün nabzını tutmak amacıyla düzenlenen anket, bu soruya “evet” cevabı vermemizi sağlıyor. AKP’nin alternatif planlar ürettiği bu sayede netleşmiştir.Ankette Başbakan Erdoğan’ın adaylığına nasıl bakıldığı soruluyor. Erdoğan’ın aday olmaması halinde Devlet Bakanları Beşir Atalay ve Mehmet Aydın, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan arasında bir tercih yapılması isteniyor.Bu dört adayın ortak özellikleri eşlerinin türban takmaması.Eşi türbanlı birinin Çankaya’ya çıkmasına yönelik toplumsal itiraz göze alınmayacak boyutta riskler doğuracak olursa parti, uzlaşma çerçevesinde önereceği adayı belirlemek istemektedir.Ama şu gözden kaçmamalı: “Başbakan Erdoğan aday olmadığı takdirde” alternatifleri arasına Meclis Başkanı Arınç ve Dışişleri Bakanı Gül dahil edilmemiştir.Demektir ki türban sorun olmazsa Başbakan kesin kararlıdır.B planında ise türban itirazlarını göğüslemek amacıyla seçilmiş ama Çankaya’da bile Başbakan Erdoğan’ın otoritesini gölgelemeyecek kişiler aday gösterilmiştir.Parti iddiasız bir cumhurbaşkanı seçmek mecburiyetine düşerse bunun çaresizlik olarak gösterilmesini önleyecek senaryolar bile şimdiden hazırlanmıştır. Mesela...Eşi türbanlı olmayan aday seçilirse Çankaya’da “geçici” olacaktır. AKP Erdoğan’ın liderliğinde seçimdeki şansını artıracak, bu imkân Türkiye’yi başkanlık sistemine geçirecek olan anayasa değişikliğini getirecek, Erdoğan iki yıl içinde başbakan yetkilerini de kullanan bir Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacaktır.AKP yakın zamana kadar Erdoğan istediği takdirde adaylığı konusunda pazarlık kabul etmeyen bir kararlılık yansıtıyordu.Bu anket, toplumsal itirazların AKP’yi kaygılandırdığı ipucunu verdiği için muhalefet üstünde doping etkisi yapacaktır.*****Ulema böyle buyurdu!Devletin laik kimliği aşınmaya başlarsa böyle olur...Diyanet İşleri Başkanlığı, hayatın her alanını düzenlemeye kalkışır! “Mortgage” adıyla bilinen ipotekli konut finansman sistemi kapsamında faizin caiz olup olmadığı konusunda gelen sorular üzerine Din İşleri Yüksek Kurulu oturup karar vermiş.“Fakire helâl, zengine haram” anlamında bir mesaj çıkıyor karardan. Kurulu dinleyecek olanlar ev ve araba alma amacı bir yana ticaret amaçlı banka kredilerine de haramdır diye dönüp bakmamak zorundadırlar.Peki çağın ve kamunun olanaklarını inançlı insanlara kapatmak haksızlık değil mi?Dindar insanları haksız rekabetin mağduru yapmak caiz mi?Bu kararı veren ulema arasında iktisatçılar da bulunmazsa faizi tefecilikle karıştıran zihinleri çağla buluşturacak tarife nasıl ulaşabiliriz?Laik cumhuriyet bavulunu mu topluyor?

Devamını Oku

Kediye ciğer

14 Mart 2007

Bazı suçüstü durumları vardır; kendinizi savunduğunuzu zannederken komik olursunuz.Otel odasında basılan evli adamın, eşinin refakat ettiği polislere “Yahu bu çıplak kadını yatağıma kim koydu” diye bağırması gibi...Birçok kimse Tayyip Erdoğan’ın “değiştim” sözüne inanmak istemiştir ama “Cumhuriyet’in temel değerlerinin yerlerini daha İslâmi bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini” söyleyen birini Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna oturtması ile kendisine güvenmek isteyenleri yeniden kaybetmiştir.CHP lideri Deniz Baykal’ın deşifre ettiği ikinci “kilit tayin” düş kırıklığını “Bunlar değişmez” umutsuzluğuna dönüştüren bir şok yaratmıştır.Baykal, Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde karışık mali operasyonlarını yönetmek için belediye parasını emanet ettiği bankacıyı -üstelik diploma sahtekârlığından hüküm giyerek nakıs yetenekleri tescillendikten sonra- Başbakanlık’ta “örtülü ödenek”in başına getirdiğini açıkladı.Bürokrasinin tepe noktası olan Başbakanlık Müsteşarlığı, ne kadar uzak tutulması gereken bir şahsa verilmiş ise, kaydı tutulmadığı için sadece devlet adamı namusuna emanet örtülü ödenek de o kadar uygunsuz birine verilmiştir.Başbakan başka adam bulamadı mı?Bu tayin “Çarşının gözünü çıkarmak” değil midir?Baykal 5 liralık işi 10 liraya yandaş müteahhitlere veren düzenin ürettiği kaynakla havuz oluşturulduğunu, bu paraların parti için, yandaş kuruluşları beslemek için ve kişisel zenginleşme amaçlı olarak kullanıldığını, idaresini de Başbakan’ın örtülü ödeneğin başına getirdiği bankacının yürüttüğünü iddia etti.Normal olarak Başbakan’ın “Belge göster, ispat et” diye meydan okuyup toplum gözünde temize çıkması gerekir.Ama örtülü ödeneği sahtecilikten hüküm giyen birine teslim etmesi, onu ispat borcu altına sokuyor!*****Hanı yağmaAKP kendisini iktidara getiren fırtınayı, yolsuzluklara duyulan öfkenin kopardığını unuttu galiba...Son aylarda yapılan belediye ihaleleri devamlı şüphe ve mide bulantısı üretiyor. 100’e aldıkları işleri müteahhitlerin 50’ye taşeronlara yaptırması, bu işlemin sistematik hal alması, ortada kamu kaynaklarını yağma etmeye yönelik bir çeteleşmenin kanser gibi tüm belediyeleri sardığını gösteriyor.Çeteleşmenin sınırları nereye dayanıyor?Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişikliklerdeki tuhaflıklar, yağmacıların mecliste bile etkili olabildiklerini düşündürüyor.Mesela Kamu İhale Kurumu yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını inceleyebiliyordu. Teklifle bu yetki kaldırıldı.Hatay’daki Ali Dibo ihalelerini ortaya çıkarabilen kurum, aynı imkânı bir daha bulamayacaktır.Devleti kapkaççılara karşı bu kadar savunmasız bırakan siyasetçiler hangi akla hizmet ederler?Evde çocukları sorsa, ne cevap verirler?

Devamını Oku

Oy avcılığı

13 Mart 2007

Acaristan masal kenti çağrışımı yapıyor. Acaristanbul ise masal dünyasının gerçek yaşamla buluştuğu yer..Birçok aile, hayallerinde inşa ettikleri bahçeli evlerin burada gerçekleşeceğine inandı.Türkiye bir hukuk devleti ama siyaset karıştığı her değeri nasıl belirsizliğe sürüklüyorsa Acaristanbul da bugün aynı sisler tarafından perdelenmiş haldedir.Ruhsat iptaline ilişkin Danıştay kararına dayanarak dün toplanan Beykoz Belediye Encümeni, Acaristanbul’daki villaların yıkımına karar verdi.Bu karar kolay çıkmadı. Çünkü inşaat iznini belediye vermişti. Projenin sahibi olan şirket mahkemeye başvurabilirdi. Encümen üyeleri 42 milyon YTL’lik tazminat davalarına muhatap olacaklarından korkuyorlardı.AKP iktidarı da Orman Bakanlığı kanalı ile bu kavgaya taraf olmuştu. Çünkü seçim yılında burada “maden” keşfetmişlerdi:Zenginlerin villaları yıkılarak varoşlardaki oy depolarına mesaj verilecek, çevreci hassasiyet gösterisi ile de aydınlar ve zenginler fethedilecekti.VATAN muhabirlerinin elde ettiği bilgiler, bu uğurda göze alınan riyakârlığın utanç verici boyutlara ulaştığını gösteriyor.Dünkü encümen toplantısından bir gün önce üyeler, belediye başkanı ve AKP ilçe başkanı ile birlikte Hidiv Kasrı’nda gizli toplantıya çağrılıyor.Orman Bakanlığı Müsteşarı, bakanlığın iki hukuk müşaviri ile beraber encümen üyelerine “Siyasi prestijimiz için yıkım kararı almak zorundasınız” diyorlar.“Siz yıkımı onaylayın yeter. Villaları yıkmayız, tazminat tehlikesi de doğmaz” diye güvence veriyorlar.Buna rağmen 3 üye sözlere güvenemediği için karşı oy kullanıyor, yıkım kararı 4 üyenin oluru ile çıkıyor.Demokrasi ahlâkı açısından kâbus gibi ama AKP bize sürprizlerle dolu bir hayat yaşatıyor!*****Yararlı korkuGazete hazırlayanlar sık sık “Okurların içini fazla mı karartıyoruz?” diye şüpheye düşerler.Ama bu ülkede iyimserlik üretmenin, insanları savunmasız hale getirmek olacağını nasıl unuturuz?.Asayiş sorunu kentlerde terör etkisi yapıyor. Kimi cezalar için yetersiz diyor, kimi hakimlerin takdir hakkını toplumsal korunma ihtiyacına cevap verecek yönde kullanamadığını söylüyor.Öte yandan İstanbul, görünür bir gelecekte yıkıcı bir depremin tehdidini yaşıyor.Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Gülay Altay “Çok acı verici bir durum hissediyorum” diyor.İstanbul’un eski binaları yıkılmak için depremi bile beklemiyor. Peki yeniler? Prof. Altay “maalesef onların da iç açıcı durumda olmadıklarını” söylüyor.Bunları saklayalım mı?Korku hayalen üretiliyorsa yanlıştır ama gerçeğe dayanıyorsa halk bilmelidir.Elinden bir şey gelmese bile baskı yaratabilir.Seçim yılında partileri bu konularda projeler üretmeye mecbur eden bir kamuoyu baskısı yaratmak fena mı olur?

Devamını Oku

Halk korkuyor siyaset uyuyor

12 Mart 2007

Aşkların, güzelliklerin kenti İstanbul artık korkunun kol gezdiği bir kanunsuz şehirdir. O harika şarkıyı anımsarsınız:Ey güzel İstanbul, benim sevgili yarimGüzelliğin aksetmiş Boğaz’ın sularına...Boğaz’ın suları dağdan inmiş eşkıyanın döverek denize attığı insanlara mezar mı olacaktı? Suç istatistikleri uğursuz bir tırmanışın tehlike çanlarını çalıyor. İnsanlar can derdine düşmüş halde. Gidiş, yalnız İstanbul halkını değil, büyük kentlerde yaşayan bütün insanları, tanımadıkları herkesten şüphe duyan ruh hastası durumuna getirdi.İnsanlar evlerinde bile kendilerini güvende hissetmiyor. Eskiden okullar güvenilir mekânlardı. Oralar bile bozuldu. Çocukları eve dönene kadar anne babalar diken üstündeler.Önceki gece eli bıçaklı iki haydudun Sarıyer’de yolunu kestiği bir araçtaki iki kardeşi önce dövüp sonra denize atarak boğulmalarına sebep olması, yalnız kurbanların yakınlarını değil aynı belâya bu kentte her an toslayacağı endişesini taşıyan herkesi psikolojik bir yıkıma sürükledi.Ne olacak bu işin sonu?Hayatımızın bir numaralı sorunu katına yükselen asayiş, ne zaman siyasetin gündemine girecek?Bu konuda iktidarın veya muhalefet partilerinin tartışmaya açtıkları bir proje görebilmek için ne tür bir felâketin veya rezaletin gerçekleşmesi gerekiyor?Yeni Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal dün görevine başlarken “Polis kanunsuzların korkulu rüyası, mazlumların ise sığınağı olacaktır” diye beyanat verdi.İnşallah dediği gibi olur. Ama ulusal boyutlar kazanan asayişsizlik, çaplı devlet adamlarının seferberlik anlayışı ile duruma el koymalarını beklemektedir.Namuslu insanları haydutların merhametine terk eden sebep yalnız polisin zaafiyeti mi? Değil. Adaletin ceza vermekte acz göstermesi de suçluları azdırmaktadır.İşte bugünkü manşetimiz tipik bir örnek koyuyor önümüze:Sabıkalı biri İzmir’in Buca semtinde 7 yaşında bir çocuğu dizinden vurdu. Çocuk bacağını kaybetti ama haydut 85 gün sonra hapisten çıktı ve Kayseri’de, Sarıyer’deki olaya benzer bir cinayet olayına karıştı.Polisin maaşı mı, yoksa yetkileri mi az?Yasalardaki cezalar mı yetersiz yoksa hakim ve savcıların caydırıcı olmak, toplumu korumak adına inisiyatif üstlenmeleri mi gerekiyor?Bu soruları hemen cevaplamak, can ve mal güvenliğini geri getirecek çareleri hayata geçirecek olan kahramanları acele bulup çıkarmak zorundayız!Sömürüye tokatBazen küçük olaylar boyundan büyük mesajlar taşıyabiliyor.Bir televizyon kanalının düzenlediği Buzda Dans yarışmasının finali, Türkiye’de laik rejimin, sanılandan daha güçlü bir toplumsal tabana sahip bulunduğunu gösteren heyecan verici bir çekişmeye sahne oldu.İki finalistin puanları başa baş gidiyordu.Kazananı halkın telefonları belirleyecekti.Finalistlere son mesajlarını verme şansı tanındığında Asena’nın partneri Jan Luggenholcher birden mikrofonu alarak Müslüman olacağını açıkladı.Pek çok insan bu hamle ile ödülü Asena’nın kazanacağını hesap ederken, reklam arasında oluşan SMS patlaması, elliye elli olan dengeyi öteki yarışmacı Zeynep Tokuş lehine, hem de 30,2’ye karşı 69,8 farkıyla değiştirdi.Seçim, bir anda din sömürüsüne karşı ibretli bir tepki ve cezaya dönüştü.Türkiye’de din sömürüsü, karşıtlarının tek vücut olamaması yüzünden tehlike doğuruyor.

Devamını Oku