Ciddiye alalım!

3 Mart 2007

Terörist şantaj hiç bir fırsatı kaçırmıyor. Karar vericilerin son derece akıllı ve uyanık olmaları lâzım.Bölücü örgütün cinayet mevsimi geliyor. Bir bahane icat edemezlerse “ateşkes”in sahteliği iyice ortaya çıkacaktır. O nedenle hem PKK, hem siyasal uzantıları sürekli kışkırtma tuzakları kuruyor.Son buluş, terörist elebaşının İmralı’da sistematik olarak zehirlenmekte olduğu iddiasıdır.Apo’nun avukatları Roma’da “müvekkillerinden aldıkları 6 saç teline yapılan metal testinde kronik zehirlenme bulgularına rastlandığını” ilân ettiler.İncelemeyi yapan Fransız doktorun “İncelediğim saç telinin zehirlenmiş bir insana ait olduğunu söyleyebilirim” demiş olması, iddianın ispatına yeter mi?Hayır, çünkü o saç tellerinin Apo’ya ait olduğuna dair kanıt gösterilmiyor.İddiayı Ankara hemen yanıtladı. Adalet Bakanlığı, sağlık kontrolleri düzenli olarak yapılan Apo’nun bugüne kadar ciddi bir sağlık problemi yaşamadığını belirtti.Bakanlığın yorumuna göre, yeniden yargılanma isteği resmen gündemden düştüğü için avukatları uluslararası ilgiyi Apo üzerine çekebilmek amacıyla bu tertibe başvurmuşlardır!Bakanlığın açıklamasına rağmen DTP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, kışkırtıcı bir çıkış yaptı. “Öcalan’a saldırı varsa bunun sonuçları kimsenin hesap edemeyeceği kadar ağır olacak” dedi.Tuğluk’un sözlerinde 8 Mart Kadınlar Günü ve 21 Mart Nevruz bayramı şenliklerine dönük tehdit ifadeleri yer alıyor.Buna bağlı olarak da bağımsız bir kurul tarafından Apo’nun sağlık durumunun araştırılması talep ediliyor.Hükümet bu talebi ciddiye almalıdır.Devleti iftiraya karşı korumanın yolu böyle uçuk iddiaları ciddiye almamak değil derhal çürütmektir.Aksine davranış şantaja boyun eğmeme şövalyeliği olmaz, halkın güvenliğini fiyaka uğruna tehlikeye atmak olur.PKK’nın melânet mevsimi geliyor. Belli ki devleti suçlamak ve kışkırtma ortamı yaratmak için bahane arıyorlar!*****Adalet özlemiYitirdiğimiz melek Dilara’nın annesi, dün kızının kabri başında yürek parçalayan şeyler söylemiş...“Avukatlar arıyor, siyasi parti temsilcileri arıyor. Ama seçim döneminde kullanılmak istemiyoruz. Tazminat da istemiyoruz. Sadece gerçek suçlunun cezalandırılmasını istiyoruz” diyor.Tertemiz bir anne yüreği. Kızını alan cehalet ve ihmalin suçlusu her kimse intikamının ondan alınması dışında gözü hiç bir şey görmüyor.Bu sözleriyle adaleti kutsuyor ve halkın gözünde adalet özleminin her şeyin önüne geçtiğini gösteriyor.Evet yargı Dilara trajedisi vesilesiyle toplumsal beklentiyi cevaplamanın fırsatını değerlendirmeli, cinayet benzeri bu olayın suçlularını, böyle işler yapanların akıllarından çıkmayacak, kafalarında ibret izi bırakacak cezalara çarptırmalıdır.Dilara’nın ailesi tazminat istemiyor, niye? O parayı istemiyorlarsa kendilerine kullanmazlar ama Dilara’nın ruhuna huzur verecek bir hayır işinde değerlendirebilirler.Aile, suçlulara yaptıklarını ödetmek için her fırsatı değerlendirmelidir. Cinayetin sebebi firmaya belediyenin verdiği ceza işte meydanda: İki yıl ihalelere girmekten men!Halkın oyu ile gelen yöneticilerin bile adalet anlayışı bu kadar sefil.Yargı “tazminat zenginleşme sebebi olamaz” mantığına dayalı yaklaşımı da bu olayı milat yaparak değiştirmeyi düşünmelidir.Çünkü bu ilke, suçları caydıran faktörlerden birini devre dışı bırakıyor, adaleti etkisizleştiriyor.

Devamını Oku

Atraksiyon olmasın

2 Mart 2007

Cehalet ve ihmalin kanalizasyonda boğduğu güzeller güzeli Dilara bir Japon kentinde ölse ne olurdu?İlk yirmi dört saat içinde bir büyükkent belediye başkanı, bir yerel belediye başkanı, kanal ihalesini yürüten şirketin müdürü ile en az bir mühendisi harakiri yapardı!Burası Türkiye.. Bizimkilerin canları kendilerinde kalsın. Ama hiç değilse istifalarını versinler. Bu kadarı bile umut ışığıdır.Yine de bazı iyi işaretler görüyoruz. Yargı, toplumda oluşan infialin de itişiyle olmalı, hızlı hareket ederek taşeron firmanın sahibi ile iki teknik elemanını cezaevine gönderdi.Ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, İSKİ Genel Müdürü’nün görevinden alındığını, ayrıca yüklenici firmanın sözleşmesini feshetmeye karar verdiklerini açıkladı. Topbaş bu firmanın iki yıl ihalelere kabul edilmeyeceğini de bildirdi.Ankara’dan gelen haberler, Başbakan Erdoğan’ın Dilara trajedisiyle özel olarak ilgilendiğini, Belediye Başkanı Topbaş’a “ne gerekiyorsa yapılması” için talimat verdiğini gösteriyor.Acaba bizi umutlandıran bu hamlelerin seçim yılına girmiş olmamızla bir ilgisi olabilir mi?Çünkü cehaletten üreyen kötülüklerin küresel çapta en meşum örneklerinden biri 2004 yılında 38 yurttaşımızın ölümü ile sonuçlanan hızlandırılmış tren faciasıydı.AKP iktidarı “takdir-i ilâhi” deyip Yüce Divan’lık bir suçun üstünü örtmüştü. Şimdi ne değişti?İktidarın zihniyeti mi düzeldi?Onu bilemeyiz ama zamanın değiştiğini ve seçmen takdirinin önem kazandığı bir seçim yılına girdiğimizi biliyoruz.Seçim yılından etkilenerek oluşan bu yeni siyaset ahlâkının sürekliliğini nasıl sağlarız; işte onu bilemiyoruz!*****MemleketimHer günü sürprizlere gebe şahane bir memleketimiz var.Kırk yıl düşünseniz askeri darbe lideri olan eski cumhurbaşkanı Evren’in “Türkiye’yi eyaletlere bölelim” diyeceğini, buna karşılık her ağzını açışında bölücülükten mahkemeye verilen DTP lideri Ahmet Türk’ün “Sorunlar üniter devlet yapısı içinde çözülür” diye Evren’e itiraz edeceğini tahmin edebilir miydiniz?Bu da oldu. Artık hiçbir şey sürpriz sayılmaz bizde. Bu tespiti iyiye dönük bir gelişme yaşadığımızı söylemek için yapıyorum. Yeter ki ağır suçlamalardan arınmış bir tartışma ortamında herkes düşündüğünü özgürce söyleyebilsin.Çünkü ancak öyle bir ortamda doğal sürecin ayrılıktan bütünlüğe ilerlediğini görmemiz mümkün olur. Başarılı örneklerin neredeyse tümünde ayrı devletlerin bütünleşme iradeleri vardır. ABD öyledir, Almanya öyledir, öteki tüm örnekler de aynıdır.Türkiye üniter bir devlet. Onun, hele etnik farklılığı kabul eden yeni bir yapılanmaya gitmesi maceradır.Yugoslavya faciası örnektir.Türkiye’nin bütünlüğü hiçbir hayale, bahaneye feda edilmemelidir!

Devamını Oku

Ismarlama kaos...

1 Mart 2007

Katmerli bir seçim yılında bize en az lâzım olacak şey kurumlar arası çatışmalardır.Maalesef korunamıyoruz.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ABD’yi ziyareti sırasında, Barzani’nin düşmanca konuşmalar yaptığını hatırlatarak Kuzey Irak Kürt yönetimi ile görüşmelere sıcak bakmadığını açıklamıştı.Başbakan Erdoğan perşembe günü CNNTürk’te, Büyükanıt’ın Kürt liderlerle görüşmeye kapalı tavrını “kişiseldir” diye değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:“Kişiler kişisel düşüncelerini açıklayabilir. Bu hiçbir zaman kurumun açıklaması olamaz. Kurumsal bir açıklama yaptığınızda o, özellikle demokratik, laik, hukuk devleti içerisinde kaos meydana getirir. Son sözü kurumsal olarak hükümet söyler.” Üstünden 24 saat geçmeden Genelkurmay Başkanlığı’ndan cevap geldi:“Sayın Genelkurmay Başkanı’nın ifade ettiği görüşler tabii olarak kişisel olmayıp Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin kurumsal görüşüdür.” Hatalar zinciriDevletin zirvesindeki insanların çatışma halinde oldukları yolunda bir izlenim vermeye hakları olamaz.Bazı hatalar suçlu suçsuz aramadan iki tarafı da sorumluluk altına sokar. Bu olay da öyle bir şey...Başbakan, Genelkurmay Başkanı’nın TSK adına açıklama yapamayacağını, yaparsa bunun “devlet içinde kaos” meydana getireceğini söyleyerek hata yapmıştır.Başbakan, düşmanca davranan Irak Kürt yönetimi ile görüşme yapılmasını doğru bulmadığını söyleyen Genelkurmay Başkanı’nın sözlerini Kürt yöneticileri terbiye etmek amacında değerlendirebilecekken gereksiz bir had bildirme hevesine kapılmıştır.Hiçbir ordunun azarlanmaya katlanmayacağını unutmaması gerekirdi.Genelkurmay Başkanı TSK’nın kurumsal görüşünü açıklayabilir ama ters yönde bir görüş içeriyor olsa bile sonuçta hükümetin söylediğine itaat eder. Devlet içinde bu kadar kolay kaos olmaz!Diğer yandan da şu sorulmalı: Başbakan’ı bozum etmekte bu kadar atak hareket etmek şart mıydı?Devlet içindeki ihtilâfları tribünler önünde değil kapalı kapılar ardında çözen büyük devlet geleneğini yeniden hayata döndürmeliyiz!*****Öteki Dilara’ları korumanın çaresiDilara’nın katilleri belirlenip toplum vicdanını tatmin edecek cezalara çarptırıldıkları güne kadar dilerim her gece herkesin rüyalarına Dilara girsin!Yargı kahramanca davranmazsa, kamuoyu olarak bizler adalet istediğimizi usanmadan tekrarlamazsak, cehalet, sevgisizlik ve sorumsuzluğun ürettiği katiller elimizden kurtulacak, Dilara boşu boşuna öldüğü gibi yeni Dilara’ların da kuyusu kazılacaktır.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş dün “Hep şehir şantiyeciliğinden bahsediyorum ama tarlada çalışır gibi çalışıyorlar” diye müteahhidi eleştiriyordu.Yani müteahhit firma, şehirde iş yapma kabiliyetine sahip olmayan bir “kazma”dır. Nitelikli olsa bu facialar olmayacaktır.Peki kimdir bu firmanın sahipleri ve kalite eksiklerini örten hangi özellikleri nedeniyle bu iş onlara verilmiştir?İktidar partisinin tepesindeki adamlara yakın olmaları, onlara işi aldırdığı gibi bu cinayetin hesabını vermekten de kurtaracak mı?Bu düzen suçluları kolay teslim etmiyor. Biz de kolay pes demeyelim.

Devamını Oku

Aile boyu cinayet

28 Şubat 2007

Dün akşam İstanbul’un Bahçelievler semti, kalp taşıyan hiçbir insanın düşmanına dahi dilemeyeceği bir acıya sahne oldu.Beş yaşında, dünya güzeli bir kız çocuğu olan Dilara, annesi Songül Dumru ile beraber ağabeyini okuldan alıp evlerine dönerken mutluluktan uçuyordu.Cehalet, sevgisizlik ve sorumsuzluğun onlara yolları üzerinde uğursuz bir ölüm tuzağı kurduğunu kim tahmin edebilirdi.Dilara hoplaya zıplaya yürürken, anne Songül Dumru, güzel kızının bir anda elinden kayıp gittiğini hissettiğinde her şey bitmişti.Büyükşehir Belediyesi ve Bahçelievler Belediyesi’nin işbirliği ile yürütülen bir dere ıslah çalışması kapsamında kanallar kazılıp rögarlar yapılmış, fakat bir rögarın üstü demir kapağı ile değil, bir karton parçası ile kapatılmıştı.Songül’ü, kurbanlarını piyango çeker gibi seçen sadist bir caninin planlayabileceği türden bir tuzak yuttu, aldı, götürdü.Talihsiz kızın cansız vücudunu, olay yerinden 4 kilometre uzaktaki Ataköy çıkışında babasının kucağına verdiler.Dilara cennete gidecek ama annesi, babası bu dünyada cehennemi yaşayacaklar acılarıyla. Peki asıl cehennemlikler?Bu olay cinayetten de öteye bir ailenin toptan katlidir. Hiçbirimiz emniyette değiliz.Rögarı kartonla kapatan, bu tuzağı görmeyerek faciaya davetiye çıkaran kim varsa, denetçi belediyelerden müteahhit firmanın sorumlularına kadar hepsi bilinçli taksir suçu işlemişlerdir.Bu olay bir kaza değildir.Facia davet edilmiştir.Suçlular bulunmalı ve en ağır cezalara çarptırılmalıdır. Bunun takipçisi olacağız.Görevimiz yalnız Dilara’nın intikamını almak değil, gözlerini kazanç hırsı bürümüş cahil ve sevgisiz yok edicilerin elinden öbür Dilara’ları kurtarmaktır.*****Doğru hedefDün DTP’nin olağanüstü kongresi toplandı. Genel Başkan Ahmet Türk, baraj engeline rağmen hedeflerinin seçimde TBMM’ye girmek olduğunu söyledi.VATAN’ın geçen Haziran’da haberini verdiği yöntemi uygulayacaklar. DTP adayları seçime bağımsız olarak girecekler, mecliste parti grubunu oluşturacaklar.Parti lideri Ahmet Türk dün kongrede “Biz bunu etnik kimlikle değil Türkiye demokrasi güçleriyle blok oluşturarak yapacağız” dedi.Demokrasi ve diyalog çağrısı yapanlardan samimiyet ve tutarlılık bekleyen DTP lideri Türk herhalde kendisinin de aynı borç altında olduğunu takdir edecektir.Böyle bir sorumluluk, seçimleri teröre bulaşmış kişileri kurtarmak amacıyla kötüye kullanmaktan DTP’yi, önündeki ve arkasındaki yöneticileri men etmelidir.Kuzey Irak’ta federal Kürt devleti yapılanması süreci, Kürt sorununa yönelik siyasette daha hassas ayarlar gözetme gereğini gündeme getiriyor.DTP’nin seçimde uygulamayı düşündüğü yöntem bu partiye 35-40 dolayında milletvekili kazandıracaktır. 2002 seçiminde baraj yüzde 5 olsaydı DTP’nin devamı olduğu DEHAP 53 milletvekili çıkaracak, 363 milletvekili çıkaran AKP ise 266 milletvekiline sahip olacaktı.CHP ve MHP ile beraber mecliste dört grup oluşması halinde iktidarla ilgili hesapların çok değişmesi söz konusu olacaktır ama DTP’nin mecliste temsil edilmesi AKP için bile desteklenmeye lâyık bir hamle kabul edilmelidir.Kürt kökenli vatandaşlar demokratik olarak temsil edildiklerine, bu sayede sorunlarının daha kolay çözüleceğine inanmalıdırlar.Bu bütün partilerin çıkarınadır ve hedefi olmalıdır.Çünkü yalnızlık duygusu bu bölge halkını Kuzey Irak’taki oluşuma her geçen gün daha çok sempati duymaya itebilir.

Devamını Oku

Öcüler kimin?

27 Şubat 2007

Muhaliflerinin halkı öcülerle korkuttuğundan yakınan Başbakan, aslında ektiğini biçiyor.Öcü, karanlığın ürettiği korkuluktur. Öcüyü çıkaranlardan önce öcülere yaşama ortamı sağlayan karanlığın yaratıcılarına hesap sormak gerekir.Demokratik sürecin aydınlığında yapılması gereken Cumhurbaşkanı seçimini baskın uygulamak için karanlığa sokan AKP’dir.Yalnız muhalefet değil, hafıza taşıyan, sorumluluk bilincine sahip her vatandaş bu karanlığa şüphe ve korku ile bakıyor.Şüphe ve korku öğelerini boş kuruntular mı oluşturuyor? Hayır, Başbakan’ın vaktiyle söylediği sözler oluşturuyor.Derin iz bırakmış, hazmedilmesi olanaksız çok örnek var ama en azından demokrasiyi tramvaya benzeten sözü...“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Millet istedikten sonra tabii gidecek yahu” sözleri...Askeri karıştırmayınAKP iktidara geldikten sonra Başbakan Erdoğan, geçmişindeki bu lekeleri temizlemek için fırsatlar elde etmiş, fakat bazı icraatları, geçmişteki sözlerini unutturmak şöyle dursun daha fazla önemsenmeleri için sebep oluşturmuştur.Şimdi önüne çıkarılan öcüler kendi eserleridir. Güç eline geçtiğinde ne amaçla kullanacağını başkaları değil, kendisi söylemiş...Başbakan tartışmayı kısır bir zemine çekerek siyaset ortamını öcülerden temizleyemez. Mesela 1960’daki askeri darbeyi vicdanlarda mahkûm eden bir sözü vardı Yassıada mahkemeleri savcısının. Dün o sözlere atıf yaparak kendini mağdur, muhalefeti demokrasi dışı kışkırtmaların maşası gibi göstermeye çalıştı.Durduk yerde askeri siyasetin içine çekmektir bu. Cumhuriyet değerlerine bağlı siviller aynı kaygıyı duyamaz mı?Duyuyorlarsa onlar silâhlı değil diye önemsenmeye hakları yok mu?Aktif temizlik lâzımAKP, Başbakan’ın dediği kadar başarılı ve aydınlık ise Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle kendini yeniden tanımlamalı ve hakkında şüphe taşıyanların güvenini samimiyetle kazanmaya çalışmalıdır.“İktidara geldikten sonra bu borcu yerine getirdik” diyenler olabilir ama yetmez. Tayyip Erdoğan’ın sözleri neydi?“Milli Görüş gömleğine çıkardık.”“Değişerek geliştik.” Bu sözler kirli çamaşır edebiyatında temizleyici değil, yumuşatıcıdır. Temizleyici aktif madde yoktur.Laiklik ve demokrasi konusunda yaptığı hataları açıkça itiraf eden ve pişmanlığını ortaya koyan samimi bir çıkış onu küçültmez, tersine yüceltir. Türkiye’nin önünü açar, siyaseti temiz bir yola sokar.Her vatandaşın, yedi yıl sonra ülkeyi bütün olarak ve cumhuriyeti de sapasağlam geri alacağından emin olmaya hakkı vardır.Şüpheler kendilerinden ürediğine göre bu konuda halka güven vermek hatta taahhüt altına girmek AKP’nin ve liderinin görevidir.

Devamını Oku

Asker tarifi

26 Şubat 2007

Cumhurbaşkanı adayları 16 Nisan’dan itibaren resmileşecek. AKP o tarihe kadar karartma uyguluyor. Niye?Yaygın olarak paylaşılan tahmin şuydu:Başbakan Erdoğan Çankaya’ya çıkmaya kararlıdır. Ama aleyhine kullanılacak beyanları ve eşinin türbanlı oluşu, yıpratma kampanyası için muhalefete imkân verecektir.Böyle bir fırsatı tanımamak için adaylığının resmen açıklanması, mümkün olabilen son güne kadar geciktirilecektir.Karartma bitsin...MGK eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın arkadaşımız Devrim Sevimay’a söyledikleri, yukarıdaki senaryonun seçeneksiz olmadığı haberini veriyor. Özeti şu:- Erdoğan cumhurbaşkanı olmayacak mı?- “Hayır olmayacak. Dışarda pek çok sıkıntısının olduğu bu konjonktürde Türkiye’nin içeride ayrı bir gerginliğe tahammülü yok. Bunu Sayın Başbakan da anlamıştır ve hayır, cumhurbaşkanı olmayacak.” - Gerginlik çıkmaması için kim olmalı?- “AKP içinden olabilir ama buradaki mesele Erdoğan meselesi değil, zihniyet meselesi. Tarafsız olabiliyorsa, çağdaş bir yapıdaysa, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyabilecekse, ben Türküm demekten sıkıntı duymuyorsa, yani ümmetçilik kafasında değil de millete ait bir vatandaş olduğunun bilincindeyse sorun yok bizim için.” Çankaya kulisinin karartma şartlarından arındırılmasında yarar vardır.Çünkü belirsizlik en çok Başbakan Erdoğan’ın yıpranmasına sebep olacak, Çankaya’ya çıksa da yerinde kalsa da zarar görecektir.Habertürk’ün Basın Kulübü programına katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat “Ben de aday olabilirim” dedi ama hiç inandırıcı olamadı.AKP Tayyip Erdoğan’ı ateşten korumak için böyle hilelere başvurmasın artık.Cumhurbaşkanı’nı entrikalarla seçtiğimiz yıllara dönmeyelim.Başarılı olduğuna inanan bir iktidarın lideri, kendinde Cumhurbaşkanı olma hakkını görüyorsa göğsünü gere gere milletin karşısına çıkmalı, bu görevi istediğini açıkça söyleyebilmeli, gereken liyakate sahip olduğunu iddia edebilmelidir.Erdoğan’ın borcuEmekli Orgeneral Kılınç’ı, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin resmi sesi saymayabiliriz. Ama askerler de dahil büyük bir vatandaş çoğunluğunun Cumhurbaşkanında aynı nitelikleri aradığını inkâr edebilir miyiz?Başbakan Erdoğan “Ben Türküm demekten sıkıntı duymuyorsa, yani ümmetçilik kafasında değil de millete ait bir vatandaş olduğunun bilincindeyse” şartını koyan Tuncer Kılınç’ı emekli bir asker olarak muhatap almadığını söyleyebilir.Ama bunun sorunu çözmeye yararı olmaz.Bu tür şüpheleri hak etmediğini, öyle biri olmadığını bütün vatandaşlara inandırmaya Tayyip Erdoğan’ın mecburiyeti vardır.Çankaya’dan vazgeçip Başbakan kalmaya karar verse de bu borç onun...

Devamını Oku

Yapma Deniz Bey!

25 Şubat 2007

Umut ve heyecan üreten bir parti haline getirilemezse CHP iktidar alternatifi olamaz.Deniz Baykal sadece siren çalıyor, milleti korkutarak sığınağa çağırıyor.Türkiye’nin ciddi bir iktidar alternatifine şiddetle ihtiyacı var ama CHP’nin Baykal yönetiminde böyle bir statüye yükselmesi ihtimal dahilinde değildir.Ankara’daki arkadaşımız Bilâl Çetin’e verdiği özel demeç, Baykal’ın cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler için çaresizlik çıkmazına sürüklenmiş olduğunu gösteriyor.Seçimle meclise girmiş tek muhalefet partisi olarak tarihin CHP’ye yüklediği misyonu biliyor ama yüklenmeye gücü yetmiyor ve bunun ruh hali içinde kendi suçunu başkalarına yıkıyor.“Türkiye Tayyip Cumhuriyeti’ne dönüyor. Hitler de böyle gelmişti” diyor.İş dünyasının ve medyanın iktidar baskısı karşısında korkup pıstığını iddia ediyor.Risk... Kim için?Evet, Tayyip Erdoğan’ın vaktiyle söylediği akıl ve demokrasi dışı sözler;Cumhuriyetin temel ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğine inanan birini Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna getirmesi;Devlet içindeki partizan kadrolaşma ve devlet kurumlarıyla sürekli kavga etmesi;Cumhurbaşkanı olması halinde hangi tehlikelerle karşılaşacağımız konusunda akla kötü şeyler getiriyor.Zaten bu riskleri gördükleri içindir ki iş dünyası ve medya değişik tonlarda AKP’yi Çankaya’dan vazgeçirmeye uğraşıyor.Kimileri “Başbakan başarılı, yerinde kalsın” diye takiye yapıyor, kimileri bir AKP’linin cumhurbaşkanı olmasıyla tamamlanacak zincirin doğuracağı tehlikeleri açık açık söylüyor. Daha ne yapsınlar?Baykal “Risk alacaksınız” diyor.Mecliste anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip AKP’yi hangi riskleri göze alan bir strateji cumhurbaşkanlığından vazgeçmeye ikna edebilir?Risk almak, demokratik tepki adına sokaklara dökülmekse ana muhalefet lideri olarak Deniz Baykal’ın önümüze düşmesi gerekir; değil mi?Ama yapamaz. Çünkü kendisi risk alamaz. Arkasındaki kalabalığın cılız kalması, şu hükmün seçimden önce kesinleşmesine yol açabilir:“Baykal yalnız CHP’nin değil Türkiye’nin de önünü kesiyor.” Kaybeden gitmeliSonra... Tayyip Erdoğan’ı başbakanlığa götüren ve yarın isterse Çankaya’ya çıkaracak olan yola kırmızı halıyı başkası değil Deniz Baykal’ın kendisi sermiştir.Erdoğan seçimlerde yasaklı idi, milletvekili olamadı.CHP’nin desteği ile gerçekleşen anayasa değişikliği ve Siirt’te yapılan ara seçim onun yolunu açtı.Baykal’ın hesabı şuydu:Erdoğan başbakan olunca cehaleti ve acemiliği ile memleketi batıracak millet de kurtuluşu CHP’de arayacak.Oynadı ve kaybetti. Siyasette kaybeden gider, yerine yeni umutları ve heyecanları temsil eden kişiler gelir.Deniz Baykal partisini ve toplumu bu şanstan mahrum etmenin vebalini iyi düşünmelidir. CHP’yi umut haline getirecek yeni bir lideri çıkarma şansını daha fazla riske sokmamalıdır.Hâlâ geç sayılmaz. Seçim yılında yükselecek yeni bir heyecanın, Çankaya treni kaçtı ama genel seçimi yakalama şansı vardır.

Devamını Oku

Emniyet mesafesi

24 Şubat 2007

Sabah Başyazarı Mehmet Barlas’ı Başbakan’ın yanağını okşarken gösteren fotoğraf belli ki daha çok konuşulacak.“Resim basıldı, söylenen söylendi, bu iş kapandı” demek gazete yöneticilerinin iradesini aşıyor.Dün medyada çıkan bir kaç değerlendirme ve bizzat Mehmet Barlas’ın Başbakan’ın yanağını niçin okşadığı konusunda yaptığı açıklama, tartışmaya son noktayı koyan bir kapanışı kamuoyuna kabul ettiremedi.Tam tersine internetin taşıdığı okur mesajları, ilkeler ve ilişkiler bağlamında ihtiyacı had safhaya ulaşmış bir sorunun varlığını işaret ediyor ve enine boyuna tartışılmasını talep ediyor.Rol modelleri...Mehmet Barlas dünkü yazısında, yabancı sermaye konulu toplantıda yaptığı konuşmayı beğendiği için Başbakan’ın yanağına elini koyarak “Aman ekonomide bu çizgiden sapmayın” dediğini anlatıyordu.Ayrıca bunu ilk kez yapmadığını, “yıllar önce hapsedildiğinde de aynı şeyi yapmış” olduğunu yazıyordu.Gerçekten de Mehmet Barlas aynı şeyi dostlarına sıkça yapar. Gençken cüssesinin sağladığı zorlama avantaj, yaşı ilerledikçe doğallaşmaya ve ona yakışmaya bile başladı.Ama insaf; dostu da olsa Başbakan’a sevgisini ve övgüsünü olan biteni bütün dünyaya yansıtacak kameralar üzerlerine çevrili iken yanak okşayarak gösteremez, göstermemeli.Mazallah Mehmet Yılmaz’ın dediği gibi Kasımpaşalı damarı kabarabilir, karizmasına zarar vereceğinden korktuğu bu davranışı nedeniyle Mehmet Barlas’a, ikisini de üzecek bir tepki verebilirdi.“Bu konuyu tartışın yanlış varsa ortaya çıkarın” diye yazan okurlar haklıdır.Olay yaratan resmin bir kahramanı Barlas ve resimdeki dokunuşu insani bularak gazetecilerin de böyle dokunuşlara ihtiyacı olduğunu yazan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök rol modeli konumunda oldukları için meselenin doğru bir sonuca ulaştırılmasında büyük yarar vardır.Gazeteci haber verir ama bunu yaparken önemli bir görevi de toplum adına yönetenleri denetlemektir.Bu ayrıcalığı gazeteciye daha genç yaşlarında büyük siyasetçilerle, tarihe geçen devlet adamları ile yakınlık kurma avantajını sunar.Genç meslektaşlara altın öğüttür: “Yöneticilerle aranıza, denetim görevinizde zaaf yaratmayacak bir mesafeyi mutlaka koymalısınız.” Mesleğin emniyet mesafesidir bu...Daha uygun yolBaşbakan’ın yabancı sermaye konulu konferansta yaptığı konuşma Mehmet Barlas’ı etkilemiş. Bu belli.Gazeteci sadece sütununa mı mahkûm; övgüsünü muhatabına doğrudan da belli edemez mi?Elbet edebilir.Ama bunu kameraların çekim yaptığı bir ortamda ve “aferin çocuğum” diyen bir öğretmen havasında Başbakan’ın yanağını okşayarak yapmaz. Yapmamalı.Coşkunuz ve övgünüz sizde dokunma ihtiyacı uyandıracak kadar tavan yapmışsa eğer, ilk çağdan beri atalarımızın yaptığını yaparsınız; muhatabınızın elini sıkarsınız!

Devamını Oku