Amigoların AKP meclis grup toplantısını, tribün tezahüratı ile futbol maçına çevirdiklerini unutmuş olamazsınız.Unutulur rezalet değildi çünkü.“Taşıma yaygara” Meclis Başkanı Arınç’ın arkadaşımız Can Ataklı’ya yaptığı açıklamadan anlaşıldığına göre seçimlere kadar devam edecek.Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan için yapılan tribün şovunu üzüntü içinde izlediğini, bu olayın meclisin saygınlığında derin bir yara açtığını söylemiş.Şu sözleri önemli:“Liderleri bu konuda uyarmaya çalıştım ama dinletmek ne yazık ki mümkün olamıyor.” Bu ifade, Başbakan’ın konuşmasına tribün gürültüsü fonu sağlayan kalabalığın “bindirilmiş kıta” olduğunu dolaylı yoldan anlatıyor.Siyasette kalite niçin sürekli geriye gidiyor?Şu sözlerde cevabını bulabiliriz:“Eskiden genel başkanlar konuklar olduğu zaman kısa bir konuşma yapar, sonra kapılar kapanır ve milletvekilleri kendi aralarında değerlendirmeler yapardı. Şimdi hiçbir genel başkan bu kapalı oturumları yapmıyor, sürenin tamamını canlı yayına ayırıyor.” Bir zamanlar meclis atmosferinin talep ettiği devlet adamlığı ciddiyetinin miting meydanlarına da gelmesini dilerdik. Tersi oldu. Seçim meydanlarının yaygaracı ve gösterişçi sığlığı meclise taşındı. Neden?Çünkü bizdeki partiler ve seçim düzeni “Bu yaptığımız ayıptır. Bize yakışmıyor” diye lideri uyaracak milletvekilleri çıkaramıyor.Bütün partilerin milletvekili aday listelerini lider hazırlıyor.Ne zaman ki adayları her partinin kendi tabanı belirleyecek, belki o zaman parti parti gibi, meclis de meclis gibi olacak.Sivil toplum örgütleri “adaylarını önseçimle belirlemeyen partilere oy vermeyelim” diye bir kampanya için birleşse ne iyi olur!*****Doğru adresCan ve mal güvenliğinden gelen sorunların sorumluluğunu hakim ve savcılara yüklemek hiç adil değil.Sorunun çözümüne yardımcı olmuyor.Dün belirttiğimiz gibi dönem dönem artış gösteren suçlara karşı yargının, kurumsal irade ile yasalarda gösterilen cezaların üst limitlerini uygulaması, kabul edilecek bir inisiyatiftir.Yargı bu inisiyatifi kapkaç suçları tırmandığında kullanmıştı. Meselâ bu suç türünü eski ceza yasasının “gasp” suçu tarifine sokarak 15 yıla kadar hapis cezaları vermişti.Ama yeni TCK kapkaçı ayrı bir suç olarak tanımlamış, cezasını da 3 yıldan başlatmıştır.“Polis yakalıyor, Adliye salıyor” eleştirisini sokaktaki adam yapabilir ama siyasetçi daha bilgili ve sorumlu olmak zorundadır. Hakim bırakıyorsa, meclisin çıkardığı kanunu uyguladığı için bırakıyor.İktidar, artış gösteren suçların cezalarını artıran değişiklikleri bir an önce meclise getirip geçirmelidir.Ceza veremeyen sistemin bir de seçim nedeniyle düşeceği otorite zaafı, çok ağır bir fatura çıkarabilir!
Eğer Türk Ordusu ile Kürtler arasında Kerkük’te bir savaş durumu yaşanırsa ne olurmuş biliyor musunuz?“Diyarbakır’daki, Van’daki ve İstanbul’daki Kürtler de sonuçta Kürt’tür” diyor DTP’nin Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu...Kuzey Irak’taki Kürt liderler “Türkiye içişlerimize karışırsa biz de onların içini karıştırırız” diye tehdit savurmuşlardı ya DTP İl Başkanı Aydoğdu, bu tehditlerin yabana atılmaması gerektiğini belirtmiş oluyor.Aydoğdu’nun, ağzından çıkanı kulağı duymayan bir siyaset acemisi olmasını temenni ederiz. Çünkü bu senaryo bilinçle söylenmişse, Abdullah Öcalan’ın uzaktan kumanda ettiği bu parti, bölücü siyasetin yeni bir aşaması için gazlanmış demektir.Öyle ya DTP İl Başkanı’nın tehdidi endişe değil de sanki bir temenniyi içinde saklıyor.Amaç, Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlar hakkında zehirli bir şüphenin zihinlerde uyandırılmasıdır.Çünkü PKK çok istediği halde şimdiye kadar milleti bölerek birbirine düşüremedi. Devletle çatışarak da istediği yere gelemedi. Şimdiki taktik belli ki halkı bölerek birbirine düşman etmektir.DTP Diyarbakır İl Başkanı Aydoğdu Kürtlerin ayrı olduğu mesajını, ihanet anlamına gelecek bir müeyyide koyarak verme cüretini gösteriyor.Burada çok yönlü tahrikler ve çok yönlü bir tuzak vardır.Kuzey Irak’a yönelik bir harekât söz konusu olduğu takdirde içerde, sırtımızdan vurulacağımız güvensizliğini uyandırmak, her şeyden önce Kürt kökenli vatandaşlara haksızlıktır.Kürt kökenli vatandaşlara yönelik bu töhmet, Türk milliyetçiliğini tahrik ederek “Kürt sorunu” karşısında bir “Türk sorunu” yaratma hesabı da güdüyor olabilir.Yalnız Kürt kökenli yurttaşlar değil tüm ulus ırkçı komploların hedefindedir. Dikkat!*****İmdat!Namuslu insanlar için cehennem, haydutlar için cennet haline geliyor ülkemiz.Terör dönemlerinden daha yaygın bir asayişsizlik hüküm sürüyor. Ülkeyi yönetenler korumalı lojmanlarında halkın çektiği sıkıntılardan habersiz.Bakın bugünün ibretlik haberi: 200’den çok sabıkası olan profesyonel bir hırsız iki hafta önce hapisten çıktı, yine 6 suç daha işlediği gerekçesiyle yakalandı ama mahkeme tarafından serbest bırakıldı.Böyle biri Amerika’da hapiste çürür. Üçüncü kez hırsızlık yapanın 20 yıldan aşağı kurtulması mümkün değil.İleri demokrasilerde meclisler, artan suç türlerinde cezaları ağırlaştırırlar.Haydi, siyasetçimiz geri diyelim... Peki hakimler ve savcılar niçin “durumdan vazife” çıkarmıyor?Niçin cezalara üst limitlerinden hükmetmiyorlar?Bari yargımız daha aktif olsun. Yoksa durum vahim. “Silâh taşıma hakkı kolaylaştırılsın” diyen mektuplar hızla artıyor.
Avrupa Birliği’nin istatistik ofisi Eurostat’ın bulguları sağlık raporunu andırıyor.Ve Türkiye’nin sağlıklı olmadığını gösteriyor.AB üyeliğimize karşı niçin muhalefet var; cevap bu raporda. Çünkü bulgular korkutucu.Eurostat Avrupa ülkelerinin MR’larını çekmiş. Türkiye “En’ler ülkesi” çıkmış.Dış Haberler editörü arkadaşımız bu haberin içeriğini dünkü birinci sayfa toplantısına sunduktan sonra masaya eziklik hissi yansıtan tuhaf bir sessizlik çöktü.Kamçı etkisi Çünkü Türkiye doğum oranı en yüksek ülke idi.Ortalama yaşam süresi en düşük ülke de Türkiye idi. Keşke bu kadarla bitse ama değil... Çocuk ölümlerinde de birinci sırayı biz almıştık.Eğitime en geç başlayan, en erken terk eden ve orta öğretimi görmüş gençlerin en düşük olduğu ülke de Türkiye idi.Ortaya çıkan yenilgi tablosunu hazmetmekte hepimiz sıkıntı çekiyorduk.Sessizliği, Atatürk’ün o ünlü sözünü ironik bir tonda, toplumsal eleştiri olarak seslendiren bir arkadaşımız bozdu:“Ne mutlu Türküm diyene...” Ve tahmin edeceğiniz gibi bunu uzun bir tartışma izledi. Son aylarda yükselen milliyetçi hassasiyetin ters değerlendirmelere sebep olabileceği de dikkate alındı.Fakat sonuçta Atatürk’ün bu sözünü, Türkiye’ye yakıştırmadığımız tabloyu düzeltecek yüceltici ruhu ayağa kaldırmak için kullanmaktan vazgeçmemeye karar verdik.Atatürk o sözü, yıkılmış bir imparatorluktan geriye kalmış çeşitli kökenlere mensup bir avuç insanı uluslaştırmak için söylemiştir. Ayrıca o insanlar, kendilerinden misliyle güçlü düşmanlar karşısında yarattıkları Kurtuluş mucizesiyle o övgüyü de hak etmişlerdir.Ama Atatürk’ün o sözünde geleceği kucaklayan mesaj da vardır. 2007 yılında böyle bir sağlık raporu almış Türkiye’den herhalde o da mutlu olmazdı. Çünkü onun hedefi çağdaş uygarlıktı.Eurostat raporu bu hedefin çok uzağında olduğumuzu gösteriyor.Mutlu olabilmekÖvünmeyi hak etmek ve Türküm derken mutluluk duymak istiyorsak, o rapor aynı zamanda bir reçete, bir programdır.Türkiye’ye yapışmış “en”leri tersine çevirmek için ne mümkünse yapmak zorundayız. Kendimizi kandıramayız.Atatürk’ün ünlü sözlerini alaycı bir eleştiri olarak kullanmak, onun da özlemi olan hedeflere ulaşmak yolunda işe yarayacaksa niye sakınalım?Yıllar önce galiba Almanya Başbakanı Schröder, tanıdığı Türklerde tevazu eksiği gördüğünü söylemişti. Ben de cevap yazmıştım:Peki öyleyse... İki Türk dünyaya bedeldir! Atatürk’ün sözlerinden ilham almak iyidir. Zinde tutar, yaratıcı yapar.
Demokrasinin kutsalı basın özgürlüğüdür. Ona saldırmakla cami duvarını kirletmenin farkı yoktur!İktidarın yayınlarından rahatsızlık duyduğu Kanaltürk’e yönelttiği susturma hamlesi, birçok şüpheci sorunun cevabını gün ışığına çıkardı.AKP’nin akılcı bir yönetimin sigortalarına sahip bulunmadığı, hatta kurnaz bile sayılamayacağı, mecbur kalırsa kaba kuvvet kullanmaya eğilimli sıradan bir cüretkâr zihniyet elinde bulunduğu belli oldu.Seçim yılında, hoşuna gitmeyen bir medya kuruluşuna ve orada çalışan gazetecilerin üstüne vergi denetçileri göndermek, ancak dengesini kaybetmiş bir iktidarın düşebileceği yanlıştır.Keşke Başbakan ve arkadaşları Kanaltürk’ü hedef alan operasyon nedeniyle gazetelere halkın gönderdiği mesajları bir imkân bulup internetten indirebilseydi. Eminiz pişman olurlardı.Bu operasyon savunulamaz. “Rutin bir denetim” bahanesi öne sürmek halkın idrakini aşağılamaktır. Çünkü milletin değerlendirme yeteneği siyasetçiyi aştı artık.Bir mesaj, Hitler’in, Mussolini’nin ve Abdülhamit’in ruhlarının “mevlüthan takımı” gibi bazı bedenlerde ete kemiğe büründüğünü söylüyordu.Evet, beğenmediği sesleri susturmakta bu kadar pervasız olabilen bir iktidar, herhalde demokrasinin yüz akı kişilikleri hatırlatacak değildir.İktidar ayağına ateş etmiştir.Tayyip Erdoğan “tramvay”dan herhalde erken kazayla indi!Onun Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini savunanlar, inandırıcı olmak için zahmete girmeyeceklerdir artık.Tayyip Erdoğan veya işaret edeceği kişinin Çankaya’ya çıkması neden rejim için, toplumsal barış için tehlike yaratır, cevabı ortada!Muhalif sesleri susturmak için Maliye’yi bir medya kuruluşunun üstüne gönderen, yani devlet gücünü siyasi menfaatleri doğrultusunda kötüye kullanan bir iktidar anlayışı, cumhurbaşkanlığı yetkilerini ele geçirdiği takdirde neler yapmaz?Bu muhakemeyi iş işten geçmeden yapmak zorundayız.Maskeleri düşüren Kanaltürk operasyonu halkın uyanışına katkıda bulunursa teselli bulacağız.Çünkü bu şer hayırlara vesile olabilir!*****Siyasi televole şovu...AKP’nin Meclis grup toplantısında gördüğümüz “tribün şovu”nu dileriz başka partiler beğenip taklit etmez.Ve dileriz AKP de tekrarına heves etmez.O ne rezaletti öyle?Meclis balkonlarını futbol sahalarının seyirci tribünlerine çevirmek, hangi iyiliğe hizmet edecek, coşkulu kalabalıkları oraya tıkıp bağırtmak neyi ispat edecektir?İki-üç yüz kişiyi bir yere taşıyıp slogan attırmak marifet değil.AKP yönetimi TV’ler için siyasi televole üretmeye kalktı ise bunda başarılı olduğunu zannetmesin.Belki farkında değiller ama dünkü şov, şu gerçeğin dolaylı itirafı oldu:İktidar tribünlere oynuyor!
Seçimde DYP barajı belki geçebilir ama Anavatan için böyle bir umut yok ve ufukta da görünmüyor.Bu gerçeğin kabul edilip gereğinin yapılması yolunda geç bile kalındı.Atalarımız “Geç olsun, güç olmasın” derler ama taraflar siyasetçi olduğu için kolay bir sonuç bekleyemeyiz. Arkadaşımız Bilâl Çetin’in merkez sağda pişirilen Demokrat Parti oluşumunu bu nedenle tedbirli bir iyimserlikle karşılamamız gerekiyor.Birçok profesyonel araştırma kuruluşu son seçim anketleri içinde gerçeğe en yakın gördükleri çalışmanın Selçuk Üniversitesi’nden çıktığını söylüyorlar.O ankette AKP ile CHP’nin son genel seçimdeki oy oranını tutturacakları görülüyor. Fakat DYP, barajı aşmakta zorlanacağı bir eşikte duruyor, yüzde 8,7 düzeyinde.. Anavatan çok daha gerilerde.Yükseliş gösteren tek parti MHP. Halktan aldığı desteğin düzeyi bugün yüzde 14,2.Önümüzdeki risklerAKP’yi bıçak sırtında bir psikoloji taşıyor. Ekonominin kaymağını yiyen İstanbul’un iyimserliğini ve iktidara yönelik desteğini Anadolu’nun birçok yeri paylaşmıyor. Kasaba ve köy seçmeni burnundan soluyor. İşsizliğin ve gelir adaletsizliğinin ürkütücü etkileri suç istatistiklerinden okunuyor.Önümüzde Türk halkının kendini daha da kötü hissetmesine sebep olabilecek risk faktörleri var. Ermeni tasarısının ABD Kongresi’nden geçmesi, baharla birlikte PKK saldırılarının başlaması, halkı kuşatılmışlık duygusu ile ve içe kapanmacı bir savunma refleksi ile savurabilir, MHP beklenmedik bir patlama da yaratabilir.Seçmenin duygusal savrulmalarda ne kadar aşırıya gidebildiğini 3 Kasım seçimlerinde gördük.CHP’nin milliyetçi rüzgârdan yararlanma çabası işe yaramayacaktır. Kimliğini zedelemek pahasına alacağı oylar, bu yüzden kaybedeceklerini ya karşılar ya karşılamaz.Birleşmenin şartı ne?DYP ile Anavatan’ın birleşerek bir siyasi güç haline gelmesi ve dördüncü grup olarak meclise girmesi, yalnız bu iki partinin değil ülkenin de çıkarına olur.Toplumda eskilerin “hayra alâmet değil” diye niteledikleri türden bir sessizlik var.Türkiye’nin siyaseti, uçların çatışmasına mahkûm edilmemelidir. Merkez sağın dengeli ve çözümleri makulde arayan geleneğine ciddi bir alternatif olarak Türk siyasetinin ihtiyacı vardır.Demokrat Parti projesi akılla yürütülürse seçim döneminde siyasi kutuplaşmaların yaratacağı siyasal ve sosyal depremlere karşı Türkiye’yi koruyacak bir çare olur. Doğacak umut, DP alternatifini iki partinin toplam gücünden daha yukarılara çekebilir.Fakat unutulmamalıdır:Bu umudu Demokrat Parti’nin adı yaratmaya yetmez. Birleşmesi projelendirilen partilerin eski liderleri hakkında “menfaatlenecekleri şüphesi” asla uyanmamalıdır.Merkez sağ için kullanılacak fırsat eski liderlerin feragatine dayanmadıkça karanlığa göz kırpmaktan öteye bir anlam taşımayacaktır.
Siyasi gündeme bakar mısınız? “Tam takır, kuru bakır” diye bir söz vardır; öyle...Kaplumbağalar ve ayılar kış uykusundan uyandıklarında bu ülkenin seçim yılında olduğuna asla ihtimal vermeyeceklerdir!Seçime giderken gündemi daha ziyade siyasi muhalefet belirler. Ama bizdekiler nedense süt dökmüş kediye benziyor.Birileri büyü mü yaptı bunlara?Halkın nabzını iyi tutan partiler olsa, tek başına asayiş sorununa dayanarak iktidar değişikliği ile sonuçlanacak bir seçim gündemi oluştururlardı.Polisin yeni açıklanan kıyaslamalı suç istatistikleri “Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete” dedirtecek korkular uyandırıyor.Suçlarda patlama olduğu görülüyor. Öfke içinde, kontrolunu kaybetmiş, sevgisiz, başkalarının haklarına saygısız insanlar toplumda hızla çoğalıyor.Çanları kim çalacak?Kişilere karşı işlenen suçlar bir yılda 197 binden 321 bine, hırsızlık, gasp, kapkaç gibi suçlar 289 binden 463 bine fırlamış.TV’lerin sabah programlarına heyecan katmak adına çıkarılan sahte sevgililer şiddeti, sadizmi ve bayağılığı evlere soktu. Aileye kötü muamele suçları bir yıl içinde 9 bin 900’den 17 bine tırmanmıştır.Türkiye’de geçen yıl 18 bin 527 insan hayatına son vermek istedi. Bu rakam bir yıl öncesine göre yüzde 50 oranında bir artışı ifade ediyor.Muhalif partiler, sivil toplum örgütleri ve üniversiteler tehlike çanlarını çalmak için daha ne bekliyorlar?Kamuoyu, seçim programlarını açıklarken partilerin asayiş sorunlarına projelendirilmiş çözümler getirmelerini mutlaka istemelidir. Bu baskıyı yaratmalıdır.Bölge mahkemeleri...Aslında derhal işler hale getirilmeyi bekleyen hazır tedbirler var. Meselâ suçların patlamasında ceza veremeyen yargının etkisi inkâr edilemez.İşte Adana’da maganda kurşununa hedef olan 13 yaşındaki Ramazan’ın dramı..Bu talihsiz çocuk ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuştur ama onun hayatını karartan silâhlı haydut serbest bırakılmıştır.Mahkeme yanlış yapmışsa temyiz aşamasında düzelir. Ama Türkiye’de o “damar” da tıkandığı için adalet caydırıcı olamıyor. Yargıtay’da ele alınmak üzere sıra bekleyen dava dosyalarının sayısı, tarihinde ilk kez 1 milyonu aşmıştır.İktidar, Bölge İstinaf Mahkemeleri’nin kurulmasını öngören yasayı üç yıl önce çıkardı. Adaleti etkinleştirmenin çaresi bu mahkemelerdir. Yargıtay’ın yükünü bu mahkemeler devralacaktır.Ama iktidar, yönetmeliklerini yazıp fiziki alt yapısını hazırlayarak bu mahkemeleri üç yılda çalışır hale getirememiştir.Nedense AKP kâğıt üstünde çare üretiyor ama iş bitirici olamıyor.Çünkü hayat ve devlet tecrübesi kıt adalete bakışı ise şaşıdır!.
Kırmızı çizgilerimizi yalamaktan sıkılmadınız mı? Bu soruyu özellikle meslekdaşlarıma soruyorum.Çatışma kültürü öylesine içimize işlemiş ki, birbirini bütünleyen konuşmalardan bile kriz çıkarmayı başarıyoruz.Meselâ PKK, Kuzey Irak ve Ermeni tasarısı bağlamında yaşadığımız gelişmeler eğer beklentilerimize ters düşecek olursa Türkiye Amerika’ya rağmen Kuzey Irak’a askeri operasyon yapacaktır!Yaratılan hava böyle..Peki gerçek bu mu?Hayır değil ama dış medyada bile böyle yorumlar çıkıyor. Çünkü onlar da Türkiye’deki medyadan ve muhalif siyasetçilerden besleniyorlar.“Hürriyet Internet” bir anket yaptı. Seçim yılında göze alınması riskli sayılacak bir deneme idi bu. Çünkü muhteris politikacıları etkileyebilir, maceracı bir eşiğe getirebilirdi ülkeyi.Sefere çıkma anketi“Türkiye Kuzey Irak’a girsin mi, girmesin mi?” sorusuna 302 bin kişinin cevap verdiği bildirildi. Bereket ki “Girelim” diyen 103 bin kişiye karşı 177 bin kişi “Girmeyelim” demiş.Kışkırtmaların Türk halkını kolay kolay yanlışlara ve tuzaklara düşüremeyeceği konusunda umut ve güven veren bir tecrübedir yapılan anket. “Cahili çok” diye küçümsenen bu halkı selâmlamak ve heyecan üretmek adına zorlama yorumlara sapmaktan sakınmak lâzım...Meselâ Irak’taki Kürt liderlerle diyalog kurulsun-kurulmasın haberleri de sivil-asker polemiği üretmenin malzemesi yapıldı. Dün Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın “PKK’ya destek verenlerle görüşmem” çıkışı, müdahaleci bir tavır iması ile Dışişleri Bakanı Gül’e aktarıldı ve ondan “siyasete hevesli askerin ağzının payını veren zehir gibi bir cevap” beklendi.Bereket Gül siyaset acemisi değil. Tecrübe birikimi onu tuzaktan korudu. Büyükanıt’ın kendi rolünü tarif ettiğini, siyasete müdahale etmediğini, dolayısiyle konuşmasından polemik çıkartmaya çalışmanın “büyük yanlış” olacağını söyledi.Askeri rahat bırakın“Asker silâhı ile konuşur. Ama o noktaya gelmemek için siyasetçinin, diplomatın yapacağı işler vardır” diyen Gül ile Orgeneral Büyükanıt’ın gerçekte çatıştığı bir nokta bulunmuyor.Büyükanıt Amerika’da kendi konumunu belirlemiş, PKK’yı terörist görmemek yanında ona koruma sağlayıp, araç ve cephane verdiğini bildiği Barzani ve Talabani ile bir asker olarak görüşmesinin bir yararı olmadığını söylemiştir:“Ben askerim. Görevim terörle mücadele. Ama siyasi olarak kim görüşürse görüşür. Ona bir diyeceğim yok.” Ülkenin menfaati, bölücü terör tehdidinden en kısa zamanda kurtulmaktır. Herkes kendi sorumluluğu içinde bu ortak hedefin gerçekleşmesine çalışacaktır.Kürt liderlerle “konuşmam” dediği için askere kusur izafe edenler ile askerlerin siyasete müdahale ettiğinden şikâyetçi olanların aynı çevreler olması tuhaf değil mi?
Kurtlar Vadisi-Terör dizisini yayından kaldıran uzlaşma toplumsal yaşamımız için yeni bir başlangıçtır.Bu uzlaşmayı geleceğimiz için önemli sayıyor, övgüyle ve sevinçle karşılıyoruz.Bilindiği gibi dizi, şiddeti yücelttiği ve özendirdiği, gençlere ve çocuklara kötü örnek olduğu gerekçesiyle yoğun tepki almış RTÜK yönetimi de Show TV’yi yayını durdurmaya ikna etmiştir.Türkiye’de TV yayınlarının sorumluluktan nasip almayan, şiddeti, cinselliği ve eğlence adına her türlü düzeysizliği reyting ve reklâm geliri uğruna ölçüsüzce sömüren bir egoizme tutsak olduğu yaygın şikâyettir.Kurtlar Vadisi-Terör dizisi üstelik şiddeti vatansever amaçlarla kutsayan niteliği ile toplumsal barış için tahrik ve tehdit potansiyeli yaratmıştır.Fren lâzımdı...Bu dizinin yayından kaldırılması için öne sürülen gerekçeler abartılı olabilir ama unutulmamalı ki, zamanında tedbiri alınmayan tehlikeler hele siyasetin suladığı rekabet tarlalarında çok hızlı büyüyor.Dizinin etnik ayrışmayı tahrik ettiği, Kürt kökenli yurttaşları rencide edeceği ve resmi uyarılarda belirtildiği gibi bazı kentlerde etnik çatışmaları ateşleyeceği kaygıları, abartılmış korkular sayılamaz.Kendini savunan bir toplumun ve bir hukuk devletinin var olduğu her yerde böylesi riskler ciddiye alınır ve iş işten geçmeden frene basılır.“Efendim televizyonun kapatma düğmesi de var, seyretmeyin. Yaratılmış bir sanat eserini hangi nedenle olursa olsun erişilmez kılmak sansürdür!” Demokrasiyi bu ölçüde idealize eden bir toplum yarın belki olur ama bugün dünyada yok.Pornoyu kontrol eden akıl, şiddete de fren uygulayacaktır. Ölçüsüz şiddet görüntüleri içeren filmlerin gençlere ne kadar zarar verdiğini biliyoruz.İkna ve uzlaşmaHem bunlara izin verip hem devlet güçlerinin vatanı korumaya yetmediğini TV dizilerinde seyrederek çeteleşen ve vatan için suç işleyen çocuklardan şikâyet edemeyiz.Amerika’da işkenceyi meşru gösteren “24” adlı TV dizisinin Irak’taki Amerikalı askerleri etkilediğini fark edince West Point askeri akademisinin dekanı General Fennegan, yanına yedi FBI ajanını alarak dizinin yapımcısına gitti ve uyarıda bulundu.Türkiye’de bir ilk başarılmıştır. Bunda iktidar partisinin siyasi kaygıları da bir miktar etkili olmuşsa bile önemsemiyoruz.Medyamız, Amerika’daki gibi asker ve polis müdahalesine imkân vermeden kendi kurumlarını çalıştırarak meslek etiğini hayata geçirmiş, ikna ve uzlaşma sağlamıştır.Bu tecrübe, toplumsal barışı aramaya daha fazla ihtiyaç duyacağımız yakın gelecek için bize ümit ve güç verecektir.Çocuklarımızı ve toplumsal bütünlüğümüzü korumaya dönük uyanışı kötü göstermeye çalışanlara kimse kulak asmasın!