Sen de mi!

7 Şubat 2007

Hani “can evinden vurulmak” denir ya, bu soruşturma insanda öyle bir etki yaratıyor!Düşünün; bazı devlet hastanelerinin doktorları SSK’lı hastaları gereği yokken özel hastanelere gönderiyor.Özel hastane devletten bunun parasını alıyor, sonra bu para özel hastane ile hastayı gönderen devlet hastanesi doktoru arasında bölüşülüyor.Yıllardan beri bireysel ahlâkın önemini anlatıp duruyoruz. Dürüstlüğün avanaklık değil en değerli zenginlik olduğunu çocuklarımıza küçük yaştan öğretelim diye çırpınıyoruz.Ve sonra soğuk duşla uyanıyoruz:SSK müfettişleri, İstanbul’daki bazı devlet hastaneleri doktorlarının özel hastanelere sevkettikleri hastalar için nasıl oluyor da her ay 40 milyon YTL fatura çıkıyor, onu araştırmaya giriştiler.Beş ay önce devreye sokulan bilgisayar ağından yararlanarak özel hastanede çalışan bir doktorun günde 41 kişiye anjiyo yaptığını hayretle gördüler.Bu rakam, göğüs kabartacak bir rekoru değil “Hırsız vaaar!” ihbarını işaret ediyordu. Yani hayali ameliyatlarla devlet soyuluyordu.Mide bulantısı ve yenilgi duygusu uyandıracak sonuçlara hazır olalım:İyi eğitimin kişiye iyi ahlâk da verdiği tezi kötü bir darbe yiyecek.En uzun eğitimi alıp namus yemini ederek mesleğe başlayan hekimler arasından bile devlet yağmasına katılan insanlar çıkıyorsa “temiz toplum” adına gelecekten ne bekleyebiliriz?Çürük elmalar hemen ayıklanmalıdır. İbret yaratacak ağırlıkta cezalar verilmelidir. Tıp mesleğinin fedakâr ve erdemli mensuplarını koruma gereğinin de yüklediği bir borçtur bu ama şu sorun var:Dokunulmazlık imtiyazından vazgeçmeyen milletvekillerine katlanabilen bir toplum böyle bir çıkışı gerçekleştirebilir mi?Daha önemlisi hak eder mi?*****Kurbanlık müdür ve halkHrant Dink cinayeti soruşturması da kâbus gibi ilerliyor.Her gün yeni bir saptırma ve şaşırtma girişimi izliyoruz.Emniyet İstihbarat Müdürü’nün “suçlu benim” çıkışı ve sonrasında üst yönetim katlarına yayılan rahatlama halkta kızgınlık yarattı. İnternet mesajlarından bunu açıkça okuyoruz.Kim kimi öldürecek, 11 ay önceden haber alınmış fakat ülkenin ulusal itibarı ile bütünlüğüne yönelen ihanet önlenememiştir.Böyle bir gafletin bedeli bir gönüllü kurban bularak ödenemez.Halk Emniyet Müdürü ile İçişleri Bakanı’nı ve devleti şirketi gibi kadrolaştıran Başbakan’ı da sorumlu tutuyor.“Derin devlet” bahanesi üretenler kimseyi kandıramazlar.Yaptıkları sadece kendilerini kandırmaktır!

Devamını Oku

Nevruz’da görürüz!

6 Şubat 2007

Amerika tarihin hiçbir döneminde Türk halkının güvenini bu kadar kaybetmemişti.Bunun sebebi, PKK’yı Ankara’ya karşı bir pazarlık ve tehdit kozu olarak kullandığı konusunda oluşan kanaattir.Türk halkının gözünde Amerika PKK üstünden ülkemize karşı ilân edilmemiş bir savaşı kalleşçe yürüten Suriye’nin durumuna düşmüştür.Bu ibretli çelişki Amerika’nın dostluğunu ve samimiyetini çok şüpheli duruma sokmuştur.Son zamanlarda Türkiye’nin terörle mücadele alanında İran’dan daha fazla anlayış ve işbirliği desteği görmesi, ayrıca bunun dış politik açılımlarında kendini hissettirmeye başlaması Washington üstünde uyarıcı olmuştur.Önceki gün Fransa’da, dün de Belçika’da PKK’ya yönelen operasyonlar acaba Washington’un uygulamaya sokacağı kapsamlı bir mücadele programının ilk ayağı mıdır?Çünkü PKK yıllardan beri Avrupa’ya uyuşturucu kaçırarak ve orada haraç toplayarak besleniyor. Sözde dost hükümetler bu gerçeği bile bile korudular PKK’yı.Şimdi görülen değişikliği Washington’dan gelen baskının yarattığını tahmin etmek zor değildir.Amerikan Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Koordinatör Yardımcısı Frank Urbancic bir ay kadar önce altı Avrupa ülkesini ziyaret etti. Onlara “PKK’nın ülkenizde mali kaynak ve siyasi sığınma olanakları bulduğunu belirledik. Bu desteğin sona erdirilmesini istiyoruz” dedi.Urbancic şunu da demişti:“PKK bir ahtapot gibi. Bütün kollarına saldırmalıyız!” Amerika, sabrı taşan Türkiye’yi yatıştırmak için taktik bir gösteri mi yapıyor yoksa samimi mi, yakında görürüz.Çünkü kendilerinin koyduğu teşhis ve çözüm yöntemi, Nevruz’a kadar Kandil Dağı’nın dağıtılması gereğini emrediyor!Vicdansız!Meclis’in hırsızı vicdansız çıktı. Haberin başlığı böyleydi...TBMM’nin kafeteryasına giren bir hırsız yazar kasayı açamayınca lösemili çocuklar için yapılan yardımların biriktiği cam kutuyu kırmıştı. Çalınan para 40 YTL idi.Merak ettim; olay gerçek bir hırsızlık mı yoksa milletvekillerine verilmek istenen bir mesajın medyatik hale getirilmesi çabası mı?Meselâ sanılanın tam tersine vicdanı aşırı gelişmiş biri, pekâlâ milletvekillerine şunu demek istemiş olabilir:“Ey milletvekilleri, devlet parasını çalanları dokunulmazlık bahanesiyle takipsiz bırakmanın, lösemili çocukların parasını çalmaktan hiçbir farkı yoktur!” Devlet Denetleme Kurulu’nun yolsuzluk nedeniyle suçlama yönelttiği bir yüksek bürokrat, 27 ayrı iddia nedeniyle hakkında soruşturma başlatılınca açığa alınmıştı.Öğrendik ki bu zatı Enerji Bakanı Hilmi Güler, hemşehrilik hatırına kendine başdanışman yapmış.O zaman meclis kafeteryasını soyan kişi yakalanırsa ona da bir iş bulsunlar.Ay’dan gelmediğine göre nasılsa o da birinin hemşehrisidir!

Devamını Oku

İlâhlara kurban!

5 Şubat 2007

Hrant Dink suikastının vahameti, benzersizliğinden geliyor.Bu olayda yalnız öldürülecek kişi değil onu öldürecek olan kişi de biliniyordu.Hem de suikastın ihbarı 11 ay öncesinden yapılmıştı.Koskoca devlet, canına kastedilen bir vatandaşı koruyamamıştır.Bu vatandaş bir Türk Ermenisidir; ona gelecek kötülüğün uluslararası arenada Türkiye aleyhine kullanılacağını çocuklar bile biliyor. Yani Hrant Dink’i koruyamayan devlet, kendisini de koruyamamıştır!Tetikçiler ve arkasındaki küçük taşeronlar yakalandığına göre bizi bu ihanetin büyük patronuna götürecek olan anahtar, yukarda özetlediğimiz akıl dışı durumun esrarını çözmektir.Bu ihbarı işe yaramaz hale getiren sebep nedir?Bu inanılmaz ihmali veya görev suiistimalini kim yapmıştır?İhbarı savsaklayan sorumlunun arkasında, azmettiren bir üst makam bulunmakta mıdır?Günler boyu bu önemli hedefin yanında ayrıntı sayılacak olaylarla zaman kaybettik. Bayraklı hatıra fotoğrafları bu soruların cevaplarını arama çabalarını geciktirdi.Ve nihayet dün kamuoyunun önüne bir suçlu çıkarıldı:İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan...Ahmet İlhan’ın soruşturmayı yürüten mülkiye müfettişine “Suçlu benim. Gelen bilgiyi müdürümüzle paylaşmadım. Adres boş çıkınca ihbarı ciddiye almadım. İşlerimin yoğunluğundan da cevap yazısı yazmadım” dediği belirtildi.Demokratik devletlerin hayatında böyle olaylar, bir takımın, hatta bazen bir hükümetin gidip öbürünün gelmesi ile sonuçlanan yenilenmeler yaratır.Bizde öyle değil. “Büyük adamlar” kamuoyunu tatmin edecek kurbanları kolayca bulup kendilerini kurtarıyorlar.Bu yüzden adil bir soruşturma yapılarak gerçeklere ulaşılamıyor ve devlet yaşamında etkili ibretler oluşamıyor.“Bu kötülük benim şemsiyem altında oldu. Sorumluluğu kabul ediyor, halkımdan özür dileyerek istifa ediyorum” diyen şövalye ruhlu siyasetçi veya bürokrat devlet adamları...En büyük noksanımız budur!Laiklik numarasıLaiklik ilkesinin Anayasa’ya girişinin 70’inci yıldönümünde Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Meclis Başkanı yine karşı karşıya geldi.Başbakan laikliği, cumhuriyetin birbirini tamamlayan temel niteliklerinden birisi olarak, Meclis Başkanı da “Vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü” diye tarif ederken Cumhurbaşkanı, gelecek yıl tekrar işitme şansına sahip olmayacağımız mükemmeliyette bir açıklama yaptı.Cumhurbaşkanı Sezer, laikliğin yeniden tanımlanmaya muhtaç bir terim olmadığını, açık tarifin Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında mevcut olduğunu belirtti. “Laiklik yalnız din ve vicdan özgürlüğünün değil, tüm özgürlüklerin güvencesidir” dedi.Erdoğan ve Arınç’ın tutumuna bakınca “yeşil devrim” özlemi çektiğini söyleyen AKP milletvekili Abdullah Çalışkan’ın dün gerçekleştirdiği manevra daha iyi anlaşılıyor.AKP’li vekil “yeşil devrim”den çevreci duyarlılığa sahip romantizmi kastettiğini söyledi.Çalışkan bu kıvraklığı ile laikliğe muhalefet etmenin suçunu ve ayıbını çalımlamıştır belki ama “alemi sersem sayma” hakaretine boğazına kadar batmıştır.AKP’nin laiklik anlayışını, büyükleriyle birlikte ve orkestra uyumu içinde sergilemiştir!

Devamını Oku

Hayal ve gerçek

4 Şubat 2007

Kaynağı belirsiz yalan haberlerin çoğalması İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nı isyan noktasına getirdi.Başsavcı Aykut Cengiz Engin’in tepkisi boşuna değildir.Hrant Dink suikastı ile ilgili uçuk haberler, artık soruşturmanın gidişini etkilemekten öteye Türkiye’nin uluslararası itibarına zarar verecek hale gelmiştir çünkü.Jandarma ve polisin, suikast zanlısı ile hatıra fotoğrafı çektirmesi, olayda derin devletin parmağı olduğu şüphelerine zaten yeteri kadar malzeme taşımışken buna son günlerde yenileri eklenmiştir.Meselâ suikast anında Ogün Samast’ın yalnız olmadığı, azmettirici olarak tutuklu bulunan Yasin Hayal’in de orada olduğu hatta tetiği Ogün’ün değil onun çektiği iddia edilmiştir.Hayalin ötesiBu yetmemiş, Ogün Samast’ın Bayrampaşa Cezaevi’nde kahraman gibi karşılanıp ayaklarının altına kırmızı halı serildiği, ilâçlanan odasına plazma TV konulduğu yazılmıştır.Başsavcı Engin dün bu tür haberlerin bilgi kirliliğine yol açtığını, toplumda yanlış beklentiler yaratacağı için de sonuçta çıkacak yargı kararını tartışılır hale getirebileceğini söyledi.Tespitler ve endişeler tümüyle doğrudur.Nitekim olay yeri kayıtlarında Yasin Hayal olduğu iddia edilen kişinin cinayet masasında görevli bir memur olduğu belirlenmiş, cezaevi ile ilgili yalan da “Allah düşürmesin” dedirtecek çirkinlikte, zemininde böceklerin gezdiği cezaevi koğuşu gazetecilere gösterilerek kanıtlanmıştır.Bilgi toplumuTamam ama ortada Türkiye’ye büyük zarar veren, halkı rencide eden bir suikast var. Medya gerçeği elbette arayacak, soruşturmayı karartmakta menfaati olanlar da boş durmayacaklardır.Sadece “yasalara uyun” demek, hiçbir şey yazmayın demektir. Ona uysaydık, o rezalet fotoğrafların ihbar ettiği çürümeden kamuoyu haberdar olmayacak ve elbette çaresine bakmak için kimse kılını kıpırdatmayacaktı.Yargı ve polis gibi biz de gerçeği istiyoruz. Toplumun bu kadar ilgisini çeken bir olay hakkında iki kurum da demokratik toplumlardaki örneklerde görüldüğü gibi her gün düzenli medya brifingi verirse her şey yoluna girer.Yalnız olan biteni öğreneceğimiz bir kaynağa ihtiyacımız bulunmuyor, medyanın aynı zamanda kendisine gelen haberlerin sağlığını kontrol ederken danışacağı yasal bir makama da her an ulaşma imkânına sahip olması gerekiyor.Bizdeki devlet çarkı, medyaya bilgi vermemeye ve çıkan haberleri de sadece yalanlamaya şartlanmıştır. Bu, Orta Doğu modeli, çatık kaşlı, otoriter devlet tavrıdır.AB’ye girmeye heveslendiğimize göre halkın haber alma hakkını kutsal sayan bir dünyada yaşamak istiyoruz demektir. O zaman yeni bir zihniyeti benimseyecek, ona göre yapılanacağız.Bu tecrübe bize bu yeni zihniyeti ve kurumlarını kazandırırsa ne mutlu!

Devamını Oku

Bu kafayla!

3 Şubat 2007

Tüm insanların yaşamak için kutuplar çevresine üşüşecekleri bir dünyaya doğru gidiyoruz.Bu, terbiye edici etkisini arttırmak için abartılmış bir iddia değil. Bilim adamlarının yayınladıkları rapor, küresel ısınma etkisiyle yaşayacağımız kıyamet senaryosunun 2100’da geri dönülmez olacağını ihbar ediyor!Avrupa Birliği’nin ulus devlet yapısına saygılı yaklaşımına dahi tahammül edemeyen aşırı milliyetçiler o zaman ne yapacaklar?Bugün doğanların bile görebilecekleri o kıyamet, yaşamak isteyen insanlardan sadece tür dayanışması isteyecektir.O zaman Hrant Dink’i öldüren ve öldürtenler, onlara övgü ve destek verenler ne yapacaklar?Milliyetçiliği ırkçılıkla karıştıran yanlış Türkiye’de büyük bir kitle değildir ama ideolojik saldırganlıkları, olduklarından daha etkili bir hava yaratmaktadır.En yaralayıcı yabancı kaynaklı yorumu, genellikle bize dostça yaklaşan İngiliz The Independent gazetesi getirdi. Suikastçinin güvenlik personeli ile çekilmiş bayraklı fotoğrafları için şunu dedi: “Türkiye’nin tekin olmayan yüzü!” Irkçı nefretle insan öldürenlerin Türkiye’de övgü ve koruma gördüğünü yansıtan bu yorumların müsebbipleri, milliyetçiliğin hangi tarifine uyuyorlar?Böyle bir çürüme tablosu karşısında, her düşünceden ve her kökenden insan için Türkiye’nin özgür ve güvenli bir ülke olduğunu kim savunabilir?Bu ayıptan, insanların kutuplarda toplanmaya mahkûm olacakları 2100 yılına hazırlanmak için değil daha önce kendimize saygımız için, kendi onurumuz için arınmak zorundayız. Ama durum pek ümit verici değil.Meselâ İçişleri Bakanı Aksu, o fotoğraflar için “utanılacak manzara” diye konuşmuş.Madem ki öyledir, niçin halâ oturuyor? Koltuğunu utanmayacak biri gelir oturur korkusuyla mı bırakmıyor?Bu kafayla 2100 yılına bile yetişmekte zorlanırız!*****Numara yapan dev!Dışişleri Bakanı Gül’ün ziyareti öncesi Washington’dan inanılmayacak kadar anlayışlı sözler duyuluyor.Mesela “301. maddeyi kaldırmasanız da olur” deniyor.“Terör örgütü PKK’ya karşı verdiğimiz sözü tutmak zorunda olduğumuzu biliyoruz” diyorlar.“PKK sorununun af yoluyla çözüleceğini söyleyerek Türkiye’ye ‘diğer yanağını da uzat’ diyemeyiz. Terör suçu işleyenler cezasını çeker” diyorlar.Ama kim söylüyor bunu; bir bakan mı? Hayır, Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa-Avrasya bölümüne bakan bir memur.Kime söylüyor? Sadece Türk medyasının temsilcilerine.Yani “lokal anestezi” yöntemi ile sadece Tanrı’nın şahitliğinde, sadece Türkiye’nin gazını çıkartmaya dönük yağlama-uyuşturma operasyonu uygulanıyor.Süper diye anılan bir devlete yakışmayacak cücelikte bir egoizm!

Devamını Oku

Devleti görelim!

2 Şubat 2007

Demirel’i seven vardır eleştiren vardır. Ama Demirel ülkenin en tecrübeli devlet adamıdır.Öyle bazı tecrübeler birikir ki bazı insanlarda, yaşı kaç olursa olsun geleceği heyecan yaratır. Demirel de öyle bir devlet adamıdır ve dara düştüğümüzde ondan yararlanmamak sorumsuzluktur.Dün CNN Türk’te, gerçekleşmeyen hayali kalmamış bir siyasetçinin bilgeliği ile aklın yolunu gösteriyordu.Mesele Dink suikastının zanlısı Ogün Samast’ın Türk bayrağı ile çekilmiş görüntüleri üstünden yürüyen tahripkâr tartışmalar karşısında ne düşündüğü idi.Demirel öncelikle bayraklı görüntüleri bireysel suç olmaktan çıkarıp tüm güvenlik teşkilâtına mal etmenin yanlışlığına işaret ederek devlet düşmanlığı yaratmak için fırsat bekleyenlerin tuzağına düşmemek gerektiğini söyledi.Sonra şu uyarıyı yaptı:“Devlete iftira atmayın. Devleti töhmet altında bırakmayın. Kusur kiminse suç onundur!” Suç belli:Bir katil zanlısı ile Türk bayrağını yan yana getirmek!Avcılar vurdukları yaban hayvanları ile hatıra resmi çektirmeye bayılırlar. Polis ve jandarma da önemli olaylarda bunu yapar.Son olay, bayrağı fon malzemesi olmaktan çıkarır umarız.Demirel, devlete ve hukuka saygı besleyenlere şu görevi yüklüyor:“Ne hakkın var bayrakla suçluyu yan yana getirmeye diye sorun. Bunu yapmak suç değilse suç haline getirin!” İçişleri Bakanlığı, tetikçinin bayraklı şovundaki sorumlulukları nedeniyle 4 polisin görevden uzaklaştırıldığını, 4 jandarmanın da görev yerlerinin değiştirildiğini açıkladı.Olay, cinayet suçlusunun övgü ile yüceltilmesidir.Demirel’in öğütlerini yerine getirmek isteriz ama öncelikle devletin, kendisine karşı yapılmış bu hakareti şiddetle reddettiğini görmek isteriz.Görevden uzaklaştırma, işten el çektirme...Bunlar ceza değil!***Öneri...Ulusal Deprem Konseyi’ni iktidar lağvetmiş!Konseyin kaldırılması ile ilgili gerekçe “Artık uygulama alanı kalmadı” görüşüne dayanıyor ama durun, hemen heyecanlanmayın.Marmara fayının kapandığına dair bir bilimsel tespite ulaşılmış filân değil.Öyle görünüyor ki mesele “tamamen duygusal”... Bu kurul “bağımsız” ve sanıyoruz ki dik duran kurumlara duyduğu allerji iktidarı tahrik etti.Hiçbir iktidar deprem tehlikesi bu kadar büyükken böyle bir operasyona cesaret edemez. İşe yaramıyor diye eskimiş bir kurumu ortadan kaldıracak olsa bile bunu yenisinin doğuşunu ilân ederken yapar.Ama AKP’nin bilimle arası yok. “Takdir-i İlâhî” dediğiniz zaman bütün tartışma bitiyor. Neyse...Yeni kurul kuracaklarsa, uçakla seyahat ederken şeyhiyle rabıta kurduğunu söyleyen Korkut Özal’ı başkan, trene mescit isteyen ve kıbleyi soran profesörü de yardımcısı yapsınlar!

Devamını Oku

Bitsin bu ayıp

1 Şubat 2007

Ermeni bir Türk vatandaştan aldığım bir mektup beni üzdü.Kendimi onun yerine koyarak yaptığım değerlendirme, Türkiye’de azınlık olarak yaşamanın zorluğunu gözümde o kadar büyüttü ki bundan utandım.Soru sitemli bir çığlık gibi:“Biz ne yaptık da birden hedef haline getirildik? Türkiye’de zaten 50 bin kadar Ermeni nüfus var. Onların da büyük bölümü yaşlı ve çoğu kimsesiz. Atatürk’e olan sevgi ve hayranlıklarını bilmeyen yoktur.”Düşünün: Hrant Dink’e yönelen hunharlık toplumda şok etkisi yaptı. Bu yalnız gazeteci Hrant Dink’e değil, Türk milletine karşı da haksızlık ve ihanetti. Ülkede benzeri az görülmüş bir dayanışma duygusu oluştu.On binler sokaklarda, milyonlar TV’den izleyerek evlerinde bütünleştiler:“Siz Hrant’ı Ermeni olduğu için mi öldürdünüz; o zaman hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz!” İmdat çağrısı gibiBu tepki Türk’ün yüce gönüllülüğü, Atatürk milliyetçiliğinin ırkçılığı reddeden bütünleştirici büyük kucağıdır.Bu soylu koruma ve dayanışma duygusu biraz teselli yaratmıştı. Ama iki üç gün sonra aşırı milliyetçi cepheden yükselen ve futbol sahalarına kadar yayılan sert rüzgârlar korku salmaya başlamıştır.Ermeni vatandaş şaşırmış:“Durduk yerde bir çocuğumuz öldürüldü. Allah razı olsun milletimiz acımızı paylaşmak için ‘Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz’ diye sokaklara döküldü. Sonra onlara köpürenler tehdit etmeye başladı. Hrant’ı biz öldürmedik, o sloganları da biz atmadık ama kızgın yığınların hedefinde yine biz varız. Niye? Bu tabloda hiç suçu olmayan bir kesim varsa o da bizleriz.Büyüklerimizin Türk halkını bölmek ve birbirine düşman etmek üzere kurulan bu oyunu bozmak için yapabilecekleri bir şey yok mu?” Elbette vardır ve esirgenmemelidir.İstifa denen erdemİtibarlı Fransız gazetesi Le Monde, “seçim yılında milliyetçi dalgalarda sörf” yaptığını öne sürdüğü AKP iktidarının “siyasi” olan suikasti “adi bir suç” olarak ele alacağını iddia etti.Hiçbir siyasi çıkar hesabı böyle bir suçlamanın hedefi olmaya değmez.Cinayetin aydınlatılmasından birinci derecede iktidar sorumludur. Tetikçi ve taşeron arkasındaki karanlık gücü gün ışığına çıkarmaktır asıl mesele. Maşaların çabuk yakalanması sonradan anlaşıldı ki büyük marifet değildir.Çünkü yalnız kimin öldürüleceği değil, kimin öldüreceği bile çok evvelden bilinen, bildirilen bir suikast bu.Müfettiş raporları gelmeden başka görevden alma kararı vermeyeceğini söyleyen İçişleri Bakanı Aksu ümidimizi kırıyor.Bakan Aksu’nun istifa etmemesi ve iktidarın “derin devlet” masalları ile muhtemel başarısızlığına mazeret üretmesi ne anlama geliyor dersiniz?.“Böyle gelmiş, böyle gider” adlı diziyi belli ki yine bitiremeyeceğiz!

Devamını Oku

AKP değişmez!

31 Ocak 2007

Değişimin baş döndürücü hızla yaşandığı bir dünyada AKP eskimiş bir atasözünü kanıtlamaya uğraşıyor:İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur!Beş yıllık ömrünün dört yılını iktidarda geçirmiş bir partidir AKP.Dinci ideolojiye bağlılığı, global ekonomiye uyumunda fazla zorluk çıkarmamıştır ona ama teknolojiyle de hiç barışamamıştır.İmam hatipten yeni çıkmış bir genç, bakan koltuğuna oturmuş olsa belki ikinci yılında “hızlandırılmış tren” gibi bir ucubenin sihrine kapılabilir, 40 insanın ölümüne sebep olan günaha batabilirdi.Ama kaderci bir hayat görüşüne uygun yetişse de bu çocuk, iktidar koltuğundaki beşinci yılında eminiz ki Başbakan Erdoğan’ın yaptığını yapmazdı.İtalya Başbakanı Prodi’yi şoför mahalline oturttuğu bir otomobil ile Bolu Tüneli’nden geçmeye cesaret edemezdi.Bilinçli cürüm...AKP 2004 yılında kara tren alt yapısında hızlı tren koşturmaya kalktığı için facia yarattı.Özür dileyerek koltuklarından çekilmesi gereken koca koca adamlar facia için “takdir-i ilâhî” diyerek yaradana iftira ettiler.Şöyle bir teselli çıkardık o zaman: Cahil cüretinin erdem olmadığını anlamışlardır. Bu ders onları terbiye edecek, tren faciası iktidarın dönüm noktası olacak...VATAN’ın bugünkü manşeti AKP’nin değişmediğini ve daha kötüsü değişmeyeceğini kanıtlıyor:Yukardan gelen emirle Karayolları Genel Müdürlüğü Bolu tünelinin 22 Ocak’ta açılmasını istemiş.. “En az on iktidarın eline yapışmış tüneli biz açıyoruz” fiyakasının çekiciliği akıllarını çelmiş.Sanki 22 Şubat veya Mart’ta açsalar tünel veya iktidar ellerinden uçacak!Neyse... Müteahhit İtalyan firma ASTALDI bir ihtar çekmiş:“Tünelin aydınlatma, havalandırma, yangın sistemi ve buzlanmayı önleyici sistem, trafik ve güvenlik işaretlemeleri tamamlanmadı. Bu yüzden cana ve mala gelecek zarar ve tazminatları kabul etmeyiz. Bu sorumluluk size ait olacaktır.” Fatura AKP’yeİtalyan firma fırsat bu fırsat deyip ek fatura da çıkarmış:“Geri kalan işler zorlaşacağı için maliyetler artacak. Bu maliyet artışları talep edilecektir” diyor.Hangi menfaate tamah edilerek göze alındığını bilemediğimiz bu şovun kaç milyon dolar olacağı belirsiz ek faturasını Karayolları doğrudan AKP’ye göndermelidir.Meydana gelecek kazalar için de İtalyan şirketin gönderdiği ihtar, olacak kazaların sorumlusunu şimdiden işaret ediyor.Zarar görenler, iktidar sözcülerinin “Takdir-i İlâhî” lâflarına kanıp “mahkeme-i kübra”ya havale etmesinler kurbanlarının haklarını.Hukuk devletinde yaşamanın yalnız mutluluğu ve güvenliği yoktur, aynı zamanda ona lâyık olmanın sorumlulukları vardır.İlkelliklere lâyık olduğu tepkiyi veremeyen bir toplumun cehaletten ve hor görülmekten şikâyete hakkı olamaz!

Devamını Oku