Bir suçluyu yakalamak, eğer bağlantılarını çözememişseniz eksik bir başarıdır.Eksik başarılar, ne zaman patlayacağı bilinmeyen serseri mayınlara benziyor. Bunu bir kez daha anladık.Dün İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah büyük bir hata yaptı. “Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş” dedi.Bunu söylüyorsa soruşturma niçin sürüyor?Soruşturma bitmediyse bunu nasıl söyleyebiliyor?Daha önemlisi şu: “Milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş” ne demek?Cinayet işlemek, milliyetçi duygular beslemenin veya o duygulardan etkilenmenin yan ürünü müdür?Gafletin meyvesiTürkiye’de Atatürk milliyetçisi milyonlarca insan Hrant Dink’in katli nedeniyle samimi acı ve nefret duymuş, cinayeti herkes gibi “vatan ihaneti” olarak nitelemiştir.Celâlettin Cerrah ancak şunu diyebilirdi:“Tetikçinin bağlantısı ortaya çıktı. Bu şahıs iki yıl önce Trabzon’da bombalama eyleminden hüküm giyen ve on ay yatıp çıkan Yasin Hayal adlı kişidir. Şimdi o kimin maşasıdır ve hangi merkezden güdülüyor; bunları araştırıyoruz!” Gafletin meyvesiTetikçi Ogün Samast’ın bu işlerden habersiz annesi bile içgüdüleri ile daha gerçekçi, daha akıllı şeyler söylüyor.Dün gazetecilere “İnanıyorum ki devletimiz bu işi oğluma yaptıranları bulacaktır. Oğlumun da bu işi yaptıranları açıklamasını istiyorum” dedi.Tetikçi Ogün’ü yönlendiren Yasin Hayal iki yıl önce bombalama eyleminden tutuklanıp cezaevine gönderilirken kameralara “Çekin çekin, efsaneyi çekin. Üç yıl sonra çıkacağım” diye bağırmış, bombalayacağı yeni hedefleri söylemişti.Türkiye’deki infaz düzeni bombalama suçlusu bir teröristin kendisine uygun gördüğü cezayı bile çok bulmuş, on ay sonra sokağa salmıştır.O da sistemin yetiştirdiği bir terör taşeronu olarak tetikçisini seçip uğursuz amacına yürümüştür.Hep kolaycılıkİki yıl önce bombacı Yasin Hayal’i adalete teslim ederken o günün Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek “Yasin Hayal örgüt mensubu değil. Ferdi bir olay olarak değerlendiriyoruz” demişti.Arkasındaki güçler yeteri kadar araştırılmayan Yasin Hayal işte iki yıl sonra Türkiye’yi en kritik dönemde sabote eden cinayetin arkasındaki adam olarak karşımıza çıkmıştır.Bu hatayı yapan o günün Trabzon Emniyet Müdürü, bugün başarıları ile ünlenen Hanefi Avcı’nın koltuğunda, Emniyet İstihbarat Dairesi’nin başında oturmaktadır.Umarız İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın düştüğü hatayı o, kendi meslek hayatının kötü bir tecrübesi olarak hatırlayacak ve bu dosyayı sonsuza kadar kapatmayacaktır.Aksi halde canavarını kendi eliyle yaratıp büyüten Dr. Frankeştayn’ın kaderini yaşamaktan kurtulamayacağız!
Türkiye’nin geleceğine kasteden bu cinayet herhalde “baldırı çıplaklar çetesi”nin işi değil.Cinayet zanlısı ve çevresi, alet edildikleri fesada aklı erecek insanlar gibi görünmüyor. Ama zaten gizli servislerin bu işler için böyle tipleri özellikle seçtikleri biliniyor.Uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Dr. Emin Gürses VATAN’a verdiği mülâkatta Türkiye’yi Kuzey Irak’tan uzak tutma amacını güden “büyük bir operasyon”la karşı karşıya olduğumuzu öne sürdü.Emekli MİT’çi olan Prof. Mahir Kaynak da aynı şekilde suikastın ardındaki amacın, “operasyonlarımızı sınırlamak” olduğunu savundu.Prof. Kaynak, tetikçinin kimliğine bakarak yanılgıya düşmemek gerektiği görüşündedir.Bir ayda değiştiGerçekten de ülkenin öbür ucundan kaldırılıp İstanbul’a getirilen 17 yaşında bir çocuğun tetikçi olarak kullanıldığı suikast, birbirini yalanlayan iç örgüsü ile çözümsüz bir problem yaratma amacına kurgulanmış görünüyor.Katil zanlısı Ogün Samast “Silâh benimdi. İnternette Hrant Dink’in yazısını okuyunca kanıma dokundu, İstanbul’a gittim direkman vurdum. Arkamda kimse yok” diyor.Oysa Ogün’ün son bir ayda İstanbul’a üç kez gidip döndüğü, cebinde sadece 1 lira bulunan bu çocuğun 1.250 lira değerindeki bir tabancayı edinemeyeceği gibi bu seyahat masraflarını da karşılayamayacağı, nitekim silâhı daha önce Trabzon’da bombalama eyleminden cezaevine girip çıkan Yasin Hayal’in kendisine verdiği soruşturmada anlaşılmıştır.Tetikçinin komşuları “Gece sokağa çıkmayacak kadar korkardı. O gazeteyi, gazeteciyi bilmesine imkân yok” diyorlar.Belli ki son bir ayda çok önemli bir değişiklik olmuş hayatında. Öyle bir değişikliği de bazı ifadelerin desteklediği gibi bir örgüt gerçekleştirebilir.Bu kadar olmaz!Fakat tam bu noktada başka şaşırtmalar devreye giriyor ve örgüt şüphesini törpülüyor. Mesela bir profesyonel organizasyon, tetikçisini kameraya yakalatmazdı. Onu iki gün boyunca eylem yaptığı kıyafetle, hele başındaki o beyaz bere ile dolaştırmazdı.Suikast silâhını yok etmeyi unutmaz, otogarda saatlerce bekletmez, seyahat ettiği otobüste yine saatlerce cep telefonu ile konuşturmazdı.17 yaşında bir çocuğun internette yazdıklarına kızdığı bir gazeteciyi öldürmek için silâhını beline koyarak İstanbul’a gittiğini, bu başdöndürücü şehirde hedef aldığı kişiyi kimsenin yardımı olmadan bulup öldürdüğü en olmadık ihtimaldir.Trabzon, aşırı milliyetçi öfkeye gençleri kurban eden bir iklimin egemenliğindedir ama tablo, bu suikastın arkasında başka sebeplerin, başka güçlerin var olduğu ihtimalini daha öne çıkarıyor.Güvenlik kuvvetlerinin tetikçiyi yakalamakta gösterdikleri başarıyı, fesadın asıl adresini, yani gerçek katili ararken de tekrarlamalarını diliyoruz.
“Cinayet kimin işine yaradı?” sorusundan yola çıkarak katillere ulaşamayız, ancak siyaset yaparız.Dünyada çıkarlarımızın çatıştığı bir sürü ülke var. Dahası kendi içimizde ideolojik tercihleri nedeniyle kıyasıya rekabet eden kamplar var.Evet, bu cinayet soykırım yasasını Amerikan Kongresi’nden geçirmeye çalışan Ermenilerin işine yarayacaktır. Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi dün bunu açıkça söyledi.Hrant Dink’in katli keza AB içindeki “Türkiye bizden uzak dursun” duygusunu daha yaygın hale getirecektir.Ama bu etkiyi kullanmak için pusuda bekleyen Türkiye’de de pek çok çevre bulunuyor.Devletin içinde uzantıları bulunan Batı karşıtı, dışa kapanmacı bu tutucu milliyetçilere, cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek için neleri göze alabileceklerini tahmin edemiyeceğimiz öteki radikalleri de ekleyebiliriz.Tamam da ne olacak?Bugün siyaset yapmanın değil, katilleri bir an önce yakalayarak Türkiye’yi töhmetten kurtaracak dayanışmayı göstermenin zamanıdır.Dünyaya bu cinayeti, tarihteki soykırımın günümüzdeki devamı olarak göstermeye çalışıyorlar.İftiradır ama sürekli ölüm tehdidi alan Hrant Dink’i devlet olarak koruyamadığımız için başımız önümüze düşmüştür.Utançtan kurtulmanın yolu, suikastin tüm suçlularını yakalayıp adaletin önüne çıkarmaktır.Türkiye’nin istikrarını bozmak için siyasi cinayetler silâhını kullananların her defasında başarıya alışmalarından bıktık, usandık.Bu aşağılık oyunların oyuncağı olmaktan kurtulmanın fırsatı önümüze gelmiştir.Görüntüleri tesbit edilmiş olan tetikçiyi sağ olarak yakalar ve komploculara ibretlik bir ders verebilirsek kaderimizi değiştiririz!*****Teslim ol!Hrant Dink’i öldüren tetikçinin kaçarken yan sokaktaki bir iş hanının güvenlik kamerasına yakalanması büyük şanstır.Katilin görüntüleri, onu tanıyanlar tarafından kolaylıkla teşhis edilmesini sağlayacak kadar nettir. Önünde sonunda yakalanacaktır.Türkiye’nin çıkarlarına ve umutlarına ağır zarar veren bu vatan haini elbette hak ettiği cezayı çekmeli ve çekecektir.Fakat şöyle bir farkı var bu olayın:Eğer tahmin edildiği gibi katil bir maşa ise, devletin güvenlik güçleri yanında onu kullananlar da (bir örgüt olabilir, bir yabancı gizli servis olabilir) peşine düşeceklerdir.Ve tabii ki suikastin arkasındaki güç yakalanma riski yüksek olan ve yakalandığında kendisini ele verecek bir tetikçiyi yaşatmak istemeyecektir.Gizli servislerin yazılı olmayan kanunu budur. Kullanırlar ve sustururlar.Yani tetikçi için hayatta kalabilmenin tek yolu teslim olmak ve devletin adaletine sığınmaktır.Bu gerçeği tetikçiye duyurmanın bir yolunu bulmalıyız.
Türkiye’nin düşmanları yıkıcı bir darbe vurmak için daha kritik bir an bulamazlardı.Bölücü terörle ve Kuzey Irak’taki gelişmelerle ilgili olarak kafamız karışmış, başımız dertte.Ermeni diasporasının giriştiği çembere alma hareketi sıkışıyor.Ve Türkiye, yakaladığı siyasi ve ekonomik istikrarı bozmadan aşmak zorunda olduğu iki önemli seçimin arifesinde bulunuyor.Derken ülkemizdeki Ermeni vatandaşlara hitap eden Agos gazetesinin yayın yönetmeni ve başyazarı Hrant Dink dün katlediliyor!O uğursuz kurşunlar Türkiye’ye sıkılmıştır.Türkiye’ye bu kritik tarihsel geçitte daha alçakça bir düşmanlık, geleceğine daha haince bir sabotaj yapılamazdı.Biz Ermeni diasporasının atalarımıza yönelttiği iftiraların önünü kesmeye uğraşırken bu cinayet, soykırım yasalarını ele almak üzere olan yabancı ülkelerin meclislerini etkileyecektir.Nasıl korunmaz?Dink’i hedef alanlar, tetikçiyi bulup gönderenler ve bu suikaste maşalık yapan yaratık, Türkiye’ye ASALA terör örgütünden daha büyük zarar vermiştir.Bu uğursuz komploda rol alan Türk varsa o sefiller, bu ülkenin hedef olabileceği en adi vatan ihaneti suçunu işlemişlerdir.Hrant Dink, Türk vatandaşı olmaktan onur duyan, diasporanın aşırılıklarına da karşı durabilen hatta Fransa’da Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasaya tepki gösteren biriydi.Onun varlığı ve ifade özgürlüğü için verdiği mücadele, Türkiye’nin hedef olduğu suçlamalar karşısındaki savunmasının en inandırıcı kanıtı idi.Şimdi o yok ve uğradığı meşum saldırı, bu ülkenin çabalarını umutlarını sabote etmek yolunda kullanılacaktır.Bu kanlı komployu tezgâhlayanların oyununa gelmemeliyiz. Ama Hrant Dink’in, toplumun huzurunu dinamitlemek niyetinde olanlar için çok cazip bir hedef olacağını bile bile niçin korunmadığını sormaktan da vazgeçemeyiz.Utanç verici...“Koruma istemedi” diyorlar. Can güvenlikleri, ülkenin güvenliği ile yakın ilişkili hale gelen insanların korunması için talep mi gerekir?Türkiye’nin yarım yüzyılda yaşadığı dört terör dönemi devlet yönetimine ülke huzurunun halk düşmanlarının merhametine terkedilemeyeceğini öğretmedi mi?Türkiye’yi karıştırmak isteyenlerin kolayca tetikçi bulabilmeleri ve amaçlarına ulaşabilmeleri yüzkarasıdır!“Karanlık eller” edebiyatından bıktık artık. Ülkemizi, her türlü düşmanlığın ve ihanetin av sahası olmaktan kurtaracak şartlardan biri, hatta ilki bu suikastin tetiğini çekeninden planlayan beyne kadar tüm suçlularının yakalanmasıdır.Geçmişte siyasetçilerin verdikleri namus sözleri tutulamadı.Bu defa tutulması için ne mümkünse yapılsın.Üzüldüğümüzle kalalım.Utanç altında ezilmeyelim!
Kerkük ve PKK sorunlarını iç içe koymak elmalarla armutları karıştırmak değildir.Barutla ateşi bir araya getirmenin, telâfisi olanaksız şaşkınlığına düşmektir.MİT’in eski müsteşar yardımcısı Cevat Öneş dün Milliyet’e verdiği mülâkatta “Kuzey Irak’a girelim, PKK’nın tepesine inelim” diyenleri uyarıyordu: “Irak’taki silâhlı gücü ortadan kaldırdığın zaman PKK sorunu bitmiyor ki!” Öneş’in dediği gibi PKK Irak’taki üç bin militandan ibaret değil. İşte tiyatrocu Ferhan Şensoy’un Diyarbakır’da yaşadığı tecrübe:Şensoy sahnede “Kredi kartları teröristtir. Bunlar PKK’dan da beter” deyince yoğun protestoya hedef olmuş, özür dilemek zorunda kalmıştır.Düşünmek lâzım.. Elbette Irak’taki otoriteyi sıkıştıralım, “Devletsen devletliğini bil ve komşunu taciz eden bu teröristleri topraklarında besleme” diyelim.Ama PKK sorununun bununla bitmeyeceğini hiç unutmadan.Çünkü bu hayalcilik PKK’ya Türkiye’de taban kazandıran sorunları unutturuyor, sosyal ve ekonomik bataklık her gün biraz daha büyüyor.Nitekim bataklığı kurutmak için hiçbir şey yapmıyoruz. İlkbaharda karlar eridiğinde PKK’nın sahte ateşkesi sona erince aynı acı tecrübeyi tekrar yaşayacağız.“Irak’a girelim” gazını verenler şu soruya cevap vermelidir:Oradaki gerçek otorite ABD’dir. Amerika’nın üstüne mi asker göndereceğiz? Kerkük’teki Türkmenleri korumak elbette borcudur. Ama bir muhalefet sözcüsü dün mecliste iktidara şöyle seslendi:“Kerkük Türktür; Kerkük’ün Türk şehri olma tezinden asla vazgeçemeyiz diyor musunuz? Söyleyin alnınızdan öpelim!” Nasıl Selânik bir Yunan şehri, Halep Suriye şehri ise Kerkük de Irak’ın bir şehridir.Türkiye’yi komşularının topraklarında gözü olan saldırgan bir ülke görüntüsüne sokmanın bize sağlayacağı hiçbir menfaat yoktur!Çamur atma örnek al!Başbakan herhalde partisine yönelen güvensizliğin nedenlerini merak ediyordur. İşte taze taze bir sebep:Mecliste dün Milli Savunma Komisyonu askerlerin günlük yemek bedellerinin bayramlarda arttırılmasına dair bir düzenlemeyi tartışıyordu.AKP Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu itiraz etti:“Onlar zaten yiyeceklerini yiyorlar, götüreceklerini götürüyorlar!” Sonra birileri salonda gazetecilerin bulunduğunu işaret etti. Çavuşoğlu manevra yapayım derken daha beter battı:“Siz çıktınız zannıyla söyledim bunları. Yazmazsınız değil mi?” Milletin gözünde ve gönlünde yücelmiş kurumlarla çatışan, onlara karşı beslediği duyguları dedikodu yapacak, arkadan vuracak kadar düşürerek ele veren bir parti portresi çiziyor AKP.Parlamenter bir bildiği varsa, suçlusunun adını vererek, kanıtını ortaya koyarak ortaya çıkar, cesaretle söyler. Yoksa halkın en güvendiği kurum olma ayrıcalığını yıllardır koruyan asker ocağını toptan karalamaya kalkışmaz.Asker, kuvvet komutanı düzeyinde bir kişiyi dahi yargılayıp mahkûm etti bu ülkede. AKP, yüzlerce yolsuzluk iddiası karşısında hangi üyesine hesap sordu?Orduya çamur atacak yerde örnek almaya çalışsınlar!
Meclis Irak için genel görüşme talebini bugün karara bağlayacak.İstek kabul edilmeli; geç bile kalındı.Çünkü biz halâ 1 Mart tezkeresinin geri döndüğü günün şartlarını yaşıyor gibi davranıyor, atıyor, tutuyoruz.Halbuki çok şey değişti.Bir defa Türkiye figüran bile değildir bu oyunda, sadece seyircidir. Tribünden attığımız naraları ciddiye alan yok.Başbakan geçen gün Kürt göçmenlerle nüfus dengesi değiştirilen Kerkük’te referandum yapılamayacağını söyleyip “Buna seyirci kalamayız” demişti.Üstelik uyarısı, Amerika’nın eski dışişleri bakanı Baker’ın başkanı olduğu Irak Çalışma Grubu’nca hazırlanan rapordaki tavsiyeyle örtüşüyordu. O rapor da “Kerkük referandumu ertelensin, yoksa etnik çatışmalar bölgeyi saracak” diyor.Washington dün Başbakan Erdoğan’ın çağrısını buna rağmen kaba bir şekilde geri çevirmiştir. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tom Casey, Kerkük’teki referandumun ertelenmesini istemediklerini ifade etmiştir:“Irak anayasasında Kerkük’ün statüsünün belirlenmesine ilişkin mekanizmalar var ve biz Irak hükümetinin bu planlarla hareket etmesini bekliyoruz.” Peki PKK rahatsızlıkları? Sözcü Casey’in buna cevabı da şu:“Başkan Türkiye ve Irak’ın, ortak sınırlarındaki herhangi bir güvenlik meselesiyle başa çıkarken bizimle işbirliği içinde beraber çalışabildiğini görmeye önem atfettiğini ifade etti!” Meclis 1 Mart tezkeresinin reddinde hangi partinin daha fazla günahı var tartışmasına hiç girmemeli ama tarihe karşı o büyük suçun işlendiği güne geri dönülemeyeceği gerçeğini kabullenmelidir.Belki o zaman akılcı yollar açılabilir.Hem Irak’taki Kürt yönetiminin devletleşme sürecine karşı durmak ve hem PKK’nın tasfiyesi amacında onların işbirliğini istemek pek gerçekçi olmuyor.Samimiyeti kanıtlamanın şartı ne?İktidar, temiz siyasetin ümidini uyandıracak bir hamle yapıyor.Dileriz samimi bir adımdır.Aslında siyasetin finansmanına şeffaflık getirilmesi, mal bildirimindeki gizliliğin kalkması ve siyasi etik komisyonu kurulması heyecan verici hamlelerdir...Ama ah!.. Dokunulmazlık yarası kapanmadan hiçbir adımın inandırıcılığı olamaz.TÜPRAŞ hisselerinin Ofer’e satışı ile ilgili işlemin kanunsuzluğu yargı kararı ile belirlendiği halde ortada yargının hesap soracağı bir siyasi sorumlu yok.Başbakan ve Maliye Bakanı bu kişi ile gizli görüşmeler yapmıştır fakat yargı “Ne konuştunuz?” diye sorma hakkına bile sahip değildir.Çünkü mecliste çoğunluğunuz varsa size kimse dokunamaz.
Bizim siyasetçiler tahta tüfeklerle savaş oyunu oynayan çocuklara benziyor.Tehlikeli bir oyun bu. Çünkü uzaktan kulak kabartanlar Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik ciddi bir müdahaleye hazırlandığı şüphesine kapılabilirler.Dün Başbakan “komşuluk hakları” diye bir kavram icat etti ve bu çürük tahtaya basarak “Türkiye Irak’ta olup bitenlere seyirci kalacak bir ülke değildir” dedi.Vaktiyle Saddam’ın cellâtlarından kaçan peşmergelerin bize sığındıklarında akraba sıcaklığı bulduklarını hatırlattıktan sonra Türkiye’nin şimdi “Kerkük’te Türkmen akrabalara, Arap’a, Şii’ye yapılan haksızlıklara da kayıtsız kalmayacağını” söyledi.Kuzey Irak’taki zorluklar Amerika’ya orada güvendiği tek müttefik grup olan Kürtlerle iyi geçinme mecburiyeti yüklüyor. Kürt liderler, kucaklarında besledikleri PKK’yı Türkiye’ye karşı şantaj ve tehdit silâhı olarak sakladıklarını açıkça söylemişlerdi.Ankara’daki siyasetçiler ABD’nin de bu konuda rehin duruma düştüğünü, elinden bir şey gelmediğini biliyorlar ama pek az kimse “Bu sonucu 1 Mart tezkeresini meclisten geçiremeyerek kendimiz yarattık” deme cesaretini gösteriyor.Aslında girdiğimiz çıkmazın sebebi, bizi Irak oyunundan saf dışı bırakan 1 Mart yanlışıdır. Irak Kürtlerinin hayalleri ile Türkiye’nin çıkarları çatışıyordu. Serbest bir seçim yapsa Amerika elbet Türkiye’yi seçecekti.Ama meclis aldığı kararla ABD’yi Kürtlere mecbur bıraktı.Eğer CHP lideri Baykal şimdi şahin dalışları ile oy avcılığı yapıyor değilse tezkerenin reddinden gelen vicdan azabını hafifletmeye çalışıyordur.Kuzey Irak’a Türk askeri göndermek amacıyla meclisten yetki talep etmesi için Başbakan’a yaptığı çağrıyı dün bir kez daha tekrarladı.Baykal’ın niyeti sanıyoruz ki Başbakan’ı seçim yılında “yalancı pehlivan” durumuna sokup gözden düşürmektir. Yoksa onu Kuzey Irak’a asker göndermeye mecbur etmek değil.Peki Başbakan muhalefetle hamaset yarıştırırken Amerika ile Irak’ta kafa kafaya gelme macerasına sürüklenebilir mi?Devletin köklü geleneği kendini korur ama Başbakan Erdoğan’dan da böylesine büyük bir tarihi hata beklenmemelidir.Adalet alârmıBu haberleri duyurarak iyi mi ediyoruz; şüpheye düşüyorum.Niyetimiz elbette kamu vicdanının adalet bekleyişi karşısında düştüğü tatminsizliği yansıtarak yargıyı uyarmaktır.Ama öbür yandan bu inanılmaz haberler acaba suça eğimli olanları cesaretlendirmiyor mu?Ankara’da bir bilgisayar mağazasını soyan çetenin üç üyesi yakalandıktan sonra itiraflarını çok samimi bulan bir mahkeme tarafından serbest bırakıldılar.Konya’da da üç çocuk babası genç bir adama, aralarında husumet bulunan biri tam 7 kurşun sıktı. Ve savcı bu adamı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.Asayiş ve güvenlik bir ülkede bozulabilir çaresi bulunur. Ama suçluları cezalandıramayan bir düzen nasıl çare üretecek?İnsanlar adaletsiz yaşayamaz.Yargılı infazın boşalttığı yeri yargısız infaz doldurur.Çoğalan bu örnekler, insanlara “güvenliğini kendin sağla” nasihatı üretiyor mu?Yarın bir suçlu mahkemede “Sayın yargıç, suç işleyenlerin cezasız kaldığını görmek beni yoldan çıkardı. Asıl suçlu beni suça özendiren bu düzendir” derse ne diyeceğiz?
Kürt sorununu çatışma ikliminde çözemeyeceğimizi bunca tecrübeden sonra öğrenmiş olmamız gerekir.“Türkiye Barışını Arıyor Konferansı” bu bilinci kazanmış görünen, hatta içlerinde “bilge” sayılacak katılımcıların varlığı nedeniyle heyecan verici bir fırsattı.Ama iyi kullanılamadı.“Devlet PKK’ya karşı operasyonlarını durdursun” talepleri düne kadar Kürt sorununa ırkçı temelde yaklaşan çevrelerin sesi idi.Böyle bir konferansta, Türkiye’nin AB reformlarıyla yükseldiği hak ve özgürlükler zemini dikkate alınır diye düşünüyorduk.Bu yaklaşım üslubunun PKK’ya karşı taviz tanımayan bir silâh bırakma çağrısı çıkaracağını bekledik.Ama bu ülkenin gururu ve zenginliği olan yazar Yaşar Kemal’in “Gerillanın adını terörist koyduk” dediği konuşması başlı başına bir talihsizlik yaratmış, hatta belki barışçı çözüm arayışlarına yakın düşünceleri tersine çevirmiştir.Bin yıldır bu coğrafyada yaşıyoruz. Tek devletin çatısı bize yetti şimdiye kadar. Her kavim, soy ve milliyetten insan, etnik köken gözetmeyen evliliklerle harman oldu.Türkiye’de kim ne kadar Kürt, kim ne kadar başka bir etnik kökenden? Buna kimse bakmıyor. Kim kendini ne görmek istiyorsa kimliğini öyle tarif ediyor.Ve Türkiye’de kendini Kürt sayanlar, gerek siyasi temsilde gerekse ekonomik güç paylaşımında öteki etnik grupların gerisinde kalmıyor, hatta çoğunun üstüne çıkıyor.Silâh tehdidi altında barış aranmaz. Bu konferans PKK’yı silâh bırakmaya çağırmadığı ve Kürtçü partilere izin verilmesini isteyerek ırkçılık temelli bir milliyetçiliği barışın anahtarı gibi gördüğü için sakatlanmıştır.Kuzey Irak’taki Kürt devletinin sağlayacağı zannedilen avantajları zorlamaya kalkışmak barışı yaklaştırmaz, daha uzağa savurur.Bu asla unutulmasın!*****Yolları ne tıkıyor?AKP’nin en büyük erdemi bilmediğini bilmesidir.Ekonomide yakalanan büyüme ve istikrarın sebebi, bu alanı IMF’nin reçetelerine uyarak yönetmesidir.İstanbul tıkandı, yollar kilitlendi. Çıkış aranıyor.Ama bakıyoruz AKP bu kördüğümü 13 yılda kendilerinin yarattığını unutarak çözüm bulmaya hevesleniyor.Buna izin verilmemeli, üniversitelerin şehircilik kürsüleri, mimar, mühendis meslek odaları çözümler üreterek İstanbul’u sahiplenmelidir.Belki bu arayış, sorunun fiziki alt yapıdaki yetersizlik kadar insanlardaki kent kültürü eksiğinden ileri geldiği gerçeği ile buluşturacaktır bizi.İşte size her gün yüzlerce kez tekrarlanan bir tecrübe:Saat sabahın 7.30’u, Altunizade’de bir ambulans araç denizini yarabilmek için sireniyle ortalığı ayağa kaldırıyor. Kimse duymak istemiyor. Bir polis aracının hoparlörü avaz avaz bağırıyor:“605 plâka, sana söylüyorum. Hastaya bir şey olursa ben sana sorarım!” Yeni yollar açana kadar insanî sorunlarımızı çözmeyi denemeliyiz.Bunu başarırsak yollar durduk yerde genişleyecektir!