Bush ve Baykal

14 Ocak 2007

Başkan Bush Irak halkına demokrasi ve özgürlük söz vermişti; ne oldu?Yazarı bilinmeyen bir şiir gezinir internette. Sözde Basralı Ömer Amerikan askeri Franks’a yazmıştır. Son bölümü şöyle:Babamla söylediğim son dua dilimde / Ayaklarım hastanede,Ve giymeye kıyamadığım ayakkabılar / Elimde kaldı.Çocuğun var mı Franks?Al... Çocuğuna götür onlarıBir işe yarasın.Baktıkça belki beni hatırlarsın.Bu nasıl demokrasi Franks?Düştüğü yeri yaktı.Merhamet hür dünyayaBu kadar mı Irak’tı?Yatacak yeri yokTerörün kaynağı olan ülkelere demokrasi götürmek üzerine kurulu Bush politikaları iflâs etti, alay konusu oluyor.Süper güç Amerika’nın Irak’taki eseri, kim bilir kaç kuşak Iraklı çocuğun intikam duyguları içinde yetişmesine ilham verecek olan kanlı harabelerdir.Bush dün bir TV mülâkatında 650 bin hayata mal olan yanılgısı için günah çıkardı. Saddam’da kitle imha silâhları var ve Irak terör hamiliği yapıyor diye dünyayı kandırmıştı. Dün suçunu itiraf etti.Aslında en başta kendi halkına yalan söylemiştir. Çünkü Amerikalılar, çocuklarının nükleer terörizme karşı savaşa gittiklerini zannediyorlardı.Artık asıl niyetin Irak petrolüne el koymaktan ibaret bir gangsterlik olduğu kanıtlanmıştır.Evet, Irak terör merkezi haline geldi ama Başkan Bush’un sayesinde... Bir milyon çocuk ya annesiz babasız kaldı ya evsiz.Okul çağındaki çocukların yüzde 70’i okula gitmiyor. Gidenler de mezhepler tarafından zaptedilmiş okullarda nefret etmeyi, ölmeyi ve öldürmeyi öğreniyorlar.Kuru sıkı siyasetBölgemizle beraber biz de ülke olarak Irak’taki cehennemin ateşinden kim bilir daha ne kadar zarar göreceğiz?Türkiye devlet tecrübesi derin olan bir ülkedir. Diplomasi elbette sonuna kadar ama Amerika mağlup psikolojisi yaşarken Türkiye’nin Kuzey Irak’ta güç kullanarak hak aramaya kalkışmasından daha tehlikeli bir macera olamaz.“Başkent Araştırma” adlı kuruluşun dün açıklanan bir anketine göre PKK’ya karşı işbirliği sonuç vermezse Türk halkının yüzde 87’si Kuzey Irak’a operasyon yapılmasını istiyormuş.Bu anket mi iştahlandırdı bilmiyoruz; dün CHP lideri Baykal Irak’a yönelik bir askeri müdahale için iktidara, meclisi derhal toplayarak yetki talep etmesi çağrısında bulundu. “Biz de bu konuda katkı vermeye hazırız” dedi.“Saddam Irak’ı ile savaşmamalıyız” diye 1 Mart tezkeresini meclisten döndüren CHP şimdi Kuzey Irak’a girip Amerika ile savaşmamızı mı öneriyor? Olamaz...O halde muhalefet mamulâtı kuru sıkı fişekle oy avcılığı yapıyor.Baykal şu anda Başbakan veya Genelkurmay Başkanı olmadığı için çok şanslıyız!

Devamını Oku

Bu kafayla olmaz!

13 Ocak 2007

Çare üretme yeteneğini kaybeden siyasetçinin sığınağı “Yasak Hemşerim” tedbiridir!Başbakan Erdoğan on yıl önce “İstanbul’a vize ile” girilmesi önerisinde bulunmuştu.Şimdi o tedbire araç sayısının artışını durdurmak amaçlı plaka sınırlaması önerisi ekliyor. Hükümet olarak bir hedef mi belirlemişler? Bir proje mi yürürlüğe koyacaklar? Hayır..Başbakan “Halk inanacak ki biz de adımını atalım” diye hayal kuruyor. Ve şu ifadesi irkilme hissi uyandırıyor:“Cebir uygulaması yapamam. Niye? Demokrasi.. Otoriter ve totaliter bir rejim içinde değiliz. Öyle bir rejimde olsak iş o zaman kolay!” Demokrasiyi ayak bağı olarak algılaması, Çankaya’ya çıkmaya niyetli Tayyip Erdoğan için kötü bir sicildir.Ama İstanbul’un yollarında boğulan insanlar, bu “ayrıntı”yı önemsemeyeceklerdir.Kendimizi kandırmayalım: Yerleşme hürriyeti temel bir anayasal haktır. Hiç bir kent hiç bir vatandaşa kapatılamaz. İşe yarar iktidarlar göç akınını akılcı ve insani tedbirlerle önlerler..Araç sayısını kontrol etmeyi Batılı ülkeler plaka sınırlaması ile değil, kentin yoğun bölgelerine paralı giriş uygulayarak çözmeye çalışıyorlar.İstanbul’da bu tedbire mutlaka metronun yaygınlaştırılması ve denizden daha çok yararlanılması çabaları eşlik etmelidir.Tabii sorunun temelinde çocuk büyütmenin sorumluluğunu bilmeyen cahil toplumlar seviyesinde çok yüksek doğum oranı ile çoğalmamız vardır.İş yaratamadığımız için doğduğu yerde barınamayan mutsuz insanların kentlere azgın bir nehir gibi akması da sorunu büyütmektedir.İstanbul’un kalabalığından yakınan Başbakan yandaşlarına “Allah ne verdiyse çoğalın” diye yol gösteriyor.Bu zihniyet, özü aşırı nüfus artışı olan bir sorunun çözümü mü, yoksa sebebi mi oluyor?*****Kıyamet riskiAKP “yoklama” sürecinden “alıştırma” aşamasına geçti.Artık mutabakat aranacağı sözleri unutuldu.Erdoğan’ın henüz karar vermediği lâfları daha az sarfediliyor.Başbakan Yardımcısı Şener dün Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasına piyasaların olumlu tepki vereceğini savundu. Abdüllatif Şener’e göre iş dünyası, böyle bir durumda daha uyumlu bir yönetim modeli ortaya çıkacağını düşünerek Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkışına olumlu sinyaller veriyor.Şener bir yandan da Erdoğan’ın liderliğinden yoksun olarak gireceği seçimde AKP’nin kaybetmeyeceğini tersine oylarını arttıracağını öne sürüyor.Bu iddia gerçekçi olmayabilir ama AKP oy kaybedeceğini bilse de Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığından vazgeçmeyecektir.Çünkü... İktidar nimetlerine kavuşma umutlarını Gül’ün Başbakan olmasına bağlayanlar hayal kırıklığına uğrarsa kopacak kıyamet daha başedilmez olur!

Devamını Oku

İbret olmalı!

12 Ocak 2007

Hatırlayın; bu cüretkâr vurgunu ve Sami Ofer adlı kahramanını kamuoyuna VATAN duyurmuştu.İki yıl önce TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 hissesi, gizli kapaklı temaslar ve hazırlıklar ardından İsrailli iş adamı Ofer’e satıldı.Bu büyüklükte bir satışın tüm potansiyel alıcılara ve aracı kurumlara açık yapılması gerekirken niçin yangından mal kaçırır gibi yapıldığı günlerce tartışıldı.VATAN’ın iz sürmesi sayesinde Ofer’in özel bir koruma ayrıcalığından yararlandığı gün ışığına çıktı.Vurguna bakın...İsrailli iş adamı Davos’ta Maliye Bakanı Unakıtan’la, daha sonra Bilkent Üniversitesi’ndeki otelde Başbakan Erdoğan’la baş başa görüşme imkânı elde etmişti.Bu ilişkilerin sağladığı avantajlar sayesinde Sami Ofer TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 hissesine 446 milyon dolara sahip oldu. Bu hisse, TÜPRAŞ’ı Koç’un satın almasından sonra kâğıt üzerinde 1,2 milyar dolara yükseldi.Şu andaki borsa değeri 621 milyon dolar olduğuna göre (58 milyon dolar da temettü aldı) Ofer’in bu işten iki yıllık kârı tam 233 milyon dolardır.“Ticarette olur böyle vakalar” diyebilirsiniz ama yargı da bazı bazı işte böyle yakalar!Nitekim Danıştay 13. Dairesi “özelleştirilmenin ilân edilmemesi, fiyatın düşük olması ve aracı kurumlardan teklif alınmaması” gerekçelerine hak vererek, bu satışın iptaliyle ilgili mahkeme kararını dün onayladı.Şimdi olması gereken şu:Global Menkul Değerler şirketi nasıl Ofer adına TÜPRAŞ hisselerini borsadan alıp Ofer’e teslim ettiyse, şimdi Ofer’den parasını isteyip aynı sayıda hisseyi borsadan satın alarak götürüp Özelleştirme İdaresi’ne verecektir!Bunun başka yolu yok.“Olur mu canım, biz o senetleri sattık, parasını yedik. Böyle oyun bozanlık olmaz” diyebilirler tabii. Ama hiçbir geçerliliği olamaz bu savunmanın.Eski SPK Başkanı Ali İhsan Karacan “Hem Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve hem Ofer tarafı, satışın özelleştirme mevzuatına uygun olmadığını başından beri biliyorlardı” diyor.Yani Sami Ofer basiretli bir tüccar gibi davranmamıştır. Kazanmak niyetiyle oynadığı bir kumarı, kaleyi içten fethettiğini zannederken kaybetmiştir.DokunulmazlarBu paranın onlardan tahsil edilmesi, Türkiye’de kamu haklarının yargı güvencesinde bulunduğunu dünya âleme duyurmak bakımından önem taşımaktadır.Aksi halde yabancılar Türkiye’yi safari parkı gibi görecekler, iş yapmaya değil avlanmaya geleceklerdir.Kara gözlüklü vurguncuya gece kalenin kapılarını açan “muhafızlar”a ne olacak?Maalesef onların suç işleme imtiyazı var.Dokunulmazlık zırhları nedeniyle yargı hesap soramıyor.Seçim sisteminin cilvesi sayesinde elde ettikleri çoğunluk nedeniyle mecliste de hesap sorulamıyor.Hiç değilse bunların sırtından geçinen vurguncuları pişman edelim!

Devamını Oku

İşimiz zor!

11 Ocak 2007

Dünyanın adaleti böyle. Aynı suçları işlediler; biri asıldı öbürü sebep olduğu yıkıma çare öneriyor!Bu yetmediği gibi herkesi sabırlı olmaya, yardımcı olmaya çağırıyor. Çünkü o, kuralları koyan süper gücün başkanıdır.Bush planı, Irak’ı selâmete çıkaracağı konusunda küçük de olsa bir ümidi hak ediyor mu? Hayır etmiyor..Türkiye’nin beklentilerine yönelik cevapların kofluğu ve samimiyetsizliği Irak’taki büyük meseleye dönük tedbirlerin beyhudeliği hakkında fikir vermeye yeter.Meselâ Türkiye, Başbakan’ın ağzından Irak’ta barınan PKK ve Kürtleştirilen Kerkük konularında tehdit tonu taşıyan uyarılarda bulundu. Fakat Bush’un konuşması, Washington’un bölücü terör sorununu doğru algıladığı konusunda bile şüphe uyandıracak ifadeler barındırıyor.PKK’nın adı Başkan Bush’un konuşmasında geçmedi, sadece planın ana hatlarını açıklayan belgede yer aldı.Orada da Amerika herhangi bir garanti vermedi, görev “Irak’ın öncülük edeceği çalışmalar” başlığı altında tarif edildi:“Türk ve Irak hükümetleriyle birlikte çalışarak bu iki ülkenin sınırındaki sorunları çözmesine yardım edeceğiz!” Türkiye’ye gelen Amerikalı turistler bile PKK’nın bu ülke için “sınır sorunundan daha önemli” bir sorun olduğunu bilir.Bush Saddam’ı astı ama gerçekte ona yenilmiş olduğunu bilmenin utanç verici ağırlığını taşıyor. PKK sorununu bu kadar çarpıtması yanında Türkiye’nin açıkça “seyirci kalamayız” dediği Kerkük konusunda hiçbir söz söylememesini bu mazeretine bakarak hoşgöremeyiz.Başkan Bush, yarattığı enkazın ortasında kalmış bir mağluptur. Ankara Bush’un planını olumlu bir adım sayarak destekleyeceğini söylüyor.Çünkü Amerika’nın tası tarağı toplayıp gitmesiyle sonuçlanacak muhtemel bir kıyamet senaryosunda günah taşımak akılcı bir siyaset olmaz.Ama Türkiye onuru kırılmış bir deve söz dinletmenin sabrını göstererek sorunumuzun ne olduğunu tekrar tekrar anlatmalıdır.Belli ki şimdiye kadar onu bile başaramamışız!*****Bayrak hepimizinOrtak değerler üstünden siyaset yapmanın yanlışını dileriz AKP yönetimi bu defa görmüştür.Dinin siyaset hesabına istismar edilmesi yüzünden ülke çok çekti ve çekiyor. AKP bu alanda kendini kârlı buluyor olabilir ama nihai hesap, yani bilanço zarar yazacaktır.Çünkü bugün değilse yarın, toplumu “inançlı olan-olmayan” diye bölenlerin arkasından gidilmeyeceğini idrak edenler ezici çoğunluğa geçecektir.Bayrak da öyle.. “Kurban olam ayına yıldızına” ne demek?Bu bir fedakârlık değil ki, bir görev...Geçmişte herkesin yaptığı görülmüş, ihtiyaç doğarsa gelecekte yapacağı bilinen bir ortak görevi bir partinin sahiplenmesi doğru, haklı ve samimi bir davranış mıdır?Olmadığı şuradan belli ki, afişleme kampanyasını yürüten sorumlular, bazı bölgelere bu bayraklı afişleri göndermemek ve astırmamak suretiyle yakalanmışlardır.Muhalefet bu ayıbı teşhir etti diye Başbakan’ın “Densizler, hazımsızlar” diye bağırıp çağırması, iktidarın daha çok zarar göreceği gerginlikler üretmek dışında hiçbir sonuç getirmeyecektir.Başbakan vazgeçsin bundan. Çünkü yapılan bayrak yarışı değildir, bayrağın çekiştirilmesidir!

Devamını Oku

Seçim narası

10 Ocak 2007

Dış politika farklı bir üslup ve uzmanlık ister. Yanlış bir adımın vebali ağır olur.Başbakan Erdoğan dünya ve hiç değilse bölge siyasetinde önemsenen bir oyuncu olmak istiyor. Kavgalı Müslüman coğrafyasında uzlaştırıcı bir ağabey kimliğini hak etmek, eğer başarırsa onu çok mutlu edecek bir hayaldir.Tabii ki barış yapıcı bir rol ile elde edilecek başarıdan Türkiye’nin de çıkarı büyük olacaktır.Ama bir de yaptırım içeren ve meydan okuma tonu taşıyan “nara”lar vardır ki, işte bunlara başvururken çok dikkatli olmak gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.Unutlamayım: Türkiye’nin Irak savaşı başlarken ilân ettiği kırmızı çizgileri vardı. Tezkerenin mecliste yeterli oyu alamaması nedeniyle Türkiye seyirci tribününe çıkınca işimiz bitti.Kırmızı çizgilerimiz, üstünde aktif oyuncuların tepindikleri paspas oldu.Önceki gün Başbakan Erdoğan, Kerkük’te bir oldubitti ile referandum yapılmasına seyirci kalmayacaklarını söyledi.Evet, kamuoyu bir silâhtır. Amerikalılar ve Irak’ı yönetenler “Seçim yılında Türkiye Başbakanı tükürdüğünü yalayamaz. Uyarısını ciddiye almalıyız” diyebilirler.Ama ya bu hesap tutmazsa?Efelenmeye ve tehdide dayalı, Kasımpaşa modeli dış siyaset üslubunun, seçim yılında, milliyetçiliğin yükseldiği bir dönemde dayanılmaz hafifliği olabilir.Fakat öte yanda çıkaracağı faturanın dayanılmaz ağırlığı olacağı da unutulmamalıdır.Başbakan, dış politikayı sokağa ve ayağa düşürmenin kötü tecrübelerini millete ve kendine yaşatmak istemiyorsa, diplomasiyi diplomat edası ile yürütmelidir.Kötü politikacılar, düşecekleri çukurları kendileri kazarlar!***** İnsan taşımasın!Batı Avrupa ve Amerika Bağdat’ta 29 Türkü öldüren Rus Antonov-26 tipi uçakları havaalanlarına indirmiyor.Moldovalı pilotların kullandığı bu uçak yük taşıma amaçlıdır ama Türkiye’ye indiği ile kalmamış, Adana’dan 30 koltuğu da dolu bir yolcu uçağı olarak kalkmasına izin verilmiştir.Asıl faciayı Bağdat’taki düşüşte değil, Adana’daki kalkışta aramak gerekiyor!Bu uçaklar 1970’lerin ürünüdür. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Aeroflot’un elindeki 2800 uçaklık filo çeşitli ülkelere dağılmış, fakat asıl büyük sorun, bu uçakları üreten fabrikanın kapanmasıyla doğmuştur.Uçaklar “Allaha emanet” uçmuştur, parça, bakım ve yenilenme hizmetleri git gide kötüleşmiştir.Rusya ve eski Sovyet ülkeleriyle gelişen ticari ilişkilerinden dolayı Türkiye’nin ömrünü tamamlayarak sık sık düşen ve bundan sonra düşme sıklığı artacak olan eski Rus uçaklarına havaalanlarını kapatma lüksü yoktur.Bunu anlamak mümkündür.İstedikleri kadar mal getirsinler, yükleyip dışarı götürsünler.Ama Türkiye bu uçan tabutların insan taşımasına izin vermemelidir.Son olayda daha fenası yapılmıştır.Türk vatandaşlarının bu Allahlık Rus uçağı ile savaş içindeki bir ülkeye gitmesine izin verilmiştir.Benzer bir facia asla tekrarlanmamalıdır!

Devamını Oku

MI5 iyi örnek

9 Ocak 2007

Gizli haberalma örgütlerinin mensup oldukları toplumlar katında özel bir yeri vardır.Onlar genellikle dokunulmazlık içinde yüceltilirler. Görevlerini iyi yaptıkları ölçüde vatandaşlarına güven duygusu verirler.Milli İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Müsteşarı Emre Taner, geçen hafta kuruluş yıldönümü sebebinden yararlanarak, örgüt tarihinde ilk kez kamuoyuna işlevsel bir mesaj yayınladı.Bu mesaj yakın geleceğin taşıdığı riskleri irdeliyordu. Meselâ şunu diyordu:“Bulunduğumuz dönemde bir çok ulus devlet ve millet, hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybedecek.” Sonra Türkiye’yi yönetenlere yetersizlik iması içeren bir tavsiye:“Türkiye kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma lüksüne sahip değildir. Yalnız savunma pozisyonunda olmak kabul edilemez bir davranış olacaktır.” MİT’in varlığını topluma duyurma biçimi yüklendiği sorumluluğu yerine getirmekte örnek bir tutum sayılabilir mi?Bizce hayır.Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdidin başka boyutları da vardır. Mesela ABD Savunma Bakanlığı’nda sürekli brifinglere konu olan El Kaide terör örgütünün uzun vadeli planında 2007 yılında Türkiye’deki laik rejimin hedef alınacağı belirtiliyor.Bu tür haberler Türk halkı üstünde savunma bilinci uyandıran bilgi akışı tesiri yapmalı ama devletin her tehdidi göğüsleyeceği konusundaki güven duygusu daima ayakta tutulmalıdır.Bu konuda İngiliz iç istihbarat örgütü MI5, ihtiyacımız olan örneği veriyor.Dün örgütün direktörü Eliza Manningham şunları söyledi:“El Kaide’nin en az 30 saldırı planı bulunuyor. İstihbarat görevlisi sayısını yüzde 50 arttırdık, daha da arttıracağız. Halkımız tüm gücümüzle bu saldırıları önleyeceğimizi bilmelidir.” Türk halkı da özgüvenini topluma yansıtan bir MİT’in vaad edeceği güven duygusunu hak ediyor.MİT’ten ve ülkeyi yönetenlerden, sadece karşı karşıya bulunduğumuz tehdit ve tehlikelerin büyüklüğünü değil, o tehlikeleri bertaraf edecek gücün her zaman var olacağını ve tedbirin her zaman tehlikeden önde gittiğini bilmek istiyor.MİT, hiç bir zaman halka korku veren haberlerin kaynağı olmamalı!***Yiyin efendiler!Anavatan Partisi grup toplantısından dün “temiz toplum” özlemi çeken herkese çağrı yapıldı.BOTAŞ’ın vergi cenneti Jersey Adaları’nda kurduğu Botaş International Limited adlı bir şirketi var.Anavatan Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş bu şirketin üç yıldır AKP’ye yakın 480 kişiye, hiç çalışmadan ayda 4-5 bin Dolar maaş ödediğini öne sürerek bu uydurma şirketin “fakirin, fukaranın yoksulun hakkını AKP’li partizanlara daha ne kadar yedireceğini” Enerji Bakanı’na bir önerge ile sormuştu.Bakanlık Sarıbaş’a, personelin “mülâkatlı seçmece” olarak belirlendiğini bildirdi ama “Kimlerdir, uzmanlıkları alındıkları işe uygun mu, bu şirket ne iş yapar, ne kadar kâr eder” gibi soruları cevapsız bıraktı.Anavatan lideri Erkan Mumcu dün grupta “Belki çalışıyor denilen kişiler gerçekte mevcut bile değil. Belki paralar topluca başka bir yere aktarılıyor” dedi.Eskiden olsa siyasi partiler başta bütün toplum ayağa kalkardı.Dün baktım, bu kadar önemli bir yolsuzluk suçlaması TV’lerin haber programlarında doğru dürüst bir yankı uyandırmadı.Bugünkü gazeteler ne diyecek bakalım?Devletin yağmalanmasını mı doğal karşılamaya başladık, yoksa temiz toplum ve temiz siyaset ümidimizi mi tümden kaybettik?

Devamını Oku

Kerkük çığlığı

8 Ocak 2007

Yüksek bürokratlar, tehlikenin yoğunlaştığı dönemlerde tarihe kayıt düşerler.Çünkü çalım ustası siyasetçiler bir anda onları suçlu iskemlesine oturtabilirler.İleride sorumlu tutulacakları bir gelişme ile karşılaşma ihtimaline karşı “Ben uyarı görevimi zamanında yapmıştım” demek isterler.MİT Müsteşarı Emre Taner’in örgütün kuruluş yıldönümünü vesile ederek yayınladığı mesajı okurken aklıma bu geldi.Taner birçok ulus devletin tarih maratonunu kaybetme eşiğinde olduğundan söz ettikten sonra şu uyarıyı yapmıştı:“Bu süreç içinde Türkiye, kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma lüksüne sahip değildir... Yalnız savunma pozisyonunda olmak, kabul edilemez bir davranış olacaktır.” Biz bu bölgenin en önemli ülkesiyiz. Kendimize karşı sorumluluklarımız var, bize karşı global duruşta ortaklarımızla uyum içinde olma zorunluluğumuz var.Çatışma yaratmadan bu hedeflere yürümek Irak’ın Gayya kuyusu haline gelmesi nedeniyle her gün daha güçleşiyor.Bu durumda ne yapacağız?MİT Müsteşarı’nın dediği gibi Türkiye’yi “tabi olan”lardan “tayin edici olan”lar sınıfına geçireceğiz.Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Sadettin Ergeç’in dün CNNTürk’e verdiği imdat çığlığı benzeri şu demeç bile, sözünü ettiğimiz ihtiyacı açıklıyor:Tüm insanlığa çağrı“Biz silâhsız bir toplumuz. Kerkük’te Peşmergeler silâhlandırıldı. Kerkük barut fıçısıdır. Fitillerinin kimin elinde olduğu belli. Tüm insanlığa Kerkük’teki tehlikeyi görmeleri çağrısında bulunuyoruz.” Evet, Kerkük’ün geleceğini tayin etmek üzere planlanan referandumun mutlaka ertelenmesi gerekiyor. Çünkü seçmen kütüklerine sistematik göç politikası ile “227 bin Kürt” eklenmiştir. Irkçı bir gasp kastı seri katillerin soğukkanlılığı ile adeta dünyaya meydan okuyor.Gerçeği Amerikan Kongresi’nde kurulan Irak Çalışma Grubu da tespit etmiş bu yıl Kerkük’te referandum yapmaya kalkışmanın büyük tehlike yaratacağına dikkatleri çekmiş, erteleme önermiştir.MİT Müsteşarı’nın dediği gibi olayları akışına bırakamayız. Hele Kerkük ve PKK sorunu, Türkiye’nin kaderinde tayin edici ağırlık taşıyacaktır.PKK Kuzey Irak’tan Türkiye’ye yönelik savaşını sürdürecek olursa veya Irak Türkmen Cephesi Başkanı Ergeç’in korkuları gerçekleşirse, bölgede barış yapıcı oyunun başrol oyuncusu Türkiye ister istemez savaşın tarafı haline gelecektir.Böyle bir tehlikeden korunmak tek başına Türkiye’nin iradesine bağlı değildir. Amerika’ya bu gerçeğin anlatılması büyük önem taşıyor.Ocak sonu ile şubat başında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Gül peş peşe Washington’ı ziyaret edecekler.Büyükanıt ve Gül, Türkiye’nin göze alacağı riskleri, diplomatik nezaketi bir yana bırakıp herhalde açık açık söyleyeceklerdir. Söylemeliler..

Devamını Oku

Yağmanın kanıtı

7 Ocak 2007

Bush ve avanesi Irak’ın Amerika’ya gaz, mikrop ve atom silâhları ile saldırmasının an meselesi olduğunu söylüyordu.Karşıtları ise bu iddianın üçüncü büyük petrol üreticisi ülkeye yönelen gangsterliğe karşı göz boyamak olduğunu öne sürüyorlardı.Sonunda gerçek ortaya çıktı. İngiliz Independent gazetesinin ele geçirdiği Irak’ın yeni petrol yasası ile ilgili ayrıntılar da yeni bir mide bulandırıcı kanıtı önümüze koydu.Amerika’yı aslında enerji tekellerinin yönettiği ve Bush yönetimini de Irak macerasına onların sevk ettiği iddiasını artık kimse abartılı bulmayacaktır.Hep petrol için...Irak’ın işgali, petrol zengini Körfez’i elinde tutmak için Washington’un göze aldığı maceraların ne ilkidir ne de sonuncusu olacaktır.İran’daki 1979 devrimi ile Şah devirilince rolüne Saddam Hüseyin talip oldu. Onun İran’ı işgal girişimi Washington’dan, silâh ve uydu fotoğrafları ile destekli casusluk yardımı bile gördü.Sonra 1990’da Kuveyt’e yönelik Irak saldırısı... Amerika Körfez ülkelerini “Bağdat Haydudu” marifetiyle terbiye etmek istemiştir. Bağdat’taki Büyükelçisi Bayan April Glaspie, Saddam’a “dur” diyecek yerde hükümetinin Araplar arası çatışmalara karışmak istemediğini söyleyerek cüretlendirmiştir.Bütün bu riyakârlıklar petrol uğruna göze alınmış, üç savaşta iki milyona yakın insan bu nedenle ölmüştür.Bush yönetimi, Irak halkına vaat ettiği demokrasiyi verememiştir ama kurduğu kukla yönetim eliyle Amerikan-İngiliz petrol şirketlerine göndereceği armağanı paketlemeye başlamıştır.Independent gazetesindeki haber, Irak petrollerinden kazanılan paranın yüzde 75’ini bu şirketler eliyle Batı’ya taşıyacak yasanın tam bir yağma tezgâhı olduğunu ortaya açıkça koyuyor.Gazete uyarı görevini yapmış: “Bu durum, Irak’a yapılan müdahalenin tek amacının petrol kaynaklarını ele geçirmek olduğunu savunanların elini güçlendirecek!” Böyle bir suçüstü durumunun Bush’u, Blair’i utandıracağını zannedenlere şaşmak lâzım!MİT halkı uyardıBizim de geç kalmadan uyanmamız gerekiyor:Amerika ilerde Körfez’e yapılması muhtemel yeni müdahaleler için gerekli yeni üsleri garanti etmek isteyecektir. Buna en yakın aday Kuzey Irak’taki Kürt bölgesidir ve bu adaylık bağımsız bir Kürt devletinin harcını oluşturmaktadır.MİT Müsteşarı Emre Taner Türkiye’nin artık olayları akışına bırakma lüksüne sahip olmadığını söyledi önceki gün.Bu haberlerin üst üste gelmesi tesadüf olamaz.MİT iktidara istihbarat verir. Tarihinde ilk kez topluma yönelik uyarıda bulundu. Bunun anlamı “Ülkeyi yönetenlerin hiçbir şeyden haberi yok” bilgisini halka aktarmaktır.Ankara’dakiler bayram ve yılbaşı rehavetini atlatsalar da biraz bu işlere eğilseler!

Devamını Oku