Gizli haberalma örgütlerinin mensup oldukları toplumlar katında özel bir yeri vardır.
Onlar genellikle dokunulmazlık içinde yüceltilirler. Görevlerini iyi yaptıkları ölçüde vatandaşlarına güven duygusu verirler.
Milli İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Müsteşarı Emre Taner, geçen hafta kuruluş yıldönümü sebebinden yararlanarak, örgüt tarihinde ilk kez kamuoyuna işlevsel bir mesaj yayınladı.
Bu mesaj yakın geleceğin taşıdığı riskleri irdeliyordu. Meselâ şunu diyordu:
“Bulunduğumuz dönemde bir çok ulus devlet ve millet, hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybedecek.”
Sonra Türkiye’yi yönetenlere yetersizlik iması içeren bir tavsiye:
“Türkiye kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma lüksüne sahip değildir. Yalnız savunma pozisyonunda olmak kabul edilemez bir davranış olacaktır.”
MİT’in varlığını topluma duyurma biçimi yüklendiği sorumluluğu yerine getirmekte örnek bir tutum sayılabilir mi?
Bizce hayır.
Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdidin başka boyutları da vardır. Mesela ABD Savunma Bakanlığı’nda sürekli brifinglere konu olan El Kaide terör örgütünün uzun vadeli planında 2007 yılında Türkiye’deki laik rejimin hedef alınacağı belirtiliyor.
Bu tür haberler Türk halkı üstünde savunma bilinci uyandıran bilgi akışı tesiri yapmalı ama devletin her tehdidi göğüsleyeceği konusundaki güven duygusu daima ayakta tutulmalıdır.
Bu konuda İngiliz iç istihbarat örgütü MI5, ihtiyacımız olan örneği veriyor.
Dün örgütün direktörü Eliza Manningham şunları söyledi:
“El Kaide’nin en az 30 saldırı planı bulunuyor. İstihbarat görevlisi sayısını yüzde 50 arttırdık, daha da arttıracağız. Halkımız tüm gücümüzle bu saldırıları önleyeceğimizi bilmelidir.”
Türk halkı da özgüvenini topluma yansıtan bir MİT’in vaad edeceği güven duygusunu hak ediyor.
MİT’ten ve ülkeyi yönetenlerden, sadece karşı karşıya bulunduğumuz tehdit ve tehlikelerin büyüklüğünü değil, o tehlikeleri bertaraf edecek gücün her zaman var olacağını ve tedbirin her zaman tehlikeden önde gittiğini bilmek istiyor.
MİT, hiç bir zaman halka korku veren haberlerin kaynağı olmamalı!
Yiyin efendiler!
Anavatan Partisi grup toplantısından dün “temiz toplum” özlemi çeken herkese çağrı yapıldı.
BOTAŞ’ın vergi cenneti Jersey Adaları’nda kurduğu Botaş International Limited adlı bir şirketi var.
Anavatan Grup Başkanvekili Süleyman Sarıbaş bu şirketin üç yıldır AKP’ye yakın 480 kişiye, hiç çalışmadan ayda 4-5 bin Dolar maaş ödediğini öne sürerek bu uydurma şirketin “fakirin, fukaranın yoksulun hakkını AKP’li partizanlara daha ne kadar yedireceğini” Enerji Bakanı’na bir önerge ile sormuştu.
Bakanlık Sarıbaş’a, personelin “mülâkatlı seçmece” olarak belirlendiğini bildirdi ama “Kimlerdir, uzmanlıkları alındıkları işe uygun mu, bu şirket ne iş yapar, ne kadar kâr eder” gibi soruları cevapsız bıraktı.
Anavatan lideri Erkan Mumcu dün grupta “Belki çalışıyor denilen kişiler gerçekte mevcut bile değil. Belki paralar topluca başka bir yere aktarılıyor” dedi.
Eskiden olsa siyasi partiler başta bütün toplum ayağa kalkardı.
Dün baktım, bu kadar önemli bir yolsuzluk suçlaması TV’lerin haber programlarında doğru dürüst bir yankı uyandırmadı.
Bugünkü gazeteler ne diyecek bakalım?
Devletin yağmalanmasını mı doğal karşılamaya başladık, yoksa temiz toplum ve temiz siyaset ümidimizi mi tümden kaybettik?

