Hayalet!

30 Ocak 2007

Derin devlet, başarısız iktidarların sığındığı bir bahanedir!Hiçbir siyasi iktidar beceri ve basiret eksiğini, devlete iftira atarak kapatabileceği hevesine kapılmamalıdır. Buna, demokrasiye inanan hiç kimse geçit vermemeli.Trabzon’daki bombalama olayından sonra “polis ajanı” yapılan üniversite öğrencisi Erhan Tuncel’in Hrant Dink suikastini 11 ay önce ihbar ettiği anlaşılıyor.Bu ihbarı Trabzon Emniyet Müdürlüğü Ankara’ya ve İstanbul Emniyeti’ne ulaştırarak görevini yapmış. Ama buna rağmen o uğursuz cinayet önlenememiştir.Ne demek bu? Ortada bağışlanmaz bir ihmal mi var yoksa ihanete polis örgütü içinde katılan unsurlar mı bulunuyor?Herhalde mülkiye müfettişlerinin beklenen raporu, bu soruların cevabını verecektir. Büyük ihtimalle ihmal veya görevi kötüye kullanma suçu çıkacaktır. Bu suçu işleyenlere “derin devlet” demek onlara rütbe vermek demektir. Onun yanında devlete alternatif bir gücü, hayalet olarak toplumun fikrine sokmaktır.Böyle bir yanlışı yapmaktan sakınmak, herkesten önce siyasi iktidarın menfaatidir. Çünkü bu, iktidar karşıtı düşünceye sahip kamu görevlilerinin yetkilerini kötüye kullanmalarını bir şekilde özendiren, onlara ve yaptıklarına “derin” anlam yükleyerek kutsayan bir tutumdur.İktidar ile kamu hizmetini yürütürken kullandığı güçler arasında güven sorunu olmamalıdır. Devletin içinde başka bir devlet iddiası varsa onun adı derin devlet olmaz, çeteleşme olur.Başbakan Erdoğan Afrika Zirvesi’ne giderken gazetecilere, Trabzon’da vali ve polis müdürünü görevden alan operasyonun, derin devleti açığa çıkarmanın “alt yapısını oluşturma çabası” olduğunu söyledi.Artık bunu yapmasın, soruşturmayı yönlendirici beyanlardan sakınsın.Mecliste anayasa değiştirmeye yetecek çoğunluğa sahip, beşinci yılına girmiş bir iktidar olarak düzgün insanlarla çalışmayı öğrensinler. Sorumluluktan kurtulmak için milleti “derin devlet” hayaleti ile korkutmaya kalkışmasınlar.Adil olsunlar, kusuru ve suçu olanları korkmadan tasfiye etsinler.Ve tabii bu tür olayları, devlet kadrolarını kendi adamları ile işgal etmenin fırsatı olarak kullanmasınlar!*****Öğretmenleri kim seçmeli?Öğretmen alınırken tek ölçü ÖSYM’nin düzenlediği seçme sınavı oluyordu.Bir yönetmelik değişikliği ile şimdi Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapacağı ikinci bir sınav ÖSYM sınavı ile eşit ağırlıklı ölçü haline getirildi.İkinci sınavın amacı ne? AKP’nin işgalci tutumu güvensizlik yarattığı için büyük bir çoğunluk değişikliği “kendi adamlarını alacaklar” diye yorumluyor.Değişikliği savunan görüş ise şu: Bütün adayların tek sınavdan süzülmesi yanlıştı. Öğretmenlerin kendi alanlarındaki bilgileri de ölçülmeli.Bu gerekçe kabul edilebilir ama şu şartla: İkinci sınavı da ÖSYM yapsın!

Devamını Oku

Tahammül sınavı

29 Ocak 2007

Bizim cumhurbaşkanının Fransa devlet başkanından pek geri kalır yanı yoktur.Çünkü Çankaya, parlamenter sistemlerdeki devlet başkanlarının çok ötesine geçen görev ve yetkiler kullanıyor. Onu keşke Fransa’daki gibi halk seçebilseydi. Ama meclis tarafından da seçiliyor olsa sürecin mutlaka daha demokratik hale getirilmesi gerekiyor.Seçimi Fransa ile aynı dönemlerde yapacağız. Bakıyoruz, onlar adayları aylar öncesinden tanıdılar, partilerin içinde, sonra kamuoyu önünde hepsi erdemleri ve eksikleri ile didik didik edildi.Bizde ne oluyor?İktidarın sayı gücü, kimi isterse onu seçmeye yeterli. Fakat demokratik temsil ve demokratik meşruiyet bakımından sorunlarla karşılaşacaklarını bildikleri için partide “sıkıyönetim” uygulanıyor.Aday olmak şöyle dursun, bu konuda görüş açıklamanın bile ağır bedeli ağızlara fermuar çekiyor.Arınç hazır aday..Liderin koyduğu “konuşma yasağı”nı sadece Meclis Başkanı Arınç çiğniyor. Dört yıl önce türban toz dumanı arasında Tayyip Erdoğan’a çalım atarak Meclis Başkanlığı koltuğuna oturan Bülent Arınç belli ki aynı senaryo ile “Çankaya’ya yolculuk” belgeseli çekmek istiyor!Geçen gün Başbakan Mayıs’ta Çankaya’ya çıkacağını, yedi yıl sonra da siyaset defterini kapatacağını ima etti.Arınç kendisini o kadar kaptırdı ki daha fazla susamadı ve iki gün önce “Başbakan 5 yıl daha kalmalı” diye açıklama yaptı.Arınç, cumhurbaşkanının seçiminde uzlaşmayı sağlayacak nitelikleri sayarken kendisini tarif etmeye çalışıyor. Neymiş?Devlet tecrübesi ve siyasi bilinci gelişmiş, özgürlükleri savunan halktan yana biri olmalıymış cumhurbaşkanı olacak kişi.Tabii ki bu özellikler yüceltir adayı. Ama adayların kişilikleri asıl devletin tekilliğine ve rejimin laikliğine dayanan cumhuriyete bağlılık temelinde yükselmelidir.Korkarız ki asıl sorun bu noktadadır. Hanedan tırmanışıAçılacak bir seçici tartışma AKP’ye büyük zarar verebilir. O nedenle iktidar meclisteki sayı üstünlüğü ile cumhurbaşkanı seçimini bir “taç giyme” törenine çevirecek, seçimi oldu bittiye getirecektir. Çünkü mutabakat aramak, adayların irdelenmesi demektir.Gerek Erdoğan’ın, gerekse Arınç’ın sicilleri, olsa olsa aday gösterilmemeleri konusundaki mutabakatın gerekçesi olabilir.Bazıları Başbakan’la uğraştığımızı söylüyor. Haşa...“El Kadı’ya kefilim”, “Ananı al da git”, “Ulemaya sor” gibi incileri unutmaya çalışırken yeni sürprizlerle bizi şaşırtan, milletin sabrı ile asıl uğraşan Başbakan değil mi?İşte dün aile boyu iktidar tırmanışına yeni bir sayfa eklemiş, kızını Türk delegasyanu içinde Afrika zirvesine sokmuştur.Türk halkına uygulanan tahammül sınavında yeni bir zirvedir. Geçmiş olsun!

Devamını Oku

Titreten sorular

28 Ocak 2007

Suikastın önceden haber alındığı halde önlenemediğine dayalı iddialar gitgide kuvvet kazanıyor.İddiaların doğru çıkması halinde Hrant Dink cinayetinin sebep olduğu acıyı, kızgınlıkla katmerlenmiş olarak yeniden yaşayacağız.Kamuoyundan bir şeyler saklandığına dair şüpheler, “Büyük Abi” diye tanıtılan üniversite öğrencisi Erhan Tuncel’in yakalandığı günden beri kafaları meşgul ediyordu.Tetikçi Ogün ile azmettirici Yasin Hayal’den ayrı tutulan Erhan Tuncel polise de, savcıya da konuşmamış, susma hakkını kullanmıştı.“Büyük Abi” Tuncel’in özel durumuna yönelik merakı Başbakan Erdoğan’ın üç gün önce yaptığı açıklama tahrik etti. Trabzon Valisi ile Emniyet Müdürü’nün görevlerinden alınması ile ilgili değerlendirmesinde Başbakan şöyle dedi:“Mülkiye müfettişlerinin yapmakta oldukları çalışmanın yürümesi lâzım. Onun için bu adım atılmıştır. Ve bu adım daha farklı yerlere de sıçrayabilir.” Kaç koltuk daha devrilecek, kaç kişi yerinden olacak?Bu mülkiye müfettişlerince yapılan araştırmanın sonucuna bağlıdır.Anlatıldığına göre Trabzon’da McDonald’s bombalandıktan sonra Yasin Hayal ile beraber Tuncel de yakalanmış, Emniyet Müdürü kentteki aşırı gruplar hakkında bilgi toplayan gönüllü ajan olmaya Erhan Tuncel’i ikna etmiştir.Ciddiyet kazanan iddia, Erhan Tuncel’in tetikçi Ogün ile onu azmettiren Yasin Hayal’in “Büyük Abi”leri olmadığı, onların Hrant Dink’i öldürmek üzere harekete geçtiklerini ihbar eden bir “polis ajanı” olduğudur.Şimdi şu sorunun cevabı aranıyor: İhbar hangi kademeye kadar ulaştı? İhbarı ciddiye almamak bir ihmal mi, yoksa takdir hatası mı?Cevaplarını merakla bekliyoruz.Gelişmiş demokrasilerde hükümet devirecek böylesi bir gafı, iki memuru merkeze alarak atlatacağını kimse zannetmesin!*****Merak bu ya!Cumhuriyet tarihinde herhalde hiçbir mağdur grubu hakları için İmar Bankası bonozedeleri kadar acı çekmemiştir.Mevduat sigortasındaki sınırı kaldırarak bankada batmış trilyonluk hesapları devlet kesesinden ödeyen iktidar, bugüne kadar esrarı çözülemeyen bir çelişki ile bu bankanın dolandırdığı tasarruf sahiplerine karşı hasmane bir tavır takındı.Evet bu bankanın Hazine kâğıdı satma yetkisi yoktu ama devletin gözü önünde yıllarca sattı.Çoğu emekli ikramiyelerini değerlendirirken kazaya uğrayan 22 bin dolayında aile, sağlıklarını kaybederek verdikleri hukuk savaşını kazanmaya başladılar. Son olarak bir bonozedenin hakkını teslim eden mahkeme kararına BDDK ile SPK’nın yaptığı itirazı Danıştay 13 Dairesi’nin reddetmesi, taşıdığı “örnek karar” niteliği ile sonucu ilân ediyor.Hükümet paraları ödemek için nihayet bir kararname hazırlamaya başlamış.Çektirdikleri “gâvur eziyeti”nin sebebini de açıklarlarsa iyi olur!

Devamını Oku

Derin devlet

27 Ocak 2007

Türkiye’de derin devlet var mı? Başbakan’a göre var. Peki ne yapacağız?Cevabı şöyle:“Bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek gerek!” Kulağa hoş geliyor ama mümkün mü?Ayrıca da sahiden gerekli mi?Doğru bir cevap için doğru tarif yapmak gerekiyor. Meselâ şunu diyebiliriz:Meşru savunma şartlarının oluştuğuna karar verdiği zaman devleti, milleti, rejimi korumak için güç kullanma yeteneğine sahip bir örgüte veya örgütler işbirliğine derin devlet denir.Yani derin devlet, zaten devletin bir uzvu, unsurudur. Onu “derin”e iten, meşruiyetini şüpheli hale düşüren sebep, demokratik devlet işleyişinden koparak kendi başına çare üretmeye kalkışmasıdır.Yani yok edilecek bir kurum veya kuruldan söz etmek yerinde değildir. Burada gerekli olan şey, söz konusu kurum ve kurulları derine veya kayıt dışına iten sebeplere ortam yaratmamaktır.AKP’yi yaratan darbeDerin devlet, yangını önleyen sigorta işlevi gördü Türkiye’de. O sigorta daha tahammüllü hale getirilseydi, 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta cereyan kesilmeseydi bugün nerede olurduk acaba?Çabuk unutuyoruz ama Türkiye iki kez iç savaşın eşiğinden dönmüştür. 28 Şubat AKP çıkışını keşfeden Milli Görüşçülere yaramıştır. İl Başkanlığı ve Belediye Başkanlığı döneminde Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını yapan yazar Mehmet Metiner canlı şahit.İşte söyledikleri:“Erdoğan değişti. 90’ların ortasında demokrasiye kuşkuyla bakıyordu. Taliban gibi düşünüyorduk. İslâmi bir devlet kurup toplumu bu devlette gerekirse zorla Müslümanlaştırmayı planlıyorduk. Darbe onaylanmaz ama İslâmcılar 28 Şubat ile demokrasiyi keşfetti!” Derin devleti önlemenin ilk şartı, ülkede devlet boşluğuna meydan vermemektir.Onun yolu da kanunları, kuralları, kurumları ahenk içinde işletmek, iktidar kıskançlığına kapılarak tahakküme yönelmemektir.Başbakan’a baba dersiBir mülâkatında Demirel, iktidarların jakoben tutku ile yetki paylaşmama hastalığına kapıldıklarını, kendisinin de vaktiyle bu yanlışa düştüğünü anlatmıştı.Şu öğüt Tayyip Erdoğan’a ışık tutmalı:“İktidar gücü taksim edilemez ama devletin yönetimine iştirak eden kurumların fikrini almak var, danışmak var.. Öyle yaparsınız ki anayasal kurumların düşüncesini alır, tartışır ve ona göre kararı verirsiniz.” Eski cumhurbaşkanı, devleti suyun yüzünde tutmanın iyi iktidarların, iyi yöneticilerin sorumluluğu ve marifeti olduğunu anlatmaya çalışıyor.Derin devleti demokratik rejim için tehdit olmaktan çıkarmanın yolu budur.Derin devlet, ülkeyi batağa sürükleyen yönetimlerin başımıza açacağı ağır sorunlara karşı bir “denize düşen yılana sarılır” çaresizliği ise, ki çoğunlukla bizde böyle işledi...Tanrı derin devlete bu ülkeyi muhtaç etmesin, dert verip dermanı derin devlette aratmasın. Amin!

Devamını Oku

Utanmazlık!

26 Ocak 2007

Devlet Bakanı Tüzmen’in koltuğunda oturmaya devam etmesi halka hakarettir!Kürşad Tüzmen bu ülkenin insanlarını cahil, unutkan ve sersem mi sanıyor? Gerçek erdem sahipleri ile düştükleri yerden bir avuç toprakla kalkmayı kâr sayan fırsatçıları ayırt etmekten aciz miyiz?Şu ibretli öykü, Türkiye’deki siyasetin kir kaldırmakta ve samimiyetsizlikte ne kadar umutsuz bir çöküntü içine düştüğünü çok iyi anlatıyor:İzmit Gümrüğü’nde mayıs ayında ortaya çıkarılan akaryakıt kaçakçılığının günlerce manşetlere yansıyan haberlerini hatırlarsınız...O olay pek çok bürokratın başını yemiş, bu arada hem Gümrük Müsteşar Vekili Mehmet Şahin’in, hem Bakan Tüzmen’in kardeşinin rüşvet aldıkları iddiasını yansıtan bir ihbar mektubu işleme konulmuştu.Provalı müsamereYolsuzluğa el koyan Bakanlık Teftiş Kurulu, Müsteşar Vekili Şahin hakkında “kaçakçılığa yardım” iddiası ile soruşturma açılmasını talep eden bir rapor düzenledi.Bu rapor “gereği için” Bakan Tüzmen’e sunuldu. Tüzmen bu talebi uzun süre bekletip sonunda soruşturma istemini reddetti. Ve hesap vermesi gereken bürokratın yerine hesap sorulmasını isteyen Teftiş Kurulu Başkanı görevinden uzaklaştırıldı.Yargı süreci ağır da işlese önünde sonunda hedefine varıyor: Danıştay önceki gün Bakan Tüzmen’in ret kararını iptal ederek Müsteşar Vekili Şahin’in yargılanması gerektiğine karar verdi.Ve gümrüklerle ilgili bir törende dün Bakan Tüzmen’le müsteşarı “fazilet ve hamaset müsameresi” yaptılar.Müsteşar bey “Sayın Bakanım uygun görürse, makamı zan altında bırakmamak ve soruşturmanın selâmeti için görevimden alınmamı arz ve talep ediyorum” dedi.Danıştay kararından sonra zaten oturamaz ama olsun!Devlet Bakanı Tüzmen de “Arkadaşımızı kendi talebi üzerine nadasa bırakacağız. Dönüşü çok daha iyi olacak” dedi.Tüzmen de gitmeliNe zaman dokunulmazlık bahsi açılsa bu iktidar bozuk plak gibi hep aynı bahaneyi öne sürer:“Bütün dokunulmazlıklar birlikte kalksın. Bürokratlarınki de dahil.. O zaman varız.” Bu örnekte görüldüğü gibi bürokratı adaletten kaçıran bir dokunulmazlık mevcut değildir.Böyle bir korumayı ancak amir sağlayabiliyor.Nitekim Bakan Tüzmen, müfettiş raporuna rağmen müsteşarını yargıya göndermemiş, talebi reddetmiş, sonunda Danıştay’ın kararına boyun eğmek zorunda kalmıştır.Yani Türkiye’deki düzen seçilmişe sadece dokunulmazlık vermiyor, emrindeki bürokratı yargıdan kaçırmasına dahi hak tanıyabiliyor. Böyle bir düzende adalet olur mu, yolsuzlukların önü kesilebilir mi?Yalnız müsteşar vekili değil, Bakan Kürşad Tüzmen de görevinden alınmalıdır.Çünkü Bakan’ın “dönüşü muhteşem olacak” dediği birini yargı selâmetle yargılayamaz!

Devamını Oku

Çok işimiz var

25 Ocak 2007

Dünkü VATAN’da Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, tüyler ürperten manzarayı şu sözlerle önümüze koyuyordu:“Ortalarda gezen dünya kadar çocuk var. Bunların işleri yok, eğitimleri yok. Sağdan soldan herkesin tuzağına, kucağına düşebilirler. Bu çocukları nereye isterseniz çekebilirsiniz. 15 günde eli silâhlı katil haline getirebilirsiniz.” Yakın zamana kadar bu tür konuşmaları kimi uyarı, kimi kuruntu diye niteliyordu. Artık suikast haberlerine gerekçe teşkil ediyor.Trabzon’un son zamanlarda ülkeyi sarsan cinayetlerle anılması sebepsiz değildir. Kamuoyu araştırmaları, ülkenin kötü yönetilmesinden kaynaklanan sıkıntıların bu kentimizde fazlasıyla yaşandığını ortaya koyuyor.Gençlere umut ve heyecan verecek bir ortam yok. Ne doğru dürüst eğitim, ne çalışabilecekleri iş... Bu acımasız yoksunluk otorite boşluğu ile de birleştiği için felâket doğmuştur.Cezalar artmalıYılların ihmaliyle birikmiş hastalıkları tedavi etmenin yolu kaynak ayırıp onu bilgi ile, disiplin içinde ve sabır göstererek kullanmaktır.Bizim siyaset geleneğimiz devlet adamlığı temeline dayanmadığı için yöresel bazlı toplumsal kalkınma planları ciddiye alınmıyor. Başlatılanların da sonu getirilmiyor.Gelişmiş toplumlar böyle durumlarda kısa ve orta vadeli önlemleri derhal yürürlüğe koyuyorlar.Kısa vadeli önlemler içinde suçları caydırıcı politikalar öne çıkıyor.Türkiye’de suç istatistiklerinin son yıllarda hızla tavanı deldiğini hepimiz sadece seyrediyoruz.Gençleri terör dahil birçok suça özendiren internet siteleri, saçtıkları zehrin bedelini neredeyse sadece Türkiye’de ödemiyorlar.Nefret yaymak ve ırkçılık yapmak İngiltere’de 3, Kanada’da 2, Amerika’da bir yıl hapis gerektiren suçlardır ama bizde serbest!Teröriste asla!..Hrant Dink suikastçısını azmettiren Yasin Hayal, 2004 yılında McDonald’s’ı bombalamaktan yargılanıp 6 yıl 8 ay hapse hüküm giydi.Çocukların bulunduğu bir mekânda bomba patlatabilen bu adam, on ay yattıktan sonra bırakılmamalıydı. Ama bırakıldı ve bu “hatalı takdir” Türkiye’ye içte ve dışta yıkım getirdi..Bu acımasız halk düşmanı cezaevinde yatıyor olsaydı, Ogün Samast’ı ayartıp suça sevkedemeyecek, Dink de o meşum kadere mahkûm olmayacaktı.Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları, hızlı artış gösteren suç türlerinde cezaları hemen artırmayı gerektiriyor. Bunun yanı sıra erteleme ve para cezasına çevirme sınırları da aşağı çekilmelidir.Ve en önemlisi!.. Hrant Dink suikastını paylaşan yaratıkları terörist değil de “adi çete” suçlusu olarak görmenin yanlışına asla ama asla düşülmemelidir.Adaletin görevi yalnız suçluları cezalandırmak değil, asıl masumları korumak olmalı!

Devamını Oku

Armağandı Anlamadık

24 Ocak 2007

Ulusal servet gibi bir değerdi İsmail Cem. En büyük kayıp gençlerindir. O, mükemmel bir rol modeli, eşsiz bir örnekti. Mekânı cennet olsun.Otuz yılı aşkın süre Türkiye’nin toplumsal yaşamında hep takdire ve hayranlığa muhatap oldu.“Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi” adlı kitabı yazdığında 30 yaşında idi. Dört yıl sonra Ecevit onu TRT’nin başına getirdi.Kamu kurumlarının da bir kimliği, onuru, bağımsız bir duruşu olması gerektiğini bu ülke, bu genç adamın TRT’sinde öğrendi.Liderlik yeteneğini daha o zamandan göstermişti.Peşindeki insanlara doğru şeyler yaptıran yetenekli kişiliğini ülke uzun süre yeterince değerlendirememiştir.Türk-Yunan yakınlaşmasını Yorgo Papandreu ile kurduğu diyalogla sağladığı Dışişleri Bakanlığı dönemi, ondaki cevherin yeniden keşfedilmesine yaramıştır ama bu defa da başka şanssızlıklar ve vefasızlıklar 2002’deki Yeni Türkiye Partisi girişimini başarısızlığa mahkûm etmiştir.Tanrı’nın, lütfundan cömertçe yararlandırdığı hemen belli olan insanlar vardır hani; İsmail Cem’i tanıyan herkes bu ayrıcalığı görürdü.Doğasından gelen aydınlık, daha fazlasını kazandırabilirdi bu ülkeye.Şiirinde kendisi de kabul ediyor sanki:Boşa geçmedi hayatımDaha fazlası olabilirdi ama‘Buna da şükür’ demeliyim.İsmail Cem, hakkıyla değerlendirilememiş, hatta harcanmış bir şanstır.Onun gibi ışık saçan insanların siyasal önderlik hamlelerini “uygun bir fırsat” kullanmak üzere ertelemelerine, harcamalarına izin vermemek lâzım!*****Bahçeli bilmez mi?MHP lideri Bahçeli, Hrant Dink’in cenazesinde atılan slogana tepki göstermiş.“Ne demek hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Türküz” demiş..Aslında Devlet Bahçeli, atılan sloganın hesabını sorarken en doğru cevabı kendisi vermiştir.Yani hepimiz Türk olduğumuz, Türklüğü de Atatürk milliyetçiliğindeki tarifine uygun yaşamak istediğimiz için “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırdık.“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı hep aynı cevherin damarlarıdır” demedi mi Atatürk?O slogan bir nara idi.Türk milletini bölmek için etnik ayrıma maşalık eden vatan hainlerine yönelmiş bir kitlesel meydan okuma idi...İhanet, Hrant Dink’in üstüne Ermeni olduğu için tetikçisini göndermiştir.Cenazedeki kitlesel bilinç, vatandaşlarımızın alt kimlikler temelinde bölünüp kurşunlara hedef seçilmesine sadece itirazını değil, öfke ve isyan duygularını da bildirmek için bu ifadeyi seçmiştir.Devlet Bahçeli bunu bilmez mi?Kendisi, bu hassasiyeti ve iyi niyeti kavramaya yetecek deneyime ve derinliğe sahip bir siyasi liderdir.Eğer “Hepimiz Ermeniyiz” sloganını anlamazlıktan gelip “izaha muhtaç bir garabet” diye niteliyorsa, kendisinin yaptığı da “İzaha muhtaç bir siyaset” oluyor!

Devamını Oku

Hepsi aynı!

23 Ocak 2007

Bazı defterlerin açılması kıyamet gününü beklemez. Hrant Dink’in yazdıklarını deştikçe insanın “iyi ki öyle” diyesi geliyor.Pek çoğumuz onu, içinde “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan” ifadesinin yer aldığı ve yargılandığı yazısı ile tanıdı.Oysa Dink Türklüğü tahkir ve tezyif suçu işlemediğini, hedefinin dışardaki Ermeniler olduğunu, onları hedef alarak “Türk saplantısı kanınızı zehirliyor” uyarısı yaptığını söylüyordu.Bu sözlerine inanan oldu, inanmayan oldu. Ama samimi olduğunu kanıtlayan 1 Kasım 2004 tarihli yazısını bulup yeniden okumak, ancak o uğursuz cinayetten sonra aklımıza geldi.Hrant Dink yazısında, nefrete tapan diaspora Ermenilerine isyan ediyordu:“Benim geçmiş tarihimin ya da bugünkü sorunlarımın Avrupalar’da, Amerikalar’da sermaye yapılması zoruma gidiyor. Bu öpmelerin ardında bir taciz, bir tecavüz seziyorum. Geleceğimi geçmişimin içinde boğmaya çabalayan emperyalizmin alçak hakemliğini kabul etmiyorum artık.” Birleşme zamanıHrant Dink kendisini ebedi yolculuğuna uğurlayan yığınların sevgisini hak etmiştir.Son yolculuğunda o, Türk halkını demokrasi idealleri için bir araya getirme görevini de yerine getirdi.Atatürk’ün birleştiren milliyetçiliği, ırkçı ve bölücü milliyetçiliğe son zamanlarda sürekli mevzi kaybediyor. Ülkenin sorumlu, aydın insanları demokrasi için birleşmek, Türkiye’yi yalnızlığın karanlığına sürüklemek için pusuda bekleyen fesata karşı halkı uyarmak ve ona önderlik etmek zorundadırlar.Kim yapacak bunu?Kötülüğün gücüne direnmedikten sonra siyasetçi olmuşsun, yönetici olmuşsun, öğretmen veya yazar, özetle iyi adam olmuşsun kime ne?Cesaret erdemdirHrant Dink, üstlendiği misyonun ceremesini bile bile çekti. Katledilmesinin davet ettiği korkular karşısında halka güven ve inanç vermek, bu ülkenin siyasi liderlerine düşerdi.Çok yazık ki dört büyük siyasi partinin liderlerini bu önemli göreve koşma yüceliği değil, bedelini ödemekten kaçınma çıkarcılığı bir araya getirdi.Milliyetçi oyları kaybetmeme kaygısı hepsini o eskimiş, pis sepetin içine koymuştur.Ne kadar elem verici...Milliyetçilik, fesat karşısında her düşünceden vatandaşları ortak değerleri savunmak amacında bir araya getirmektir.Geçici çıkarları bir kenara bırakıp ülkenin ve ulusun bütünlüğünü koruma yürekliliğini gösterebilmektir.Kanlı tecrübeler bize şunu öğretti:Korkaklar ve çıkarcılar ne kadar çok olursa zorbalar da o kadar çoğalıyor!

Devamını Oku