Bizim siyasetçiler tahta tüfeklerle savaş oyunu oynayan çocuklara benziyor.
Tehlikeli bir oyun bu. Çünkü uzaktan kulak kabartanlar Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik ciddi bir müdahaleye hazırlandığı şüphesine kapılabilirler.
Dün Başbakan “komşuluk hakları” diye bir kavram icat etti ve bu çürük tahtaya basarak “Türkiye Irak’ta olup bitenlere seyirci kalacak bir ülke değildir” dedi.
Vaktiyle Saddam’ın cellâtlarından kaçan peşmergelerin bize sığındıklarında akraba sıcaklığı bulduklarını hatırlattıktan sonra Türkiye’nin şimdi “Kerkük’te Türkmen akrabalara, Arap’a, Şii’ye yapılan haksızlıklara da kayıtsız kalmayacağını” söyledi.
Kuzey Irak’taki zorluklar Amerika’ya orada güvendiği tek müttefik grup olan Kürtlerle iyi geçinme mecburiyeti yüklüyor. Kürt liderler, kucaklarında besledikleri PKK’yı Türkiye’ye karşı şantaj ve tehdit silâhı olarak sakladıklarını açıkça söylemişlerdi.
Ankara’daki siyasetçiler ABD’nin de bu konuda rehin duruma düştüğünü, elinden bir şey gelmediğini biliyorlar ama pek az kimse “Bu sonucu 1 Mart tezkeresini meclisten geçiremeyerek kendimiz yarattık” deme cesaretini gösteriyor.
Aslında girdiğimiz çıkmazın sebebi, bizi Irak oyunundan saf dışı bırakan 1 Mart yanlışıdır. Irak Kürtlerinin hayalleri ile Türkiye’nin çıkarları çatışıyordu. Serbest bir seçim yapsa Amerika elbet Türkiye’yi seçecekti.
Ama meclis aldığı kararla ABD’yi Kürtlere mecbur bıraktı.
Eğer CHP lideri Baykal şimdi şahin dalışları ile oy avcılığı yapıyor değilse tezkerenin reddinden gelen vicdan azabını hafifletmeye çalışıyordur.
Kuzey Irak’a Türk askeri göndermek amacıyla meclisten yetki talep etmesi için Başbakan’a yaptığı çağrıyı dün bir kez daha tekrarladı.
Baykal’ın niyeti sanıyoruz ki Başbakan’ı seçim yılında “yalancı pehlivan” durumuna sokup gözden düşürmektir. Yoksa onu Kuzey Irak’a asker göndermeye mecbur etmek değil.
Peki Başbakan muhalefetle hamaset yarıştırırken Amerika ile Irak’ta kafa kafaya gelme macerasına sürüklenebilir mi?
Devletin köklü geleneği kendini korur ama Başbakan Erdoğan’dan da böylesine büyük bir tarihi hata beklenmemelidir.
Adalet alârmı
Bu haberleri duyurarak iyi mi ediyoruz; şüpheye düşüyorum.
Niyetimiz elbette kamu vicdanının adalet bekleyişi karşısında düştüğü tatminsizliği yansıtarak yargıyı uyarmaktır.
Ama öbür yandan bu inanılmaz haberler acaba suça eğimli olanları cesaretlendirmiyor mu?
Ankara’da bir bilgisayar mağazasını soyan çetenin üç üyesi yakalandıktan sonra itiraflarını çok samimi bulan bir mahkeme tarafından serbest bırakıldılar.
Konya’da da üç çocuk babası genç bir adama, aralarında husumet bulunan biri tam 7 kurşun sıktı. Ve savcı bu adamı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.
Asayiş ve güvenlik bir ülkede bozulabilir çaresi bulunur. Ama suçluları cezalandıramayan bir düzen nasıl çare üretecek?
İnsanlar adaletsiz yaşayamaz.
Yargılı infazın boşalttığı yeri yargısız infaz doldurur.
Çoğalan bu örnekler, insanlara “güvenliğini kendin sağla” nasihatı üretiyor mu?
Yarın bir suçlu mahkemede “Sayın yargıç, suç işleyenlerin cezasız kaldığını görmek beni yoldan çıkardı. Asıl suçlu beni suça özendiren bu düzendir” derse ne diyeceğiz?
Seçim için savaş
Bizim siyasetçiler tahta tüfeklerle savaş oyunu oynayan çocuklara benziyor. Tehlikeli bir oyun bu. Çünkü uzaktan kulak kabartanlar Türkiye’nin Kuzey Irak’a yönelik ciddi bir müdahaleye hazırlandığı şüphesine kapılabilirler
Haberin Devamı

