Kürt sorununu çatışma ikliminde çözemeyeceğimizi bunca tecrübeden sonra öğrenmiş olmamız gerekir.
“Türkiye Barışını Arıyor Konferansı” bu bilinci kazanmış görünen, hatta içlerinde “bilge” sayılacak katılımcıların varlığı nedeniyle heyecan verici bir fırsattı.
Ama iyi kullanılamadı.
“Devlet PKK’ya karşı operasyonlarını durdursun” talepleri düne kadar Kürt sorununa ırkçı temelde yaklaşan çevrelerin sesi idi.
Böyle bir konferansta, Türkiye’nin AB reformlarıyla yükseldiği hak ve özgürlükler zemini dikkate alınır diye düşünüyorduk.
Bu yaklaşım üslubunun PKK’ya karşı taviz tanımayan bir silâh bırakma çağrısı çıkaracağını bekledik.
Ama bu ülkenin gururu ve zenginliği olan yazar Yaşar Kemal’in “Gerillanın adını terörist koyduk” dediği konuşması başlı başına bir talihsizlik yaratmış, hatta belki barışçı çözüm arayışlarına yakın düşünceleri tersine çevirmiştir.
Bin yıldır bu coğrafyada yaşıyoruz. Tek devletin çatısı bize yetti şimdiye kadar. Her kavim, soy ve milliyetten insan, etnik köken gözetmeyen evliliklerle harman oldu.
Türkiye’de kim ne kadar Kürt, kim ne kadar başka bir etnik kökenden? Buna kimse bakmıyor. Kim kendini ne görmek istiyorsa kimliğini öyle tarif ediyor.
Ve Türkiye’de kendini Kürt sayanlar, gerek siyasi temsilde gerekse ekonomik güç paylaşımında öteki etnik grupların gerisinde kalmıyor, hatta çoğunun üstüne çıkıyor.
Silâh tehdidi altında barış aranmaz. Bu konferans PKK’yı silâh bırakmaya çağırmadığı ve Kürtçü partilere izin verilmesini isteyerek ırkçılık temelli bir milliyetçiliği barışın anahtarı gibi gördüğü için sakatlanmıştır.
Kuzey Irak’taki Kürt devletinin sağlayacağı zannedilen avantajları zorlamaya kalkışmak barışı yaklaştırmaz, daha uzağa savurur.
Bu asla unutulmasın!
Yolları ne tıkıyor?
AKP’nin en büyük erdemi bilmediğini bilmesidir.
Ekonomide yakalanan büyüme ve istikrarın sebebi, bu alanı IMF’nin reçetelerine uyarak yönetmesidir.
İstanbul tıkandı, yollar kilitlendi. Çıkış aranıyor.
Ama bakıyoruz AKP bu kördüğümü 13 yılda kendilerinin yarattığını unutarak çözüm bulmaya hevesleniyor.
Buna izin verilmemeli, üniversitelerin şehircilik kürsüleri, mimar, mühendis meslek odaları çözümler üreterek İstanbul’u sahiplenmelidir.
Belki bu arayış, sorunun fiziki alt yapıdaki yetersizlik kadar insanlardaki kent kültürü eksiğinden ileri geldiği gerçeği ile buluşturacaktır bizi.
İşte size her gün yüzlerce kez tekrarlanan bir tecrübe:
Saat sabahın 7.30’u, Altunizade’de bir ambulans araç denizini yarabilmek için sireniyle ortalığı ayağa kaldırıyor. Kimse duymak istemiyor. Bir polis aracının hoparlörü avaz avaz bağırıyor:
“605 plâka, sana söylüyorum. Hastaya bir şey olursa ben sana sorarım!”
Yeni yollar açana kadar insanî sorunlarımızı çözmeyi denemeliyiz.
Bunu başarırsak yollar durduk yerde genişleyecektir!

