Hrant Dink suikastının vahameti, benzersizliğinden geliyor.
Bu olayda yalnız öldürülecek kişi değil onu öldürecek olan kişi de biliniyordu.
Hem de suikastın ihbarı 11 ay öncesinden yapılmıştı.
Koskoca devlet, canına kastedilen bir vatandaşı koruyamamıştır.
Bu vatandaş bir Türk Ermenisidir; ona gelecek kötülüğün uluslararası arenada Türkiye aleyhine kullanılacağını çocuklar bile biliyor. Yani Hrant Dink’i koruyamayan devlet, kendisini de koruyamamıştır!
Tetikçiler ve arkasındaki küçük taşeronlar yakalandığına göre bizi bu ihanetin büyük patronuna götürecek olan anahtar, yukarda özetlediğimiz akıl dışı durumun esrarını çözmektir.
Bu ihbarı işe yaramaz hale getiren sebep nedir?
Bu inanılmaz ihmali veya görev suiistimalini kim yapmıştır?
İhbarı savsaklayan sorumlunun arkasında, azmettiren bir üst makam bulunmakta mıdır?
Günler boyu bu önemli hedefin yanında ayrıntı sayılacak olaylarla zaman kaybettik. Bayraklı hatıra fotoğrafları bu soruların cevaplarını arama çabalarını geciktirdi.
Ve nihayet dün kamuoyunun önüne bir suçlu çıkarıldı:
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan...
Ahmet İlhan’ın soruşturmayı yürüten mülkiye müfettişine “Suçlu benim. Gelen bilgiyi müdürümüzle paylaşmadım. Adres boş çıkınca ihbarı ciddiye almadım. İşlerimin yoğunluğundan da cevap yazısı yazmadım” dediği belirtildi.
Demokratik devletlerin hayatında böyle olaylar, bir takımın, hatta bazen bir hükümetin gidip öbürünün gelmesi ile sonuçlanan yenilenmeler yaratır.
Bizde öyle değil. “Büyük adamlar” kamuoyunu tatmin edecek kurbanları kolayca bulup kendilerini kurtarıyorlar.
Bu yüzden adil bir soruşturma yapılarak gerçeklere ulaşılamıyor ve devlet yaşamında etkili ibretler oluşamıyor.
“Bu kötülük benim şemsiyem altında oldu. Sorumluluğu kabul ediyor, halkımdan özür dileyerek istifa ediyorum” diyen şövalye ruhlu siyasetçi veya bürokrat devlet adamları...
En büyük noksanımız budur!
Laiklik numarası
Laiklik ilkesinin Anayasa’ya girişinin 70’inci yıldönümünde Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Meclis Başkanı yine karşı karşıya geldi.
Başbakan laikliği, cumhuriyetin birbirini tamamlayan temel niteliklerinden birisi olarak, Meclis Başkanı da “Vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü” diye tarif ederken Cumhurbaşkanı, gelecek yıl tekrar işitme şansına sahip olmayacağımız mükemmeliyette bir açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanı Sezer, laikliğin yeniden tanımlanmaya muhtaç bir terim olmadığını, açık tarifin Anayasa’da ve Anayasa Mahkemesi kararlarında mevcut olduğunu belirtti. “Laiklik yalnız din ve vicdan özgürlüğünün değil, tüm özgürlüklerin güvencesidir” dedi.
Erdoğan ve Arınç’ın tutumuna bakınca “yeşil devrim” özlemi çektiğini söyleyen AKP milletvekili Abdullah Çalışkan’ın dün gerçekleştirdiği manevra daha iyi anlaşılıyor.
AKP’li vekil “yeşil devrim”den çevreci duyarlılığa sahip romantizmi kastettiğini söyledi.
Çalışkan bu kıvraklığı ile laikliğe muhalefet etmenin suçunu ve ayıbını çalımlamıştır belki ama “alemi sersem sayma” hakaretine boğazına kadar batmıştır.
AKP’nin laiklik anlayışını, büyükleriyle birlikte ve orkestra uyumu içinde sergilemiştir!
İlâhlara kurban!
Hrant Dink suikastının vahameti, benzersizliğinden geliyor. Bu olayda yalnız öldürülecek kişi değil onu öldürecek olan kişi de biliniyordu
Haberin Devamı

