Hani “can evinden vurulmak” denir ya, bu soruşturma insanda öyle bir etki yaratıyor!
Düşünün; bazı devlet hastanelerinin doktorları SSK’lı hastaları gereği yokken özel hastanelere gönderiyor.
Özel hastane devletten bunun parasını alıyor, sonra bu para özel hastane ile hastayı gönderen devlet hastanesi doktoru arasında bölüşülüyor.
Yıllardan beri bireysel ahlâkın önemini anlatıp duruyoruz. Dürüstlüğün avanaklık değil en değerli zenginlik olduğunu çocuklarımıza küçük yaştan öğretelim diye çırpınıyoruz.
Ve sonra soğuk duşla uyanıyoruz:
SSK müfettişleri, İstanbul’daki bazı devlet hastaneleri doktorlarının özel hastanelere sevkettikleri hastalar için nasıl oluyor da her ay 40 milyon YTL fatura çıkıyor, onu araştırmaya giriştiler.
Beş ay önce devreye sokulan bilgisayar ağından yararlanarak özel hastanede çalışan bir doktorun günde 41 kişiye anjiyo yaptığını hayretle gördüler.
Bu rakam, göğüs kabartacak bir rekoru değil “Hırsız vaaar!” ihbarını işaret ediyordu. Yani hayali ameliyatlarla devlet soyuluyordu.
Mide bulantısı ve yenilgi duygusu uyandıracak sonuçlara hazır olalım:
İyi eğitimin kişiye iyi ahlâk da verdiği tezi kötü bir darbe yiyecek.
En uzun eğitimi alıp namus yemini ederek mesleğe başlayan hekimler arasından bile devlet yağmasına katılan insanlar çıkıyorsa “temiz toplum” adına gelecekten ne bekleyebiliriz?
Çürük elmalar hemen ayıklanmalıdır. İbret yaratacak ağırlıkta cezalar verilmelidir. Tıp mesleğinin fedakâr ve erdemli mensuplarını koruma gereğinin de yüklediği bir borçtur bu ama şu sorun var:
Dokunulmazlık imtiyazından vazgeçmeyen milletvekillerine katlanabilen bir toplum böyle bir çıkışı gerçekleştirebilir mi?
Daha önemlisi hak eder mi?
Kurbanlık müdür ve halk
Hrant Dink cinayeti soruşturması da kâbus gibi ilerliyor.
Her gün yeni bir saptırma ve şaşırtma girişimi izliyoruz.
Emniyet İstihbarat Müdürü’nün “suçlu benim” çıkışı ve sonrasında üst yönetim katlarına yayılan rahatlama halkta kızgınlık yarattı. İnternet mesajlarından bunu açıkça okuyoruz.
Kim kimi öldürecek, 11 ay önceden haber alınmış fakat ülkenin ulusal itibarı ile bütünlüğüne yönelen ihanet önlenememiştir.
Böyle bir gafletin bedeli bir gönüllü kurban bularak ödenemez.
Halk Emniyet Müdürü ile İçişleri Bakanı’nı ve devleti şirketi gibi kadrolaştıran Başbakan’ı da sorumlu tutuyor.
“Derin devlet” bahanesi üretenler kimseyi kandıramazlar.
Yaptıkları sadece kendilerini kandırmaktır!

