Ermeni bir Türk vatandaştan aldığım bir mektup beni üzdü.
Kendimi onun yerine koyarak yaptığım değerlendirme, Türkiye’de azınlık olarak yaşamanın zorluğunu gözümde o kadar büyüttü ki bundan utandım.
Soru sitemli bir çığlık gibi:
“Biz ne yaptık da birden hedef haline getirildik? Türkiye’de zaten 50 bin kadar Ermeni nüfus var. Onların da büyük bölümü yaşlı ve çoğu kimsesiz. Atatürk’e olan sevgi ve hayranlıklarını bilmeyen yoktur.”
Düşünün: Hrant Dink’e yönelen hunharlık toplumda şok etkisi yaptı. Bu yalnız gazeteci Hrant Dink’e değil, Türk milletine karşı da haksızlık ve ihanetti. Ülkede benzeri az görülmüş bir dayanışma duygusu oluştu.
On binler sokaklarda, milyonlar TV’den izleyerek evlerinde bütünleştiler:
“Siz Hrant’ı Ermeni olduğu için mi öldürdünüz; o zaman hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz!”
İmdat çağrısı gibi
Bu tepki Türk’ün yüce gönüllülüğü, Atatürk milliyetçiliğinin ırkçılığı reddeden bütünleştirici büyük kucağıdır.
Bu soylu koruma ve dayanışma duygusu biraz teselli yaratmıştı. Ama iki üç gün sonra aşırı milliyetçi cepheden yükselen ve futbol sahalarına kadar yayılan sert rüzgârlar korku salmaya başlamıştır.
Ermeni vatandaş şaşırmış:
“Durduk yerde bir çocuğumuz öldürüldü. Allah razı olsun milletimiz acımızı paylaşmak için ‘Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz’ diye sokaklara döküldü. Sonra onlara köpürenler tehdit etmeye başladı. Hrant’ı biz öldürmedik, o sloganları da biz atmadık ama kızgın yığınların hedefinde yine biz varız. Niye? Bu tabloda hiç suçu olmayan bir kesim varsa o da bizleriz.
Büyüklerimizin Türk halkını bölmek ve birbirine düşman etmek üzere kurulan bu oyunu bozmak için yapabilecekleri bir şey yok mu?”
Elbette vardır ve esirgenmemelidir.
İstifa denen erdem
İtibarlı Fransız gazetesi Le Monde, “seçim yılında milliyetçi dalgalarda sörf” yaptığını öne sürdüğü AKP iktidarının “siyasi” olan suikasti “adi bir suç” olarak ele alacağını iddia etti.
Hiçbir siyasi çıkar hesabı böyle bir suçlamanın hedefi olmaya değmez.
Cinayetin aydınlatılmasından birinci derecede iktidar sorumludur. Tetikçi ve taşeron arkasındaki karanlık gücü gün ışığına çıkarmaktır asıl mesele.
Maşaların çabuk yakalanması sonradan anlaşıldı ki büyük marifet değildir.
Çünkü yalnız kimin öldürüleceği değil, kimin öldüreceği bile çok evvelden bilinen, bildirilen bir suikast bu.
Müfettiş raporları gelmeden başka görevden alma kararı vermeyeceğini söyleyen İçişleri Bakanı Aksu ümidimizi kırıyor.
Bakan Aksu’nun istifa etmemesi ve iktidarın “derin devlet” masalları ile muhtemel başarısızlığına mazeret üretmesi ne anlama geliyor dersiniz?.
“Böyle gelmiş, böyle gider” adlı diziyi belli ki yine bitiremeyeceğiz!
Bitsin bu ayıp
Ermeni bir Türk vatandaştan aldığım bir mektup beni üzdü. Kendimi onun yerine koyarak yaptığım değerlendirme, Türkiye’de azınlık olarak yaşamanın zorluğunu gözümde o kadar büyüttü ki bundan utandım
Haberin Devamı

