CHP aday Göstermeli

11 Mart 2007

Türkiye’nin cumhurbaşkanı seçimine ilerleyişini şuna benzetiyorum:Baba eczaneye girmek için arabayı yokuş bir yolun kenarına park etmiş. Arabada bıraktığı yaramaz çocuğu direksiyona geçerken fren boşalmış. Otomobil yavaş yavaş kayıyor, dışardakiler çocuğa “frene bas” diye bağırıyorlar.Bakalım “geliyorum” diyen kazayı önlemek mümkün olacak mı?Başbakan Erdoğan’ın veya bir AKP’linin Çankaya’ya çıkması halinde doğabilecek riskler küçümsenemez.Ayrıca da korkulanlar olursa bedelini halk seçimde iktidar partisine ödetecektir.Niçin saklanıyor?Tayyip Erdoğan’ı adaylıktan caydırır mı böyle bir ihtimal? Korkarız ki hayır. Kasımpaşalı egosu, vazgeç baskıları arttıkça onu tahrik edecektir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığının çift katlı dokunulmazlık zırhı ile sağlayacağı ömür boyu güvenceyi, her şeye rağmen feda edemeyecektir.Güçlü bir muhalefet bulunmaması AKP liderine halkı oyalamaya yönelik oyunlar oynama rahatlığı veriyor.Çünkü liyakati açısından bir tartışma açılmasından zarar göreceğini bilmektedir. İleri demokrasilerde aylar öncesi belli olan cumhurbaşkanı adaylarının tabi tutulduğu derin tahliller onu korkuttuğu için adaylığını son dakikaya saklamaktadır.Maval okumak...Güçlü bir ana muhalefet bulunmaması AKP’nin şanssızlığı olacaktır. Çünkü CHP’nin etkisizliği AKP’yi mecburiyetlerini görmekten alıkoyacaktır.Tayyip Erdoğan CHP lideri Baykal’a “Adayın varsa açıkla, kendine güveniyorsan kendin çık” diye sözde meydan okuyor. Eğer cumhurbaşkanını meclise seçtirmekten vazgeçmedilerse bu söze meydan okumak değil maval okumak denir!Bu saatten sonra “olmayacak dua” gibi görünse de kazaya giden arabayı durdurmanın en etkili yolu, ANAP lideri Mumcu’nun canlandırdığı projedir. Mumcu dün, cumhurbaşkanını halka seçtirecek anayasa değişikliği için CHP’ye işbirliği çağrısı yaptı.Meclis Başkanı Arınç bile tercihinin halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı olduğunu söylüyordu aynı saatlerde.Derviş ve TürmenCHP bu çağrıya olumlu tepki vermeyecekse halka nedenlerini açıklamalıdır.Ayrıca Başbakan’ın “adayın varsa açıkla” efelenmesi gollük bir geri pastır. CHP’nin “Cumhurbaşkanı böyle olur” dedirtecek bir adayı kısa zamanda açıklaması AKP’nin ezberini şaşırtabilir.Mesela BM Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş veya AİHM’deki Türk yargıç Rıza Türmen...Halk seçecek olsa ikisi de geçebilir Başbakan Erdoğan’ı.Meclis AKP çoğunluğuna dayandığına göre sonuç şimdiden bellidir ama böyle nitelikli adaylar yine de demokratik oluşuma hizmet ederler.Her tökezleme Erdoğan’ı dirayetli ve liyakatli bir cumhurbaşkanından ülkeyi mahrum bırakan suçlu durumuna sokar.AKP’ye “Daha iyisi vardı da seçmedik mi?” dedirtmemek lâzım!

Devamını Oku

Yumruk kalktı

10 Mart 2007

Terörist tehdidin nerede yuvalandığı biliniyor.Sahte ateşkes kovuğunda kışı geçiren katillerin baharda ne yapacaklarını tahmin etmek de zor değil.Genelkurmay Başkanı’nın Washington’da söylediklerini Kara Kuvvetleri Komutanı dün Diyarbakır’da tekrarladı.Bölücü cinayet örgütünün silâhlı adamları sanıldığı gibi Kandil Dağı’nda değil bizim sınıra yakın bölgede bulunuyor. Sayıları tahminen 3500 ile 3800 arasında.Türkiye içindekilerin sayısı 1100 ile 1200 cıvarı. Kandil’de de 500...Halk deyişi ile “Bir tokatlık canı var” denilecek boyuttaki bu ihanet, devlet ve halk üstünde kışkırtıcı bir öfke yaratıyor.Çünkü bu gücün işgal otoritesi Amerika ve Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi tarafından korunup Türkiye’ye karşı şantaj silâhı olarak kullanıldığına duyulan inanç derinleşmektedir.Türkiye’nin ABD ile çatışmaktan sakınan tutumu, bu durumun tadını çıkarmak isteyen bölücü terör örgütünü cüretlendirmektedir.İstanbul’da son iki ayda 11 İETT otobüsünün PKK sempatizanları tarafından yakılması bile terör örgütünün önümüzdeki bahar aylarındaki meşum niyetlerini ele veren işaretlerdir.Ama bu defaki hesap hatası pahalıya oturacak. Amerika terör politikası yüzünden Türk halkını kaybetti, devleti de kaybedebilir.Orgeneral Büyükanıt Washington’da bütün bunları anlattı. “PKK’yı korumayın” dedi.Onlar da bunun “son uyarı” olduğunu anladı.Hiç bir iktidar topu topu 5 bin haydutun meydan okumasına hele seçim yılında katlanamaz.Orgeneral Başbuğ dün “Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki terör örgütüne karşı uygun göreceği tedbirleri her zaman alabilir” dedi.Bu söze mim koyun.Amerika Türk halkını yeniden kazanmak için bu defa Türk askeri ile işbirliği yapacaktır. Yapmalıdır...*****Tuhaf biriAtatürk’e fıkra ile karışık hakaret eden AKP’li Mimarsinan Belde Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik var ya...Yediği haltı işittiğim daha ilk anda, onun tuhaf biri olduğunu tahmin etmiştim.Vatanın bağımsızlığını ve milletin namusunu kurtaran bir kahramana, kimliğini milliyetiyle değil de dini ile ifade edenler bile şöyle bakar:“Ezanlara özgür semalar kazandıran bu fani bizim için de mübarektir!” Cuma Bozgeyik’in nasıl olup da nankörlük ettiği -Allah’ın lütfu olmalı- çok gecikmeden ortaya çıktı.Bir genç kıza “Senin yoncanı yiyeyim” demiş ve mahkûm olmuş.Yani anlayacağınız, yonca yiyen biriymiş kendisi!*****Bonozedelereİmarbank bonozedelerine haberim var.Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’le görüştüm. Bakan bonozedelerin paralarını ödemek üzere Hazine Müsteşarlığı’nın bir yasa taslağı hazırlayıp bazı kurumların görüşüne sunduğunu bildirdi.İşlemin tamamlanıp paraların ödenmesi 2-3 ay alır mı?Bakan Şener o kadar uzamayacağını düşünüyor.

Devamını Oku

Konuş Başkan!

9 Mart 2007

Keşke Dilara ölmeseydi de biz belediye müteahhitlerinden yediğimiz kazıkları yemeye devam etseydik.Ama Dilara öldü ve onun ölümü bize soyulduğumuzu öğretti.Eğer müteahhit firmalar aldıkları işi yarı fiyatına taşeronlara devrediyorsa, her 100 liralık iş için 200 ödüyoruz demektir.Bakanlıklar artık yatırım yapmıyor, kamu yatırımları belediyeler eliyle yürütülüyor. İhale düzeni bu yüzden devasa boyutta yolsuzluklar ve yeni yeni iktidar zenginleri üretmektedir.İşler o kadar “kör gözüm parmağına” fütursuzluğu içinde yürüyor ki fark edilmemesi olanaksızdır. Böylesine cüretkâr işleri ancak organize ilişkiler gerçekleştirebilir.Biz VATAN olarak Dilara’nın üstüne yemin ettik.“Dilara’yı öldüren cehalet ve hırsızlık düzenini aydınlatmaya çalışacağız” dedik.Baskın taktiği mi?VATAN dün “Soruyoruz” manşetiyle çıktı:“Sayın Topbaş, Dilara’nın ölümünden sorumlu tutarak sözleşmesini feshettiğiniz MVM’nin patronu Şahin’le 6 Mart Salı gecesi makam odanızda görüştünüz mü?” Belediye Başkanı Topbaş dün soruları cevapladı. O görüşmeyi yaptığını, müteahhitle kendisini gerçekten birkaç gün öncesine kadar aynı avukatın temsil ettiğini, MVM’ye uyguladıkları iki yıllık yasağın kapsamına firmanın son aldığı 187 milyon euro’luk işin dahil edilemeyeceğini anlattı.Demek ki bu sorular, sorulması gereken sorularmış. Ama cevapları kamu vicdanını tatmin etmemiştir.Topbaş’ın hesap vermesi gerekiyor. Halbuki o liderinin sıkça başvurduğu “baskın çıkma taktiği”ni uygulayarak bize soru sormuştur.Dünkü basın toplantısında şöyle demiş: “Bu soruları soran gazeteye ben de başka bir soru soracağım. Belediyeden ne istediniz de olmadı? Cevabını manşetten versinler.” Yoksa müfteri olurBaşkan’ın dileğini yerine getirdik bugün. “Senden bir şey isteyen namerttir” dedik. Şimdi bu cevap Topbaş’a, ne biliyorsa, ne demek istiyorsa onu açık açık söylemesi borcunu yüklüyor.Aksi halde iftiracı durumuna düşecektir.Bu konuda bildiği somut bir şey olamaz. Çünkü VATAN’ın belediye ile hiçbir menfaat ilişkisi yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.O zaman muhallebi kıvamlı bu suç iması, içinde yaşadığı siyasi iklimden etkilenmiş bir tahmin olabilir. Bu siyasi iklimde yaşayan karakterler, kimsenin hak, hukuk, yetim hakkı için savaşacağına, bu uğurda belediye gibi bol kepçe kaynak dağıtan bir kurumla kötü olmayı göze alabileceğine inanamaz.Sayın Başkan; sizi yanılttığımız için kusurumuza bakmayın.Bu “kusur”u kutsal emanet gibi taşıyacağız!

Devamını Oku

Ezilen sözler

8 Mart 2007

Siyasetçinin görevi, şartları kendine taraftar kazandırmak amacında değerlendirmektir.Tepki göstermek, eleştirmek, bağırıp çağırmak, hep bu amacın araçlarıdır.Ama bazı siyasetçiler, mesela Deniz Baykal zaman zaman araçla amacı birbirine karıştırıyor. Kendi safında yer alan kurum ve kişileri yanlış anlayarak veya kompleksine kurban ederek harcıyor.Bu ruh halini yaratan sebep Türk siyasetinin müzmin hastalığıdır. Baykal artık CHP’nin başından gitmesi gerektiğini kendi akıl ve vicdanında biliyor. İngiltere Başbakanı Blair’den farkı şu:Blair parti liderliğinden çekileceğini ilân etti.Niye? “Çünkü gitmezsem kovarlar” dedi. Baykal’ın böyle bir derdi yok. Parti yeniden barajın altına inse de kimse kovamaz onu.Partinin başında oluşunu başarısı sayıyor. Bu yüzden partinin başarısızlığına kendi dışında suçlular arıyor. Mahkûm ettiği iki güç medya ve iş dünyasıdır.Saptıran kinaye...Önceki gün TÜSİAD yöneticilerini kabulünde büyük bir hata ve haksızlık yaptı.TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ “Demokrasinin gereği olarak eğer istiyorsa, Meclis seçecekse Başbakan da Köşk’e çıkacaktır” deyince Baykal araya girerek şu eklemeyi yaptı:“TÜSİAD’ın da buna bir itirazı yoktur!” Bunun üzerine Yalçındağ TÜSİAD’ın bu konudaki görüşlerini daha önce açıkladığını hatırlatmak zorunda kaldı.Oysa CHP’nin menfaati, TÜSİAD’ın o görüşlerini unutmayı değil tam tersine konuşmayı o zeminde yürüten bir hüner göstermeyi gerektirirdi.Çünkü Başkan Yalçındağ daha geçen hafta cumhurbaşkanlığının bir “uzlaşma ve uzlaştırma makamı” olduğunu belirtip “toplumsal uzlaşmanın gereklerini gözeterek bu seçime yaklaşmak” lâzım geldiğini vurgulamıştı.“Kutuplaşma yaratırsan kendini de ülkeyi de bitirirsin” diye iktidarı yeteri açıklıkla uyarmıştı.Meclis kimi seçmeli?Aklı başında herkes bu sözleri şöyle tercüme etmiştir: “Oy hesabı ile Başbakan isterse Köşk’e çıkabilir. Ama bunu yapmasın. Demokrasinin siyasetçilerden beklediği başka sorumluluklar da vardır.”TÜSİAD’ın Tayyip Erdoğan’a yeşil ışık yaktığı izlenimi uyandıran kinayesi ile Deniz Baykal kime hizmet etmiş oldu?Kıdemli bir siyaset kurdu olan Meclis Başkanı Arınç, aslında aynı şeyleri savunan CHP ve TÜSİAD çatışmasında çarpılan bir sözü dün çerçeveleyip satışa sunmuştur.Arınç dün şöyle dedi:“TÜSİAD’ın ‘Meclis kimi seçerse o cumhurbaşkanı olur’ şeklindeki görüşü malûmu ilândır. TÜSİAD’ın bu yöndeki görüşünün iletilmesini faydalı görüyorum.” TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, genç yaşına rağmen nalıncı keserini siyasetçilerin ellerinden almanın imkânsızlığını öğrenmiştir.Ama halkın kandırılmasını önlemek için her zaman yapılacak bir şey vardır. O da şu açıklama ile onu yaptı:“Cumhurbaşkanı’nın tüm kesimler tarafından benimsenen bir isim olması gerektiğini daha önce söylemiştim...”

Devamını Oku

Para tatlı

7 Mart 2007

Dilerim Dilara her gece rüyalarına girer diye dua etmiştim ya yararı olmadı.Maneviyatı yüksek bildiğimiz Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş bile vaadinden çark etti ve Dilara’nın ölümüne sebep olan firmanın aldığı 187 milyon euro’luk son ballı işi, ceza kapsamında iptal edemeyeceklerini bildirdi.Ölüm acı ama para tatlı. Bir haftada çok şeyi unutturuyor..Başkan Kadir Topbaş şöyle diyor:“Firmanın daha önce almış olduğu bir takım işlere müdahale edemezsiniz. Burada yasalar var!” Ne yani, yasalar üç kâğıtçılığı, cehaleti, sorumsuzluğu ve masum insanların hayatı ile oynanmasını himaye mi ediyor?Belediyelerin ihalelerinde genellikle, vakıf veya tarikat kardeşliği ilişkisinden etkilenen seçimler yapılıyor. Mesela “50’ye yaparım” diyen şirket “yetersiz” diye damgalanıp iş 100 isteyen dost şirkete veriliyor.O şirket elini işe sürmüyor, gidip belediyenin “yetersiz” dediği firmayı tutuyor, istediği 50 lirayı ödeyip işi ona yaptırıyor. Geri kalan 50 lirayı cebine atıyor.Devlet artık bütün yatırımı belediyeler eliyle yapıyor. AKP bu yolla kendi zenginlerini üretiyor.Bu üretimi de hiçbir sebep durduramıyor.Bakın Belediye Başkanı Topbaş, Dilara’nın talihsiz ölümünden duyduğu üzüntü ile ve biraz da oluşan toplumsal öfkenin köpüğünü almak için müteahhit şirketin sözleşmesini feshedip 2 yıl da ihalelere girme yasağı koyduklarını açıklamıştı.Bu cezanın Dilara’nın öldüğü gün aynı firmaya davetiyesi çıkarılan 187 milyon euro’luk ihaleyi de içine alması aklın ve adaletin gereği idi.Ama herhalde büyük bir yerden şöyle bir uyarı geldi:“Dilara’ya Fatiha, ihalelere ilişme haaa!” Yapılan, bu dünya için ayıp, öbür dünya hesabına günahtır.Ayıbı ve günahı işleyenler bu hesabı vermekten kaçamayacaklarını bilmeliler!*****KadınlarBugün Dünya Kadınlar Günü. Kutlamak mı, yoksa “başımız sağ olsun” mu demek lâzım bilmiyorum.Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) özel gün mesajının başlığına şu çağrıyı çıkarmış:“Türk kadını çalışma hayatından uzak tutulmamalı..” Çünkü ülkemiz bugün Atatürk ilhamı ile beslenmiyor. Kadını aktif hayata katan o eski heyecan irtifa kaybediyor. Kızlar daha az eğitiliyor, TİSK’in tespitlerine göre kadınların çalışma hayatına katılma oranı yıldan yıla azalıyor.Çünkü toplumcu değil cemaatçi bir zihniyet egemenliği ele geçirmiştir ve bu zihniyet “kadının yeri evidir” demektedir.Oysa Türkiye’nin kaderini değiştirmesi öncelikle iyi eğitilmiş ve hayatın her alanında erkeklerle yarışan, haklarını, kişiliğini cesaretle savunabilen kadınlara bağlıdır.“Allah ne verdiyse çoğalın” diyen cemaatçi kafanın yaratacağı felâketli karmaşayı, sadece istikbali garantiye alınmış bebekleri dünyaya getiren bilinçli kadınlar önleyebilir.Kadınlar Günü’nü bu özlemle kutluyoruz.

Devamını Oku

Kalitesizlik yüceltilirse

6 Mart 2007

Aklı başında insanları sık sık isyan ettiren olaylar olur ve “Bu kadarına lâyık değiliz” diye bağırırız...Cehaletin egemenliğine yönelmiş bu itirazlar hep haklıdır ama “lâyık değiliz” yorumu gerçekçi mi; şüphelidir.Geçen gün bir “okumuşlar meclisi”nde demokrasi konuşuluyordu. Biri şu ümitsiz değerlendirmeyi yaptı:“Mektep yüzü görmemiş kör cahillerle üniversite bitirmiş insanların seçmen olarak eşit sayıldıkları rejime demokrasi demeye devam ettikçe biz adam olmayız!” Peki ne yapalım?Önerilen çözüm, oy verenlerin eğitim durumuna göre farklı katsayılarla değerlendirilmesidir. Bu şekilde hesapça meclisin kompozisyonu hem daha okumuş, hem daha kentli olacaktır.Belki ama bu, tepki ürünü uçuk bir öneridir ve demokrasi ile uyuşması olanaksızdır.Ayrıca da Türkiye’deki çarpıklığın sebebi eşitlikten değil, eşitsizlikten kaynaklanıyor.Bizdeki seçim sistemi, bütün seçmenlerin oylarını eşit tutsa yine iyi. Eşit tutmadığı gibi eğitim düzeyi düşük kırsal alan seçmenine imtiyaz tanıyor. Eğitimli, kentli seçmenin oylarını bir sayıyorsa onlarınkini iki, üç sayıyor.Bunun nedeni şu: Yasaya göre her seçim çevresine baştan 1 milletvekili veriliyor, kalan milletvekili sayısına ülke nüfusu bölünerek bulunan rakama göre illerin çıkaracağı parlamenter sayısı tespit ediliyor.Peşin olarak verilen 1 milletvekili dengeyi bozmaktadır.Son genel seçimde Diyarbakır 12 bin oya, Hakkari 6 bin oya, Muş 8 bin oya, Tunceli 13 bin oya bir milletvekili çıkarırken birçok orta ve batı kentleri, mesela İstanbul, Ankara, İzmir 40 bin ile 50 bin oya bir milletvekili çıkarabildi.DEHAP’ın baraj altında kalmasından ötürü Güneydoğu’da rakamların bu kadar düştüğü söylenebilir.Ama bu savunmayı da Artvin gibi iller çürütüyor. Artvin 25 bin oyla Ankara’ya bir milletvekili gönderdi.Türkiye’de siyaseti dizayn edenlerin tercihi, okumamış, köylü seçmenlerdir. Çünkü kalitesizlik böyle korunur.Okumuşlar imtiyaz peşinde koşacak yerde eşitlik için savaşsın!***Böyle zengin üretiyorlarTalihsiz bir ölüm, İstanbul’daki belediye ihalelerinin ipliğini pazara çıkardı.Bugün haberini verdiğimiz Ömerli-Dudullu isale hattı ihalesi, tipik bir örnek oluşturuyor:İktidar yakını şirket 12.2 milyon YTL’lik ihaleyi alıyor. Ama kendisi yapmıyor. Aynı ihaleye 9.6 milyon YTL teklif veren firmayı taşeron tutup ona yaptırıyor.Hiç terlemeden yüzde 25 kâr...Eğer bu iş 9.6 milyon YTL’ye yapılabiliyorsa Belediye Başkanı 12.2 milyon YTL’nin kime ve niçin ödendiğini sormadı mı?Acaba kaç ihalede böyle kaç kişiye havadan paralar verilmiş, merak eden bir savcı çıkmayacak mı?

Devamını Oku

Sayın Başkan sözünü tut!

5 Mart 2007

Dilara’yı öldüren kanalın müteahhit şirketi MVM iki yıl ihalelere girmekten men edilerek cezalandırılmıştı ya...Meğer o haber, adalete öncülük eden yürekli bir liderliğin erdemi değil, köpüren toplumsal tepkiyi yatıştırmaya dönük bir kurnazlık tedbiri imiş.Anadolu’da halk bu tür manevralara “çakallık” der.İnternetten gelen mektuplar, halkın büyük çoğunluğunun bu habere inanmadığını gösteriyordu.O mektuplardan birini saklamıştım. Funda Y. adlı okurumuz haberin kendisini güldürdüğünü belirterek şu tahmini yapıyordu:“Lütfen takip edin, bu şirketin sahibi İSKİ Müdürü’nün arkadaşı ve avukatı da aynı zamanda Kadir Topbaş’ın avukatı ise başka isimler altındaki şirketleriyle ihale almaya, bizi aldatmaya devam edecektir.” Hayatın gerçeği, bu şüpheci okurumuzu bile sollayıp geçti.Bildiğiniz gibi Dilara’nın ölümü üzerine facianın yaşandığı Tavukçuderesi projesini yürüten MVM şirketinin sözleşmesi iptal edildiği gibi 2 yıl da ihalelere girmekten men cezasına çarptırıldığı duyurulmuştu.VATAN muhabirleri söz konusu şirketin 187 milyon euro’luk (350 milyon YTL) Ambarlı Atıksu Arıtma Tesisi ve Deniz Deşarjı İnşaatı ihalesini aldığını ve gerekli sözleşmeleri imzalamak üzere İSKİ’ye davet edildiğini belirlediler.Davetiye, kaderin bir cilvesi olarak, Dilara’nın kartonla örtülerek tuzak halini alan rögara düşüp öldüğü günün tarihini taşıyor.Yetkililer “Bu davetiyeyi gönderdiğimizde o talihsiz ölüm gerçekleşmiş değildi” mazeretine sığınabilirler.Ama bu mazeret MVM şirketine verilen 187 milyon euro’luk büyük işin, iki yıllık ihale yasağı kapsamında niçin iptal edilmediğini açıklamaya yetmez.Belediye Başkanı Topbaş, Ambarlı ihalesinin MVM şirketinden alındığı haberini duymak için halkın ve medyanın tetikte beklediğini bilmelidir.Aksine hareket etmek yalnız Dilara’nın ruhuna azap vermeyecek, adalet umudunu yitiren toplumun gazabını davet edecektir.İşkenceye devam!İmarbank bonozedeleri dört yıldır eziyet çekiyor.22 bin aile, sorumluluğu devlete ait bir suçun mağdurları olarak yıllarca cehennem azabı yaşadılar.Kaçı bunalıma girip intihara teşebbüs etti veya devasız hastalıklara yakalandı;Kaçının çocuğu annesine, babasına acıyıp sisteme düşman hale geldi?Bunların sayısını bilmeye imkân yok. Çünkü çoğu acılarını içlerine gömen soylu insanlardır bunlar. Çoğu ikramiyesini bonoya yatırmış memurlar, işçilerdir.İktidar İmar Bankası’nın bütün ceremesini ödediği halde nedense bonozedelere hasım gibi baktı.İdare mahkemeleri uzun bir yargı süreci ardından SPK ve BDDK’nın hizmet kusurunu tespit ettikten sonra bonozedelerin kaderi değişti. Paraların ödenmesine ilişkin karara yapılan “yürütmeyi durdurma” talebinin reddedilmesi üzerine artık iktidar için bahane kalmadı.Buna rağmen paraların ödenmesini sağlayacak özel kararnamenin tamamlanması mümkün olmuyor.Her fırsatı siyasi çıkar için sömüren AKP iktidarı, bonozedeler olayında siyasetçi yaklaşımından uzaklaşmaktadır.Merak ediyorum, bu insanlara iktidar niçin hasım gibi davranıyor?

Devamını Oku

Soygun ne boy?

4 Mart 2007

Dilara’yı yutan “kanalizasyon düzeni” meğer sadece cehalet ve sorumluluktan beslenmiyormuş.Tüm kötülüklerin kaynağında mevcut olan yolsuzluk, hırsızlık, kamu kaynaklarının yağmalanması gibi musibetler burada da kendini gösteriyor. Koruyucularından aldığı güçle pis pis sırıtıyor.Dilara Dumru’nun ölümüne sebep olan facia, büyük bir ihtimalle aşağılık bir soygun düzeninin gün ışığına çıkarılması için fırsat sunuyor.Bu fırsatı değerlendirmeliyiz.Dilara’yı yutan lânetli rögarın parçası olduğu taahhüt işi meğer İSKİ tarafından ihalede en yüksek fiyatı teklif eden firmaya verilmiş. Daha düşük fiyat önerenler “Bu iş bu fiyata yapılamaz” gerekçesiyle geri çevrilmiş. Sonra ne olmuş?“Seçilmiş müteahhit” İSKİ’den alacağı paranın yarısına işi taşerona havale etmiş. “Bu fiyata yapılamaz” gerekçesi doğru ise taşeron nasıl yapacak?İki ihtimal var:1. Gerekçe, utanmaz bir bahanedir. Seçilmiş müteahhit bu pis oyunla zengin edilecektir. İktidar 100’e yapılacak işe 200 ödeyerek kendi zenginlerini yaratacaktır.2. Gerekçe doğrudur. Sahiden de “Bu iş bu fiyata yapılamaz”... O durumda da taşeron malzemeden çalacak, bunun doğuracağı tehlikelerin faturasını da yeni Dilara’lar ödeyecektir.Muhalefet partileri uyuyor. Bereket iktidar partisi içindeki muhalif ses Turhan Çömez var. Çömez dün dönen dolapları bir önerge ile İçişleri Bakanı Aksu’ya sordu.Seçim yılında iktidar bu rezaletin üstüne gider mi; bilmiyoruz. Rezalet sadece Dilara’nın yitirildiği işle mi sınırlıdır yoksa yaygın bir soygun yürüyor da Dilara’nın ölümü mü üstündeki örtüyü kaldırdı; bu soruların cevabını arayıp bulmak zorundayız.Turhan Çömez’in merakı ve AKP’nin insafı korkarız bizi hedefe götürmeye yetmez.İtalya’daki Temiz Eller operasyonunu yürüten Di Pietro gibi savcılar lâzım. Di Pietro “Evrensel bir sel felâketinin gelip pislikleri temizlemesini bekleyemeyiz” demişti.“Bunu yaparsak biz yapacağız” diyen savcılar bizde de olmalı!*****Patrik’in sesine kulak verinHrant Dink’in ölümünün üstünden 40 gün geçmiş. Manşetten ineni unutma huyumuz fena...Dün sevenleri onun için dua ederken yararlı bir hatırlatmada bulundular. Patrik Mesrob II âyinde şunu söyledi:“Geçen 40 gün zarfında ne yazık ki bu suikastın gerçek azmettiricilerinin belirlenememiş olması son derece üzücü ve düşündürücüdür.” Doğru, çünkü olay toplumsal gündemin alt sıralarına doğru inerken son gördüğümüz şeyler, gerçek azmettiricilerin ortaya çıkmasını önlemek isteyenlerin akıl almaz çabalarıydı.Gerçek katillerin yakalanması devletin namus borcudur.Çünkü Hrant Dink’in öldürüleceği biliniyordu.Önlenmedi mi, önlenemedi mi?Bu şüphenin doğurduğu töhmetin yükünden kurtulalım bir an önce!

Devamını Oku