Terörist şantaj hiç bir fırsatı kaçırmıyor. Karar vericilerin son derece akıllı ve uyanık olmaları lâzım.
Bölücü örgütün cinayet mevsimi geliyor. Bir bahane icat edemezlerse “ateşkes”in sahteliği iyice ortaya çıkacaktır. O nedenle hem PKK, hem siyasal uzantıları sürekli kışkırtma tuzakları kuruyor.
Son buluş, terörist elebaşının İmralı’da sistematik olarak zehirlenmekte olduğu iddiasıdır.
Apo’nun avukatları Roma’da “müvekkillerinden aldıkları 6 saç teline yapılan metal testinde kronik zehirlenme bulgularına rastlandığını” ilân ettiler.
İncelemeyi yapan Fransız doktorun “İncelediğim saç telinin zehirlenmiş bir insana ait olduğunu söyleyebilirim” demiş olması, iddianın ispatına yeter mi?
Hayır, çünkü o saç tellerinin Apo’ya ait olduğuna dair kanıt gösterilmiyor.
İddiayı Ankara hemen yanıtladı. Adalet Bakanlığı, sağlık kontrolleri düzenli olarak yapılan Apo’nun bugüne kadar ciddi bir sağlık problemi yaşamadığını belirtti.
Bakanlığın yorumuna göre, yeniden yargılanma isteği resmen gündemden düştüğü için avukatları uluslararası ilgiyi Apo üzerine çekebilmek amacıyla bu tertibe başvurmuşlardır!
Bakanlığın açıklamasına rağmen DTP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, kışkırtıcı bir çıkış yaptı. “Öcalan’a saldırı varsa bunun sonuçları kimsenin hesap edemeyeceği kadar ağır olacak” dedi.
Tuğluk’un sözlerinde 8 Mart Kadınlar Günü ve 21 Mart Nevruz bayramı şenliklerine dönük tehdit ifadeleri yer alıyor.
Buna bağlı olarak da bağımsız bir kurul tarafından Apo’nun sağlık durumunun araştırılması talep ediliyor.
Hükümet bu talebi ciddiye almalıdır.
Devleti iftiraya karşı korumanın yolu böyle uçuk iddiaları ciddiye almamak değil derhal çürütmektir.
Aksine davranış şantaja boyun eğmeme şövalyeliği olmaz, halkın güvenliğini fiyaka uğruna tehlikeye atmak olur.
PKK’nın melânet mevsimi geliyor. Belli ki devleti suçlamak ve kışkırtma ortamı yaratmak için bahane arıyorlar!
Adalet özlemi
Yitirdiğimiz melek Dilara’nın annesi, dün kızının kabri başında yürek parçalayan şeyler söylemiş...
“Avukatlar arıyor, siyasi parti temsilcileri arıyor. Ama seçim döneminde kullanılmak istemiyoruz. Tazminat da istemiyoruz. Sadece gerçek suçlunun cezalandırılmasını istiyoruz” diyor.
Tertemiz bir anne yüreği. Kızını alan cehalet ve ihmalin suçlusu her kimse intikamının ondan alınması dışında gözü hiç bir şey görmüyor.
Bu sözleriyle adaleti kutsuyor ve halkın gözünde adalet özleminin her şeyin önüne geçtiğini gösteriyor.
Evet yargı Dilara trajedisi vesilesiyle toplumsal beklentiyi cevaplamanın fırsatını değerlendirmeli, cinayet benzeri bu olayın suçlularını, böyle işler yapanların akıllarından çıkmayacak, kafalarında ibret izi bırakacak cezalara çarptırmalıdır.
Dilara’nın ailesi tazminat istemiyor, niye? O parayı istemiyorlarsa kendilerine kullanmazlar ama Dilara’nın ruhuna huzur verecek bir hayır işinde değerlendirebilirler.
Aile, suçlulara yaptıklarını ödetmek için her fırsatı değerlendirmelidir. Cinayetin sebebi firmaya belediyenin verdiği ceza işte meydanda: İki yıl ihalelere girmekten men!
Halkın oyu ile gelen yöneticilerin bile adalet anlayışı bu kadar sefil.
Yargı “tazminat zenginleşme sebebi olamaz” mantığına dayalı yaklaşımı da bu olayı milat yaparak değiştirmeyi düşünmelidir.
Çünkü bu ilke, suçları caydıran faktörlerden birini devre dışı bırakıyor, adaleti etkisizleştiriyor.

