Cehalet ve ihmalin kanalizasyonda boğduğu güzeller güzeli Dilara bir Japon kentinde ölse ne olurdu?
İlk yirmi dört saat içinde bir büyükkent belediye başkanı, bir yerel belediye başkanı, kanal ihalesini yürüten şirketin müdürü ile en az bir mühendisi harakiri yapardı!
Burası Türkiye.. Bizimkilerin canları kendilerinde kalsın. Ama hiç değilse istifalarını versinler. Bu kadarı bile umut ışığıdır.
Yine de bazı iyi işaretler görüyoruz. Yargı, toplumda oluşan infialin de itişiyle olmalı, hızlı hareket ederek taşeron firmanın sahibi ile iki teknik elemanını cezaevine gönderdi.
Ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, İSKİ Genel Müdürü’nün görevinden alındığını, ayrıca yüklenici firmanın sözleşmesini feshetmeye karar verdiklerini açıkladı. Topbaş bu firmanın iki yıl ihalelere kabul edilmeyeceğini de bildirdi.
Ankara’dan gelen haberler, Başbakan Erdoğan’ın Dilara trajedisiyle özel olarak ilgilendiğini, Belediye Başkanı Topbaş’a “ne gerekiyorsa yapılması” için talimat verdiğini gösteriyor.
Acaba bizi umutlandıran bu hamlelerin seçim yılına girmiş olmamızla bir ilgisi olabilir mi?
Çünkü cehaletten üreyen kötülüklerin küresel çapta en meşum örneklerinden biri 2004 yılında 38 yurttaşımızın ölümü ile sonuçlanan hızlandırılmış tren faciasıydı.
AKP iktidarı “takdir-i ilâhi” deyip Yüce Divan’lık bir suçun üstünü örtmüştü. Şimdi ne değişti?
İktidarın zihniyeti mi düzeldi?
Onu bilemeyiz ama zamanın değiştiğini ve seçmen takdirinin önem kazandığı bir seçim yılına girdiğimizi biliyoruz.
Seçim yılından etkilenerek oluşan bu yeni siyaset ahlâkının sürekliliğini nasıl sağlarız; işte onu bilemiyoruz!
Memleketim
Her günü sürprizlere gebe şahane bir memleketimiz var.
Kırk yıl düşünseniz askeri darbe lideri olan eski cumhurbaşkanı Evren’in “Türkiye’yi eyaletlere bölelim” diyeceğini, buna karşılık her ağzını açışında bölücülükten mahkemeye verilen DTP lideri Ahmet Türk’ün “Sorunlar üniter devlet yapısı içinde çözülür” diye Evren’e itiraz edeceğini tahmin edebilir miydiniz?
Bu da oldu. Artık hiçbir şey sürpriz sayılmaz bizde. Bu tespiti iyiye dönük bir gelişme yaşadığımızı söylemek için yapıyorum. Yeter ki ağır suçlamalardan arınmış bir tartışma ortamında herkes düşündüğünü özgürce söyleyebilsin.
Çünkü ancak öyle bir ortamda doğal sürecin ayrılıktan bütünlüğe ilerlediğini görmemiz mümkün olur. Başarılı örneklerin neredeyse tümünde ayrı devletlerin bütünleşme iradeleri vardır. ABD öyledir, Almanya öyledir, öteki tüm örnekler de aynıdır.
Türkiye üniter bir devlet. Onun, hele etnik farklılığı kabul eden yeni bir yapılanmaya gitmesi maceradır.
Yugoslavya faciası örnektir.
Türkiye’nin bütünlüğü hiçbir hayale, bahaneye feda edilmemelidir!

